Nobel Fizik Ödülü sahiplerini buldu

Nobel Fizik Ödülü’ne bu yıl evreni ve dünyanın evrendeki yerini anlamaya katkı sağlayan çalışmaları ile Kanada ve ABD vatandaşı James Peebles, İsviçreli Michel Mayor ile Didier Queloz layık görüldü. İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından yapılan açıklamada, Peebles’in çalışmalarının büyük patlamadan bugüne kadar evrenin tarihini anlamada temel oluşturduğu belirtildi. Mayor ve Queloz’un ise güneş sistemi dışında güneşe benzer yıldızların yörüngesinde bulunan gezegenleri 1995’te ilk keşfeden bilim insanları olduğuna dikkat çekildi. 830 bin euro tutarındaki Nobel Fizik Ödülü Peebles ve Mayor ile Queloz arasında paylaştırılacak. 1901 yılından beri üçü kadın 209 bilim insanına verildi. ABD’li John Bardeen iki kere bu ödüle layıl görülmüştü. Nobel Tıp Ödülü’nün bu yılki sahipleri Pazartesi günü açıklanmıştı. Ödüle Gregg Semenza, William Kaelin ve Peter Ratcliffe, hücrelerin oksijene olan tepkisi ve değişimi konusundaki çalışmaları ile ödül layık görülmüşlerdi. Çarşamba günü Nobel Kimya Ödülü, Perşembe günü de Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen isimler açıklanacak. Jüri üyeleri arasında yaşanan skandal nedeniyle geçen yıl Nobel Edebiyat Ödülü verilememesi yüzünden bu yıl istisnai olarak iki isme Nobel Edebiyat Ödülü verilecek. Cuma günü de Nobel Barış Ödülü’nü alacak isim açıklanacak. dpa/JD,GA © Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/nobel-fizik-ödülü-sahiplerini-buldu/a-50736364?maca=tur-rss-tur-society-3316-xml-mrss

Almanya’dan Erdoğan’ın mülteci tehdidine yanıt

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’nin Suriye’ye askeri harekatını eleştiren AB ülkelerini hedef alarak, “Kapıları açar, 3,6 milyon mülteciyi sizlere göndeririz” tehdidine Almanya’dan yanıt gecikmedi.  Alman Meclisi Dışişleri Komisyonu’nun Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili başkanı Norbert Röttgen, Erdoğan’ın sözlerine “Bize doğruları söylememeyi dikte edemez” ifadeleriyle yanıt verdi. Başbakan Angela Merkel’in partisi CDU’nun dış politika konularındaki en deneyimli isimlerinden olan Röttgen, Phoenix televizyon kanalına şu değerlendirmeyi aktardı: “Erdoğan’ın bize doğruları ve gerçeği olduğu gibi söylememeyi dikte etmesini kesinlikle kabul edemeyiz. Erdoğan’ın aslında tam da bu sözleri, Avrupalılar, Batı olarak bizim bu seviyede hareket etmediğimizi göstermemiz için bir neden teşkil ediyor. Daha da ağır olanı, Avrupalıları men etmek istediği şeyi yapan, yani bu politikayı eleştiren Türk yurttaşlarının hapsedildiği gerçeği. Özellikle Kürt muhalefeti HDP, zaten liderliği uzun süredir hapiste… Bunlar zaten olanları olduğu gibi söylememiz için bir neden daha oluşturuyor. Çünkü biz Türkiye ve Erdoğan’ın bize ihtiyaç duyduğunu biliyoruz. Bizim de çıkarlarımız var. Ama şunu diyebilirim. Türkiye’nin Almanya ve Avrupa’ya daha fazla ihtiyacı var.”  Norbert Röttgen SPD: Tek başına atılan adımlar başarı getirmez Bir diğer önemli açıklamayı da Alman hükümetinin ortaklarından Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Federal Meclis Grup Başkan Vekili Gabriela Heinrich yaptı.  “Türkiye’nin, askeri tırmanışa son vermesi sağlanmalı” diyen Heinrich, bunu sağlamak için uluslararası toplumun ortak tepki göstermesinin önem taşıdığını belirtti.  Heinrich, şu değerlendirmeyi aktardı: “Suriye’nin daha fazla istikrarsızlık ve insani kriz yerine barışı temin edecek yollara ihtiyacı var. Türk hükümeti de Suriye’deki gelişmelerin tüm uluslararası toplumu ilgilendirdiğini anlamak zorunda. Tek başına atılan adımlar ne başarı getirir ne de kabul edilebilir. Tek taraflı askeri hamleler sürdürülebilir çözüm, barış ve uzlaşının önünü tıkar.” Muhalefet partileri ise daha sert adımlarla Ankara üzerindeki baskının artırılması gerektiğini savunuyor, Alman hükümetinin Türkiye’ye silah ambargosu uygulamasını ve Türk hükümetiyle tüm askeri işbirliğine son verilmesini istiyor.  Roth: Türkiye’nin NATO üyeliği sorgulanmalı Yeşiller Partili Federal Meclis Başkan Yardımcısı Claudia Roth, “Schwäbische Zeitung” gazetesine yaptığı açıklamada, “demokrasi düşmanı” dediği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “uluslararası hukuka aykırı bir savaş yürütmekle” suçladı. Claudia Roth Türkiye’nin NATO üyeliğinin sorgulanması gerektiğini savunan Roth, “NATO yine bir tepki gösteremeyecek olursa, NATO yine susacak ise, NATO Türkiye’nin üyeliğini sorgulamayacak ise işte o zaman bir değerler ittifakından söz etmeye son vermek zorunda” diye konuştu. Suriyeli Kürtlere güvenlik garantisi talebi Türkiye’ye yapılan tüm mali yardımların durdurulması gerektiğini savunan Sol Parti’nin dış politika sözcüsü Stefan Liebich ise, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Şartı’nı ihlal ettiğini savunarak BM Güvenlik Konseyi tarafından kınanmasını istedi.  Türk hükümetine uluslararası silah ambargosu uygulanması çağrısı yapan Liebich ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin, Suriye bütünü içinde Kürtlere ait bir otonom bölge için güvenlik garantisi” vermesini istedi. “Erdoğan muhalefeti bölmeyi başardı” Sol Partili Sevim Dağdelen ise Twitter’da yaptığı paylaşımda Erdoğan’ın Suriye harekatını iç siyasete etkisi bağlamında değerlendirdi.  TBMM’deki tezkere oylamasına dikkat çeken Dağdelen, “Erdoğan’ın ‘böl yönet’ prensibine hakimiyeti sürüyor. İç politikada yine başarıyla muhalefeti bölmeyi başardı. Türk parlamentosunda Kürt yanlısı HDP dışında tüm partiler Suriye’ye saldırıyı destekledi” ifadelerine yer verdi.  “AB süreci durdurulmalı” Bu arada Federal Meclis’teki sağcı popülist Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) dış politika sözcüsü Paulus Hampel de bir açıklama yaptı.  Türkiye’nin Suriye harekatını, “ağır bir uluslararası hukuk ihlali” olarak nitelendiren Paulus, her vesileyle gündeme getirdikleri talebi yineleyerek, “Türkiye’nin AB üyelik süreci durdurulmalı. Ankara bir kez daha Avrupa’ya ait olmadığını göstermiştir” dedi.   DW/DA,BK © Deutsche Welle Türkçe  

Kaynak: DW – Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/almanya-dan-erdoğan-ın-mülteci-tehdidine-yanıt/a-50782759?maca=tur-rss-tur-pol-ger-3312-xml-mrss

Steinmeier: Bu bir utanç günüdür

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Çarşamba günü iki kişinin aşırı sağcı bir saldırgan tarafından öldürüldüğü Halle kentini ziyaret etti. Burada, zanlının içeri girmeye çalıştığı sinagogu ziyaret eden Steinmeier, “Her kim hala aşırı sağa ve ırkçı nefrete en ufak hoşgörü gösteriyorsa, nefreti körükleyerek başkalarının siyasi saiklerle farklı düşünenlere, farklı inançlara sahip olanlara, ya da Walter Lübcke olayında gördüğümüz gibi demokratik kurumların temsilcilerine şiddet eğilimini destekliyorsa, bunu haklı görüyorsa, bu suça ortaktır” ifadesini kullandı. Yaşanan saldırının utanç verici olduğunu belirten Steinmeier, toplumun açık ve kararlı bir şekilde Yahudi vatandaşlarla dayanışma halinde olması gerektiğini dile getirerek, “Yahudi varlığını korumak zorundayız” dedi. Almanya Başbakanı Angela Merkel de, Çarşamba günü Halle kentinde yaşanan silahlı saldırının kendini, Almanya’daki milyonlarca insan gibi şoke ettiğini ve çok üzdüğünü dile getirdi. Saldırıda yaşamını yitiren iki kişinin aile ve yakınlarının acısını paylaştığını ifade eden Merkel, “Sinagogda bulunan insanlara yönelik saldırıdan kıl payı kurtulduk. Ölü sayısı çok daha fazla olabilirdi” dedi. Nefrete, şiddete ve düşmanlığa karşı hukuk devletinin tüm araçlarıyla karşı çıkılması gerektiğini vurgulayan Merkel, “Bu konuda en ufak bir hoşgörü gösterilemez” dedi. Başsavcı: Halle’de yaşananlar bir terör saldırısı Halle olayının soruşturmasını yürüten Federal Başsavcı Peter Frank, sinagoga yönelik saldırı girişimini, aşırı sağcı bir terör saldırısı olarak değerlendirdiklerini bildirdi. “Dün yaşadığımız şey terördü” diyen başsavcı Frank, saldırganın hedefinin sinagogda bir katliam yapmak ve dünya çapında etki yaratmak olduğunu da sözlerine ekledi. Frank ayrıca, zanlı Stephan B.‘nin otomobilinde dört kilogram patlayıcı madde ve çok sayıda patlatma düzeneğinin ele geçirildiğini ifade etti. Almanya Adalet Bakanı Christine Lambrecht de, 27 yaşındaki silahlı saldırganın Yahudi düşmanı ve aşırı sağcı saiklerle tek başına hareket ettiğini belirterek, ülkedeki aşırı sağcılığın, hukuk devleti tarafından her türlü araçla mücadele edilmesi gereken en büyük tehlikelerden biri olduğunu vurguladı.   Öte yandan Başsavcılık, zanlının evinde yapılan aramalarda çok sayıda delile el konulduğu, silahının ve patlayıcı maddelerin de kriminal incelemeye tabi tutulacağını duyurdu. Duyuruda ayrıca, zanlının olası bağlantılarının ve olası destekçilerin araştırıldığı, bunun için de saldırganın tüm iletişim ağının mercek altına alındığı bildirildi.  Reuters,dpa / ET,BK © Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/steinmeier-bu-bir-utanç-günüdür/a-50781885?maca=tur-rss-tur-pol-ger-3312-xml-mrss

Nobel Edebiyat Ödülü Handke ve Tokarczuk’un oldu

2019 yılı Nobel Edebiyat Ödülü’ne Avusturyalı yazar Peter Handke, 2018 Nobel Edebiyat Ödülü’ne ise Polonyalı yazar Olga Tokarczuk layık görüldü. İsveç Akademisi’nden Perşembe günü Stockholm’de yapılan açıklamada, Handke’nin “dili ustalıkla kullandığı güçlü eserlerinde çevreyi ve insan deneyiminin özelliklerini araştırdığı” belirtildi. Açıklamada, Tokarczuk’un da “ansiklopedik bir tutku içeren anlatım gücünün bir yaşam biçimi olarak sınırlar arasında geçişini sembolize ettiği” kaydedildi. Akademi’yi sarsan cinsel taciz ve yolsuzluk skandalı nedeniyle geçen yıl Nobel Edebiyat Ödülü verilmemişti. Bu nedenle, Nobel Komitesi bu yıl bir istisna yaparak iki ödül birden verdi. Yaklaşık 830 bin euro tutarındaki Nobel Edebiyat Ödülü 10 Aralık’ta Stockholm’de düzenlenen törenle sahiplerini bulacak. 1942 doğumlu Avusturyalı yazar Peter Handke’nin Türkçe’ye çevrilen anlatı ve romanları arasında “Solak Kadın”, “Kaspar”, “Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi” ve “Çocuğun Endişesi” bulunuyor. Polonyalı yazar Olga Tokarczuk’un ise Türkçe’ye “Koşucular” adlı romanı çevrilmişti. Nobel Edebiyat Ödülü, 2016 yılında da Orhan Pamuk’a verilmişti. DW,AFP,epd/JD,BK © Deutsche Welle Türkçe  

Kaynak: DW – Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/nobel-edebiyat-ödülü-handke-ve-tokarczuk-un-oldu/a-50777738?maca=tur-rss-tur-society-3316-xml-mrss

Almanya’dan Türkiye’ye seyahat uyarısı

Almanya, Türkiye’yi ziyaret edecek vatandaşlarını uyardı. Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan güncellemede, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik başlattığı askeri operasyona dikkat çekilerek, özellikle Türkiye’nin Suriye ile sınır bölgesindeki Şanlıurfa ve Mardin’de askeri hareketlilik olduğuna vurgu yapıldı. Vatandaşlarından özellikle sınır bölgesine seyahat etmekten kaçınmalarını isteyen ve bunun “büyük önem” taşıdığına vurgu yapan Alman hükümeti, “Türkiye genelinde saldırı tehlikesi arttı” ifadesiyle de düzenlenebilecek saldırılara karşı dikkatli olunması uyarısında bulunuldu. Almanya dün kınamıştı Alman hükümeti, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine dün başlattığı askeri harekatı kınayan ilk devletlerden olmuştu. Dışişleri Bakanı Heiko Maas yaptığı açıklamada harekatı “saldırı” olarak nitelendirerek, “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine saldırısını en sert şekilde kınıyoruz. Türkiye bu saldırısıyla bölgenin daha da istikrarsızlaşmasını göze alıyor, IŞİD’in yeniden güçlenmesi riskine yol açıyor. Türkiye’ye saldırıya son verme çağrısı yapıyoruz” sözlerini kaydetmişti. DW/DA,BK © Deutsche Welle Türkçe  

Kaynak: DW – Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/almanya-dan-türkiye-ye-seyahat-uyarısı/a-50776779?maca=tur-rss-tur-pol-ger-3312-xml-mrss

Yücel: Benim sürecim, Erdoğan’ın iktidar için her şeyi yapacağını gösterdi

DW Türkçe: Türkiye’de devletin en üstü ve üst düzey yetkilileri sizin için “Ajanterörist” ifadesini kullandı. Kitabınızın adı “Ajanterörist”. Neden? Deniz Yücel: Ajanterörist, Recep Tayyip Erdoğan’ın, benim hakkımda konuşurken Türkçe lügata soktuğu bir kavram. Ben de kitabıma başlık düşünürken dedim ki cumhurbaşkanım madem bize böyle bir ikramda bulundu, şimdi onu kullanmamak ayıp olur. O yüzden telif hakları Tayyip Erdoğan’a ait olan bu kavramı kitabıma başlık olarak seçtim. Yargı sürecinizle ilgili ya da yaşanan tüm siyasi gelişmelerde sizin ne düşündüğünüze dair sorulacak birçok soru var. Ama sondan başlayalım… Ne oldu da onca suçlama varken bir “Ajanterörist” serbest bırakıldı? Ya ilginç, evet. Sabah gazetesinde, mesela “Ajanterörist” olarak tutuklandım ve “Die Welt gazetesi Türkiye muhabiri gazeteci Deniz Yücel” olarak tahliye oldum. Yani ben içeri alındığımda, tutuklandığımda Türkiye’deki mevcut iktidar ve bizzat Tayyip Erdoğan bundan kendine bir çıkar umduğu için tutuklandım. “Serbest bırakılma şartlarım da tutuklanmam da hukuk dışıydı” Keza serbest bırakıldığımda yine bir çıkar umut ettiği için serbest bırakıldım. Benim serbest bırakılmam tümüyle siyasi bir karar. Gerçekten biliyorum mahkemeye talimat geldi, bu adamı serbest bırakın. Yani benim serbest bırakılma şartlarım – tekrar ediyorum – sadece tutuklanmam değil, serbest bırakılma şartlarım da hukuk dışıydı. Türkiye ile Almanya arasında ciddi bir savunma sanayi ticareti var. Kitabınızda, aynı cezaevindeyken yaptığınız gibi bir noktayı vurguluyorsunuz. “Deniz Yücel ve tank kelimeleri aynı cümlede kullanılamaz.” Bir de Gülen yapılanmasına bağlı kişilerin sizinle takas edilmesi gibi birtakım pazarlıklar döndüğü iddia edildi. Bunlar doğru mu? “İktidardaki bir mafya düzenidir” Tayyip Erdoğan şunu düşündü, madem bu adam Almanya için bu kadar kıymetli, bari boşuna vermeyelim bir karşılığını alalım. Bir gangster kafasında ama Ahmet Şık’ın da hep dile getirdiği gibi iktidardaki zaten bir mafya düzenidir. Mafya başı da Tayyip Erdoğan. İlk dediğiniz gibi bir takas denedi. İşte falanca generalleri verirler, sonradan biz Deniz’i veririz. En son da Gerhard Schröder Türkiye’ye geldiğinde Erdoğan’ı bunun mümkün olmadığına ikna etti. Ondan sonra Tayyip Erdoğan’ın denediği başka bir şey, “Bari en azından bir silah alalım, tümüyle bedavaya vermeyelim bu adamı.” Yine hâlâ konuşan, hareket eden bir gangster zihniyeti. Ama tüm açık bilgilere göre ve benim defalarca Alman hükümetine, çeşitli makamlarına sorduğum ve aldığım bilgiye göre öyle bir pazarlık olmadı. Sizin dahilinizde, bilginizde bir pazarlık olmadı… Sadece benim dahilimde, bilgimde değil. Almanya tüm sıkıntılarına, burada da var olan sorunlarına rağmen nispeten şeffaf bir devlet. Türkiye gibi değil. Yani izine tabii olan her türlü ihracatını devlet size bildirmek zorunda. Yani Türkiye’ye silahlar satılıyor. Evet, ben içerideyken de silah satışı devam etti. Hiçbir zaman askıya alınmadı. Belli bir ölçüde halen, o zaman da vardı, şimdi de var. Türkiye’nin aldığı bir şey var, evet, tümüyle boşuna çıkmadım. Nispeti bir normalleşme kazandı… Türkiye bazılarının telaffuz ettiği büyük devlet falan filan olsa Almanya’dan bana ne diyebilirdi. Öyle bir konumda değil. Hele ki ekonomik açıdan hiç değil. O yüzden ilişkileri tekrardan düzeltmek zorundaydı ve bu yol benim serbest kalmamdan geçiyordu. “Türkiye gazeteciler için hiçbir zaman çok da kolay bir alan değildi” İddianameye gelelim… Bir yıl beklediniz ve hazırlanan iddianamede, yaptığınız haberler üzerinden suçlamalar yapıldı. Bunlar arasında PKK yöneticilerinden Cemil Bayık ile röportajınız da var. Bir gazetecinin işi haber yapmak ve ilgili herkese soru yöneltmektir. Bu suçlamalarda, kendinizden şüphe ettiğiniz anlar oldu mu? Hayır, hayır. Yani şöyle ki tüm meslektaşlar için geçerlidir, yani bir işi daha iyi yaptığını düşünürsün ya da bu işi de “Eh, bu da çok da iyi olmadı” deyip geçersin. Ama genel olarak “Keşke bunu yapmasaydım, keşke Kandil’e gitmeseydim, keşke 15 Temmuz gecesi sokağa çıkan az sayıda yabancı gazetecilerden biri ben olmasaydım” gibi şeyler düşünmedim hiçbir zaman. Benim işim bu. Türkiye gazeteciler için hiçbir zaman çok da kolay bir alan değildi. İfade özgürlüğünün, düşünce özgürlüğünün tümüyle geçerli olduğu bir dönem, o topraklarda hiçbir zaman yaşanmadı. Böyle bir süreç olabileceğini düşünebildiniz mi? Bu kadar uzun süreceğini? Bu kadarını değil, hayır. Ama sadece ben değil, Alman siyasileri, Alman diplomatlar, avukatlar, başka gazeteciler de beklemiyordu. Vatan Caddesi’ndeki nezarethanede ve daha sonra cezaevinde falan karşılaştığım herkes “Seni gözaltına alamazlar” diyordu. “Seni alamazlar” dediler, aldılar. Tutuklandım, “Seni fazla tutamazlar” dediler, valla tuttular. Böyle bir şey, bunun zaten bir örneği yok ve Türkiye’nin bunu göze alacağını kimse tahmin etmemişti. Altında yatan da şuydu: Türkiye, Avrupa Birliği’ne dahil olmak istiyor, yüzünü Batı’ya çevirmiş bir ülke, ekonomik ilişkiler çok yoğun, politik ilişkiler çok yoğun ve sadece bir gazeteciden dolayı böyle bir krizi göze alamaz diye düşünülüyordu. “Erdoğan’ı bekleyen Silivri 9 No’lu Cezaevi’dir” Benim sürecim de bir daha gösterdi ki Tayyip Erdoğan’ın iktidarda kalmak için yapmayacağı şey yoktur. Çünkü biliyor ki çıktığı gün onu bekleyen, Marmaris’te kafa dinlemek, emeklilik değil. Çıktığı gün onu bekleyen, benim terk ettiğim ve bir sürü arkadaşın hâlâ bulunduğu Silivri 9 No’lu Cezaevi’dir. O yüzden bu iktidarı bırakmayacaktır. Uzun bir süreçti, “siyasi rehine” olarak tutulduğunuzu belirtiyorsunuz. Şimdi üzerinden zaman geçti, yeniden o dönemi düşününce Alman hükümetinin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yeterli miydi? Alman hükümetinin Türkiye politikasını tutuklanmadan önce de eleştiriyordum. Şimdi de hâlâ çok eleştirdiğim nokta var ama söz konusu kendim olduğumda “Benim hakkımda yeterince yapmadı” demek tuhafıma gidiyor. Benim görebildiğim kadarıyla gerçekten önemsediler. Bir yandan müthiş bir kamuoyu baskısı da vardı. Alman hükümeti meseleyi ciddiye aldı. Türkiye tarafını şaşırtan biraz da buydu. Almanya tarafı sadece meydanlarda “Deniz, Deniz” demedi. O, onların bildikleri bir şey, tribüne konuşmak. 2015’ten beri bir hayatınız, bir eviniz ve kediniz vardı. Cezaevinde evlenmek zorunda kaldınız. Sonra serbest bırakılacağınız an geldi ama anında Türkiye’den çıkmanız gerekiyordu. Ama sizi ikna etmek zorunda kalmışlar. Neden? “Bin Ali, in Ali’ diyebilir ama bana diyemez” Dönemin Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, eşim Dilek’e, “Türkiye’de şu an içeride olan birine, seni hemen serbest bırakıyorlar, tek koşulu derhal ülkeden çıkmak, bunun için ben de sana uçak yolluyorum. Kim hayır der ki?” dedi. Dilek de diyor ki, “Bu Deniz, yani reddedebilir.” Ve ben bunu kabul etmedim çünkü düşündüğüm şuydu: Bu duygusal bir şey de aynı zamanda. Bu adamın işine geldiğinde ben içeri atılacağım ve bu adamın işine geldiğinde ben dışarı çıkacağım ve ben buna hiçbir şey demeyeceğim. Ben Binali Yıldırım değilim. Yani Binali Yıldırım’la bilmem kime böyle davranıp “Bin Ali, in Ali” diyebilir ama bana diyemez. Altında yatan şöyle psikolojik bir ruh hali de vardı: İki yıldır İstanbul’da yaşıyordum. Hayatım, arkadaşlarım, kedim, evim, işim İstanbul’daydı. Bu işimden zorla, şiddetle alındım. Bu hayatımdan koparıldım. O hayatımı geri istiyorum. “Bir de… babam hastaydı…” Nasıl ikna oldunuz peki? Dilek’le konuşurken “Ya sen onların istediğinin olmamasını istiyorsun ama böyle bizim istediğimiz de olmayacak. Sen onları bırak, biraz da bizi düşün” dedi. Bu beni düşündürdü. Bir de babam hastaydı. Ağır kanser hastasıydı. Belki ben cezaevinde daha 3 ay, 5 ay kalsam da babam 3 ay, 5 ay kalmayacak. Nitekim ben çıktıktan 4 ay sonra da kaybettik. Cezaevinde maruz kaldığınız kötü muameleye ve işkenceye, savunmanızda yer verdiniz, kitabınızda da… Bir suç duyurusu yaptınız, ancak o dönem kamuoyuna yayılmasını istemediniz. Hakkınızdaki her ayrıntı, siyasi malzeme oldu, bunu engellemeye mi çalıştınız? Bunun iki sebebi vardı. Bir, dediğiniz gibi suç duyurusunda bulunduk. Süregiden bir mahkeme süreci vardı. Ben çıktığımda henüz bu süreç tamamlanmamıştı. O yüzden bu sürece müdahale etmek istemedik. İkinci sebep, bu kötü muamele ve işkence diyorum çünkü sistematik bir şekildeydi. Sindirmek üzerine, aşağılamak üzerine kurulan bir şeydi ve her gün sınırlarını aşabiliyordu. İlk gün olmadı, ikinci gün göğsüme, sırtıma vurdular. Üçüncü gün yüzüme vurdular yani bu sınırın nereye kadar taşınacağına dair de bir güvenceniz yok. Onların insafına kalmışsınız. O altı gardiyanın tek başına yapması mümkün değildi. Cezaevi yönetiminin, Silivri 9 No’lu Cezaevi’nin müdürü Ali Demirtaş’ın bundan habersiz olması mümkün değil. “Belki zaten istedikleri buydu” Ha, talimatı o mu verdi? Onu kesin söyleyemem. Bizzat Cumhurbaşkanı’nın konuştuğu bir kişi hakkında bir cezaevi müdürü kalkıp da “Ben buna haddini bildireceğim” demeye cesaret edebilir mi? Türkiye’de, o dönemde bence edemez. Bu yukarıdan gelen bir talimatla yapıldı ve bence amaç, tutuklanmam Almanya’da zaten bir tepkiye yol açmıştı, bunu daha da körüklemekti. Bunu kamuoyuna duyurmayacağımızı mı düşündüler? Pek imkân vermiyorum. Belki zaten istedikleri buydu. Ve en önemlisi bunun yeri içeriden yazdığım herhangi bir mesaj, bir röportaj değildi. Bunun yeri mahkemeydi. Beni yargılayan devletin karşısında ben bu devletin tepesindeki, en tepesindeki adamın sorumluluğunda, belki de hatta onun talimatıyla işkence gördüm demekti… “Ajanterörist” adlı kitabı 10 Ekim’de Almanya’da piyasaya sürülecek olan gazeteci Deniz Yücel’in bir sonraki duruşması 17 Ekim’de görülecek. Deniz Yücel 4 yıldan 18 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Gezal Acer ©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/yücel-benim-sürecim-erdoğan-ın-iktidar-için-her-şeyi-yapacağını-gösterdi/a-50745403?maca=tur-rss-tur-pol-ger-3312-xml-mrss

Maas’tan Türkiye’ye ‘IŞİD güçlenir’ uyarısı

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı telefon görüşmesinde Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna düzenlediği askeri harekâttan duyduğu kaygıyı dile getirdi. Telefon görüşmesinin ardından Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada, Bakan Maas’ın görüşmede Suriye’ye yönelik askeri harekâta ilişkin tutumu açıkça dile getirdiği ifade edildi. Açıklamada, Maas’ın harekâtın “IŞİD’in yeniden güç kazanması ihtimalinin de dahil olduğu çok olumsuz sonuçlarından” duyduğu kaygıya vurgu yaptığı belirtildi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, dün Türkiye’nin “Barış Pınarı Harekâtı”nı başlatmasının ardından yaptığı açıklamada, askeri harekâtı “en sert şekilde kınadığın”” belirtmişti. Maas, “Türkiye bu şekilde, bölgeyi daha da istikrarsızlaştırma ve IŞİD’in yeniden güçlenmesi riskini göze almış bulunmaktadır” ifadesini kullanmıştı. DW,dpa/JD,GA © Deutsche Welle Türkçe  

Kaynak: DW – Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/maas-tan-türkiye-ye-işid-güçlenir-uyarısı/a-50770843?maca=tur-rss-tur-pol-ger-3312-xml-mrss

Halle saldırısı: “Aşırı sağ yeni bir nitelik kazandı”

Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletininin Halle kentinde Çarşamba günü silahlı bir kişinin bir sinagog önünde iki kişiyi öldürmesine tepkiler sürüyor. Almanya Yahudiler Merkez Konseyi Başkanı Josef Schuster, bu saldırı ile “Almanya’da aşırı sağcılığın yeni bir nitelik” kazandığını söyledi. Deutschlandfunk radyosuna konuşan Schuster, sinagogu hedef alan bu saldırının Almanya’daki Yahudiler arasında kaygı yarattığını da sözlerine ekledi. Schuster, Almanya’daki aşırı sağcılığı destekleyen siyasi gelişmeler gözlemlediklerini belirterek, bu nedenle de böyle bir eylemin şaşırtıcı olmadığını ifade etti.  Josef Schuster Bavyera İçişleri Bakanı Joachim Herrmann, bu eylemde sağ popülist Almanya için Alternatif’nin (AfD) de sorumluluğu olduğunu söyledi. Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partili Herrmann, AfD’li siyasetçi Björn Höcke gibi politikacıların Almanya’da antisemitizmi yaydığını savundu. Halle’deki saldırının ardından bugün Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in bugün şehri ziyaret etmesi bekleniyor. İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in de bugün Halle’ye gidecek. Soruşturma sürüyor Saldırının ardından başlatılan soruşturma da sürüyor. Federal Savcılıktan Perşembe sabahı yapılan açıklamada, zanlının Eisleben’deki evinde arama yapıldığı belirtildi. Açıklamada, zanlının daha önce aşırı sağcı olarak kayıtlara geçmediği, suç ortağı olup olmadığının da araştırıldığı kaydedildi. Federal Savcılık, saldırının aşırı sağcı ve antisemitist saiklerle düzenlediği görüşünde. Saldırı sonrasında ortaya çıkan videonun da bunu gösterdiği ifade edildi. Saldırının zanlısı aşırı sağcı Stephan B. Çarşamba öğleden sonra gözaltına alındı. Emniyet birimlerinden alınan bilgilere göre, saldırgan öğle saatlerinde elindeki silahlarla bir sinagoga girmeye çalıştı. Yahudilerin en önemli kutsal günlerinden olan Yom Kipur ayininin yapıldığı sinagogta 50’den fazla kişi bulunuyordu. 27 yaşındaki zanlının güvenlik önlemleri nedeniyle sinagoga girememesi üzerine sinagogun önünde bir kadını ve yakınlardaki bir döner büfesinde bir erkeği  vurarak öldürdüğü ve en az iki kişiyi de yaraladığı belirtildi. Saldırıda hayatını kaybedenlerin kimliklerine ilişkin henüz açıklama yapılmadı. Video henüz teyit edilmedi Zanlının başına taktığı bir video kamera ile şiddet eyleminin görüntülerini kaydettiği ve canlı olarak internetten yayınladığı ortaya çıktı. Ancak emniyet birimleri henüz videonun doğruluğunu teyit etmedi. Videoda, zanlının el yapımı olduğu tahmin edilen tüfek, tabanca ve patlayıcı maddelerle saldırdığı, silahlarının tutukluk yapmasının daha fazla insanın ölmesini engellediği görülüyor. Video platformu Twitch’de yayınlanan videonun, yaklaşık 2 bin 200 kişi tarafından izlendiği ve yayınlanmasından 30 dakika sonra da silindiği belirtildi.  Zanlının olay yerinden kaçmasının ardından Halle’ye yaklaşık 15 kilometre mesafedeki Landsberg’de de ateş açtığı belirtildi. Burada bir oto tamirhanesinden yeni bir araç alarak kaçtığı ve Halle’nin güneyinde yakalandığı kaydedildi. Polisin Landsberg’de de incelemelerde bulunduğu ve çok sayıda evde arama yaptığı belirtildi. AFP,dpa/JD,GA © Deutsche Welle Türkçe  

Kaynak: DW – Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/halle-saldırısı-aşırı-sağ-yeni-bir-nitelik-kazandı/a-50766477?maca=tur-rss-tur-pol-ger-3312-xml-mrss