Almanya İçişleri Bakanı: Trump’ın kararı ilişkileri sıkıntıya sokacak

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Almanya’da bulunan askerlerinden yaklaşık 12 binini geri çekme kararı, Alman siyasiler arasında tartışılmaya devam ediyor. Hem koalisyon hükümeti hem de muhalefet, ABD Başkanı Trump’ın kararını eleştiriyor. İçişleri Bakanı Horst Seehofer, söz konusu kararın “transatlantik ilişkilere zarar vereceğini” ifade etti.

Konuyla ilgili olarak Passauer Neue Presse gazetesine açıklamalarda bulunan CSU’lu (Hristiyan Sosyal Birlik) Bakan, “Bu, pek tabii ki Alman-Amerikan ilişkilerini sıkıntıya sokacak bir süreç” ifadesini kullandı.

ABD, Almanya’da konuşlandırılmış 36 bin askerinden yaklaşık 12 binini Almanya’dan çekmeyi planlıyor. Askerlerin yarısından fazlasının ABD’ye dönmesi, kalan askerlerin de Avrupa’nın farklı ülkelerine konuşlandırlması hedefleniyor. Bakan Seehofer, şu an yapılacak ilk işin, Amerikan askerlerinin çekilmesiyle oluşacak boşluğun doldurulması olduğunu belirtti.

“Askerlerini değil nükleer silahlarını çekselerdi”

ABD’nin kararına muhalefet partilerinden de tepki var. Yeşiller Partisi Meclis Grup Başkanı Katrin Göring-Eckardt, ABD’nin planlarına ilişkin açıklamasında, “Amerikalıların, askerleri yerine Almanya ve Avrupa’daki nükleer silahlarını geri çekmesi daha iyi olurdu” eleştirisini yöneltti.

Göring-Eckard’a göre ABD askerlerinin Almanya’dan çekilmesi ne NATO ne de ABD’nin çıkarına hizmet ediyor ve bu kararla transatlantik ilişkiler sıkıntıya sokuluyor.

“ABD böylece güvenliği daha iyi sağlayabilir”

Alman ordusunun eski Genel Müfettişi Harald Kujat da yeni bir duruma dikkat çekiyor. Almanya’nın jeopolitik konumunun Demir Perde döneminden sonra değiştiğine dikkat çeken Kujat, Almanya’nın bir ön cephe ülkesi değil, artık Avrupa’da bağlantı bölgesi konumunda olduğunu belirtti.

Kujat, “Amerikan askerleri birlik savunmasını Almanya’nın güneyinden çok, Polonya ve Baltık ülkelerinden daha iyi gerçekleştirebilecektir” yorumunu yaptı.

“Amerikalılar savaş yorgunu”

Almanya ile ABD arasında ekonomik, eğitim ve askeri ilişkileri geliştirmek amacıyla kurulan Atlantik Köprüsü’nün başkanı Sigmar Gabriel ise Amerikan askerlerinin geri çekilmesinin kaçınılmaz olduğuna işaret etti. Almanya’nın eski Dışişleri Bakanı da olan Gabriel, sadece Trump değil eski başkan Obama döneminde de ABD‘nin dünya genelindeki askeri misyonlarını azaltma hedefinde olduğunu belirtti.

Sigmar Gabriel

Sigmar Gabriel

Amerikan halkının “savaş yorgunu” olduğunu ifade eden Gabriel, hem sağ hem de soldan “bitmek bilmeyen savaşları durdurun” çağrılarının yükseldiğine dikkat çekiyor.

ABD Başkanı Donald Trump daha önce Almanya’da konuşlu asker sayısını 35 binden 25 bine düşürme talimatı vermiş ve buna gerekçe olarak, Almanya’nın savunma harcamalarının hala çok düşük olduğunu öne sürmüştü. Washington yönetimi söz konusu karar öncesinde Berlin hükümeti ile de görüşmeler yapmamıştı.

ABD Almanya’nın savunma bütçesini artırmasını istiyor

Trump ayrıca savunma harcamalarının artırılması için Almanya’ya uzun süre baskı yaptı. ABD’nin eski Berlin Büyükelçisi Richard Grenell de geçtiğimiz yıl  Alman hükümetinin savunma bütçesini artırmaması durumunda ABD askerlerinin bir bölümünün geri çekileceğini dile getirmişti.

Trump kendi partisi Cumhuriyetçiler içinde de bu kararı nedeniyle eleştiriliyor. Bazı Cumhuriyetçi üyeler, Almanya’daki askeri varlığın azaltılmasının ABD’nin güvenliği açısından doğru olmadığını savunuyor.  

DW,dpa / GA,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Anket: Almanya’da çoğunluk ikinci dalganın olacağını düşünüyor

Almanya’da kamu tevizyonu ZDF’nin yaptırdığı bir ankette, katılımcılara pandemi sürecine dair görüşleri soruldu.

Ankete katılanların yüzde 77’si, gelecek dönemde ülkede ikinci bir koronavirüs dalgasının olacağına inanıyor. Çok daha yüksek yeni enfeksiyonların olacağı ikinci bir dalgayı ihtimal dışı bulanların oranı ise yüzde 20.

Çoğunluk “akılsızca” davranıldığı görüşünde

Cuma günü açıklanan anket sonuçlarına göre, katılımcılar içinde yüzde 51’e tekabül eden çoğunluk, insanların pandemi döneminde “akılsızca” hareket ettiklerini düşünüyor. Bu oran Haziran ayındaki ankette yüzde 33 olarak çıkmıştı.

Anket sonuçlarına göre koronavirüsün kendi sağlığı için bir tehlike olduğunu düşünenlerin sayısı arttı. Katılımcıların yüzde 50’si koronavirüsün kendileri için tehlikeli olduğu görüşünü ifade ederken, henüz üç hafta önce yapılan ankette bu oran, yüzde 40 seviyesindeydi.

Özellikle de ankete katılan 70 yaş üstü kişiler endişeli bir tablo çiziyor. Bu yaş grubu içinde koronavirüsü kendilerine yönelik tehlike olarak görenlerin oranı yüzde 62. Anket katılımcılarının yüzde 49’u ise, salgınla ilgili kendilerine yönelik bir tehlike görmüyor.

“Çoğunluk kısıtlamalardan etkilenmedi”

Anket katılımcılarına pandemi nedeniyle uygulanan kısıtlayıcı tedbirleri nasıl buldukları da soruldu. Katılımcıların yüzde 71’i kısıtlayıcı önlemlerin kişisel yaşamlarında bir sorun yaratmadığını ifade etti. Ankete katılanların yüzde 29’u ise kısıtlamaların kendilerini “ağır şekilde” sınırlandırdığını dile getirdi. Bu katılımcıların yüzde 59’u, kendini sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) Partisi seçmeni olarak tanıttı.

Almanya’da son haftalarda tartışılan tatilcilere yönelik test zorunluluğu konusunda ise katılımcıların yüzde 94’ü, risk bölgelerinde tatil yapıp, ülkeye dönenlere zorunlu test yapılmasından yana görüş bildirdi. Katılımcıların yüzde 6’sı ise karşı görüşte.

ZDF’nin anketi için bin 249 kişi ile görüşüldü. 28-30 Temmuz tarihleri arasında yapılan anket için, farklı partilerin rastgele seçilmiş seçmenleriyle telefon görüşmesi üzerinden sorular yöneltildiği belirtildi.

dpa / GA,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Fransa ekonomisi korona nedeniyle yüzde 13,8 küçüldü

Fransız ekonomisinde, koronavirüs salgını nedeniyle 2020 yılının ikinci çeyreğinde tarihi bir küçülme yaşandı. Euro Bölgesi’nin ikinci büyük ekonomisi, söz konusu zaman diliminde yüzde 13,8 küçüldü.Fransız İstatistik Dairesi’nin (Insee) Cuma günü açıkladığı verilere göre, yılın ikinci çeyreğinde, ilk çeyreğe göre yaşanan gerileme beklenenden daha olumlu seyretti. İstatistikçiler tarafından Haziran ayında yapılan değerlendirmede, ikinci çeyrek için yüzde 17’lik bir küçülme öngörülmüştü.

Açıklanan verilere göre, Fransa’nın Gayri Safi Yurt İçi Hasılası (GSYİH), yılın ilk çeyreğinde yüzde 5,9 oranında azaldı. Daha önce açıklanan tahminler, Ocak ila Mart arasındaki zaman diliminde GSYİH’in yüzde 5,3 küçüleceğini öngörmüştü.

Almanya’da yüzde 10 küçülme

Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da ise ekonomi, Perşembe günü açıklanan verilere göre, yılın ikinci çeyreğinde, bir önceki çeyreğe göre yüzde 10,1 oranında küçüldü.

Dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerika Birleşik Devletleri’nde de, GSYİH, Nisan-Haziran arasında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 9,5 küçüldü. Söz konusu veriler ABD ekonomisinin yıl sonunda, bör önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 33 küçüleceğini ortaya koyuyor.

AFP,dpa / BÜ,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman Dışişleri’nin din projesinde atama krizi

Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi Başkan Vekili Nurhan Soykan’ın Dışişleri Bakanlığının “Din ve Dış Politika” projesine danışman olarak atanması tartışmalara yol açtı. Karara gelen tepkiler ve tartışmanın büyümesi üzerine Almanya Dışişleri Bakanlığı, şimdilik bu adımdan vazgeçtiğini duyurdu.

Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Soykan’ın danışman olarak görevlendirilmesi kararına gelen eleştirilerin ciddiye alındığı, önümüzdeki haftalarda projede yer alan veya katkı sunan dini cemaatler ve dernekler ile yeni bir müzakere süreci başlatılacağı duyuruldu. Bakanlık, hedefin, projenin siyaset ile toplumda en geniş kesimlerden kabul görmesi olduğunu, bunun proje için temel teşkil ettiğini belirtti.

Almanya Dışişleri Bakanlığı Kültür Bölümü Başkanı Andreas Görgen, 20 Temmuz’da “Din ve Dış Politika” projesine Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi Başkan Vekili Nurhan Soykan’ın da dahil olduğunu duyurmuştu. Görgen, Twitter’de Papaz Peter Jörgensen, hahamlığını tamamlamak üzere olan Max Feldhake ve Nurhan Soykan ile üç semavi dinin temsilcisinin dünyevi tecrübelerini sunarak projeye katkıda bulunacaklarını yazmıştı.

Soykan’ın atanmasına neden tepki geldi?

Ancak Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi Başkan Vekili olan Nurhan Soykan’ın, Dışişleri Bakanlığı’nın “Din ve Dış Politika” projesine atanmasına siyasetten eleştiriler geldi. Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) din politikaları uzmanı Christoph de Vries, Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi adlı çatı kuruluşunun “sorunlu” bir örgüt olduğunu, söz konusu çatı kuruluşunun üyeleri arasındaki güçlü derneklerin istihbarat tarafından ya Müslüman Kardeşler ya da Ülkücü Hareket’e ait görüldüğünü söyledi.

Bu nedenle Nurhan Soykan’ın projeye danışman olarak atanmasına karşı çıkan Christoph de Vries, Dışişleri Bakanlığının kararından geri atmasından ise memnuniyet duyduğunu açıkladı.

Twitter’den yaptığı açıklamada CDU’lu politikacı, “İnatçı davranmaya, aydınlatmaya, açık ve net sözler sarfetmeye değdi. Dışişleri Bakanlığı, gelen yoğun eleştiriler üzerine Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi’nin yöneticilerinden olan Soykan ile projeyi durdurdu. Gelecekte daha dikkatli olunmalı” diye yazdı.

Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi’nden karara eleştiri

Almanya’daki altı çatı örgütünden oluşan Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi’nin dönem sözcüsü Burhan Kesici ise Nurhan Soykan’ın Dışişleri Bakanlığı’nın projesine dahil edilmesine Müslüman cemaatlerin çok sevindiğini, Soykan’ın son yıllarda yürüttüğü başarılı projelerin saygı gördüğünü belirtti.

DW Türkçe’ye konuşan Kesici, Soykan’ın görevlendirilmesiyle ilk kez inancına vurgu yapan başörtülü bir temsilcinin çok önemli bir göreve çağrıldığını, bunun toplumda mutluluk yarattığını, çünkü önemli bazı çalışmalar için insanların önlerinin açık olduğu duygusunu hissettiğini vurguladı. Bu nedenle Dışişleri Bakanlığı’nın karardan geri adım atmasının ve Soykan’ın atamasının dondurulmasının endişe ve üzüntü yarattığını belirten Kesici, bunun Almanya’nın Müslümanları tanımaya hazır olmadığı mesajı olarak algılandığını da söyledi.

Burhan Kesici

Burhan Kesici

Kesici, 60 yıldır burada yaşayan Müslüman göçmenlerin pek çok alanda görev aldığını, konu inancını vurgulayarak kabul edilmeleri olduğunda farklı çevrelerden sert eleştirilerin geldiğini, bazı sorumlu devlet organlarının da bunlar karşısında planlarından vazgeçtiğini belirterek bunun da Müslümanlar arasında güvensizliğe neden olduğunu savundu.

Kesici, Avrupa Türk-İslam Birliğinin (ATİB)istihbarat tarafından izlenen Ülkücü Hareket’e dahil edilmesi ve aynı zamanda Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi üyesi olmasına ilişkin ise “İstihbaratın dönem dönem birkuruluşu seçip ‘izlenen örgüt’ ilan ettiğini görüyoruz ki bu bizce bir sinyal. Oysa istihbarat bu tür değerlendirmeleri yaparken dikkatli olmalı. Mesela ATİB örneğinde bakalım, ATİB son dönemde iyi işler çıkardı ve pek çok alanda devletin muhatabı olabileceğini gösterdi. Bu nedenle ATİB çerçevesinde yürütlen tartışmaları anlamakta zorluk çekiyorum” dedi.

Nurhan Soykan

Nurhan Soykan

Tartışmanın odağındaki Nurhan Soykan kimdir?

Türkiye kökenli Kölnlü avukat Nurhan Soykan, halihazırda Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi başkan vekilliği görevini yürütüyor. Bir Müslüman çatı kuruluşu olan Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi, irili ufaklı 22 derneği çatısı altında birleştiren bir kuruluş. Bunlar arasında, Alman istihbarat birimlerinin izledikleri Ülkücü Hareket’e dahil ettiği ATİB de bulunuyor. Almanya’da iç istihbarattan sorumlu Alman Anayasayı Koruma Teşkilatının iki hafta önce açıkladığı 2019 yılı raporunda, ATİB ilk kez istihbaratların izlediği Ülkücü Hareket’in bir parçası olarak nitelenmişti. İstihbarat raporunda, Münih İdare Yüksek Mahkemesi’nin 2019’da ATİB’i Ülkücü Hareket’in bir parçası olarak nitelemenin doğru olduğuna hükmeden kararına da dikkat çekiliyor. Buna atfen istihbaratın faaliyetlerini izlediği bir kuruluşun temsil edildiği çatı örgütünden Dışişleri Bakanlığına danışman atanması çelişki olarak niteleniyor.

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Hodges: Almanya’dan asker çekmek Rusya’ya verilmiş bir hediye 

ABD’nin eski Avrupa Kuvvetleri Komutanı emekli Korgeneral Ben Hodges, Başkan Donald Trump’ın Almanya’dan asker çekme kararına, “Kremlin’e verilmiş bir hediye” sözleriyle sert tepki gösterdi. 

2014-2017 yılları arasında ABD ordusunun Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı’nı yürüten Hodges, ABD’nin Almanya’daki askeri karargah ve güçlerinin büyük bölümünü diğer ülkelere kaydırma planını eleştirdi. 

DW Washington büro yöneticisi Ines Pohl’ün sorularını yanıtlayan Hodges, Trump’ın herhangi bir “stratejik analize” ve “tutarlı gerekçelere” dayanmadığını söylediği asker çekme kararının, hem ABD’nin Avrupa’daki askeri hareket kabiliyetini olumsuz yönde etkileyeceğini hem de çok büyük mali külfete yol açacağını söyledi. 

Hodges, ayrıca Trump’ın bu hamlesini, “hiç olmadığı kadar agresif bir tutum içerisinde” olduğunu söylediği Rusya’ya “verilmiş bir hediye” olarak nitelendirdi.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Politika Analiz Merkezi’nin (CEPA), Stratejik Araştırmalar bölümü başkanlığını yürüten Ben Hodges’a yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle:

DW: Almanya’dan asker çekme kararı ABD’nin güvenliği için ne ifade ediyor? 

Hodges: Bu ABD’ye zarar veriyor çünkü en önemli müttefikimiz ile ilişkilerimizin daha da kötüleşmesine yol açıyor. Konunun taşıdığı önem itibarıyla yapılış şekli de sorunlu. Olması gerekse bile, bu tür adımların gerçekten atılması uzun sürer… Ama ilişkilerimize hasar verildi. Ve benim açımdan olanların en talihsiz olan boyutu da bu. Almanya bizim Avrupa’daki en önemli müttefikimiz. Bize, Afrika, Avrupa ve Avrasya’da, kendi ulusal güvenlik stratejimizi uygulayabilmemiz için bir platform sunuyor. Almanya en çok işbirliği yapmamız gereken müttefikimiz. ABD yönetiminin bunu yönetme şekli, güveni baltalıyor.

Peki askeri olarak ABD’nin Almanya’da bu kadar çok askere ihtiyacı var mı gerçekten de? 

Bizim Almanya’da askerimiz aslında çok az. 35 bin, Bayern Münih’in futbol oynadığı stadyumun yarısını bile doldurmaz. Bunların çoğunluğu, karargahta, lojistikte, hava savunma ya da iletişimde çalışıyor. O kadar çok asker yok. 

Yani askeri bakış açısıyla değerlendirildiğinde, bu birliklerin gerekli olduğunu mu söylüyorsunuz? 

Biz, Almanya’dan asker çekerek, ABD’nin menfaatine olan, bize yetkinlik sağlayan şartlardan, yetkinliklerden çekilmiş olacağız. Birliklerimiz Almanya’yı korumak için değil, bizim için orada görev yapıyor. Almanya, örneğin Doğu Avrupa’ya ya da başka yerlere, çok hızlı takviye güç göndermemizi sağlayan bir platform sunuyor. 

Bu nedenle Almanya ile ilişkiler bu kadar önemli. Ve çok iyi bir altyapıya sahip olduğumuz Almanya’dan çekilmeye başlanırsa, gerektiğinde birlikleri hazır hale getirme konusunda sahip olduğumuz yetkinlik seviyesini korumamız zorlaşabilir. Askerleri örneğin İtalya’ya kaydırırsanız, orada gerekli altyapı yok. O zaman kışlaları genişletmek için milyarlarca dolar harcanması gerekecek.

Cumhuriyetçi Senatör Mitt Romney ve diğer bazı siyasiler bunu Rusya’ya verilmiş bir hediye olarak nitelendirdi. Buna katılıyor musunuz? 

Bu kesinlikle Kremlin’e verilmiş bir hediyedir. Almanya’daki ABD mevcudiyeti yüzde 30 azaltılacak, en önemli ilişkimiz bozulacak, bu ilişkiye daha fazla zarar verilecek. Üstelik Ruslar bunu hak edecek tek bir şey yapmadı. Karadeniz’de hiç olmadığı kadar agresifler. Kırım işgali sürüyor. Her hafta Ukraynalıları öldürüyorlar. Onlar ABD’nin Avrupa’daki yetkinliğinin azaltılmasını hak edecek hiç birşey yapmadılar. 

Peki sizce Başkan Trump neden bunu yapıyor? 

Sadece spekülasyon yapabilirim. Ben bunun hep siyasi bir karar olduğunu, stratejik bir analize dayanmadığına inandım.

Trump bu kararını, Almanya’nın NATO bütçesine yeterli katkıyı sunmadığı görüşüyle gerekçelendiriyor.

Bunun ilkesel motivasyonu olduğunu düşünüyorum. Tabii ki neredeyse herkes Almanya’nın kendi savunmasına daha çok kaynak harcaması gerektiği konusunda mutabık. Tüm başkanlar bu görüşteydi. Ama Trump’ın, ABD’nin askeri varlığını üçte bir oranında azaltılması yönündeki kararının gerekçesi, Almanya’nın savunmaya GSYİH’sının yüzde 2’sini harcamamasına duyduğu tepki. Ama ne garip ki, İtalya ve Belçika yüzde 2’nin oldukça altında ama askerleri ağırlamak için sıraya girdiler. Bu kararın tutarlı bir tarafı yok. 

Ines Pohl

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da 2,8 milyon Türkiye kökenli yaşıyor

Alman hükümetinin açıkladığı son verilere göre Almanya’da yaklaşık 2 milyon 800 bin Türkiye kökenli yaşıyor.

Hükümetin, sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisinin soru önergesine verdiği yanıtta, kendisi ya da anne-babasından biri Türkiye’de doğmuş olanlara ait rakamlara yer verildi. Hükümet yanıtını, “Mikrozensus” adı verilen yıllık hane halkı araştırmasına dayandırdı.

Alman hükümeti yanıtında, Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği’nin açıkladığı verilere göre, Türkiye’deki 24 Haziran 2018 Cumurbaşkanlığı ve Genel Seçimler için Almanya’da oy verme hakkına sahip 1 milyon 400 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının bulunduğunu da belirtti. Açıklamada, bu kişilerin Türk vatandaşı ya da Türk vatandaşlığının yanı sıra aralarında örneğin Alman vatandaşlığının da bulunduğu birden fazla vatandaşlığa sahip oldukları bilgisi verildi.

Almanya'da oy verme hakkına sahip 1 milyon 400 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bulunuyor

Almanya’da oy verme hakkına sahip 1 milyon 400 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bulunuyor

Sağ popülist AfD meclis grubu, soru önergesinde, Federal İstatistik Dairesi’nin 1 milyon 476 bin 410 olarak açıkladığı Almanya’da yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı ile Türk vatandaşı seçmenlerin sayısı arasında “alışılmadık derecede az bir fark” olduğuna işaret etmiş, seçme yaşına ulaşmamış çocuk ve gençlerin de bu ara gruba dahil olduğunu belirtmişti.

KNA,MK/BK

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

“Zorunlu korona testini uygulatmak polisin işi”

Almanya’daki risk bölgelerinden dönen tatilcilerin, ülkeye girişlerinde havalimanlarında koronavirüs testi yaptırmalarına yönelik tartışma sürüyor. Alman Polis Sendikası (GdP), test yaptırmamakta ısrar eden kişilere yönelik müdahalenin polisin işi olduğunu ifade etti.

Dışişleri Bakanlığı’nın riskli bölge ve ülke uyarısı verdiği ülkelerde tatil yapaıp, geri dönenlerin havalimanlarında ülkeye girişte test yaptırmaları talep ediliyor. Sağlık Bakanı Jens Spahn, gelecek haftadan itibaren havalimanlarında söz konusu tatilcilere test yaptırma zorunluluğu getirldiğini açıkladı. Test ücretleri, devlet tarafından karşılanacak.

Bu kez de uygulamaya rağmen herkesin test yaptırıp yaptırmayacağı gündemde. Zorunlu testlere karşı çıkanlar, bunun insan bedenine bir müdahale olduğunu savunuyor. GdP ise böyle bir durumda gönüllü olarak test yaptırmak istemeyenlere zorla test yaptırma görevini polisin üstlenmesi gerektiğini belirtti.

GdP Başkan Yardımcısı Jörg Radek, Alman Yazıişleri Ağı’na (RND) yaptığı açıklamada, “İdare koronavirüs testlerini zorunlu kılarsa bunun uygulamasını sağlamak, polisin görevidir” dedi. Radek, böyle bir kararın eyaletler bazında alınması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Halkın testler konusunda iş birliği yapması gerektiğini ifade eden Radek, testlerin insan bedenine müdahale olduğunu ancak aynı zamanda da birey ile toplumun çıkarı arasında bir seçim yapmak zorunda olunduğunu ifade etti.

Koronavirüs salgınının, toplumsal olarak daha önce yaşanmamış bir durum olduğuna dikkat çeken Radek, insanların gönüllü olarak test yaptırmaya yanaşacaklarına inandığını söyledi.

Test ücretine tepki

Risk bölgelerinden dönen tatilcilere yapılacak testlerin, devlet tarafından ödenmesine itiraz edenler de var. Sol Parti Meclis Grup Başkanı Dietmar Bartsch, “Tedbir amaçlı ya da maddi sıkıntılar nedeniyle yurt dışında tatil yapmayan kişilerin, şimdi tüm seyahat edenlerin test masraflarını ödemek zorunda kalmasının hiçbir anlamı yok” dedi.

Sosyal Demorat Parti’nin (SPD) sağlık uzmanı Karl Lauterbach ise test ücretinin devlet tarafından karşılanmamasının yaratacağı sorunlara dikkat çekti. Lauterbach, İspanya’da tatil yapan ve tüm kuralları hiçe saydıklarına dair görüntüleri yayınlanan Alman tatilcileri işaret ederek, “Test masraflarının karşılanmaması durumunda, yüksek risk bölgelerine gidenler, test yaptırmayacaklardır” diye konuştu.

Mayorka Adası’nda tatil yapan bazı grupların, mesafe ve hijyen kurallarına uymadan düzenlediği partiler, Almanya’da tatilciler üzerinden vakaların yeniden artacağı endişesini beraberinde getirmişti.

dpa / GA,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya ekonomisinde tarihi küçülme

Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya ekonomisinin koronavirüs krizi nedeniyle 2020 yılının ikinci çeyreğinde tarihi seviyede küçüldüğü bildirildi. Federal İstatistik Dairesi tarafından yapılan açıklamada, Almanya’da Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH), Nisan-Haziran ayları arasında, bir önceki çeyreğe göre yüzde 10,1 küçüldüğü açıklandı.

Açıklanan verilere göre, ikini çeyrekte ihracat ve ithalatın yanı sıra tüketim giderleri ve şirket yatırımları da ciddi oranda düşüş gösterdi. Buna karşılık kriz sırasında devletin tüketim giderleri arttı.

Söz konusu küçülme, GSYİH hesaplamalarının başladığı 1970 yılından bu yana, bir yılın çeyreğinde yaşanan en büyük küçülme olma özelliğini taşıyor.

Bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında ise, yüzde 11,7’lik bir küçülme söz konusu. Şu ana kadar kayıt altına alınan, bir önceki yıla göre en büyük gerileme, 2009’un ikinci çeyreğindeki yüzde 7,9’luk küçülme olmuştu.

Ufukta toparlanma var

Söz konusu verileri değerlendiren ekonomist Alexander Krüger, “Üstesinden gelinemeyen korona pandemisi çerçevesinde konjonktüre güven duyma noktasında temkinli olmakta fayda var. İstihdam alanlarının yok olması ve iflas tehlikeleri sürüyor. ABD-Çin anlaşmazlığı da durumu kötüleştiriyor” dedi.

Alman ekonomisinin yakın gelecekte toparlanacağı tahmininde bulunan Krüger, “Toparlanmaya rağmen ekonomi korona öncesi seviyeye kolay kolay dönemeyecek. Karantina önlemleri nedeniyle gerilemelerin yaşanmasını hesaba katmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Reuters,AFP,dpa / BÜ,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

PKK yöneticisine karşı dava başlıyor

Almanya’da terör örgütü listesinde yer alan PKK’nın Salzgitter ve Hessen bölgesi yöneticisi olduğu iddia edilen 46 yaşındaki bir Türk vatandaşına karşı açılan dava 21 Ağustos’tan itibaren görülmeye başlıyor. Söz konusu kişi, 2010-2013 yıllarında Aşağı Saksonya eyaletinde bulunan Salzgitter kenti ile Hessen eyaletine bağlı Kassel kentinin PKK sorumlusu olmak ve bu zaman diliminde örgüte para toplamakla suçlanıyor. 46 yaşındaki Türk vatandaşı sanığın tutuksuz yargılandığı belirtiliyor.

Almanya’da faaliyetleri yasak olan PKK’ya örgüt üyeliği veya yöneticiliği suçlamaları, Alman Ceza Kanunu’nun, yabancı terör örgütlerine ilişkin 129b maddesine dayanıyor. Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun (RAF) 1970’lerdeki terör saldırıları sonrasında düzenlenen 129’ncü maddeye, 11 Eylül 2001’deki saldırılardan sonra sertleştirilen terörle mücadele yasaları çerçevesinde yabancı terör örgütlerine ilişkin düzenleme olarak 129b ilave edildi.

14 bin üyesi var

Almanya’da yasak olan PKK’ya yakın olan çok sayıda dernek ve medyanın faaliyetleri istihbarat birimleri tarafından izleniyor. PKK, Avrupa Birliği tarafından da 2002 yılında terör örgütü listesine alındı. Alman işithbarat raporlarına göre, 14 binden fazla üyesi olduğu tahmin edilen PKK’nın Almanya’da 9 eyalet 30 civarında da bölgesel örgütlenmesi olduğu tahmin ediliyor.

DW,dpa / ETO,ET

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da koronavirüs hastalarının beşte biri öldü

Almanya’da yürütülen bir araştırmaya göre, koronavirüs nedeniyle hastanelerde tedavi gören kişilerin yaklaşık beşte biri hastalığı atlatamayarak hayatını kaybetti. Koronavirüs tedavisine ilişkin bütün Almanya’yı büyüteç altına alan ilk araştırma olma özelliğine sahip çalışmanın sonuçlarına göre, ölüm oranı, suni solunum yaptırılan entübe hastalar arasında yüzde 53 ile çok yüksek.

Hastanelerde tedavi edilenler arasında entübe hastaların oranı yüzde 17 ve bu hastalar arasındaki ölüm oranı yüzde 53 olarak kaydedilirken, solunum cihazına bağlanmayan hastalar arasındaki ölüm oranı ise yüzde 16 olarak belirlendi.

Araştırma kapsamında Berlin Teknik Üniversitesi, sağlık sigortası şirketi AOK’nın Bilim Enstitüsü ve Almanya Yoğun Bakım ve Acil Servis Birliği, yaklaşık 10 bin Covid-19 hastasının verilerini değerlendirdi. Hastaların, 26 Şubat- 19 Nisan 2020 tarihleri arasında 920 hastanede tedavi altına alınanlardan oluştuğu bildirdi.

En çok yaşlı entübe hastalar öldü

Sonuçları bugün Berlin’de açıklanan araştırmaya göre, öncelikle suni solunum yaptırılan yaşlı entübe hastalar hayatını kaybetti. 70-79 yaş grubunda hayatını kaybedenlerin oranı yüzde 63, 80 yaş üzeri hastalarda ise hastalığa yenik düşenlerin oranı yüzde 72 olarak kaydedildi.

Uzmanlar, incelenen verilere göre, suni solunum cihazına takılıp takılmadığından bağımsız olarak da ölüm oranının yaşlılar arasında genelde daha yüksek olduğu sonucuna dikkat çekti.

Öte yandan kliniklerde tedavi gören hastaların yaş ortalamasının 68 olduğu bildirildi. Araştırmacılar, suni solunuma bağlanması gerekli görülen vakalarda erkeklerin oranının kadınlara göre neredeyse iki kat daha fazla olduğunu tespit etti. Ölüm oranları açısından ise kadınlar ve erkeklerin hemen hemen aynı seviyede seyrettikleri bildirildi. Araştırmacılar, entübe oranlarındaki farka rağmen ölüm oranlarının yakın olmasının ayrıca büyüteç altına alınması gerektiğine işaret etti.

Araştırmaya göre, koronavirüs hastaları arasında sadece yüzde 17’si suni solunum cihazına bağlandı. Entübe hastalarda diyabet veya kalp ritm bozukluğu gibi başka hastalıkların da görüldüğü dikkat çekti.

Hastanelerde tedavi görenlerin yaklaşık beşte biri hayatını kaybetti

Hastanelerde tedavi görenlerin yaklaşık beşte biri hayatını kaybetti

14 gün hastanede kaldılar

Almanya’da koronavirüs nedeniyle tedavi altına alınanların ortalama 14 gün hastanede kaldığı tespit edildi. Araştırma entübe hastaların hastanede ortalama 25 gün geçirdiğini, suni solunum cihazına bağlanmayanların ortalama tedavi süresinin ise 12 gün olduğunu ortaya koydu. Entübe hastaların yüzde 23’üne 21 günden daha uzun bir süre suni solunum uygulandığı kaydedildi.

Almanya Hastaları Koruma Vakfı Başkanı Eugen Brysch, açıklanan rakamlar üzerine verdiği demeçte, araştırmanın dramatik bir tablo ortaya koyduğunu söyledi. Bu araştırmayla en azından hastanelerde yaşananlar konusunda bir netlik sağlandığını da belirten Brysch, bu son araştırmaya rağmen hala önemli bir alanda, yaşlılara bakım sektöründe yaşananlara dair netlik olmadığının da altını çizdi. Almanya Hastaları Koruma Vakfı Başkanı, 4 bin 500 kişinin hayatını kaybettiği yaşlı bakım evlerinde virüsün nasıl yayıldığının hala bilinmediğini ve ikinci dalgaya hazır olabilmek için Alman hükümetinin bu konuyu derhal aydınlatması gerektiğini söyledi.

Almanya’da federal hükümetin koronavirüs pandemisiyle mücadeleden sorumlu bilimsel kuruluşu Robert Koch Enstitüsü’nün açıkladığı son rakamlara göre, son 24 saat zarfında tespit edilen yeni koronavirüs vakası sayısı 684. Böylece pandemi başladığından bu yana toplam 206 bin 926 vaka kayda geçmiş oldu. Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı da, son 24 saatte ölen 6 hastayla beraber 9 bin 128’e yükseldi. 191 bin 300 kişi de Robert Koch Enstitüsü’nün verilerine göre hastalığı yenmeyi başararak iyileşti.

AFP/ ETO, BK

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle