Yeşiller’in başbakan adayı Annalena Baerbock kimdir?

Annalena Baerbock, 2018 yılında Yeşiller partisinin eş başkanlığına talip olduğunda, delegelerin kimi seçmesi gerektiğine dair hiçbir kuşku bırakmadı. Hannover’de yapılan parti kongresinde kürsüye siyah deri ceketi ile çıkan Brandenburg milletvekili, tutkulu ve mücadeleci bir konuşma yaptı. Delegelerin alkışları eşliğinde yaptığı konuşmasından yapılan bir alıntı ise haftalar boyunca akıllarda kaldı: “Bugün Robert’in yanında bir kadını seçmiyoruz, bugün yeni eş başkanı seçiyoruz.” Baerbock bu kongrede, Robert Habeck ile birlikte çevreci parti Yeşiller’in eş başkanlığına seçildi.

Başlangıçta Robert Habeck’e kıyasla daha az tanınan Baerbock sözünde durarak, hızla kendine ait bir profil oluşturdu. Yeşiller meclis grubunun iklim uzmanı olan Baerbock, dış politika konusunda tecrübe edindi, popülizm ve yabancı düşmanlığına karşı cesurca mücadele etti. Yeşiller partisinin başarılı eş genel başkanları 2019 kışında Bielefeld’de yapılan parti kongresinde yeniden liderliğe seçildiklerinde, Baerbock delegelerin yüzde 97’sinin oyunu aldı. Diğer eş genel başkan Habeck’in oyları ise yüzde 90’da kaldı.

Aday olamazsam biraz “yüreğim sızlardı”

Annalena Baerbock, kararlı, cesur, hırslı, kendine güvenen bir siyasetçi portresi çiziyor. Bu yılın mart ayının sonunda haftalık Spiegel dergisine Habeck ile verdiği bir röportajda, başbakan adayı olmaması halinde bunun biraz “yüreğini sızlatacağını” söylemiş ve eklemişti: “Hırs olunca, elbette insan şunu göstermek istiyor: Ben yapabilirim.”

Eş Genel Başkanlar Robert Habeck ve Annalena Baerbock

Eş Genel Başkanlar Robert Habeck ve Annalena Baerbock

Baerbock’un hırslı olduğu genç yaşlarından beri biliniyor. Aşağı Saksonya eyaletinin güneyindeki Pattensen’da 1980 yılında doğan Baerbock, trambolinle jimnastikte şampiyonalara katılmış ve Almanya üçüncüsü olmuştu. 16 yaşındayken bir yıl için ABD’ye giden Baerbock, Hannover’de kamu hukuku alanında öğrenim gördü. Ünlü Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan uluslararası hukuk okudu. Baerbock, birçok Alman siyasetçinin aksine, akıcı bir İngilizce ile röportaj verebilen politikacılar arasında bulunuyor.

Baerbock’un Yeşiller eş başkanlığı görevine gelmesinden sonra, kamuoyu yoklamalarına göre partinin oyları yüzde 20 civarına yükseldi, birçok eyalet seçiminin yanı sıra Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de Yeşiller oylarını artırarak, başarı elde etti. Baerbock’un eşi ve iki çocuğu ile birlikte Almanya’nın doğusundaki Brandenburg eyaletinin başkenti Potsdam’da yaşıyor olması ise Yeşillerin doğudaki eyaletlerde düşük olan oy oranını artırabilmesi için bir avantaj olarak görülüyor.

Kömür enerjisinden vazgeçme, iklim koruma

Yeşiller Eş Başkanı Baerbock, Habeck gibi muhafazakar siyasetçilerle yan yana gelmekten çekinmiyor. İki siyasetçinin Yeşillerin liderliğini üstlenmesinden bu yana, 2021 sonbaharında yapılacak genel seçimler sonrasında Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ve Yeşillerin koalisyon hükümeti kurabileceğine dair spekülasyonlar yapılıyor. Ancak Baerbock, partisinin yeşil programına büyük önem veriyor. Baerbock, iktidarda olan Hristiyan Birlik (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) hükümetinin izlediği siyasetten farklı olarak, kömür enerjisinden 2038’den önce vazgeçilmesi gerektiğini savunuyor.

Bunun yanı sıra otobanlarda hız sınırının saate 130 kilometre ile sınırlandırılmasını isteyen Baerbock, CDU ve CSU’nun aksine Almanya’nın yüksek savunma harcamalarına karşı çıkıyor. Yeşiller partisi seçim programında da iklim koruma için atılacak adımlara hız verilmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Dolayısıyla, olası koalisyon ortağı Birlik partileri ile Yeşiller arasında birçok konuda görüş ayrılığı bulunuyor.

Annalena Baerbock'un seçimlerde rakibi Armin Laschet olacak

Annalena Baerbock’un seçimlerde rakibi Armin Laschet olacak

Avrupalılar’ın ABD ile Yeşil Mutabakatı

Annalena Baerbock, Ocak ayında DW‘ye verdiği mülakatta, ABD Başkanı Joe Biden’in Paris İklim Anlaşması’na dönmesini memnuniyetle karşıladığını söylemişti. Baerbock, aynı zamanda somut beklentileri olduğunu da sözlerine eklemişti: “Kağıt üzerinde yazan birçok şey hayata geçirilmiyor. Bunu son yıllarda gördük. Bu nedenle, ABD yönetiminin iklim konusunda iş birliği için yaptığı önerilerin şimdi gerçekten hayata geçirilmesi için bu durumun biz Avrupalılar ve Alman hükümeti tarafından kullanılması gerekiyor. Bizim de kendi önerilerimizle Avrupa ile transatlantik bir ‘Yeşil Mutabakat’ın önünü açmamız gerekiyor.”

Yeşiller bu kez seçim programında, daha önceki yılların aksine Sosyal Demokrat Parti ile koalisyon kurmak için çaba göstereceklerine dair bir ifadeye yer vermedi. Yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre, Yeşillerin sadece Sosyal Demokratlarla bir koalisyon kurması mümkün görünmüyor, Sol Parti’nin de bu koalisyonda yer alması gerekiyor. Annalena Baerbock’un yaşadığı Berlin yakınlarındaki Potsdam’da ise iki başbakan adayı karşı karşıya gelecek. Sosyal Demokrat Parti’nin başbakan adayı Olaf Scholz seçimlere Potsdam’dan doğrudan aday olarak giriyor.

Jens Thomas Thurau

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

CDU lideri Armin Laschet’in hedefi başbakanlık

Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaleti Başbakanı Armin Laschet, Ocak ayının ortasından beri Başbakan Angela Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) genel başkanlığını yürütüyor. Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin başbakan adaylığı için yapılan mücadelede Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisinin lideri ve Bavyera Başbakanı Markus Söder’i geride bırakan Laschet, 26 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde başbakanlık koltuğuna oturmayı hedefliyor.

60 yaşındaki Laschet, CDU başkanlık divanı ve yönetim kurulunun geniş desteği ve onayı ile başbakan adayı oldu. Reuters CDU başkanlık divanının toplantısına katılanlara dayandırdığı haberinde, Laschet’in “görüşleri bir araya getirmesi, tutum geliştirmesi ve bunları temsil etmesi” için desteklendiğini belirtmişti. Parti yönetiminin desteğini alan Laschet’in yanı sıra CSU lideri de Söder de geçen hafta Pazar günü başbakan adayı olmak istediklerini açıklamışlardı.

CDU lideri Laschet, bu vesileyle ileride izleyeceği siyasi çizgiyi de ortaya koymuş oldu: “Doğudan batıya, kuzeyden güneye, kırsal bölgelerden şehirlerdeki yerleşim yerlerine kadar her yerde, toplumu bir araya getirecek şekilde Birlik partilerini güçlendirmek.” Laschet, koronavirüs salgının yanı sıra iklim koruma konusunun da göz önünde bulundurulması gerektiği konusunda uyarıda bulundu. Koronavirüs salgını sonrasındaki döneme de işaret eden Laschet, “Pandemi sonrasında Avrupa’da gerginlikler artacak, bazı ülkeler durumun daha kolay üstesinden gelirken, bazıları için böyle olmayacak. Bunu göz önünde bulundurmak, yerine getirilmesi gereken bir görev” şeklinde konuştu.

Armin Laschet ve Markus Söder (sağda)

Armin Laschet ve Markus Söder (sağda)

Kamuoyu yoklamalarında Laschet’e düşük puan

Laschet, kamuoyu yoklamalarına göre Söder’in gerisinde kalsa da başbakan adaylığından vazgeçmedi. Alman kamu televizyonu ZDF‘in yaptırdığı bir ankete göre, başbakan olarak Laschet’i uygun bulanların oranı yüzde 29, Söder’i başbakanlık koltuğunda görmek isteyenlerin oranı yüzde 63 olarak tespit edildi. Araştırma şirketi Forsa tarafından yapılan son yapılan anket Laschet’in başbakan adayı olması halinde, 2017 yılında yapılan parlamento seçimlerinde CDU veya CSU’ya oy veren seçmenlerin sadece 32’sinin yine bu partilere oy vereceğini ortaya koydu.

Laschet’in Almanya Başbakanı Angela Merkel’in görevi bırakmasının ardından sürekliliği sağlayacağını göstermesi için her günü iyi kullanması gerekiyor, seçimlere altı aydan az bir süre kaldı.

 Ocak ayından beri CDU lideri  

Armin Laschet, Ocak ayında pandemi koşulları nedeniyle çevrim içi düzenlenen CDU kongresinde yapılan başkanlık seçimlerinin ikinci turunda rakibi Friedrich Merz’e karşı delegelerin yüzde 53’ünün, daha sonra yapılan mektupla seçimde ise oyların yüzde 83,5’unu alarak parti genel başkanı seçildi. Laschet’in genel başkanlığa seçilmesi, CDU içinde Angela Merkel çizgisinin devam edeceği şeklinde yorumlandı. 2012 yılından beri CDU’nun beş genel başkan vekilinden biri olan Armin Laschet, 2018 yılında başkanlık görevini bırakan Merkel’in yanı sıra 2018-2020 yılları arasında bu görevi üstlenen Annegret Kramp-Karrenbauer’e yakın isimler arasında yer alıyordu.

CDU’nun merkezde olması gerektiğini savunan Laschet’in, konuşmalarında sıklıkla “Ancak merkezde güçlü olursak kazanabiliriz” ifadesini kullandığı dikkati çekiyor. Bu düşünce ile 2017 yılında Almanya’nın en kalabalık eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya eyaletininin başkanı olan Laschet, 2021’in başında da CDU’nun genel başkanlığına seçildi.

Merkel’e yakın bir isim

Armin Laschet, uzun süre Başbakan Angela Merkel’e yakın isimler arasında sayıldı. 2015 yılında yaşanan sığınmacı akını sırasında izlediği siyaset nedeniyle Merkel CDU içinde sert eleştirilere maruz kalırken, Başbakan’ın izlediği siyasete destek veren Laschet, Merkel’in güvendiği isimlerden biri oldu.

Koronavirüs salgını ile mücadele eden Almanya’da yaşanan aksaklıklar karşısında Laschet yavaş yavaş Merkel’den uzaklaştı. Başlangıçta salgın konusunda izlenen siyasette bir denge oluşturmaya çalışan Laschet, Mart ayı sonunda farklı görüşlere sahip olduğunu açıkça ortaya koydu. Başbakan Merkel ile eyalet başbakanlarının yaptığı ve yaklaşık 15 saat süren toplantı sonrasında Paskalya tatili için planlanan kısıtlamalar Almanya’da öfke yaratırken, Laschet de “Bu şekilde devam edemeyiz” sözleriyle izlenen siyaseti eleştirdi.

Bu, Hristiyan Birlik partilerinin içinde bulunduğu alışılmadık, dramatik duruma da uyuyor. Bu durumun farklı nedenleri var: Koronavirüs pandemisi ile mücadelede yaşanan zorluklar; meclis grubu sıralarında ortaya çıkan yolsuzluk vakaları, usulsüzlük ve güvensizliğin yanı sıra Başkan Merkel’in uluslararası düzeyde büyük saygınlığı olsa da görev süresinin sonuna geldiği için parti içinde “topal ördek” olarak nitelendirilmesi. CDU’nun kamuoyu yoklamalarına göre oy oranı, başbakanlığa giden yolun çok da kolay olmadığını ortaya koyuyor.

Buna rağmen Laschet mücadele etmek istiyor. CDU 15 yıldan uzun süredir başbakanlığa sahip değilmiş gibi, Laschet partisine yenilik ve yeni başlangıç vaadediyor, Hristiyan demokrat siyasetin temelini oluşturan özgürlük ve sorumluluk kavramlarının altını çiziyor. Partisinin seçim kampanyasına start verirken yaptığı konuşmada da “Değişim yapabiliriz ama son yıllarda biraz rahat davrandık” ifadesine vurgu yaptı. Laschet’in seçim kampanyasına start verirken veya CDU genel başkanlığına aday olurken görüldüğü gibi etkileyici konuşmalar yapması rastlanmadık bir durum değil. Seçim kampanyasının açılışında da, iklim koruma konusunda yeni bir başlangıç vaadederken, dijitalleşme konusunda yeni bir bakanlık kurulmasını fikrini ortaya attı, aynı zamanda bürokrasi ve düzenlemelerin fazlalığı konusunda uyarıda bulundu.

Laschet ve Yeşiller

CSU lideri Söder’i geride bırakarak başbakan adayı olan Laschet’in şimdi şüpheler duyan ve hayal kırıklığı yaşayan parti içinde birliği sağlaması ve Yeşiller partisinin iktidar için harcadığı çabaya karşı koyması gerekiyor. Oysa Laschet, özellikle göçmenlerin uyumuna yönelik siyasette kendi partisi yerine Yeşiller partisinden neredeyse daha fazla müttefiki olan bir siyasetçi. 1994 yılında ilk kez milletvekili olarak Alman Federal Meclisi’ne giren Laschet, CDU ve Yeşiller üyesi vekiller arasında güven ilişkisi oluşturmak için çalışmalarda bulunmuştu.

Laschet CDU genel başkanlığına talip olduğunda benimsediği slogan, Birlik partilerinin başbakan adayına da uyuyor: “2020’li yılları Almanya için yenileşme dönemi yapmak: Yeni ekonomik dinamik, kapsamlı güvenlik, en iyi ve adil eğitim fırsatı.” Ancak CDU lideri seçilmesinden bu yana Laschet’in korona krizi ile ilgili görüşmelerde ekonomi dünyasının perspektifi ile konuştuğu dikkati çekiyor.

Aşağıdan yukarıya siyaset

Armin Laschet, Merkel’in başbakanlığı öncesindeki döneme kıyasla siyaseti çok daha iyi tanıyor, belki tıpkı eski Başbakan Helmut Kohl gibi. Hukuk öğrenimi gören Laschet, 1989-2004 yılları arasında Aachen Belediye Meclisi üyeliği yaptı, 1994-1998 döneminde Federal Meclis’te yer aldı. 1999’da Avrupa Parlamentosu’na (AP) giren Laschet 2005’e kadar AP milletvekili olarak görev yaptı. 2010 yılından beri ise Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Meclisi üyesi olan Laschet’in çocukluğu Belçika sınırına yakın olan bir bölgede geçti. Tecrübeli bir Avrupalı olan Laschet, 2019 yılında beri de Alman Federal Cumhuriyeti’nin Alman-Fransız kültürel ilişkiler temsilcisi olarak görev yapıyor. Böylelikle Laschet’in uzun süredir Paris’te de siyasi ilişkiler yürütüyor. 2019 yılında Kuzey Ren-Vestfalya Başbakanı olarak ABD’yi ziyaret eden Laschet’in transatlantik ilişkilerde ise kuşkusuz ilerleme sağlaması gerekiyor.

CDU’ya yakınlığı ile bilinen Konrad Adenauer Vakfı’nın internet sayfasında “Armin Laschet, ulusal düzeyde de parti ve devlette yüksek görevleri üstlenebilecek bütün ön koşullara sahip bir siyasetçi” ifadesi yer alıyor. Ancak Laschet’in bunun için öncelikle ülkedeki seçmenleri ikna etmesi gerekiyor. Laschet, “18 milyon nüfuslu bir eyaleti yöneten bir başbakan, federal başbakan da olabilir” diyor.

Fakat “aday”ın öncelikle kriz yaşayan CDU’da motive edici çalışmalarda bulunması gerekiyor. Geniş bir yelpazeyi kapsayan bu çalışmalar, Merkel’in CDU’nun genel başkanlığını bırakmasının ardından iki kere bu göreve talip olan, şimdi ise bir bakanlık isteyen, aynı zamanda bir tehdit olarak görülen Friedrich Merz’den, Merkel ile gurur duyan partinin kadın üyelerine ve seçim bölgelerindeki adaylarına kadar uzanıyor. Laschet’in önünde başbakanlığa giden uzun ve taşlı bir yol bulunuyor.

Christoph Strack

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Rezerv satışında yeni sorular

Merkez Bankası döviz rezervlerindeki kayba ilişkin muhalefetin ortaya attığı “128 milyar dolar nerede?” sorusu, hem ekonominin hem de siyasetin gündemi olmaya devam ediyor.

Muhalefetin suçlamalarına yanıt veren hükümet yetkilerine son olarak Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan da eklendi. “Yöntem yanlış olabilir ama yolsuzluk yok” diyen Bakan Elvan da Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu gibi Berat Albayrak döneminde Hazine ile Merkez Bankası arasında yapılan protokole dikkat çekti. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli ise katıldığı bir TV programında, “128 milyar dolar nerede?” sorusuna, “75 milyar dolar bankada, 36 milyar dolar hane halkının cebinde” yanıtını verdi. Son 2 yılda piyasadaki döviz talebinin karşılanması için rezervlerin satıldığını dile getiren Canikli, aksi halde söz konusu dönemde Türkiye’nin iflas riski ile karşı karşıya kalabileceğini söyledi.

Ancak ekonomi yönetiminden yapılan bu açıklamalar muhalefeti tatmin etmezken, döviz rezervleri tartışmasında yeni soruları da beraberinde getirdi. Özellikle Hazine ve Merkez Bankası arasındaki protokolün içeriği ve kamuoyundan neden gizlendiği ile rezerv satışında son kararı kimin verdiği merak konusu olmayı sürdürüyor.

Prof. Dr. Erinç Yeldan

Prof. Dr. Erinç Yeldan

“Niye kapalı kapılar ardında satıldı?”

Hükümet cephesinden gelen açıklamaları DW Türkçe’ye değerlendiren Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan, “128 milyar dolar”ın Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin sembolü haline geldiğini söylüyor.

Ekonomi yönetiminin salgın öncesinde başlayan ekonomik sıkıntılar ile mücadele etmek için iktisat bilimine aykırı bir yöntem kullanmayı tercih ettiğini ifade eden Prof. Yeldan, şu değerlendirmelerde bulunuyor: “Burada keyfinizce hem döviz kurunu hem faizi hem de para miktarını belirleyemezsiniz. Bir yerde bunlardan biri sizin denetiminizde değil. Fakat Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen sistem altında böyle bir krizin olmasını engellemek için gene siyasi direktifle döviz kurlarında sanki istikrar yaşanıyormuş gibi bir görünüm kazanmak için Merkez Bankası rezervleri bu sefer devreye sokulmuş.”

Prof. Yeldan’a göre, yapılan işlemlerle Merkez Bankası’nın itibarının kaybedilmesi, uzun vadede en önemli sorun olacak.

Yeldan, “Bu dövizin kime satıldığı kuşkusuz önemlidir, ama iktisaden niye satıldığı ve niye kapalı kapılar ardından Merkez Bankası’nın açıklanan görevine, itibarına gölge düşürecek bir şekilde bu işlemin yapılmış olmasıdır. Sorunun özü budur” diyor.

Hükümetten gelen açıklamalar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kamuoyunda tartışma konusu olan döviz rezervleriyle ilgili olarak “Rezervler kurdaki dalgalanmayı önlemek için kullanıldı” demişti.

TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu ise rezervler ile ilgili, Şubat 2017’de Hazine Müsteşarlığı ile protokol imzalandığını belirterek, “Hazine Müsteşarlığının TCMB nezdindeki hesapları kullanılarak yapılacak döviz alım-satım işlemlerinin para ve kur politikaları çerçevesiyle uyumlu gerçekleştirilmesi için gerekli koordinasyonun sağlanmasına ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla 21 Şubat 2017’de Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı ve TCMB arasında bir protokol tesis edilmiştir” açıklamasında bulunmuştu.

TCMB-Hazine protokolü tartışılıyor

Hazine ve Merkez Bankası arasında Şubat 2017’de yapıldığı belirtilen ve ayrıntıları kamuoyuna açıklanmayan protokolün, Hazine’ye kamu bankaları eliyle döviz piyasasına müdahale yetkisi verdiği belirtiliyor.

Söz konusu protokole dayanak olan yasa Temmuz 2018’de yürürlükten kaldırılırken, Hazine eliyle döviz satışının ise devam ettiğine dikkat çekiliyor.

Muhalefet tatmin olmadı

Hükümet kanadından yapılan son açıklamalardan sonra, muhalefet “128 milyar dolar nerede?” sorusuna yenilerini eklemeye başladı. Özellikle Hazine ve Merkez Bankası arasında gerçekleştirildiği belirtilen protokole dikkat çeken muhalefet üyeleri, bugüne kadar kamuoyuna açıklanmayan söz konusu protokolün tam içeriğinin ve protokolde imzası bulunan isimlerin açıklanmasını talep ediyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,  Grup Toplantısı’na yaptığı konuşmada, “Yaptıkları açıklamaların tamamı tutarsız. O nedenle geçen hafta çarşamba günü bu soruya cevap bekler diye Erdoğan grup toplantısı yapamadı” derken, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak ise CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, 128 milyar dolar için Merkez Bankası’nın sorumluluğu Hazine ve Maliye Bakanlığı’na, Bakanlığın ise Merkez Bankası’na attığını ifade etti.

Öztrak, “Ne mevcut Bakan, ne de Merkez Bankası Başkanı rezervlerin, döviz piyasalarına müdahale yetkisiyle beraber, Hazine’ye neden devredildiğini, ya da Hazine’nin bu işlemlere neden ortak edildiğini bir türlü açıklamıyor” diye konuştu.

Barış Soydan

Barış Soydan

“128 milyar dolar elden avuçtan uçtu”

DW Türkçe’ye konuşan ekonomist Barış Soydan’a göre, hükümetin Merkez Bankası döviz rezervlerine göz dikmekteki asıl amacı 2019 yerel seçimlerinden önce dolar kurunun yükselmesini engellemekti. Ancak Soydan’a göre, AKP iktidarının faizleri artırmamak için döviz rezervlerini satması ekonomiyi daha da kötü bir noktaya getirdi.

“Dolar yükselmesin diye döviz sattılar, dolar yükseldi. Aman faizi yükseltmeyelim diye dolar sattılar, faiz de yükseldi” diyen Barış Soydan, “Ama olan 128 milyar doların elden avuçtan uçmasına oldu. Eğer o satışlar hiç yapılmamış olsaydı, yine bugün aynı noktada olacaktık” değerlendirmesinde bulunuyor.

“Berat Albayrak döneminde başlatıldı”

Merkez Bankası rezervlerinin “arka kapı” yöntemi ile satışından kimin sorumlu olduğu da, yanıt bekleyen sorulardan bir diğeri.

Hükümetten yapılan açıklamalar ise dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ı işaret ediyor. Rezerv satışı kararınınsadece Merkez Bankası başkanının yapabileceği, uygulayabileceği bir politika olmadığını dile getiren Soydan da, “Bu, o dönemin ekonomi yönetiminin başındaki ekibin stratejisi. O dönemde de biliyorsunuz Sayın Berat Albayrak, Hazine ve Maliye Bakanıydı”diyor.

Muhalefet partilerinin yönelttikleri tüm sorulara ve itirazlara rağmen, iktidar “Türkiye ekonomisini krizden korumak için” harcandığını savunduğu rezervlerin yeniden artırılabileceği görüşünde.

Peki, yakın gelecekte Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini yeniden artırmak gerçekten mümkün mü?  

“Kaybolan rezervi yerine koymanın bedeli ağır”

Prof. Dr. Erinç Yeldan bu soruya, “Evet mümkün. Ama bedeli çok ağır olacak” yanıtını veriyor. Döviz rezervinin 2001 krizi sonrasında olduğu gibi dünyadaki likidite bolluğunun da etkisiyle artırılabileceğini anlatan Prof. Yeldan, şöyle konuşuyor:

“Fakat bunun bedeli, Türkiye’nin çok uzun süre yüksek faizlerle çalışmak zorunda kalan ve faizi düşürmeye çabalayan bir hükümetin yaptıklarıyla daha da ağırlaştı. Ekonomi yönetiminin iktisat biliminin rasyonalitesinin aksine inatlaşmayla getirdiği noktada, Türkiye’nin daha daraltıcı, daha yüksek faizli, daha az tüketebilen bir ekonomi olması pahasına rezervleri artırabilirsiniz.”

Aram Ekin Duran

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Birlik partileri başbakan adayını belirlemeye çalışıyor

Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde, iktidardaki Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin başbakan adayının belirleneceği mücadelede sona yaklaşılıyor. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Genel Başkanı Armin Laschet’in yanı sıra Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri Markus Söder de iki partinin ortak başbakan adayı olmayı istediklerini açıklamıştı.

Başbakan Angela Merkel’in partisi CDU’nun yönetim kurulu yaklaşık altı saat süren görüşmelerin ardından sabaha karşı parti lideri Laschet’in başbakan adaylığına desteğini açıkladı.

Çevrim içi olarak düzenlenen olağanüstü toplantıda yapılan gizli oylamada, seçme hakkı olan 46 üyeden 31’i CDU Genel Başkanı Laschet’ten yana oy kullandı. Oylamada 9 üye CSU lideri Söder’in adaylığını desteklerken, 6 üye ise çekimser kaldı.

CDU’nun verdiği bilgilere göre, bu oylama sonucu Laschet’e desteğin yüzde 77,5, Söder’in adaylığına desteğin ise yüzde 22,5 olduğunu gösteriyor.

Kesin kararın bugün verilmesi bekleniyor

CSU lideri Söder, toplantı öncesinde yaptığı açıklamada başbakan adaylığı konusunda kararı CDU’ya bıraktığını açıklamış ve “CSU da, ben de karara saygı duyacağım” demişti. CDU içinde de Genel Başkan Laschet yerine Söder’in adaylığını destekleyenler bulunuyor. Bu nedenle oylamanın sonucu başbakan adayı konusundaki kararın verildiğine işaret etse de karar henüz kesinlik kazanmış değil.

CDU/CSU Federal Meclis grubunun bugün öğleden sonra yapacağı toplantıdan çıkacak sonucun başbakan adaylığı konusuna açıklık getirmesi bekleniyor.

CDU/CSU meclis grubu Başkan Vekili Thorsten Frei, bugün yapılacak grup toplantısında başbakan adayının kesinleşmesinin beklediğini söyledi. Frei Deutschlandfunk radyosuna yaptığı açıklamada, parti yönetimin aldığı karara işaret ederek, “Bu en azından açık bir mesaj, bu nedenle bugün iki parti arasında önceden belirlendiği gibi bu meseleye uzlaşma yoluyla açıklık getirilmesini bekliyorum” şeklinde konuştu.

Söder’i destekleyenler 

CDU/CSU meclis grubunda geçen hafta yapılan toplantıda Söder’e desteğini açıklayanlar çoğunluğu oluşturmuştu.

CDU yönetiminin dün akşam yaptığı toplantıda da, Saksonya-Anhalt Başbakanı Reiner Haseloff’un Almanya’nın doğusundaki eyaletlerde parti tabanının Söder’i desteklediğini söylediği aktarıldı. Berlin eyaletinin de Söder’den yana tavır aldığı belirtildi.

CDU Genel Başkanı ve Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Laschet’in ardından, CSU lideri ve Bavyera Eyaleti Başbakanı Söder’in de yaklaşık 10 gün önce başbakan adayı olmak istediğini açıklamasıyla iki siyasetçi arasında mücadele başlamıştı. Söder, kamuoyu yoklamalarında Laschet’e kıyasla daha iyi puan aldığını vurgulayarak sonbaharda yapılacak genel seçimlerde başarı şansının daha iyi yüksek olduğuna dikkat çekiyor. CDU ve CSU geleneksel olarak genel seçimlere ortak bir başbakan adayı ile giriyor, genellikle de başbakan adayı CDU’dan seçiliyor.

Seçimlere yaklaşık beş ay kala başbakan adayının hâlâ belirlenememiş olması, Hristiyan Birlik partileri üzerinde baskı yaratıyor. Kamuoyu yoklamalarına göre CDU/CSU’nun ardından ikinci sırada yer alan Yeşiller dün başbakan adayının Eş Genel Başkan Annalena Baerbock olduğunu açıkladı. Sosyal Demokrat Parti (SPD) ise adayının Olaf Scholz olduğunu çok daha önceden duyurmuştu. 16 yıldır başbakanlık görevini yürüten Angela Merkel ise sonbaharda siyasete veda etmeye hazırlanıyor.

dpa/JD,TY

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Hristiyan Birlik partilerinin başbakan adayı belli oldu

Bir süredir Almanya Başbakanlığı için ortak aday konusunda uzlaşı arayışında olan Hristiyan Birlik (CDU / CSU) partileri cephesinden beklenen açıklama geldi. Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisi lideri ve Bavyera Eyalet Başbakanı Markus Söder, adaylığını geri çektiğini açıkladı. Rakibi Hristiyan Demokrat Parti (CDU) lideri Armin Laschet’in adaylığını kabul ettiğini ifade eden Söder, “Verdiğim söz hala geçerli” diye konuştu.

Pazartesi günü düzenlenen olağanüstü çevrimiçi toplantı öncesi Söder, başbakan adaylığı konusunda kararı CDU’ya bıraktığını açıklamış ve “CSU da, ben de karara saygı duyacağım” demişti. 

Böylece 26 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde CDU ve CSU’nun ortak adayı olarak Armin Laschet başbakanlık için yarışacak.

Deutschland Markus Söder

Markus Söder, adaylıktan çekildiğini açıkladı.

Başbakan Angela Merkel’in partisi CDU’nun yönetim kurulu yaklaşık altı saat süren görüşmelerin ardından sabaha karşı parti lideri Laschet’in başbakan adaylığına desteğini açıklamıştı.

Toplantıda yapılan gizli oylamada, seçme hakkı olan 46 üyeden 31’i CDU Genel Başkanı Laschet’ten yana oy kullandı. Oylamada 9 üye CSU lideri Söder’in adaylığını desteklerken, 6 üye ise çekimser kalmıştı.

Oylama sonucunun Laschet’e desteğin yüzde 77,5, Söder’in adaylığına desteğin ise yüzde 22,5 olduğunu gösterdiği belirtilmişti.

DW,dpa,rtr/SÖ,TY

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Hanau kurbanına Medeni Cesaret Madalyası

2020 yılının Şubat ayında Almanya’nın Hessen eyaletinde bulunan Hanau’daki ırkçı saldırıda hayatını kaybeden Vili Viorel Pãun, Hessen Medeni Cesaret Madalyası’na layık görüldü. Pãun, faili ilk saldırının gerçekleştiği yerden ikinci yere kadar arabasıyla takip etmiş, ikinci mekanın önünde saldırgan tarafından vurulmuştu. Saldırgan, iki saldırıda toplam 9 kişiyi öldürmesinin ardından evinde annesini de öldürerek intihar etmişti.

Hessen Eyaleti Başbakanı Volker Bouffier “Vili Viorel Pãun, özveri, cesaret ve azimle, diğerleri için uğraştı. Bu nişan, ailesine kaybettikleri oğullarını geri getirmez ancak oğullarının cesaretini takdir etmek içindir” diye konuştu.

Pãun’un saldırı gecesi kararlı bir şekilde diğerlerini savunmaya ve hayatları kurtarmaya uğraştığını söyleyen Bouffier madalyanın “herkesin iyiliği uğruna fedakar ve cesur bir biçimde müdahalede bulunmayı” takdir etmek için verildiğini belirtti.

Hessen eyaleti 2009 yılından beri eyalet anayasasının değerlerini savunurken ya da acil durumlarda başkalarına destek sağlarken zararı ya telikeyi göze alan kişilere Medeni Cesaret Madalyası veriyor. Madalya çok özel durumlarda hayatını kaybeden kişilere veriliyor.

Aile, polisi suçlamıştı

Vili Viorel Pãun’un ailesi, saldırının ardından polisi suçlamıştı. Mobil veriler, genç adamın saldırganı takip ettiği esnada, polis acil hattını defalarca aradığını ancak sonuç alamadığını ortaya koymuştu.

Hessen Eyaleti İçişleri Bakanı Peter Beuth ise saldırının yıl dönümünde Hanau’daki polisin acil arama hattının o gece sadece sınırlı sayıda aramaya dönebildiğini kabul etmiş ve polisin ilk acil aramadan birkaç dakika sonra olay yerine intikal ettiğini eklemişti.

EPD / AI, EC

@Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da Yeşiller başbakan adayını belirledi

Almanya’da Yeşiller Partisi’nin başbakan adayı belli oldu. 26 Eylül’de başbakanlık koltuğu için partinin Eş Genel Başkanı Annalena Baerbock yarışacak. Yeşiller’in Eş Genel Başkanı Robert Habeck, başbakan adaylarını Berlin’de düzenlenen basın toplantısında Baerbock’la birlikte açıkladı. “Almanya başbakanlığı için net bir fikirleri olduğunu” ifade eden parti Eş Genel Başkanı, önceliklerinin vaatten ziyade “değişim” olduğunu vurguladı.

“İklim koruma bizim zamanımızın, benim jenerasyonumun görevi”’ diyen Baerbock, göreve gelecek yeni hükümetin Paris İklim Anlaşması’nın yükümlülüklerini yerine getirmek için iklim korumayı her alanda kriter haline getirecek bir politika izlemesi gerektiğini savundu. 

2018 yılından bu yana Habeck’le birlikte partinin eş genel başkanlığı görevini yürüten Baerbock, hukuk öğrenimi gördü. 40 yaşındaki politikacının parti içinde güçlü bağlantıları bulunuyor. Baerbock, Yeşiller’in iklim uzmanı olarak öne çıkıyor.

Hristiyan Birlik cephesinde henüz uzlaşı yok

Diğer yandan iktidardaki Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partileri başbakan adayını henüz belirleyemedi.

Eylül’de koltuğunu devredecek olan Başbakan Angela Merkel’in yerine Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin liderliğine seçilen Armin Laschet ile Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri, Bavyera Eyalet Başbakanı Markus Söder başbakan adaylığına talip olduklarını açıklamıştı. CDU lideri Laschet, ortak aday konusunda bir uzlaşıya varmak adına harekete geçen parti yönetiminin güncel durumu ele almak üzere Pazartesi akşamı bir özel oturum düzenleyeceğini açıkladı. Rakibi Söder’in de düzenlecek dijital oturuma davet edildiğini belirten Laschet, “Şu anda mümkün olduğunca fazla diyalog halinde olmalıyız. Bu yüzden de oturuma Markus Söder’i de davet ettim” diye konuştu. CDU lideri, oturumda kardeş partiler arasındaki mevcut belirsizliğin nasıl hızlıca çözüme ulaştırılabileceğine ilişkin de bir öneride bulunacağını söyledi. 

Deutschland, Berlin | Armin Laschet und Markus Söder

Kardeş partiler CDU/CSU henüz ortak aday konusunda uzlaşmaya varamadı.

Kardeş partiler CDU ile CSU, başbakan adaylarını birlikte belirleyerek, ortak adayla seçimlere giriyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, 26 Eylül’de yapılacak seçimlerle birlikte siyasete veda edeceğini, bir daha başbakanlığa aday olmayacağını açıklamıştı.

DW, AFP / SÖ,TY

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Steinmeier: Acısını bastıran toplum bundan zarar görür

Almanya’da korona pandemisinde  hayatını kaybedenleri anmak için başkent Berlin’de resmi tören yapıldı. 

Berlin’deki anma Kaiser Wilhelm Anma Kilisesi’nde düzenlenen ayinle başladı. Pandemi koşulları nedeniyle sınırlı sayıda kişinin alındığı ayine yakınlarını kaybeden beş kişinin yanı sıra Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Başbakan Angela Merkel, Federal Meclis Başkanı Wolfgang Schäuble, Federal Eyalet Temsilcileri Meclisi Başkanı Reiner Haseloff ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Stephan Harbarth katıldı.

Ardından Konzerthaus Berlin’de resmi tören düzenlendi. Cumhurbaşkanı Steinmeier törende bir konuşma yaptı. Her gün açıklanan ölüm sayılarına bakarak değerlendirmeler yapıldığını söyleyen Steinmeier “Ama izlenimim o ki, toplum olarak tüm bu sayıların ardında insanların olduğu konusunda yeterince bilinçli olmuyoruz” dedi.

Coronavirus | Berlin Gedenken für Covid-Opfer | Bundespräsident Steinmeier und Merkel

Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier (solda) ve Başbakan Merkel (en sağda)

Steinmeier konuşmasında vefat eden yakınlarıyla vedalaşamayan insanlara değindi. Acının ve ölümün kamusal alanda görünür hale gelmediğini belirten Steinmeier “ölüm acısını bastıran bir toplumun bundan zarar göreceğini” belirtti.

Acıyı ve öfkeyi ifade etmek gerektiğini belirten Steinmeier geleceğe bakmak gerektiğini vurguladı. Steinmeier “İleriye doğru giden yol için, yürümek istediğimiz ve ancak birlikte olursak yürüyeceğimiz pandemiden çıkış yolu için bir kez daha güç toplayalım” ifadelerini kullandı.

Pandemi süresince gece gündüz yoğun bir mücadele veren sağlık personeline de teşekkür eden Steinmeier “Fedakar bir biçimde kendilerini adamaları karşısında saygıyla eğiliyoruz” diye konuştu.

Robert Koch Enstitüsü’nün verilerine göre Almanya’da koronavirüs pandemisinde hayatını kaybedenlerin sayısı 79 bin 914. Bugün sadece başkentte değil Almanya’nın çeşitli kentlerinde de kilise ve dini cemaatlerin katılımıyla törenler düzenleniyor. Eyalet başbakanları da Cuma günü bir çağrı yaparak vefat edenlerin pencerelerde mum yakarak sembolik olarak anılmasını istemişti.

epd, KNA / EC, HT

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Çocuk ve gençlerde psikolojik rahatsızlıklar arttı

Alman Die Welt gazetesinin haberine göre, Almanya’da pandemi döneminde psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle hastanelerin acil servislerine başvuran çocuk ve gençlerin sayısı artış gösterdi.

Gazetenin çocuk ve genç psikiyatri kliniklerinin verilerine dayanarak hazırladığı haberine göre, özellikle 2020’nin son çeyreğinde ağır depresyon, kaygı bozukluğu, akut intihar tehlikesi ve diğer piskolojik rahatsızlıklarda artış kaydedildi.

Konuyla ilgili olarak Die Welt’e değerlendirmelerde bulunan Tübingen Üniversitesi Çocuk ve Genç Psikiyatri Kliniği Başkanı Prof. Tobias Renner, 2020’nin son çeyreğinde acil servise hiç olmadığı kadar çok başvuru yapıldığını söyledi. Acile yatışı yapılan hastaların sayısının yüzde 30 arttığını ifade eden Renner, “Yatarak tedavi gören çocuk ve gençlerin yüzde 86’sı akut bir kriz anında geldi” dedi. “Akut” durumların çoğunun intihar tehlikesi ile ilişkili olduğunu belirten Renner, acil olarak müdahale edilmesi gereken anoreksiya nervoza vakalarında ise bir önceki seneye göre “yüzde 100” artış olduğunu ifade etti.

Yeme bozuklukları arttı

Offenburg Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Kliniği Başhekimi Reta Pelz ise “Ocak ayından bu yana yüzde 100,120 doluluk yaşıyoruz” diyerek, “Ağır bir üzüntü halinden çıkamayan, yaşamaya devam etmek için bir neden görmeyen, gelecek perspektifi geliştiremeyen çocukların sayısının arttığını gözlemliyoruz” gözlemini paylaştı. Pelz sözlerine, “Özellikle genç kızlarda yeme bozukluklularının arttığını görüyoruz. 2020’den 2021’e bu sayı iki katına belki de üç katına çıktı. Yatarak tedavi görenlerin yüzde 40’ını bu hastalar oluşturuyor” şeklinde sürdürdü.

Berlin, Leipzig, Münih, gibi büyük şehirlerde bulunan klinikler de gazeteye benzer açıklamalarda bulundu.

KNA / BÖ,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Kripto parayla ödemenin engellenmesi ne anlama geliyor?

Merkez Bankası’nın kripto parayla ödemeyi yasaklayan düzenlemesi kripto para piyasasında büyük yankı uyandırdı.

Merkez Bankası’nın 16 Nisan tarihli Resmi Gazete’de yayımladığı yönetmelikte, “Ödemelerde doğrudan veya dolaylı şekilde kullanılamaz” ve buna yönelik “hizmet sunulamaz” denildi.

30 Nisan’da yürürlüğe girecek olan yönetmelikte ilk defa yapılan tanımlama ile kripto varlık, “Para, kaydi para, elektronik para, ödeme aracı, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilmeyen gayri maddi varlıklar” olarak ifade edildi.

Bu tanımlamayla Merkez Bankası’nın kripto varlıkları “kabul ettiğini” belirten Bahçeşehir Üniversitesi BlockchainIST Kurucu Direktörü Bora Erdamar, “Kripto para potansiyelinin daha iyi hedefler için değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi.

Bahçehir Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Bora Erdamar

Bahçehir Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Bora Erdamar

Kripto paranın kullanımına neden yasak geldi?

Kısaca, şifrelenmiş, dijital bilgi olarak var olan bir tür para biçimi olarak ifade edilen kripto paralar son yıllarda dünya çapında popüler oldu. En çok bilinen ise, fiyatı 60 bin doların üzerindeki değeriyle Bitcoin.

Özellikle son yıllarda Türkiye’deki ekonominin kötüye gitmesi küçük yatırımcıları da yeni kazanç kapıları bulmaya yöneltiyor. Döviz ve borsa üzerinden yapılan yatırımların yanı sıra kripto paralar da ilgi çeken bir araç olarak görülüyor.

Statista’nın verilerine göre, Türkiye’de kripto para sahibi olanların oranı yüzde 16 ile dünyada 4. sırada yer alıyor.

Kripto varlıklara yönelik düzenleme sinyalleri bir süredir veriliyordu. Mart ayında Anadolu Ajansı’na konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, “Kripto paralarla ilgili çok ciddi kaygılarımız var” demişti.

Merkez Bankası yönetmeliğine göre, ödeme hizmeti sağlayıcıları, ödeme hizmetlerinin sunulmasında ve elektronik para ihracında kripto varlıkların doğrudan veya dolaylı olarak kullanılacağı bir şekilde iş modelleri de geliştiremeyecek.

Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada, kripto varlıkların düzenleme ve denetleme mekanizmasına tabi olmaması, piyasa değerlerinin aşırı oynaklık göstermesi gibi sebeplerle “telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaratma ihtimali” olduğu vurgulandı.

“Yasak, yönetmeliği dünyadan farklılaştırıyor”

Kripto paraların en büyük sorunu, geleneksel paralara kıyasla değerlerinin sürekli bir dalgalanma halinde olması. Bu nedenle yatırımcı için riskler barındırıyor. Bunun yanında ülkelerin kontrol etmesi zor bir piyasasının olması nedeniyle de bazı ülkeler sıcak bakmıyor.

Ancak diğer taraftan da ülke sistemine entegre etmeye çalışan ülkeler de var.

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Ocak ayında yaptığı açıklamada, kripto paralarla ilgili yeni bir düzenleme getirmeyi düşündüklerini söylemiş; “Kripto para bir para birimi değil. Oldukça spekülatif bir varlık” demişti.

Dünyanın en büyük kripto para borsalarından Coinbase ise çarşamba günü New York özel borsasında teknoloji şirketlerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksinde işlem görmeye başladı.

DW Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan Bora Erdamar, getirilen yönetmelikle kripto para konusunda dünyadan farklılaşıldığını söyledi.

Atılan adımla “yasak” konulduğuna vurgu yapan Bora Erdamar, “Kripto paraların ödeme aracı olarak kullanılmasının bu kadar net önünün kesilmesi düşündürücü” dedi. Erdamar, “daha esnek ve yumuşak tanımlamalar yapılırsa gelecekteki büyük teknoloji değişimlerine daha iyi uyum sağlanır” değerlendirmesini yaptı.

Ancak Erdamar, konuya “temkinli yaklaşılmasına” olumlu baktığını belirterek “Küçük yatırımcıları korumakla ilgili bir önlem alınmak isteniyorsa bunun eğitim ve danışmanlıkla sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Teknoloji Yazarı Ahmet Usta ise, yapılan düzenlemenin “olumsuz olduğu” görüşünde.

Tüketicinin mağduriyet giderilmesi yönündeki tespitleri doğru” olduğunu belirten Usta, “Gerek Amerika’da gerek Avrupa’da gerekse de Asya’da bunları engellemek yerine geleneksel sistemin içine entegre edecek adımlar atıldığı” değerlendirmesini yaptı.

“İnovasyonun önünü kesen bir durum”

Kripto paralara karşı mesafeli olan ülkeler, merkez bankaları tarafından kendi dijital paralarını çıkaracaklarını belirtiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Mart ayında açıkladığı “Ekonomi Reform Paketi”nde bu konuya değinmiş; “Dijital paranın ekonomik, teknolojik ve hukuki altyapısını oluşturacak adımları atıyoruz. Tüketiciyi koruyacak bir gözetim mekanizması tesis ederek, bankalarla müşterileri arasındaki ilişkileri daha şeffaf bir yapıya kavuşturuyoruz” demişti.

Hazine ve Maliye Bakanlığı da MB’nin dijital parayla ilgili alt yapının bu yıl sonuna kadar hazırlanacağını açıklamıştı.

Reuters haber ajansına konuşan Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Cemil Ertem, kripto paralara ilişkin daha fazla düzenlemeye gidileceğini, ilgili birimlerin de gerekli hazırlığı yaptığını söyledi.

Uzmanlar, düzenlemelerle getirilen yasaklamaların kripto paraları engelleyemeyeceğini, ayrıca dünyadaki gelişmelerin gerisinde kalınabileceğini söylüyor.

“Türkiye’deki insanlar kripto para alıp sistemin dışına kaçmak gibi bir düşünce” içinde olmadığını belirten Ahmet Usta, yasak yerine “kayıt altında ödemenin” önünün açılması gerektiğini söyledi.

Usta ayrıca, düzenlemenin “inovasyonun önünü kestiğine” dikkat çekti; “Büyük yapılar inşa ederek İstanbul’u finans merkezi haline getirmek değil; yenilikçi teknolojilerle, yenilikçi iş modelleriyle uyumlu düzenlemeler yaparak ve güven zemini oluşturarak bunu başarmamız mümkün” dedi.

Adnan Ağaç / İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle