Türkiye-AB ilişkilerinde ‘RCEP’ etkisi

Türkiye bir yandan pandemi krizi ve ekonomik durgunluk, diğer yandan ‘reform’ gündemi ile meşgul olurken, dünyanın diğer ucunda, Asya Pasifik’te dünyanın en büyük serbest ticaret bloğu kuruldu. Bölgedeki 15 ülkenin oluşturduğu Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (Regional Comprehensive Economic Partnership-RCEP) anlaşmasının yakın gelecekte küresel ticaretteki dengeleri değiştirmesi bekleniyor. DW Türkçe’ye konuşan uzmanlara göre, RCEP ile birlikte oluşacak yeni ticaret blokları içinde Türkiye ve Avrupa Birliği’nin yeniden yakınlaşması bir zorunluluk haline gelecek.

Dünyanın en büyük serbest ticaret alanı

Aralarında Çin, Japonya, Güney Kore, Endonezya, Avustralya, Malezya gibi dünyanın önde gelen ekonomilerinin bulunduğu 15 Asya Pasifik ülkesinin imzaladığı RCEP ile dünyanın en büyük serbest ticaret alanı kurulmuş oldu. RCEP üyesi ülkelerde toplam 2,2 milyar insan yaşıyor ve bu ülkeler küresel ticaretin yüzde 30’unu gerçekleştiriyor. 

Anlaşmaya imza koyan ülkeler arasında gümrük duvarlarını kaldıran RCEP’nin ABD ve Avrupa ülkelerinin bölgeye olan ihracatına büyük darbe vurması bekleniyor.

Peki küresel ticarette yeni bir dönemin başlangıcı olarak nitelendirilen RCEP, Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

Zeytinoglu'na göre AB ile Türkiye arasındaki buzlar eriyebilir

Zeytinoglu’na göre AB ile Türkiye arasındaki buzlar eriyebilir

Erdoğan’ın AB açıklamaları ne anlatıyor?

Küresel ekonomide yeni bir bloklaşma yaşandığını dile getiren İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, “Pasifikteki anlaşma Avrupa’yı yakından ilgilendiriyor. Bu durum Türkiye için de yeni bir fırsat yaratabilir” diyor. Avrupa’nın yılsonunda en önemli partnerlerinden biri olan İngiltere’yi Brexit nedeniyle kaybedeceğini hatırlatan Zeytinoğlu,  RCEP ile beraber Türkiye ile AB arasındaki buzların eriyeceği bir sürece girilebileceğini ifade ediyor. 

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda AB rotasını tekrar anmasını de aslında bu ekonomik gelişmelerle birlikte ele almak gerekiyor” diyen İKV Başkanı, 15 Temmuz darbe girişimi öncesi ciddi mesafe alınan vize serbestisi konusunda tarafların yeniden adım atabileceğini söylüyor.

“Vize serbestisi konusunda adım atılabilir”

Türkiye’nin vize serbestisi görüşmelerinde 72 kriterin 66’sını yerine getirdiğine işaret eden Zeytinoğlu, şöyle konuşuyor: “2015’te 65 kriter karşılandı. 2015’ten sonra biyometrik pasaport ile bir kriter daha karşılandı. Geriye ise terörizm tarifi, cezai konularda işbirliği, kişisel verilerin korunması kanunu ve geri kabul anlaşması gibi siyasi tarafı olan 6 madde kaldı. 15 Temmuz sonrasında bu maddeler ile ilgili anlaşmazlık çıktı. Şimdi yeni dönemde Türkiye bu konularda adım atmaya başlarsa çok iyi olur. İlişkilerde olumlu bir atmosfer oluşabilir.”

RCEP sonrasında AB-Türkiye ilişkilerinin daha ekonomi ve ticaret odaklı gelişmesi gerektiğinin altını çizen Zeytinoğlu’na göre, Türkiye Asya Pasifik ülkeleri ile ticareti geliştirmek istese de ticarette en büyük ortağı AB olmaya devam edecek.

“Asya Pasifik’te üretim yapan Türk firmaları kazanacak”

Yaklaşık 170 milyar dolarlık toplam ihracatının yarısını AB ülkelerine gerçekleştiren Türkiye, RCEP ülkelerine ise 2019 yılında 7 milyar 168 milyon dolar ihracat yaptı. RCEP ülkelerinden ithalatı ise 36 milyar 108 milyon dolara ulaştı. 2019 yılında 31 milyar dolar dış ticaret açığı veren Türkiye, bu dış ticaret açığının 28 milyar 940 milyon dolarlık dilimini RCEP ülkelerine verdi. Türkiye RCEP üyesi 15 ülkenin 12 tanesine dış ticaret açığı veriyor.

Atlı: Türkiye’nin Asya Pasifik bölgesine olan ihracatı RCEP’den olumsuz etkilenecek

Atlı: Türkiye’nin Asya Pasifik bölgesine olan ihracatı RCEP’den olumsuz etkilenecek

RCEP’nin tam olarak hayata geçmesi için uzun bir takvim olduğunu ifade eden Boğaziçi Üniversitesi Asya Çalışmaları Merkezi Öğretim Görevlisi Dr. Altay Atlı, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Türkiye’nin kendini küresel ticaretteki bu yeni döneme hazırlaması gerektiğini vurguluyor. Türkiye’nin Asya Pasifik bölgesine olan ihracatının RCEP’den olumsuz etkileneceğini dile getiren Dr. Atlı, “Türkiye zaten bu bölgeye çok ciddi bir ticaret açığı veriyor. Bu açık yeni anlaşma ile daha da artabilir. Çünkü artık RCEP ülkeleri birbirine gümrüksüz mal satacağı için Türkiye’den alımlar azalabilir” diyor.

Öte yandan Covid-19 ile birlikte daha da önemli hale gelen tedarik zincirleri için yeni dönemin avantaj yaratacağını kaydeden Atlı, “Yani RCEP üyesi 15 ülkenin herhangi birinde üretim yapan Türk firmaları, bölge içindeki tedarik zincirlerinden çok daha etkin faydalanabilir ve büyüyebilir” diye konuşuyor. 

RCEP sonrası küresel ticaret sisteminde Türkiye ile AB arasındaki işbirliklerinin de artma eğilimi göstereceğini belirten Atlı, şunları söylüyor: “RCEP olmasaydı bile, Türkiye ekonomisi AB ile daha fazla yakınlaşmasını gerektiren bir süreçten geçiyordu. Türkiye’nin ticaret ve yatırımda ana ekseni, ne olursa olsun Avrupa’dır. Türkiye’deki doğrudan yabancı yatırımların yüzde 70’i Avrupa’dan geliyor. Doğrudan yatırımlarda Çin’in payı ise sadece yüzde 1. Yani Türkiye ile AB’nin RCEP sonrasında ilişkilerini geliştirmesi elzemdir.”

“Türkiye’nin yeri AB ekseni olacak”

Türkiye, RCEP ülkeleri içinde en çok ihracatı 2019’da 2 milyar 726 milyon dolarlık tutarla Çin’e yapıyor. Türkiye’nin halihazırda Asya Pasifik bölgesinde Malezya, Singapur ve Güney Kore ile serbest ticaret anlaşmaları bulunuyor. AB ile Gümrük Birliği üzerinden aynı ticaret bloğunda yer alan Türkiye, uzun bir süredir Gümrük Birliği’nin güncellenmesini talep ediyor.

Küresel ticaret sisteminin ABD-Kanada, Avrupa Birliği ve RCEP ülkeleri olmak üzere 3 ana eksene bölündüğünü kaydeden Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Ticaret Çalışmaları Merkezi Direktörü Bozkurt Aran, “Türkiye bu üç parçalı düzende Avrupa Birliği eksenine ait olacak” diyor.

Aran: Türkiye’nin bu yeni ortaklık karşısında, geleceğini Avrupa’da çok daha sağlam şekilde kurması gerekiyor

Aran: Türkiye’nin bu yeni ortaklık karşısında, geleceğini Avrupa’da çok daha sağlam şekilde kurması gerekiyor

Yalnızca coğrafi yakınlık nedeni ile değil, siyasi ve tarihi geçmişin de AB’yi Türkiye’nin en önemli partneri yaptığına işaret eden Aran, “Türkiye ile AB arasındaki siyasi anlaşmazlıkların üstesinden gelmek çok zor değil. Avrupa’nın da yakın gelecekte Türkiye’nin rolünü daha iyi idrak edeceğini düşünüyorum” değerlendirmesini yapıyor. RCEP ülkelerinin dışarıdan alacakları ürünleri yüzde 65 oranında azaltmayı ve daha sonra bu oranı yüzde 90’a çıkarmayı hedeflediğine işaret eden Aran, “Türkiye’nin de oluşan bu yeni ortaklık karşısında, kendi geleceğini Avrupa’da çok daha sağlam şekilde kurması gerekiyor” şeklinde konuşuyor. 

Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) anlaşmasına imza koyan ülkeler Myanmar, Tayland, Laos, Vietnam, Kamboçya, Endonezya, Malezya, Brunei, Singapur, Filipinler, Çin, Güney Kore, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşuyor.

 

Aram Ekin Duran

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman ordusunda aşırı sağ soruşturması

Savunma Bakanlığı’nın Federal Meclis’teki yetkili komisyona sunduğu bilgilendirme raporuna göre, Alman ordusu 9. Zırhlı Eğitim Tugayı’na mensup 26 asker hakkında resmi olarak “siyasi ve aşırıcılık kaynaklı kusurlu davranış” şüphesiyle soruşturma başlattı. 10’u çavuş 26 askerin kurdukları sohbet (chat) grubunda şiddeti yücelten, antisemitik, pornografik ve aşırı sağcı içerikler paylaştığı iddia ediliyor.

Alman haber ajansı dpa’nın konuyla ilgili haberinde sohbet grubunun açığa çıkmasıyla birlikte ordudaki üstlerinin şüpheli askerler hakkında disiplin soruşturması başlattığı ve Alman Askeri İstihbarat Servisi’nin de (MAD) sürece dahil edildiğine dikkat çekildi. Şu ana kadar üç askerin soruşturma kapsamında açığa alındığı belirtilirken, şüpheli askerlerin çoğunun Aşağı Saksonya’daki Neustadt am Ribenberge’deki müdahale taburunda görevli olduğu ifade ediliyor.

Almanya’da son dönemde güvenlik kurumlarında ortaya çıkarılan aşırı sağcı chat grupları tartışma yaratıyor. Geçen hafta polis teşkilatında da kurulan chat gruplarında aşırı sağcı içerikler paylaştığı anlaşılan polisler hakkında başlatılan soruşturma genişletilmiş ve Kuzey Ren-Vestfalya’da görevli polislerin evlerine baskınlar düzenlenmişti.

dpa,AFP/BÖ,SSB

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da Suriye’nin kuzeyine “sınır dışı uygulansın” çağrısı

Almanya’da koalisyon hükümetinin büyük ortağı olan Birlik Partileri’nin (CDU/CSU) Federal Meclis Grup Başkan Yardımcısı Thorsten Frei, Almanya’dan sınır dışı edilen suçlularla, tehlike potansiyeli taşıyan kişilerin Suriye’nin kuzeyine gönderilebileceğini ifade etti. Frei, Rheinische Post gazetesine verdiği röportajda, “Tehlike potansiyeli taşıyan şahısları, Türkiye’nin kontrol ettiği, Suriye’nin kuzeyindeki bölgeye gönderme fikri gözden geçirilmeli” dedi.

Thorsten Frei

Thorsten Frei

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’a da çağrıda bulunan Frei, Suriye’deki son durumla ilgili, “kapsamlı ve net bir durum raporu” hazırlanmasını talep etti.

Almanya, yaşanan iç savaştan dolayı 2012 yılından bu yana Suriye’ye sınır dışı uygulamasını durdurmuş durumda. Konuyla ilgili alınan son kararın süresi yıl sonunda dolacak. 9-12 Aralık tarihlerinde, federal ve eyalet içişleri bakanlarının katılımı ile toplanacak olan İçişleri Bakanları Konferansı’nda, söz konusu uygulamanın devam edip etmeyeceğine karar verilecek.

Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, Suriye’ye genel sınır dışı uygulaması yasağını kaldırmak isteyen isimlerden biri. Almanya İçişleri Bakanlığı sözcülüğünden Cuma günü yapılan açıklamada, “böylesi bir sınır dışı yasağı istisnasız uygulanamaz” ifadesi kullanılmıştı.

AFP/ET,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Fahrizade suikasti: Almanya Dışişleri Bakanı Maas’tan itidal çağrısı

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, İranlı nükleer fizikçi Muhsin Fahrizade’nin uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetmesinin ardından itidal çağrısında bulundu. Maas, Funke Medya Grubu’na bağlı gazetelere yaptığı açıklamada tarafların, “duruma ilişkin gerilimi artıracak adımlardan kaçınmaları” gerektiğini belirtti. Fahrizade’nin öldürülmesine ilişkin kendilerinin edindiği bilgilere henüz sahip olmadıklarını ifade eden Alman Bakan, “Bu tür gerilimlere hiç ihtiyacımızın olmadığı bir dönemde, Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesinin bölgede tansiyonu tekrar yükselteceği açık” şeklinde konuştu.

Almanya Dışişleri Bakanı Maas’ın açıklamaları öncesinde haber ajansı Reuters‘a konuşan bir bakanlık sözcüsü de, İran’ın nükleer programına ilişkin anlaşmazlığın müzakerelerle çözülebileceğini belirterek, “ABD’de yeni hükümetin göreve başlamasından birkaç hafta önce, İran ile görüşmeler için alan açılmasının önemli olduğunu” ifade etmiş ve itidal çağrısında bulunmuştu.

İranlı nükleer fizikçi Muhsin Fahrizade uğradığı suikast sonucu yaşamını yitirmişti

İranlı nükleer fizikçi Muhsin Fahrizade uğradığı suikast sonucu yaşamını yitirmişti

İranlı nükleer fizikçi Muhsin Fahrizade, cuma günü otomobilinde uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. 63 yaşındaki nükleer fizikçi Fahrizade, İran Devrim Muhafızları mensubu ve füze imalatında uzman bir fizikçiydi. Fahrizade, son olarak İran Savunma Bakanlığında, araştırma ve teknolojik yeniliklerle ilgili dairenin yöneticiliğini yapıyordu. 

İran, suikastten İsrail ve ABD’yi sorumlu tutuyor. Ancak saldırıyı kimin düzenlediği henüz bilinmiyor.

İranlı gözlemciler, saldırının İsrail ve görevini devretmeye hazırlanan ABD Başkanı Donald Trump hükümetinin, seçilmiş başkan Joe Biden ile İran arasındaki ilişkilerde yeni bir başlangıç yapılmasını engelleme çabası olabileceği görüşünü dile getiriyor.

ABD Başkanı Trump, Mayıs 2018’de İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekildiklerini açıklamış ve İran’a yaptırımlar uygulamaya başlamıştı. Bunun üzerine İran da, anlaşmadaki yükümlülüklerinden adım adım çekileceğini açıklamıştı. 2015 yılında İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Daimi Üyeleri (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin), Almanya ve Avrupa Birliği arasında imzalanan anlaşma Tahran’ın ekonomik yaptırımların kaldırılması karşısında nükleer programını sınırlandırmasını öngörüyordu.

Reuters,dpa / JD,ET

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Covid-19’un şiddetli seyri: Mükemmel zindelikten ölümcül hastalığa

“Mart ayının sonunda hafif baş ağrım vardı. Doktora gittim ama semptomları fazla önemsemedi.”Nezle ve öksürük gibi şikayetleri de olduğu için Peter Schmidtgen’e “soğuk algınlığı” tanısı kondu. Ancak semptomlar hafiflemek bir yana, daha da arttı.

Doktor antibiyotik yazdı ama hiç bir işe yaramadı. Schmidtgen, yeniden aile hekimine gitti. Doktor bu kez durumun ciddi olduğuna kanaat getirerek ambulans çağırdı ve hastayı en yakın kliniğe sevketti. Hastanede hemen korona testi yapıldı. Sonuç pozitifti.

“İki gün hastanede yattım. Daha da kötüleştim. Sonra doktorlar beni suni komaya soktu.” Takvimler 4 Nisan’ı gösteriyordu.

Hiçbir şey hatırlamıyor

İki ay komada kaldı, akciğerleri iflas etti, trakeostomi uygulanarak nefes borusunda açılan delikle suni olarak nefes alması sağlandı. Ancak Peter Schmidtgen bunların hiç birini hatırlayamıyor. Kafasında sadece kocaman bir boşluk var; sanki o zaman kesiti hafızasından tümüyle silinmiş gibi.

Uzman doktor Silvia Lindenberg, hastanın “retrograd amnezi“ olarak bilinen durumdan muzdarip olduğunu açıklıyor. Böyle bir durumda, bir hastalık ya da yaralanma öncesi yaşanan olaylar ve öğrenilen bilgiler hafızadan silinebiliyor. Dr. Lindenberg, Haziran ayında Nümbrecht’teki Ren-Vestfalya Erken Rehabilitasyon ve Entübasyon Merkezi’ne sevk edildiğinden beri hastanın tedavisiyle yakından ilgileniyor. Bu tür artçı ve uzun vadeli sonuçların birçok korona hastasında ortaya çıkabileceğini vurguluyor. Nörolog, “Hasta kliniğe nasıl geldiğine ve daha sonra neler olduğuna dair hiçbir şeyi hatırlamıyor. En iyi ihtimalle sadece belli belirsiz bazı anıları mevcut” diyor.

Dr. Silvia Lindenberg

Dr. Silvia Lindenberg

66 yaşındaki Schmidtgen, kliniğe sevk edildikten sonraki semptomlar, hastalığın aşamaları ve o esnada neler hissettiğine dair hiçbir şey söyleyemiyor. Çünkü tüm bu bilgiler âdeta yok oldu.

Hastalık aşamasında neler yaşadığını eşi ve doktorlarının anlattıklarından öğrenmiş: “Ama sanki benden değil de tamamen farklı birinden bahsediyorlardı” diye konuşuyor.

Tam bir kâbus

Schmidtgen, bir Covid-19 hastasının tüm tipik klinik belirtilerini gösteriyordu: “Derin ven trombozunun yanı sıra sağda ve solda çifte akciğer embolisi vardı. Birkaç kez kanamalı beyin enfarktüsü geçirdi.” Dr. Lindenberg, rehabilitasyon merkezinde bugüne kadar çok sayıda olumsuz ve umutsuz vakayla karşılaşmış. Ancak Peter Schmidtgen vakası, doktorun şimdiye kadar gördüğü en vahim vakalardan biri.

Peter Schmidtgen

Peter Schmidtgen

“Akciğeri çok kötü durumdaydı. Organ artık oksijen alamadığı için işlevini neredeyse tamamen yitirmişti.” Sonuçta hasta, bir çeşit yapay akciğer görevi üstlenen “ekstrakorporal membran oksijenizasyonu“ yani EKMO’ya bağlandı.

Lindenberg durumu şöyle anlatıyor: “Birkaç felç geçirdi, sol tarafında felç durumu oluştu ve sol kolunu güçlükle hareket ettirebildi.” Alman nörolog, tıpkı Schmidtgen gibi Covid-19’un uzun vadeli etkilerinden muzdarip ve şiddetli ağrılar çekenler de dâhil olmak üzere, rehabilitasyon hastalarıyla ilgili uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip.

Lindenberg, “Onu birkaç kez götürmek zorunda kaldığımız diğer hastanelerdeki meslektaşlarım, Peter Schmidtgen’in akciğer resimlerinin önünde sessizce oturduklarını ve sadece şaşkına döndüklerini söylediler” diyor ve ekliyor: “Bir süre sonra akciğer dokusu, tümüyle bir yara dokusuna dönüştü. Kimse bu durumda nefes alamaz.”

Hayata dönüş

Doktorlar Peter Schmidtgen’i komadan çıkardıklarında hasta yaklaşık 60 kilo ağırlığındaydı, yüzü soluk ve çökmüştü. “Kendimi aynada ilk gördüğümde çok korkmuştum. Aslında her zaman ince yapılıydım ama şimdi aşırı zayıftım.” Hastalıktan önce baskülde görünen 77 kilodan geriye yalnızca 60 kilo kalmıştı. İlk başlarda sadece sırtüstü uzanabiliyordu. Başka türlü yatması mümkün değildi.

Schmidtgen ile şu anda farklı terapistler ilgileniyor ve onu ayağa kaldırmaya çalışıyor. Bu son derece zorlu bir çaba ama hastanın olumlu tutumu ve mizahî kişiliği ona yardımcı oluyor. Neyse ki her iki özelliğini de yitirmemişti. “Terapistler günde üç-dört kez bana geliyor. Biraz havuç ve sopa prensibine benziyor, çünkü tembel bir yapım var. Zorlanıyorum ama zahmetsiz rahmet olmuyor. Zira hayata geri dönmek istiyorum.”

Schmidtgen, doktorların, terapistlerin ve hemşirelerin yardımıyla küçük adımlarla ilerliyor. Pek çok insan için normal görünen ve hastalıktan sonra mümkün olmayan bazı şeyleri yeniden yapabiliyor. “Örneğin, tek başıma tepeden tırnağa silinip temizlenebiliyorum. Birkaç hafta önce bu mümkün değildi. Temizliğimi yatakta yapıyordum.”

Artık kısa mesafeleri yürüyebiliyor. Dr. Lindenberg, hastanın büyük bir ilerleme katettiğini belirtiyor: “Klinikte tedaviye başladığımızda şöyle düşündüm: Tanrım, onu ne yapacağız? Ne kadar iyileştirebileceğiz? Ama o, tüm beklentilerimi aştı. Ne durumda olduğunu şöyle bir düşünüyorum da… Bir buçuk ay önce yataktan dört adım ötedeki balkona bile yürümeyi başaramıyordu.”

Doktor, hastasına aylardır yoğun bir şekilde eşlik ediyor ve her küçük ilerlemeden, her başarıdan dolayı büyük sevinç duyuyor.

Hastalık bana bulaşmaz!

Schmidtgen’in daha önce herhangi bir hastalığı yoktu. Yaşının dışında, risk grubunda değildi; aşırı kilo, yüksek tansiyon gibi şikayetleri bulunmuyordu ve düzenli olarak spor yapıyordu. “Her zaman sağlıklıydım, fiziksel olarak aktiftim. Kış tatilimde bol bol bisiklete bindim ve kayak yapmaya gittim. Daima başkaları hastaydı, ama ben sağlıklıydım. Hastalık bana bulaşmaz diye düşündüm hep. Çünkü hastalıklar her zaman benden uzak olmuştu.”

Peki, bu hastalık neden onu buldu? Schmidtgen için bu tam bir muamma. Kendini daima tümüyle sağlıklı biri olarak gördü. “Sanırım iyi genlere sahibim. Annem 99 yaşına kadar yaşadı. Hayatı boyunca hep çok zindeydi.”

2020’de eşiyle birlikte uzun süredir kurdukları bir hayali gerçekleştirmek istiyordu: Avustralya’da altı hafta kendi başlarına tatil yapmak. Uçuşlar, konaklama yerleri ve kiralık araba rezervasyonları yapıldı. Ancak daha sonra Avustralya, korona salgını nedeniyle ülkeye giriş yasağı getirdi ve tüm uçuşlar iptal edildi.

Bugün Schmidtgen, bu yolculuğa çıkamadıkları için mutlu. “Korona beni, Avustralya taşrasında herhangi bir tıbbi yardımdan yoksun vaziyetteyken yakalayabilirdi.”

Sağlıklı olduğu sürece, her zaman her şeye karşı bağışıklı olduğunu düşündü. “Ama şimdi bunun böyle olmadığını anladım. Koronayı ciddiye almayan, böyle bir şeyin asla başlarına gelmeyeceğine inanan tüm bu inkârcıları düşündüğümde, ben bunun her an herkesin başına gelebileceğini kanıtlayan bir örneğim ve Tanrıya şükürler olsun ki hâlâ yaşıyorum. Koronayı hafife alanları anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum.”

Peter Schmidtgen'in koronadan önceki yaşamından bir kesit

Peter Schmidtgen’in koronadan önceki yaşamından bir kesit

Silvia Lindenberg de kesinlikle aynı görüşte. Aylardır Covid-19’un artçı ve uzun vadeli etkileriyle ilgileniyor. Korona inkârcıları onu korkutmuyor; aksine öfkelendiriyor. “Böyle insanlar keşke bir korona yoğun bakım ünitesinin gerçekte nasıl olduğunu bilse. İnsanların bu salgın ortamıyla sürekli yüz yüze kalmaları bu açıdan faydalı. Çoğu kimse artık bu durumdan sıkılmış olsa bile, tekrar tekrar konunun vahametine dikkat çekmek zorundayız: Korona ciddi bir hastalıktır, hafife alamazsınız!”

Adım adım ilerliyor

Schmidtgen mücadeleci ve güçlü biri. Onun için vazgeçmek diye bir şey yok. Şimdiye kadar yaşamak zorunda olduğu tüm olumsuzluklara rağmen, hayata karşı olumlu bakış açısını sürdürmesi, takdire şâyan. “Daha önce yaptığım pek çok şeyi artık yapamıyorum. Aslında bu benim için bir külfet olmalı, ama ben öyle düşünmüyorum. Başarabileceğime inanıyorum. Günün birinde eski halime döneceğim. Olumlu düşünürseniz, hayat da her zaman olumlu yönde ilerler.”

Gudrun Heise

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Spahn: Aşı ruhsatı Aralık ortasında çıkar

Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, koronavirüs aşısı ruhsatının, şu anki gidişata göre Aralık ayı ortasında çıkacağına inandığını ifade etti. Koronavirüs aşısı çalışmalarında başarı sağlayan BioNTech firmasını da öven Spahn, “BioNTech ile bir Alman çalışmasının da bu alanda en önde olması, hatta en önde olmakla kalmayıp güvenli ve etkili olması beni gururlandırıyor” dedi. Sağlık Bakanı bu konuda belirleyici olan noktanın, BioNTech tarafından geliştirilen aşının güvenliğinin ve etkisinin, binlerce deneğin katıldığı araştırmalarla kanıtlanması olduğunu vurguladı.  

Almanya 300 milyon aşı sipariş etti

Bakan Spahn, BioNTech aşısı ile ilgili araştırma sonuçlarının herhangi bir soruna işaret etmemesine rağmen, Almanya’nın farklı üreticilerden 300 milyondan fazla aşı sipariş ettiğini ve bakanlık olarak sadece tek aşı tedarikçisine bağımlı olmak istemediklerini dile getirdi. Almanya Sağlık Bakanlığı’nın, hastane personeli ile sağlık çalışanlarına öncelikli olarak aşı yapma teklifine farklı tepkiler aldıklarını kaydeden Spahn, bu kapsamdaki bazı kişilerin tereddütlerini ifade ederek, aşı yapılan ilk kişiler olmak istemediklerini, bazılarının ise en ön safta çalışanlar olarak, ilk aşı yapılanlardan olmayı tercih ettiklerini belirtti.

Bakanlığının aşı konusunda sadece teklifte bulunacağını bildiren Spahn, bu teklifi kabul edip etmemenin ise herkesin kişisel kararı olacağını ifade etti. Jens Spahn öte yandan hedeflerinin ve beklentilerinin, “Sağlık alanında çalışanların büyük çoğunluğunun aşı olması” olduğunu ve bunun sadece bu insanların kendilerini değil, bakımını yaptıkları kişilerin de sağlığını korumaları açısından önemli olduğunu vurguladı.

AFP / ET,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Spiegel: Uydu görüntüleri silah kaçakçılığına işaret ediyor

Alman medyası, Alman askerlerinin arama yaptığı Rosaline-A adlı Türkiye bandıralı geminin Libya’ya silah sevkiyatında kullanıldığından uzun süredir şüphelenildiğini iddia etti.

Spiegel edindiği bilgilere göre, İrini misyonununda görevli analistlerin geminin daha önce de Libya’nın Mısrata limanında zırhlı askeri araçları boşalttığını uydu görüntüleriyle tespit ettiğini öne sürdü. Spiegel‘in haberinde güvenlik kameralarından elde edilen görüntülere göre, Rosaline-A’nın Kasım ayında demirlediği Ambarlı Limanı’nda da gemiye şüpheli malların yüklendiği iddia edildi. Bunun üzerine de, Libya’ya silah ambargosunu denetlemeyi hedefleyen İrini misyonu komutanlarının gemiyi kontrol etme kararı aldığı belirtildi.

Haberde, İrini misyonu bünyesindeki Alman fırkateyni Hamburg’da görevli askerlerin geçen Pazar günü Bingazi açıklarında gemiyi durdurarak, arama yapmaya başladığı, ancak Türkiye’nin tepkisiüzerine operasyona son verildiği hatırlatıldı. Alman askerlerin gemide bulunan yaklaşık 150 konteynerden çok azını kontrol edebildiği ve kontrol edilen konteynerlerde silah bulunmadığı belirtildi.

Spiegel, Türkiye’nin gösterdiği sert tepkinin Avrupa Birliği (AB) diplomatları tarafından gemide yasa dışı mallar bulunduğu yönündeki şüphenin doğru olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirildiğini yazdı. Spiegel‘in güvenlik çevrelerinden edindiği bilgilere göre, AB’nin İrini misyonunun uzun zamandır Rosaline-A’yı takip ettiği, geminin sadece bu yıl sekiz kez Türkiye’den Libya’ya gittiği belirtildi.

Gemi hakkında özel rapor

Alman haber ajansı dpa da, AB’nin gizli bir raporuna dayandırdığı haberinde, geminin Libya’ya yasa dışı silah sevkiyatı yaptığından uzun süredir kuşkulanıldığını iddia etti. Haberde, geminin geçen Pazar günü Alman askerleri tarafından aranmasından önce Birleşmiş Milletlerin silah ambargosu uzmanlarının gemiye ilişkin özel bir rapor hazırladığı belirtildi.

Haberde ayrıca, söz konusu gizli raporun AB’nin İrini misyonunun ilk altı aylık bilançosu olduğunu belirtildi. Raporda, AB üyelerinin Nisan ile Eylül sonu arasındaki dönemde misyona planlanan desteği vermediği, misyondaki gemi sayısının asgari düzeyde kaldığı bilgisinin yer aldığı kaydedildi. AB’nin Mart ayı sonunda kabul ettiği İrini misyonu, Libya’da yasa dışı yollardan silah sevkiyatının yanı sıra petrol ve akaryakıt kaçakçılığını engellemeyi hedefliyor.

Rosaline-A gemisinin Alman askerleri tarafından İrini misyonu çerçevesinde aranmasına Türkiye’nin gösterdiği tepki göstererek, gemide sadece boya, boya malzemesi ve insani yardım malzemesi taşındığını açıklaması da kuşku yarattı. Sol Parti milletvekili Andrej Hunko, “Eğer bu gemi iddia edildiği gibi insansız hava aracı ve teçhizat kaçırmıyorsa, Türk hükümetinin geminin aranmasına neden itiraz ettiği sorusunu yanıtlaması gerekiyor” dedi. Hunko, dpa’ya yaptığı açıklamada Ankara’nın tepkisinin, gemide saklanması gereken birşeyler olduğu sonucunu doğurduğunu söyledi.

DW,dpa/JD,EC

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da koronavirüs testi pozitif çıkanlar neler yaşıyor?

Almanya’da bir kişinin koronavirüs testinin pozitif çıkmasından sonra işleyecek süreç ve söz konusu kişinin uyması gereken kurallar ile sağlık sisteminin sunacağı destek aslında net kurallarla belirlenmiş durumda.

Salgınla mücadelede yetkili kurum olan Robert Koch Enstitüsü (RKI) tarafından hazırlanan broşür, testi pozitif çıkan ve ev karantinasına girmek zorunda olanları uyulması gereken kurallar, nelerle karşılacakları ve kimlerden destek alabilecekleri konusunda ayrıntılı bir şekilde bilgilendiriyor.

Karantina kurallarına uyuluyor mu?

Pozitif test sonucunun, ya ilgili doktor ya da ilgili laboratuvar tarafından, bağlı bulunan sağlık dairesine bildirilmesi gerekiyor. Federal Sağlık Bilgilendirme Merkezi’nin (BZgA) internet sitesinde, “Sağlık dairesi, düzenli olarak sizden sağlık durumunuz hakkında bilgi alacak” ifadelerine yer veriyor.

Sağlık Daireleri, testi pozitif çıkanların karantina kurallarına uyup uymadıklarını denetlemekle yükümlü. Bunun için de düzenli olarak sözkonusu kişileri arayarak gerçekten de evde bulunup bulunmadıklarını teyit etmek zorundalar.

Karantina kurallarıyla hem hastaların korunması hem de virüsün başkalarına bulaşmasının önlenmesi hedefleniyor. Ev karantinasındaki kişinin, ev kapısından çıkması yasak. Ne eczaneye, ne de alışverişe gidebiliyor. Hatta posta gelip gelmediğine bakmak için mektup kutusuna gitmek ve apartmandaki merdiven boşluğuna çıkmakla bile karantina kuralları ihlal edilmiş olunuyor.

Peki, testi pozitif çıkanların bu kurallara uyup uymadıkları gerçekten de sağlık daireleri tarafından denetleniyor mu? Hayır, karantinada olanların bir çoğu, sağlık kurumlarından kimsenin onları arayıp sormadığını söylüyor.

Sağlık daireleri üzerindeki yük arttı 

Bu denetimin etkin bir şekilde yapılabilmesi için, sağlık dairelerinin yeterli sayıda personele ihtiyacı var. Ancak vaka sayılarındaki artış, sağlık sistemi üzerindeki yükü de arttırdı.

Almanya genelindeki yaklaşık 400 sağlık dairesinin en az 38’i, RKI’ye, aşırı yük altında olduklarını, kapasitelerinin sınırlarına ulaştıklarını bildirmiş durumda. 

Test için sırada bekleyenler

Test için sırada bekleyenler

Kimse yok mu?

Bu arada RKI, Covid-19 semptomlarının kişilerin kendileri tarafından gözlenmesini öneriyor. Söylemesi kolay tabii de yalnız yaşayan, ya da yaşı ilerlemiş, başka rahatsızlığı olanlar için ‘semptomları gözlemlemek’ öyle kolay mı? Örneğin öksürmek, önemli bir semptom mu, bir kişinin hastaneye kaldırılması için yeterli bir gösterge mi?

Ev karantinasındaki pek çok insan bu soruların yanıtlarını bilmiyor, bilmesi de beklenemez. Ama bu soruları yöneltebilecekleri muhatap bulamadıklarından yakınıyorlar. Kimsenin onlarla ilgilenmediğini, kendilerini yalnız bırakılmış hissettiklerini söylüyorlar. Hem şok hem paniğe yol açan karantina süreçlerinde depresyona girenler de var.

Hükümetin internet sitesinde, “Duygularınızı kabul edin. Zorunlu ev karantinası, farklı pek çok duygusal tepkinin oluşmasına yol açabilir. Bunlar olağandışı gelişmelere verilen normal tepkilerdir” önerisi yer alıyor.

Ama bu öneri tek başına yeterli bulunmuyor. Karantinadaki hastalar, konuşabilecekleri, danışabilecekleri bir yetkili istiyor.

Ev doktorları çaresiz kalabiliyor

RKI’ye göre Covid-19 hastalarının yüzde 80’i ayakta tedavi görüyor ve bu tedavi sürecini ev doktorları üstleniyor. Ama etkili bir ilaç olmadığı için sadece virüsün yol açtığı semptomlara karşı mücadele edilebiliyor, etkileri hafifletilmeye çalışılıyor.

Doktorlar da çaresiz… RKI, küresel çapta yürütülen yoğun araştırma çabalarına karşın koronavirüsün yol açtığı hastalıklar konusunda henüz pek çok soruyu aydınlatabilecek sonuçlar elde edilemediğine, büyük bir bilgi eksikliği olduğuna, bunun da tüm sağlık sistemini büyük sınamalarla karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor.

Almanya’da 55 bin ev doktoru var. Ev doktorları, gerektiği durumlarda hastalarının evlerine gitmekle yükümlü. Kimi doktorlar, salgından sonra 10 kat daha sık hastaların evlerine gitmek durumunda kaldıkları bilgisini veriyor.

Bugünlerde doktordan randevu olmak çok zor. Muayenenelerde sıra oluşmaması, bekleme odasının kalabalık olmaması, mesafelerin korunabilmesi için alınan önlemler de buna yol açan sebepler arasında.

Hastalar hastaneye ne zaman yatırılıyor?

Ev karantinasındaki pek çok hasta sağlık durumu kötüleştiğinde ne yapması gerektiğini, hangi durumlarda hastaneye gitmesi gerektiğini bilmiyor.

RKI, broşüründe bir hastanın hangi durumlarda hastaneye yatırılması gerektiği bilgisine yer vermiyor. Sadece solunum almakta güçlük çekilmesini, kısa aralıklarla nefes alınmasını alarm işareti olarak nitelendiriyor. Bir kişinin hastaneye yatırılıp yatırılmayacağına doktorlar karar veriyor. Eylül ayında Almanya Aile Hekimleri Birliği, doktorların bu kararı vermelerini kolaylaştıracak bir kılavuz yayınladı, ev doktorları da bu kriterleri esas alıyor.

Son Çare 112

Peki bir hasta doktoruna ulaşamazsa ne yapabilir? Semptomlar ağırlaşır, hastanın sağlık durumu kötüleşir, doktora da ulaşılamazsa o zaman tek çare 112 aramak ve ambülansı beklemek.

Covid-19 testinin pozitif çıkması, teşhis için atılmış ilk adım. Hastalığın gidişatı, başka sağlık sorunlarına yol açıp açmayacağını kimse öngöremiyor. Bu belirsizlik de pek çok kişide güvensizliğe yol açıyor…

Psikolojik etkileri

Koronavirüs korkusu sadece testi pozitif çıkanlarda değil, virüsü taşımayan, sağlıklı bireylerde de korkuları tetikliyor.

Virüsün ne tür hastalıklara yol açabileceğinin bilinmemesi, bunları tedavi edebilecek bir ilacın olmaması, sosyal hayatlarımızda yol açtığı değişim, kimi insanlarda paniğe hatta depresyona yol açabiliyor. Bu süreç, özellikle ev karantinasında olanları, koronavirüs semptomlarını yaşayan ve yol açtığı korkuları tek başlarına göğüslemek zorunda kalanları, daha çok etkileyebiliyor.

Gudrun Heise

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da 1 milyon eşiği aşıldı

Almanya’da koronavirüs vaka sayısı bir milyonu geçti. Salgın hastalıklar konusunda yetkili Robert Koch Enstitüsü’nün (RKI) son verilerine göre vaka sayısı 24 saatte 22 bin 806 artarak 1 milyon 6 bin 394’e ulaştı. Almanya’da ilk vaka Ocak ayı sonunda tespit edilmişti. Günlük en yüksek vaka sayısına 23 bin 648 kişiyle geçen Cuma günü ulaşılmıştı. Semptom göstermeyen ya da hafif semptomlu vakaların fark edilememesi nedeniyle gerçek vaka sayısının resmi istatistiklere yansıyandan daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

RKI verilerine göre koronavirüs bağlantılı ölüm sayısında da son 24 saatte 426 kişiyle en yüksek seviyeye ulaşıldı. Toplam ölü sayısı 15 bin 586’ya yükseldi. Salgının başlangıcından bu yana iyileşen hasta sayısı ise 696 bin 100 olarak kaydedildi.

Yoğun bakım yataklarının yüzde 80’i dolu

Yoğun bakım hasta sayısı 15 Ekim-15 Kasım döneminde 655’ten 3 bin 395’e yükseldi. Perşembe günü itibarıyla 3 bin 826 hastanın yoğun bakımda tedavi gördüğü, yüzde 60’ının solunum cihazına bağlı olduğu bildirildi. Yoğun bakımlarda boş yatak sayısı Ekim ayı ortasından bu yana sürekli olarak düşerken son verilere göre yatakların yüzde 80’inin dolu olduğu, boş yatak sayısının 5 bin 575’e gerilediği kaydedildi.

Almanya’da ilk koronavirüs vakası Ocak ayı sonunda Bavyera eyaletinde tespit edilmiş, Şubat ayı sonunda Baden-Württemberg ve Kuzey Ren-Vestfalya eyaletlerinde ilk vakalar ortaya çıkmış ve 10 Mart’ta son eyalet olarak Saksonya-Anhalt’da da vaka bildirilmesiyle virüs tüm ülkeye yayılmıştı.

Kısıtlama önlemleri umulanı vermedi

Vaka sayılarının gerilediği yaz aylarından sonra salgının yeniden yükselişe geçmesiyle 2 Kasım’da yürülüğe giren kısıtlamaların da umulan sonucu vermediği ortaya çıktı. Almanya’da kısıtlamaların gevşetilmesi için 7 günlük dönemde 100 bin nüfus başına vaka sayısının 50’nin altına düşmesi baz alınıyor.

Bu sayının iki haftayı aşkın bir süredir 140 civarında seyrettiği bildirildi. Bu nedenle federal hükümet ve eyalet yönetimlerinin Çarşamba günü yaptığı toplantıda kısıtlama önlemlerinin Noel öncesine kadar uzatılması kararlaştırılmıştı.

dpa/BK,EC

©Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Naylon poşet yasağı Meclis’ten geçti

Almanya’da süpermarketlerde naylon poşetlere yasak getiren yasa Federal Meclis’te kabul edildi. Yasaya göre süpermarketler 2022 yılından itibaren, kasalarda verilen 15 ila 50 mikrometre kalınlığındaki standart poşetleri tamamen kaldırmak zorunda olacak.

Çok kullanımlık dayanıklı kalın torbalarla sebze-meyve reyonlarında sunulan ince poşetler yasak kapsamının dışında tutuldu.

Yasak öncesindeki geçiş süreci ise sektörden gelen talepler nedeniyle başlangıçta planlanan altı ay yerine 12 aya uzatıldı.

Naylon poşetlerin yasaklanması girişimini başlatan Çevre Bakanı Svenja Schulze, “Naylon poşetler kaynak israfının ta kendisidir. Alışveriş sepetleri, yıkanabilir bez çantalar ve yeniden kullanılabilir kutular naylon poşetlere iyi bir alternatif” diye konuştu.

Sebze-meyve reyonlarındaki ince poşetler yasak kapsamı dışında tutuldu.

Sebze-meyve reyonlarındaki ince poşetler yasak kapsamı dışında tutuldu.

Yasaya eleştiriler

Uluslararası çevre kuruluşu WWF, naylon poşetlerin Almanya’daki plastik tüketiminin sadece yüzde 1’ini oluşturduğuna işaret ederek yasağın sadece sembolik anlam taşıdığını belirtti.

Mecliste Sol Parti ve Yeşiller’den temsilciler de yasanın yeterince iddialı olmadığı eleştirisi yaptı. Meclisteki Yeşiller grubunun çevre politikaları sözcüsü Bettina Hoffmann “Tek kullanımlık paketleme eğilimi bu mini yasayla maalesef durdurulamayacaktır” diye konuştu.

Alışverişte bez çantalar kullananların sayısı giderek artıyor.

Alışverişte bez çantalar kullananların sayısı giderek artıyor.

Liberal Hür Demokrat Parti (FDP) ile sağ popülist Almanya için Alternatif de (AfD) “çevre için belirgin bir fayda sağlamayacak bir yasayla piyasalara dayanaksız bir müdahalede bulunulduğu” eleştirisini getirdi. AfD milletvekili Andreas Bleck, naylon poşet kullanımının gönüllü olarak azaltılmasına yönelik düzenlemeyle birkaç yıllık bir sürede kullanımın zaten üçte iki oranında azaldığına işaret ederek “Naylon poşet yasağı çevre politikaları açısından bu yasama döneminin en anlamsız yasağıdır” diye konuştu.

Almanya’da hükümetle Alman Ticaret Birliği arasında 2016 yılında varılan anlaşmayla market ve mağazalarda naylon poşetlerin ücretlendirilmesi karara bağlanmış, pek çok süpermarket zinciri naylon poşetleri kaldırarak yerine dayanıklı plastik çanta veya bez çantalar sunmaya başlamıştı.

dpa/BK,EC

©Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle