Türkiye ekonomisi ilk çeyrekte yüzde 7 büyüdü

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre Türkiye ekonomisi, 2021 yılının ilk çeyreğinde yüzde 7 oranında büyüme kaydetti. İlk çeyrekte Türkiye’nin yüzde 6,4 civarında büyüme göstereceği tahmin ediliyordu.

Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’yı (GSYH) oluşturan faaliyetlerde geçen yılın ilk çeyreğine göre en fazla artış yüzde 18 ile bilgi ve iletişimde gerçekleşti. Sanayide yüzde 11,7; tarımda yüzde 7,5; hizmet sektöründe yüzde 5,9; kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmetlerde yüzde 3,7; inşaat sektöründe yüzde 2,8 artış kaydedildi.

Türkiye ekonomisi geçen yılın son çeyreğinde yüzde 5,9, yılın tamamında ise yüzde 1,8 büyümüştü.

Pandemi gölgesinde, büyük oranda kredi destekleriyle sağlanan büyümeye rağmen 2020’de kişi başına düşen yıllık gelir 8 bin 599 dolarla son 14 yılın en düşük seviyesine geriledi.

Son 7 ayda Hazine ve Maliye Bakanı’nın bir kez, Merkez Bankası Başkanı’nın da iki kez  değiştiği ekonomi yönetimi uzun süredir yüksek enflasyon, yüksek faiz ve Türk Lirası’ndaki aşırı değer kaybı gibi sorunlarla karşı karşıya.

DW / GY, HT

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da vaka sayısında rekor azalma

Almanya’da 100 bin kişide yeni vaka sayısına işaret eden haftalık insidans değeri Ekim 2020’den bu yana en düşük seviyesine ulaştı. Alman hükümetinin pandemiyle mücadeleden sorumlu bilimsel kuruluşu Robert Koch Enstitütüsü’nün açıkladığı son verilere göre, yedi gün içerisinde 100 bin kişi başına düşen yeni vaka sayısını gösteren insidans değeri ülke genelinde 35,2.

Böylece Almanya’da sert kısıtlamalar için federal ve eyalet hükümetlerinin eşik olarak aldığı yedi günlük insidans değeri 50’nin altına düşmüş oldu. İlaveten her eyalette de ortalamanın 50 sınırının altında seyrettiği bildirildi.

Yoğun bakım doluluk oranları da düştü

Pandemiyle mücadelede kısıtlamalar için baz alınan bir diğer önemli değer olan, yoğun bakımlardaki doluluk oranının da Kasım 2020’den bu yana en düşük seviyeye gerilediği bildiriliyor.

Uzmanlar, rakamlardaki olumlu gelişmenin aşılamada yol katedilmesi, havaların sıcak gitmesi, okullar, işyerleri ve boş zamanlarda yapılan hızlı test sayılarındaki artış ile bağlantılı olduğu yorumunu yapıyor.

Öte yandan uzmanlar, ortaya çıkan yeni virüs varyantları nedeniyle durumun kısa sürede değişebileceği tehlikesine de dikkat çekiyor. İlk kez Hindistan’ta tespit edilen varyantın, İngiltere’de olduğu gibi Almanya’da da yayılıp yayılmayacağı konusunda öngörüde bulunmanın zor olduğu bildiriliyor.

Almanya’da pandemiyle mücadelede karar verici merciler olan yerel makamlar ve onlar da insidans değerinin arka arkaya günlerdir 50’nin altında seyretmesine bağlı olarak gevşeme tedbirleri öngörüyor. Bavyera’da örneğin insidans değerinin günlerce söz konusu eşiğin altında kalması halinde spor ve tiyatro etkinliklerinin yapılması, havuz ve spor kulüplerine giriş negatif test ibraz edilmesi halinde mümkün olabiliyor.

SPD'li vekil Prof. Dr. Karl Lauterbach

SPD’li vekil Prof. Dr. Karl Lauterbach

Almanya’da Aralık 2020’den bu yana sıkı bir kapanma yaşandı. Kültür ve spor etkinlikleri ise kısa bir dönem hariç pandeminin başından beri neredeyse yapılmıyor veya çok sıkı tedbirler altında nadiren gerçekleşiyor.

Farmakometri uzmanı Prof.Dr. Thorsten Lehr, halihazırda aşı olmak isteyenlerin talepleri çok yüksek olmasına rağmen aşı arzının düşük olduğunun altını çiziyor ve bunun bir süre sonra değişebileceğine işaret ediyor. İnsidans denilen 100 bin kişi başına düşen enfeksiyon sayısı düştükçe tehlikenin bugünkü kadar dikkate alınmayabileceğini, eş zamanlı olarak aşı olmayanların da normal yaşama geri dönmeye başlamalarıyla aşı olma istediğinin azalabileceğini de düşünüyor. Ayrıca yaz tatili sonrasında insanların aşılanmayı cazip görmeyebileceğine de dikkat çekiyor.

Almanya’da yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 40’ı bir doz aşı ile aşılandı. Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesi, Prof.Dr. Karl Lauterbach ise aşılamadaki hedefe ancak 12-18 yaş arası çocuk ve gençler de aşılanırsa ulaşılacağını öne sürüyor.

Avrupa Parlamentosu Başkanı İtalyan vekil Sassoli

Avrupa Parlamentosu Başkanı İtalyan vekil Sassoli

Sassoli: Temmuz ortasına kadar AB’nin yüzde 70’i aşılanacak

Avrupa Parlamentosu Başkanı İtalyan milletvekili David Sassoli, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere şimdiye kadar 237 milyon doz aşı dağıtıldığını belirterek, Temmuz ortasına kadar üye ülkelerdeki yetişkinlerin yüzde 70’inin aşılanmış olacağını savundu. Sassoli, aşılamayla birlikte yakında Avrupa halkının daha fazla özgürlüğün tadını çıkarmasının mümkün olacağını da vurguladı. Onun için gerekli olanın aşı kimliği olduğunu kaydeden Sassoli, söz konusu digital kimliğin yaz aylarında sorunsuz ve güvenli seyahati mümkün kılacağını da savundu. Sassoli, söz konusu digital aşı kimliğinin 1 Temmuz’da yürürlüğe girmesi ve bütün AB üyesi ülkelerde resmen tanınması ve geçerli olması konusunda iyimser olduğunu da söyledi.

epd,dpa/ETO,SSB

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da test merkezlerinde dolandırıcılık

Almanya’nın birçok kentinde hızlı koronavirüs testi hizmeti vermek amacıyla açılan test merkezlerinde usulsüzlük yapıldığı ortaya çıktı. NDR, WDR ve Süddeutsce Zeitung’un ortak araştırmasına göre, bazı test merkezleri test sayısını yetkili birimlere gerçekte olduğundan çok daha fazla şekilde ibraz etti. Araştırmada, “Yapılan testlerin sayısını herhangi bir kanıt göstermeksizin yolluyorlar. Ve para hesaplarına aktarılıyor” ifadeleri kullanıldı.

Araştırmaya göre, Köln kentinde bulunan bir test merkezinde yalnızca 70 test yapılmış olmasına rağmen, Sigorta Doktorları Birliği’ne (Kassenärztliche Vereinigungen) yaklaşık bin kişinin test edildiğini gösteren bir fatura sunuldu. Essen ve Münster şehirlerinde de benzer uygulamalara rastlandı. Dolandırıcılık vakalarının ortaya çıkmasından sonra konunun soruşturma için savcılığa intikal ettiği bildirildi. Mevcut uygulamaya göre test merkezleri test başına altı eurosu malzeme gideri olmak üzere 18 euro fatura ediyor. Faturanın ibrazının ardından test ücreti Sosyal Güvenlik Dairesi tarafından test merkezinin hesabına yatırılıyor.

Lisanslara el konuldu

Münster kentinde gerçekleştirilen kontrollerden sonra, 50 test merkezi işleten bir şirketin lisansına el konduğu açıklandı. Bochum’da bulunan ve farklı yerlerde test merkezleri bulunan iki kişi hakkında ise soruşturma başlatıldığı ve  Ruhr Bölgesi’ndeki iş yerlerinin ve özel evlerin soruşturma kapsamında arandığı belirtildi.

Almanya’da ülke genelinde faaliyet gösteren ve hükümet tarafından finanse edilen hızlı test merkezleri; dışarıda yemek yiyebilmek, alışveriş yapabilmek ya da müze gezebilmek gibi faaliyetler için gereken negatif test sonucunu alabilmenin ücretsiz ve hızlı yolu olarak oldukça aktif kullanılıyor. Nisan ve Mayıs aylarında 660 milyon euro hükümetin test politikası kapsamında kullanıldı.

Konuya ilişkin açıklama yapan Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, “Bu hizmeti sağlayanların büyük bir kısmı işini profesyonelce ve düzgünce yapıyor” dedi ve kontrol mekanizmalarını sıkılaştırma konusuyla ilgileneceklerini söyledi.

Almanya Adalet Bakanlığı’ndan cumartesi günü yapılan açıklamada,”Uygulamada düzensizliklere rastlandığı durumda, ya da dolandırıcılıktan şüphelenildiği durumda cezai soruşturma gerekmektedir” dendi. Almanya’da ticari dolandırıcılığa 10 yıla kadar varan hapis cezası öngörülüyor.

Halihazırda Kuzey-Ren Vestfalya eyaletinde 8 bin, Başkent Berlin’de bin 200 test merkezi bulunuyor.

dpa, AFP /AI, BÖ

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

DİTİB Almanya’da yine tartışmaların odağında

Almanya’nın nüfus açısından en büyük eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya’da (KRV) İslam din dersi komisyonuna Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) dahil edilmesiyle başlayan tartışmalar büyüyor.

Yeşiller partili Federal Meclis Milletvekili Cem Özdemir, eyalet hükümetinin DİTİB ile işbirliği yapması sayesinde, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Alman okullarına adım atmasının önünün açıldığını iddia etti. Die Welt gazetesine konuşan Özdemir, “Akıl alır gibi değil” diyerek işbirliğine tepki gösterdi. “Bu kararın, Alman anayasası ve açık toplum değerlerine saygı duyan diğer Müslüman gruplara ihanet” anlamına geldiğini ileri sürdü ve “Bundan geri dönülmeli” talebinde bulundu.

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin Hamburg Eyalet Teşkilatı Başkanı ve CDU Merkez Karar Yürütme Kurulu Üyesi Christoph Ploß da, “DİTİB’in Erdoğan’ın Almanya’ya uzanan kolu” olduğunu iddia etti ve Ankara’dan Yahudi düşmanlığı ile Türk milliyetçiliğini Almanya’ya ithal ettiğini savundu. Bild gazetesine konuşan Ploß, “Bu kabul edilemez. O sebepten diyorum ki DİTİB ile işbirliğine son verilsin” açıklamasını yaptı.

Yeşiller partili Federal Meclis Milletvekili Cem Özdemir

Yeşiller partili Federal Meclis Milletvekili Cem Özdemir

DİTİB ile işbirliğine bir eleştiri de Hür Demokrat Parti (FDP) Federal Meclis Grup Başkan vekili Stephan Thomae’den geldi. O da İslam din dersinin her türlü dış etkiden bağımsız olması gerektiğini söyledi ve bunun DİTİB için söz konusu olmadığını savundu.

Yine FDP’li Kuzey Ren-Vestfalya Eğitim Bakanı Yvonne Gebauer ise, DİTİB ile işbirliğinin belli şartlar çerçevesinde yapıldığını kaydederek, eyalet hükümeti ile DİTİB arasında imzalanan anlaşmaya hem federal hem de eyalet anayasa değerlerinin temel teşkil ettiğini savundu. Bakan Gebauer ayrıca, DİTİB’in uzun denetimler sonrasında İslam din dersi komisyonuna alındığını vurguladı. Kendi verilerine göre DİTİB Almanya’da bir dernek yapısı altında örgütlü Müslümanların yüzde 70’ini temsil ediyor.

DİTİB’den sert tepki

Son günlerde tartışmaların odağında olan ve 37 yıldır da Almanya’da dini ve sosyal hizmet veren DİTİB ise teşkilat tarihinde görülen en sert ve uzun açıklamalarından birini yaparak kendisine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.

DİTİB yönetimi, 24 bin fahri çalışanı ve 200 bin üyesi ve onların aileleriyle birlikte 800 bin insanı temsil ettiğini vurguladı. Bu yönüyle de kendileri gibi Müslüman çatı örgütlerinin, ülkedeki Müslümanların küçük bir kesimini temsil ettiği iddialarına rakamlarla cevap vermiş oldu.

İlaveten DİTİB, tartışmalarda ülkedeki “susan çoğunluk” olarak yansıtılan grubu temsil ettiğini iddia eden bazı kişilerin inanan Müslümanların gerçekliğini yansıtmadığı gibi hiçbir dini hizmet de sunmadıklarını söyledi. Buna rağmen onların kamuoyunda “muhatap” olarak lanse edildiğini ve pek çok yerde yıllardır hizmet veren köklü kuruluşlarla aynı seviyede sayılıp kabul gördüklerini belirtti.

DİTİB ayrıca, İslam din dersi komisyonuna katılmasıyla başlayan tartışmalara eski veya halen vekil olan bazı poltikacıların da popülist tavrıyla müdahil olduğunu ve bu yolla anayasal temellerde var olan bir Müslüman cemaatin saf dışı bırakılmaya çalışıldığını kaydederek uyardı.

Kendisine yöneltilen, Ankara’nın etkisinde olduğu iddialarına atfen ise DİTİB, “Hiçbir zaman yabancı devletlerin etkisinde olmadıkları ve gelecekte de olmayacakları” vurgusuyla yanıt verdi.

15 Temmuz sonrası DİTİB ile işbirliği donduruldu

Federal sistemin hakim olduğu Almanya’da, eğitim, eyalet hükümetlerinin sorumluluğunda. Bu nedenle de İslam din dersi konusunda müfredatı, dersin biçimini, kaçıncı sınıflarda verileceğini, öğretmenleri, dersin normal veya tercihli olmasını eyalet yönetimleri belirliyor.

Almanya’da 2020 verilerine göre 900’den fazla okulda yaklaşık 60 bin öğrenci İslam din dersi eğitimi alıyor. Bunun da ailesi Müslüman ülkelerden gelen Almanya’daki çocukların yüzde 10’undan biraz fazlasına tekabül ettiği bildiriliyor. 16 eyaleti bulunan Almanya’da sekiz eyalette Alevi din dersi, dokuz eyalette de İslam din dersi veriliyor. Almanya’da İslam din dersi alan 60 bin çocuktan yaklaşık 22 bini şu dönem tartışmanın odağında olan KRV eyaletinde bulunuyor.

İslam din dersleri, bazı eyaletlerde Müslüman cemaatlerin katılımı ile, bazı eyaletlerde ise sadece devletin belirlediği müfredat ve öğretmenlerle veriliyor. İnanca dayalı İslam din dersi olduğu gibi, İslami bilimler dersi şeklinde veya bütün semavi dinlerin işlendiği din bilimleri dersi şeklinde sunuluyor.

Çok sayıda Türkiye kökenli göçmenin de yaşadığı ve DİTİB’in merkezinin de bulunduğu Kuzey Ren-Vestfalya’da (KRV), eyalet hükümeti, DİTİB ile işbirliğini 2017’de dondurdu. Buna, 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın talebi üzerine Almanya’daki bazı DİTİB imamlarının bulundukları cemaatlerdeki Gülenciler ve kısmen de muhalifler hakkında tuttukları ve Ankara’ya yolladıkları listeler krizi neden oldu. Sadece KRV’de 39 kişi ve derneğin adı Ankara’ya yollanan “ihbar” listelerinde yer aldı. Eyalet hükümetinin hazırladığı bir raporda, KRV’de görevli 13 DİTİB imamın bu listeleri yolladığı bilgisine yer verildi. Altı imam hakkında soruşturma başlatılmasıyla o dönem DİTİB’e güven derinden sarsıldı. Diyanet’ten gönderilen bin 100 civarında din görevlisi bulunan DİTİB’e “Ankara’nın Almanya’daki uzun kolu” olma yakıştırmaları yapıldı.

Sonraki dönemde de bazı imamların kendi inisiyatifleri ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) ile emniyet teşkilatına ihbarlarda bulundukları, listeler yolladıkları ve söz konusu ihbarlarda adı geçen bazı kişilerin Türkiye’de açılan soruşturma dosyalarına kanıt olarak girdiği ortaya çıktı. Aynı dönemde Almanya’dan Türkiye’ye gidişte çok sayıda vatandaşın gözaltına alındığı, bazılarının tutuklandığı, kimilerinin yurt dışı çıkış yasağı ile şartlı salındığı ve Almanya’ya dönemediği, kimilerinin ise ülkeye girişi engellenerek beş yıla varan yasak belgeleriyle geri gönderildiği görüldü.

Çanakkale anmaları veya Suriye harekatları için dualar

DİTİB ile yaşanan ikinci büyük kırılma ise 2018 yılında oldu. Önce Afrin’e düzenlenen harekat için Almanya‘daki bazı camilerde toplu dua çağrıları yapılması, aynı yılın Mart ayında bazı DİTİB derneklerinde düzenlenen Çanakkale müsamerelerinde çocuklara asker üniformaları giydirilip, oyuncak silahlarla savaş sahneleri canlandırılması, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana pasif savunma temelli bir güvenlik politikası izleyen Almanya‘da kamuoyunda büyük tepkiye neden oldu. DİTİB’in adı, istihbarat tarafından izlenen bir yapı olmadığı halde iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) raporlarında geçti.

DİTİB Herford'da düzenlenen Çanakkale anmasında çocuklara asker üniformaları giydirilip, oyuncak silahlarla savaş sahneleri canlandırıldı

DİTİB Herford’da düzenlenen Çanakkale anmasında çocuklara asker üniformaları giydirilip, oyuncak silahlarla savaş sahneleri canlandırıldı

Sadece KRV’de değil, Hessen eyaletinde de DİTİB ile İslam din dersi işbirliği askıya alındı. Hessen’de din dersi çerçevesinde yapılan işbirliğine son verilmesine, “kuruluşun Ankara’dan bağımsız olduğuna duyulan şüphe” gerekçe gösterildi.

Ankara ile yakın bağ DİTİB’in sadece eyalet hükümetleri ile sorun yaşaması sonucunu doğurmadı. Nadiren de olsa DİTİB’in kendi teşkilatları içindeki istifa ve görevden almalar olarak kamuoyuna yansıdı. Bunlar arasında en ses getireni de DİTİB Aşağı Saksonya teşkilatında 2018’de yaşanan toplu istifa oldu. Kuruluşun eyalet teşkilatı yönetimi Ankara ve DİTİB’in Köln’deki merkezinden gelen baskı üzerine topluca istifa etti.

Son günlerde ise DİTİB, Almanya’da İsrail-Hamas arasındaki çatışmalar nedeniyle başlayan Yahudi düşmanlığı tartışmaları bağlamında anılıyor. KRV İçişleri Bakanı CDU’lu Herbert Reul, eyaletteki Yahudi düşmanı olaylarda Erdoğan’ın da sorumluluğu olduğunu iddia etti. Eyalet İçişleri Komisyonu’nda konuşan Reul, Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sert eleştirilerinin, Türkiye kökenlilerin sokağa çıkmasına yol açan nedenlerden biri olduğunu savundu ve ilginç bir söz sarf etti: “Bahse girerim öyle, ama kanıtlayamam.”

Göttingen Savcılığı antisemitizm nedeniyle soruşturma yürütüyor

DİTİB teşkilatı içindeki bazı kişilerin Yahudi düşmanı veya kışkırtıcı açıklamalar yaptıkları iddiaları daha önce de gündeme geldi. Şubat ayında görevini bırakan DİTİB Göttingen Teşkilatı Başkanı Mustafa Keskin’e de Yahudi ve Ermeni düşmanı paylaşım yapmak suçlamaları yöneltilmiş, Keskin görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı. Yıllarca semavi dinlerin buluştuğu bir inisiyatifte de görev yapan Keskin’in sosyal medya paylaşımlarında Ermeni ve Yahudileri aşağıladığı, nefret söylemleri ve komplo teorileri yaydığı ileri sürülmüştü.

DW Türkçe’nin sorularını cevaplayan Göttingen Savcılığı, eski DİTİB yöneticisi Mustafa Keskin hakkında bir soruşturma açıldığını, bunun hala sürdüğünü ve birkaç hafta zarfında da tamamlanacağını doğruladı. Buna göre savcılık, halkı kışkırtmak ve suç işlenmesini onaylamak iddiasıyla soruşturma yürütüyor.

Savcılık, Keskin’in suç teşkil edecek tarzda Facebook hesabı üzerinden Yahudi ve Ermenilere karşı kışkırtma içeren paylaşımlar yapmak ve 1981 yılında düzenlenen Papa suikastını tasvip eden paylaşımlarda bulunmakla suçluyor. Halkı birbirine kışkırtmanın cezasının üç ay ile beş yıl, suç teşkil eden olayları onaylamaya yönelik suçun cezasının da üç yıla kadar hapis cezası ile para cezası şeklinde şeklinde olduğu bildiriliyor.

Almanya Sosyalist Gençlik Birliği „Die Falken” adlı derneğin Göttingen teşkilatı, Keskin’in 2013-2021 yılları arasındaki zaman diliminde, Facebook ve Whatsapp paylaşımlarında “nefret söylemleri ve komplo teorileri” yaydığını görsellerle ortaya çıkararak, antisemitizm de içeren pek çok nefret paylaşımının diğer DİTİB yöneticileri tarafından da yayıldığını duyurdu. Bunlara, aralarında İsrail askerlerine “Yahudi köpekleri” yorumunu yaptığı bir paylaşım ile Papa Françesko’nun “Ermeni Soykırımı 20’nci yüzyılda işlenmiş ilk soykırım” olarak nitelemesinin ardından Papa 2. Jean Paul ile Mehmet Ali Ağca’nın bir fotoğrafını paylaşıp, “Birilerinin Papa‘nın kafasına sıkmasına şaşırılmamalı” yorumu örnek gösterildi.

George Soros dünya çapındaki Yahudi karşıtı söylemler ve komplo teorilerinde kullanılıyor

George Soros dünya çapındaki Yahudi karşıtı söylemler ve komplo teorilerinde kullanılıyor

Bir diğer DİTİB ve antisemitizm bağlantılı suçlama da Mart sonunda ortaya çıktı. Rheinland-Pfalz Eyalet Teşkilatı Başkanı Yılmaz Yıldız, Marmara Üniversitesi’nden Prof. Ahmet Şimşirgil ile etkinlik düzenlemeleriyle bağlantılı oluşan tartışma üzerine istifa etti. Ondan önce de yine aynı teşkilatın genel sekreteri Necdettin Aydın’ın istifa ettiği açıklandı. O zaman da “Mehmet Akif ve Çanakkale” başlıklı bir söyleşiye konuşmacı olarak davet edilen tarihçi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’ın LGBTİ, İstanbul Sözleşmesi karşıtı söylemlerine ilaveten Yahudi düşmanlığı yaptığı suçlamaları gündeme gelmişti.

Ahmet Şimşirgil, o dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kadınları şiddete karşı korumak amacıyla kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını savunduğu bir yazısında, sözleşmenin “En şiddetli savunucuları LGBTİ derneklerine üye kimselerdi. Bu derneklere Soros ve AB fonlarından çok büyük meblağda paraların akıtıldığı konusunda ciddi iddialar ortada bulunmaktadır. Aslında istihbarat makamlarınca bunların ciddi olarak sorgulanması gerekmektedir” şeklinde ifadelere yer vermişti.

Macaristan kökenli Yahudi iş insanı George Soros’a yönelik bu tür suçlamalar, dünya çapındaki Yahudi karşıtı söylemler ve komplo teorilerinde kullanılıyor.

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Papa Köln Başpiskoposluğuna inceleme ekibi gönderiyor

Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Françesko, aylardır devam eden cinsel istismar krizi ile ilgili olarak son noktayı koydu. Papa bu bağlamda, Köln Başpiskoposu Kardinal Rainer Maria Woelki’yi denetlemek üzere Stockholm ve Rotterdam Psikoposlarını Köln’e gönderme kararı aldı. Köln Almanya’nın en büyük piskoposluk bölgesi.

Papa Françesko tarafından gönderilen ziyaretçiler olarak adlandırılan Stockholm Piskoposu Kardinal Anders Arborelius ve Rotterdam Piskoposu Johannes van den Hende Papa’dan aldıkları geniş yetkilerle Köln Başpiskoposluğu’nda cinsel istismar iddialarının ele alınışını inceleyecek.

Köln Başpiskoposluğu’ndan yapılan açıklamada, haziran ayının ilk yarısında yapılacağı belirtilen ziyaret sırasında Kardinal Rainer Maria Woelki’nin “muhtemel hatalarının” inceleneceği bildirildi. Ancak daha önce Köln’de görev yapan Hamburg Piskoposu Stefan Heße’nin ve açığa alınan piskopos yardımcıları Dominikus Schwaderlapp ve Ansgar Puff’un da ziyaretin odak noktalarında olacağı belirtildi.

2014 yılında başpsikoposluk görevine gelen Woelki, Papa’nın iddiaları bağımsız olarak incelemek için müdahil olmasını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Köln Başpiskoposluğu aylardır devam eden cinsel istismar krizi nedeniyle birçok istifaya sahne oldu.

Son olarak mart ayında yayımlanan bir rapor Woelki’nin görevini ihlal etmediğini ortaya koymuştu. Söz konusu rapor Hamburg Piskoposu Heße’yi suçlu çıkarmış, Hamburg Piskoposu da bunun üzerine istifasını sunmuştu. Ancak skandal bununla sona ermedi. Zira Almanya’da Kilise’ye bağlı çeşitli bölgelerden Köln Başpiskoposu Woelki’ye yönelik olarak “kişisel olarak sorumluluk alması” talebi geldi.

Ne olmuştu?

Münihli hukuk firması Westphal Spilker Wastl’ın Başpiskoposlukla ilgili raporunu kamuoyuna açıklamayı reddetmesinden dolayı Woelki için istifa çağrıları yükselmişti.

Westpfahl Spilker Wastl Ocak 2019’da Başpiskoposluğun “cinsel istismar vakalarının üstünün kapatılması veya cezalandırılmamasından sorumlu olan kişisel, sistemik ve yapısal eksiklikleri tespit etmek için” 1975 yılından itibaren kişisel dosyalarını incelemek için görevlendirilmişti.

Başpiskoposluğa danışmanlık yapan hukukçular metodoloji ile ilgili endişeleri aktarınca Woelki, Köln merkezli ceza hukuku Profesörü Björn Gercke’yi yeni bir rapor yazmakla görevlendirmişti.

Gercke’nin yazdığı 800 sayfalık rapor da mart ayında yayımlanmış, rapor 1975-2018 yılları arasında 236 dosyayı ele almıştı. Woelki bu rapor üzerine piskopos yardımcıları Dominikus Schwaderlapp ve Ansgar Puff’u görevden almıştı.

 

dpa,AFP/ SSB,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’dan Herero ve Namalara yönelik soykırımı tanıma kararı

Almanya, 1904-1908 yılları arasında Alman İmparatorluğu’nun Herero ve Namalara yönelik katliamlarını soykırım olarak tanımayı kabul etti. Soykırıma maruz kalanların torunlarından Almanya adına Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier tarafından Namibya parlamentosunda düzenlenecek resmi törenle özür dilenecek.

İki ülke arasında beş yılı aşkın bir süredir devam eden müzakerelerin sonucunu Almanya Dışişleri Bakan Heiko Maas kamuoyuyla paylaştı. Maas “Namibya ile ortak tarihimizin en karanlık bölümünü ortak bir biçimde ele alma konusunda uzlaşmaya varabildiğimiz için memnun ve müteşekkirim” dedi.

1 milyar 100 milyon euroluk destek

Alman bakan, Almanya’nın “ölçülemez acıların tanınmasının bir ifadesi olarak” Namibya’nın yeniden inşa ve kalkınma çalışmalarına yaklaşık 1 milyar 100 milyon euroluk bir katkı yapacağını açıkladı. Bu kaynak 30 yıl süre boyunca öncelikle Herero ve Namaların yaşadığı yerleşim yerlerindeki projelerde kullanılacak.

Almanya’nın finanse edeceği projeler arasında Namibya’nın arzusu üzerine toprak reformu, tarım, tarımsal altyapı, su tedariği, meslek eğitimi gibi alanlar bulunuyor.

Alman hükümeti yaptığı açıklamada soykırımın tanınmasının mağdurlar açısından hukuken tazminat talebinde bulunma sonucunu doğurmadığını ancak ortada siyasi ve ahlaki bir yükümlülük olduğunun altını çizdi. Almanya ile Namibya arasında beş yıldır süren müzakerelerde bu konunun nasıl çözüleceği önemli rol oynuyordu.

Geçmişin üstüne bir çizgi çekilemeyeceğini söyleyen Maas “Suçun tanınması ve özür dilememiz suçun aydınlatılması ve ortak bir biçimde geleceği şekillendirmemiz açısından önemli bir adım” diye konuştu.

Ne olmuştu?

O dönem Alman Güneybatı Afrikası adı verilen Namibya 1884-1915 yılları arasında Alman İmparatorluğu’nun bir sömürgesiydi. Lothar von Trotha yönetimi altındaki Alman İmparatorluğu askerleri 1904-1908 yılları arasında Herero ve Namalara yönelik çok sayıda katliama imza attı. Tarihçilerin 20’nci yüzyılın ilk soykırımı olarak tanımladığı katliamlarda 65 ila 80 bin arasında Herero ve 10 ila 20 bin arasında Namanın can verdiği tahmin ediliyor.

Almanya ile Namibya arasında o dönem işlenen suçlarla ilgili müzakereler 2015 yılında başlamıştı.

DW, dpa, AFP / EC, MK

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

BioNTech aşısı 12-15 yaş arasında da koruyucu

ABD ve Kanada’da 12-15 yaş arası çocuklarda BioNTech/Pfizer aşısının denendiği klinik araştırmanın sonuçları New England Journal of Medicine adlı bilim dergisinde yayımladı. Araştırmada BioNTech-Pfizer aşısının 12-15 yaş aralığındaki çocukları Covid-19 hastalığına karşı koruduğu tespit edildi. Araştırma ABD’nin Ohio eyaletindeki Cincinnati Çocuk Hastanesi’nden Robert Frenck ve ekibi tarafından gerçekleştirildi.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) BioNTech/Pfizer aşısının 12-15 yaş grubuna uygulanmasına onay vermişti. Avrupa İlaç Ajansı’nın (EMA) da bu araştırmayı temel olarak Avrupa’da da çocuklar için aşı izni vermesi bekleniyor.

Uzmanlardan çocuklara aşı tavsiyesi

Araştırma sonuçlarına göre aşı sonrası çocuklarda yorgunluk ve baş ağrısı gibi hafif yan etkiler görüldü. Çalışmadan elde edilen olumlu sonucun, daha küçük yaş grupları ve hamile kadınlarda da test yapılmasına yeşil ışık yaktığına dikkat çekildi.

Dergideki makalede araştırma sonuçlarını değerlendiren uzmanlar, çocuklarda yetişkinlere kıyasla daha az ağır vaka görüldüğünü, ancak daha önce hastalık geçirmiş olan çocuklarda ağır vakalara rastlandığına işaret ederek çocukların da aşılanmasının sürü bağışıklığının sağlanmasında büyük rol oynadığını belirtti. Uzmanlar, bu yaş grubunun eğitim ve sosyal gelişiminin daha fazla engellenmemesi için de aşılanmalarının önem taşıdığını vurguladı.

Yüzde 100 koruma sağladı

Uzmanlar, araştırmada 12-15 yaş aralığında 2 bin 260 çocuktan topladıkları verileri değerlendirdi. Bin 131 çocuğa 21 gün aralıkla iki doz aşı uygulandı, bin 129 çocuğa da plasebo uygulaması yapıldı. Aşının, plasebo grubuna kıyasla iki doz aşı olan çocukları yüzde 100 koruduğu tespit edilen araştırmada, iki doz sonrası tromboz gibi ağır yan etkilere rastlanmadığını da vurgulandı. 

Alman BioNTech şirketi ve ABD’li ortağı Pfizer, geliştirdikleri Covid-19 aşısının 12-15 yaş grubunda da kullanılabilmesi için EMA’ya Nisan ayı sonunda başvuruda bulunmuştu. EMA’nın kararını bugün vermesi bekleniyor.

dpa/HS,EC

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Cumhurbaşkanı Steinmeier ikinci görev dönemi için aday

Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier görevde kalmak için tekrar aday olacak. Steinmeier Bellevue Sarayı’nda yaptığı açıklamada, yeni bir görev süresine hazır olduğunu belirterek, “Almanya şu an hareketli zamanlar yaşıyor, önümüzde bizi bekleyen önemli seçimler var” diye konuştu. Steinmeier, ülkeye onu salgın sonrası geleceğe taşıyacak yolda eşlik etmeyi sürdürmek istediğini söyledi.

FDP ve Sol Parti’den destek

Steinmeier’in adaylığına muhalefetten de destek var. Thüringen eyaletinin başbakanı Bodo Ramelow (Sol Parti) kısa süre önce Frankfurter Allgemeine Zeitung’a verdiği demeçte, “Steinmeier’in salgının zor günlerinde ülkeyi iyi bir şekilde yönettiğini belirterek, pandeminin sonrasında da desteğine ihtiyaç duyulacağını” söyledi. Sol Parti 2017’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendi adayını göstermiş ve Sosyal Demokratlar’ın (SPD) adayı olan eski Dışişleri Bakanı Steinmeier’e karşı oy kullanmıştı.

Hür Demokrat Parti (FDP) lideri Christian Lindner de Steinmeier’i destekleyeceğini açıkladı.

2017’den beri bu görevde

Steinmeier’in görev süresi, 18 Mart’ta resmi olarak sona eriyor. Eylül ayında yapılacak genel seçimlerin ardından yeni cumhurbaşkanı Federal Seçiciler Kurulu’nun bir sonraki oturumunda 13 Şubat 2022 tarihinde seçilecek. 

Federal Almanya Cumhuriyeti’nin on ikinci Cumhurbaşkanı olan Steinmeier, geçmişte diğer görevlerinin yanı sıra Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı. 

dpa,epd, DW/ MK,EC

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Dolar/TL kurunda tarihi zirve

Merkez Bankası (TCMB) politika faizini yüzde 19 düzeyinde tutarken politik ve ekonomik gelişmelerin etkisiyle dolar 8.5995 TL’lik yeni tarihi yüksek düzeyini gördü. 6 Kasım 2020’de 8,5803 TL ile rekor kıran Dolar bugün 8,5995 TL ile rekor seviyesini gördü. Euro/TL’de de 10,47 ile rekor tazelendi.

Dolar ve Euro bir haftada TL karşısında yüzde 2’den fazla değer kazandı. Hem Dolar hem de Euro 7 ayın sonunda yeniden kritik seviyeleri aşmış oldu.

6 Kasım 2020’de ABD Doları’nın TL karşısında 8,58’i görmesi sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TCMB Başkanı Murat Uysal’ı görevden almıştı. Ardından da Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak görevinden ayrılmıştı. Erdoğan, Albayrak’ın yerine Ömer Lütfi Elvan’ı getirirken TCMB başkanlığına da Naci Ağbal’ı atamıştı.

Naci Ağbal da 20 Mart 2021 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan cumhurbaşkanı kararı ile görevinde alınarak yerine Şahap Kavcıoğlu atandı.

TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu

TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu

Finansal İstikrar Raporu açıklandı

Kavcıoğlu başkanlığındaki TCMB de bugün yılda iki kez açıklanan Finansal İstikrar Raporu’nu açıkladı. Kavcıoğlu da Finansal İstikrar Raporu’na bir önsöz yazdı. “TCMB fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir” diyen Kavcıoğlu, “Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrarın, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin başlaması, döviz rezervlerinin artış eğilimine girmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik ve finansal istikrarı olumlu etkileyeceği değerlendirilmektedir. Sıkı parasal duruş; enflasyon beklentileri, fiyatlama davranışları ve finansal piyasa gelişmeleri bağlamında dışsal ve geçici oynaklıklara karşı önemli bir tampon işlevi görecektir” değerlendirmesini yaptı.

Raporda da salgının borçluluk seviyesini artırdığına işaret edilerek “Salgına yönelik ekonomik tedbirlerle borçluluk seviyeleri 2020 yılından itibaren tüm dünyada artmaktadır. Bu dönemde ülkemizde de gerek hanehalkının gerekse reel sektörün borçluluk oranlarında artışlar olmuş, ancak söz konusu oranlar gelişmekte olan ülkeler ortalamasının altında ve görece düşük seviyelerde gerçekleşmeye devam etmiştir” denildi.

“Yüzde 6 büyüme bekleniyor”

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan da bugün İstanbul’da Türkiye Bankalar Birliği’nin 64. Genel Kurul Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “Salgının başından bugüne kadar merkezi yönetim bütçesinden 79 milyar liralık harcama yaptık. Yıl sonuna kadar bu tutarın 109 milyar liraya ulaşmasını öngörüyoruz” açıklamasını yaptı. Elvan, “öncü göstergelerin bu yıl ilk çeyrek için büyümede yüzde 6’ya işaret ettiğini” söyledi.

Bugün, piyasa kapanışı ardından ise uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P’nin Türkiye ilgili yeni not değerlendirmesini açıklaması bekleniyor.

ANKA,DHA/HS,EC

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman turizmciler: Seyahat kısıtlamaları kaldırılsın

Alman Sanayiciler Birliği (BDI) ve turizm sektörü birlikleri Alman hükümetinden üçüncü ülkelerle iş ve tatil amaçlı seyahat kısıtlamalarını acilen kaldırmasını istedi.

“Yaz sezonu kapıda ve seyahat şirketleri için her geçen gün önemli” diyen Alman Seyahat Acenteleri Birliği CEO’su Dirk Inger, federal hükümetin “aşı olanlar, hastalığı atlatanlar ve test olanlar için sıkı seyahat yasaklarını” kaldırması gerektiğini ifade etti.

Hükümete yönelik bu çağrının altına Alman Sanayiciler Birliği (BDI) ve Alman Hava Taşımacılığı Endüstrisi Federasyonu ile birlikte turizm sektörü ve Alman Seyahat Acentaları Birliği de imza attı. Sektör temsilcileri Avrupa Birliği (AB) Konseyi’nin üçüncü ülkelerle ilgili geçen hafta verdiği tavsiye kararınını hatırlattı. Bu karara göre üçüncü ülkelerle ilgili seyahat yasağı aşı kampanyalarındaki ilerleme ve test olma durumunda kaldırılabilecek. Bazı AB ülkeleri söz konusu kararı derhal uygulamaya başladı ancak Almanya’nın bu konuda geride kaldığı dile getiriliyor.

Turizm sektör temsilcileri Alman hükümetinden bir an önce karar vermesini ve test zorunluluğunun sadece risk bölgelerinden yapılan seyahatler için geçerli olmasını istedi.

Risk bölgesi olmayan bölgelerden gelenler için test zorunluluğu olmasının “orantısız” olduğu ve gereksiz yere seyahat sürecini karmaşıklaştırdığı belirtildi. Üçüncü ülkelerden seyahat sürecini basitleştirmek için aşı olunduğuna, hastalığın atlatıldığına ya da test yapıldığına dair dijital kanıt sunulmasının yeterli olması gerektiği kaydedildi.

Turizm geliri hatırlatması

Çağrıda üçüncü ülkelerden seyahat kısıtlamalarının kaldırılmasının turizm sektörü için gerekli olduğu belirtilirken, Almanya’da birçok otel, restoran ve işletmenin turizm gelirine bağımlı olduğu hatırlatılarak yaz sezonunda sektörün canlandırılması için bunun gerekli olduğu belirtildi.

AB ülkeleri geçtiğimiz hafta üçüncü ülkelerden seyahat kısıtlamalarını gevşetme kararı almıştı. Buna göre AB’de onaylanmış bir aşıyı yaptıran üçüncü ülke vatandaşları AB ülkelerine giriş yapabilecek. AB ülkelerinin Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) acil kullanım onayı almış aşılarla aşılanmış üçüncü ülke vatandaşlarına da giriş izni verebileceği belirtilmişti.

Seyahat kısıtlamalarından koronavirüs seyrinin iyi olması nedenişyle etkilenmeyen yedi ülke bulunuyor. Bunlar İsrail, Yeni Zelanda, Avustralya, Ruanda, Singapur, Güney Kore ve Tayland.

Kısıtlama tavsiyelerinin kaldırılması için ana kriter ise kayıt altına alınan yeni vaka sayısının son 14 günde, söz konusu ülkede 100 bin kişi başına 25’ten 75’e yükseltti.

 

AFP / SSB,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle