Sosyal Demokratların başbakan adayı resmen Olaf Scholz oldu

Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak parlamento seçimlerinde, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin  (SPD) başbakan adaylığına resmen Olaf Scholz seçildi.

Merkel kabinesinde Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı olarak görev yapan Scholz, SPD’nin dijital olarak yapılan parti kongresinde 513 delegeden “evet” oyu alırken, 20 delege Scholz’un adaylığına karşı oy kullandı. Yaklaşık 600 delegenin katıldığı parti kongresinde 12 delege ise çekimser kaldı.

Parti eş genel başkanları Saskia Esken ve Norbert Walter Bojan’ın önerisi ile parti yönetim kurulları Scholz’u Ağustos ayında başbakanlığa aday göstermişti. Bugün yapılan dijital kongre ile Scholz’un adaylığı resmiyet kazanmış oldu.

Scholz seçimlerde, Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin Başbakan Adayı Armin Laschet ve Yeşiller’in adayı Annalena Baerbock’a karşı başbakanlık için mücadele edecek.

“Başbakanlık görevine talibim”

Scholz parti kongresinde yaptığı konuşmada, “Başbakanlık görevine talip oluyorum, çünkü bunu yapabileceğime inanıyorum” dedi.

Pandemi sonrasında “genç kuşaklar için perspektif” sunmayı hedeflediğini vurgulayan Scholz, emeklilik ve vergi konularında reform sözü verdi.

Koalisyon ortakları Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik (CSU)’yu eleştiren Scholz, iki partiyi de ülkenin ilerlemesinin önünü tıkamakla suçladı. Bir dönem daha Birlik partilerinin koalisyonda yer almasının “refah ve istihdam için risk” olduğunu savunan Scholz, ulaşım, iklim koruma, dijitalleşme ve sağlık alanlarında değişime vurgu yaptı.

Olaf Scholz’un siyasi kariyeri

Hamburg’da büyüyen ve hukuk öğrenimi gören Scholz ilk kez 1998 yılında Federal Meclis’e seçilmiş, 2001 yılında beş aylığına Hamburg eyaleti İçişleri Bakanı olarak görev yapmıştı. 2002 yılında Meclis’e geri dönen Scholz aynı yıl SPD Genel Sekreterliği görevini üstlendi, 2004’te istifa etti. Tutuk konuşma tarzı nedeniyle “otomat” kelimesine atfen “Scholzomat” diye hicvedildi.

2007-2009 yıllarındaki Çalışma Bakanlığı’nın ardından 2011 yılında Hamburg eyaleti Başbakanı seçildi. Bu görevde edindiği bazı başarılara rağmen, 2017’deki G-20 zirvesinde polisle göstericiler arasında çıkan çatışmalar imajını zedeledi. 2018’de Hamburg eyalet başbakanlığını bırakarak yeni kurulan federal hükümette görev almak üzere Berlin’e döndü. Mart 2018’den bu yana Maliye Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapıyor. Scholz, korona krizi nedeniyle çıkarılan mali yardım paketleri ve bütçeye yapılan eklemelerle, kriz yöneticisi olarak puan toplamayı başardı.

Birlik partilerinin adayı Armin Laschet, Yeşiller'in adayı Annalena Baerbock ve SPD'nin adayı Olaf Scholz

Birlik partilerinin adayı Armin Laschet, Yeşiller’in adayı Annalena Baerbock ve SPD’nin adayı Olaf Scholz

Seçim programı kabul edildi

SPD’nin dijital parti kongresinde seçim programı da kabul edildi. Bu program ile koalisyon ortağı Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinden farklılığını ortaya koyan SPD, iklim korumada hedeflerin artırılmasını, sosyal yardımlarda ve vergide reform hedefliyor.

2030 yılına kadar karbondioksit emisyonunun yüzde 65, 2040 yılına kadar yüzde 88 azaltılmasını öngören SPD, kömür enerjisinden vazgeçilmesi için ise tarih vermedi.

Seçim programına göre, düşük ve orta gelirlilerin vergi açısından rahatlatılması, yüksek gelirlilerin ve mal sahiplerinin vergilerinin artırılması planlanıyor.

Almanya’da asgari ücretin saatinin 12 euroya yükseltilmesini hedefleyen SPD, sosyal yardım programı Hartz IV’ün yerine “vatandaş parası” adıyla yeni bir sistem öngörüyor.

SPD, seçim programında toplumda nefret, dışlama, ayrımcılık, ırkçılık ve antisemitizm ile mücadele vadediyor.

Dış politikada ise güçlü bir Avrupa Birliği’ne vurgu yapan SPD, transatlantik ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

AFP, dpa, DW/JD,SSB

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Ebeveynler çocuklarına aşı yaptıracak mı?

“Onlar laboratuvar faresi değiller.” 25 yaşındaki Susan üç yaşındaki ikizlerini kastederek böyle diyor. Almanya’nın Bonn kentinde bir çocuk parkında konuştuğumuz Susan’a göre COVID-19’a karşı geliştirilen aşılar yeteri kadar test edilmedi. Birkaç aylık testin güvenli olmadığını savunan Susan, ne kendisinin ne de çocuklarının aşı olacağını söylüyor. Eşinin aşı olmayı seçmesinden de pek memnun değil. Parkın yakınlarındaki bir diğer oyun alınanda konuştuğumuz bir diğer anne ise farklı düşünüyor: “Ben aşılardım. Eğer izin verilirse, kesinlikle” İsmini vermek istemeyen kadın, 12 yaşındaki kızının sınıfında iki kere COVID çıktığını ve bu sebeple iki kez 2 şer haftalık karantinaya girdiklerini anlatırken “O noktada, bunun çocukları da etkileyen bir hastalık olduğunu anlıyorsunuz” diye anlatıyor. BioNTech-Pfizer, COVID-19 için geliştirdiği aşısının 12-15 yaşındaki çocuklara uygulanabilmesi içinAvrupa İlaç Ajansı’na (EMA) başvurdu. Aşının, söz konusu yaş grubunda kullanımına önümüzdeki haftalarda onay çıkması bekleniyor. Eğer şu anda devam eden deneyler de başarılı olursa, 12 yaşından küçükler de gelecek yaz aşı olabilir. Ancak asıl soru şu: Ebeveynler buna ne kadar istekli?

Yüzde 50 aşılamaya sıcak bakıyor

Ebeveynlerin çocuklarını aşılama isteği ile ilgili verilerin çoğu, Almanya’daki kamu sağlığı kuruluşları ve Erfurt Üniversitesi’nin yanı sıra ABD’deki Yale Küresel Sağlık Enstitüsü’nde mevcut. DW’nin sorularını yanıtlayan ve Almanya’nın Erfurt Üniversitesi’nden araştırmacı olan Sarah Eitze, Şubat sonu itibariyle, araştırmaya katılanların yüzde 50’sinin çocuklarına aşı yaptırmaya sıcak baktığı bilgisini paylaştı. Elitze, sürü bağışıklığının oluşması fikri üzerinde kabulde büyük bir artış olduğu izlenimini paylaşıyor: “Karar, büyük ölçüde başkalarını aşı yoluyla koruma ihtimaline bağlı. Aşının virüsün yayılmasına karşı koruyucu olduğu ihtimalinin kesinleşmesi durumunda ise bu kabul oranı yüzde 70’in üzerine çıkıyor.” Şubat ayından bu yana geçen sürede, bu yüzdelerde bir artış olması da olası. Zira anketler, Pfizer-BionTech aşısının 12-15 yaş grubu Faz 3 deneyinin olumlu sonuçları yayımlanmadan yapılmıştı. Bu deneylerde aşıyı olan bin çocuktan hiçbiri COVID-19 semptomu geliştirmedi. Örneklem küçük de olsa, aşılanmamış grupta her 1000 çocuktan 18’inin COVID-19’a yakalandığı göze alınırsa, oldukça yüksek bir oran yakalandığı ortaya çıkıyor.

Almanya’da genel aşı istekliliği yüksek

Öte yandan Londra Hijyen ve Tıp Okulu’nda profesör olan Aşı Güven Projesi’nin yöneticisi Heidi Larson’ın araştırması başka sonuçlar veriyor. Avrupa Birliği (AB) için her iki yılda bir veri toplayan Larson’un ekibinin baktığı şey, 1-6 yaş grubu çocuklarının, KKK (Kızamık, Kızamıkçık ve Kabakulak) aşısı ile genelde 11-12 yaşında yapılmaya başlanan HPV (İnsan Papilloma Virüsü) aşısını ne kadar yaptırdığı. DW’ye konuşan Larson, “Bu veriler, çocuk ve gençlerde aşı yaptırma isteğini bize gösterebilir” görüşünü dile getiriyor. Söz konusu verilere göre Almanların ortamda yüzde 91’i KKK aşısının çocukları için güvenli veya önemli olduğunu düşünüyor. Öte yandan HPV aşısı için bu oran yüzde 77. 

Tüm aşılar aynı değil

Ebeveynlerin, çocuklarına, KKK aşısı ile COVID-19 aşısı yaptırma isteği arasındaki bu fark, büyük oranda “hangi aşıdan bahsettiğimize” ve ebeveynlerin çocuklarını aşı olmasıyla ilgili ne tür “riskleri” göze aldığına göre değişiyor. Ancak hem annelerin hem de babaların katıldığı anketten elde edilen bu veriler, bir ebeveynin, çocuğunu neden aşılamaya (veya aşılamamaya) karar verdiğine ilişkin gerçek sebepleri yansıtmayabilir. Bunun nedeni, ABD’li aşı karşıtı araştırmacı Jennifer Reich’in de dediği gibi, çocukları aşılamanın tipik olarak “annelik alanı” olmasından kaynaklanıyor. Yani anneler, bu kararları babalara göre daha fazla veriyor veCOVID-19 söz konusu olduğunda, bu durum sorun teşkil edebilir. Neden mi? Aralık ayında National Geographic tarafından yapılan bir anket, COVID-19 aşısı olma isteği konusu olduğunda, şaşırtıcı bir cinsiyet farkı olduğunu ortaya çıkardı. Ankete göre Amerikalı erkeklerin yüzde 69’u aşı olmaya hazır olduğunu belirtirken bu oran kadınlarda yalnızca yüzde 51. Almanya’da da oldukça belirgin olmasada da, bu konuda benzer bir cinsiyet farkı kaydedildi. Heidi Larson, DW ile Aralık ayında yaptığı röportajda bunu iki faktöre bağlamıştı: Kadınların, virüsün erkeklere kıyasla kendilerini daha az etkilediği düşüncesine sahip olması ve paylaşılan yanlış bilgilerin yaygınlığı. Larson, genel olarak kadınların erkeklere göre aşılarla ilgili daha fazla araştırmaBioNTech aşısı 12-15 yaş arası çocuklarda yüzde 100 etkili yaptığını belirtirken “Daha fazla bilgi ararken, onları oldukça olumsuz bilgilere götüren farklı sosyal medya kanallarına Moderna çocuklar üzerinde testlere başladıda rastlamış olabilirler. Bu nedenle, internette dolaşan ve endişeye yol açan durumlar konusunda muhtemelen daha fazla farkındalığa sahipler.”

Araştırmalara göre aşı karşıtlığı kadınlar arasında daha yaygın

Araştırmalara göre aşı karşıtlığı kadınlar arasında daha yaygın

Başkaları adına karar vermek

Tüm bunların yanında, Erfurt Üniversitesi’nden Araştırmacı Sarah Eitze’nin üzerinde durduğu, tarihsel bir psikolojik engel var. DW’ye konuşan Elitze, insanların başkalarının sağlığıyla ilgili karar verirken genel olarak riskten daha çok kaçındığına dikkat çekiyor: “Bu nedenle, başkaları için her karar verdiğimizde, yararları ve riskleri tartarız ve riski olabildiğince azaltmaya çalışırız. Ayrıca, tedaviye kıyasla, aşılar gibi önleyici kararlarda da riskten daha fazla kaçınma eğilimindeyiz.” Yani ebeveynlerin en çok çekindiği konu, çocuğunu aşılamayı seçerse, bunun doğrudan onun rahatsızlığıyla ve hatta zarar görmesiyle sonuçlanıp sonuçlanmayacağı. İnsan psikolojisinde mevcut olan bu özellik sebebiyle, bir ankette bir şeyler yapmaya “isteklilik” beyan edilmesine rağmen, iş bir randevu zamanı almaya geldiğinde işlerin değişebileceğine de işaret ediyor.

Oranlar değişken

Öyleyse, Almanya’da ebeveynlerin ne kadarı çocuklarını aşılayacak? Benim tahminim yüzde 50 ile yüzde 60 arasında olacağı yönünde. Bu varsayım, aşı yapmaya “istekli” olduğunu söyleyen Alman ebeveynlerin kabaca yüzde 50’sinden kiminin, iş aşı yaptırmaya geldiğinde yukarıda sözü edilen sebeplerle farklı bir davranış gösterebileceği öngörüsüne dayanıyor. Bunun yanı sıra “kararsız” olduğunu söyleyen ebeveynlerin yaklaşık yüzde 18’inin bu boşluğun bir kısmını dolduracağını da hesaba katmak gerek. Açık olan şey, gelecekte ergenler ve çocuklarla ilgili olumsuz aşı verileri olursa, bu rakamlar büyük olasılıkla azalacağı, ancak Almanya’da anaokullarına, ilkokullara veya liselere, havayollarına, restoranlara girişlerde aşı ile ilgili zorunluluklar getirilirse yükseleceği.

Peki ya çocuklar?

Peki çocuklar bu konuda ne hissediyor? Bonn’daki oyun parkına dönüp 13 yaşındaki bir çocuğa soruyor ve bana karşı dürüst olmasını istiyorum. Gerçekten aşı olmak istiyor mu? Seçimi kendisi yapabilseydi? Basketbol sahasına girmek üzere olan çocuk, “Evet, istiyorum” diye yanıtlıyor:

“Elbette, tüm salgının kontrol altına alınmasına yardımcı olmak isterim.” “Aşıdan korkuyor musun?” ya da “Aşının içinde ne olduğundan korkuyor musun” diye soruyorum.  “Hayır. Çünkü üzerinde bir sürü test yapıyorlar” diye cevaplıyor.

Conor Dillon

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da “korona kolaylıkları” yürürlüğe giriyor

Almanya’da koronavirüs aşısı olanlarla Covid-19 hastalığını atlatanlara kolaylıklar öngören düzenleme Eyaletler Meclisi (Bundesrat) tarafından da onaylandı. Almanya Adalet Bakanı Christine Lambrecht, Pazar gününden itibaren yürürlüğe girecek olan düzenlemeyi, “Daha fazla normalleşmeye doğru çok önemli bir adım” olarak nitelendirdi.

Düzenleme uyarınca aşı olanlarla hastalığı atlatıp iyileşen kişiler, Pazar gününden itibaren örneğin alışverişe ya da berbere gittiklerinde, bir müze veya botanik bahçesi gibi yerleri ziyaret ettiklerinde yanlarında koronavirüs negatif olduğunu kanıtlayan test sonucu bulundurmak zorunda kalmayacak. Bu kişiler ayrıca özel hayat kapsamındaki buluşmalarını da herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadan yapabilecek. Ayrıca yine bu kapsamdaki kişiler için karantina uygulaması sadece çok istisnai durumlarda geçerli olacak.

Düzenlemenin sağladığı kolaylıklardan aşı olarak yararlanmak isteyenlerin, iki doz aşıyı olduktan sonra 14 gün beklemeleri gerekiyor. Covid-19 hastalığını atlatanların ise ellerinde iyileştiklerine dair bir belge bulundurmaları şart koşuluyor. Ayrıca atlatılan hastalığın da PCR test sonucu ile, altı ay önce ile 28 gün önce arasındaki bir zaman diliminde geçirildiğinin ispatlanması koşulu aranıyor.

Christine Lambrecht

Christine Lambrecht

Yeni kolaylıklar yolda 

Adalet Bakanı Lambrecht, “Enfeksiyon sayılarının düşmeye devam etmesi durumunda yeni kolaylıklar hızlıca gelecek” ifadesini kullandı. Bakan Lamrecht’in sözünü ettiği kolaylıkların, şu an için düzenlemede yer verilmeyen restoran ve otelleri kapsaması bekleniyor.

Alman Ekonomi Enstitüsü (IW) de kararnamenin yürürlüğe girecek olmasıyla ilgili olumlu açıklamalarda bulundu. Enstitünün hesaplamalarına göre, sadece 65 yaş üstü kişilerin, pandemi öncesi dönemdeki alışveriş, seyahat vb. tüketim alışkanlıklarına dönmeleri halinde bunun ekonomiye ayda 4 milyar euro büyüklüğünde katkısı olacak.

AFP / ET,HS

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Anket: Almanya’da birinci parti Yeşiller

Almanya’da kamu yayıncılık kuruluşu ARD’nin düzenli aralıklarla yaptırdığı “ARD-DeutschlandTrend” anketi, bugün genel seçimler olması durumunda Yeşiller partisinin federal parlamentoya en güçlü parti olarak gireceğini ortaya koydu. Buna göre, Başbakan Angela Merkel’in de partisi olan, iktidarın büyük ortağı Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile kardeş parti olarak tanımlanan Hristiyan Sosyal Birlik’ten (CSU) oluşan Birlik Partileri, yüzde 23 ile ancak ikinci sırada yer alırken, Yeşiller yüzde 26 oy oranına ulaşıyor.

Birlik partileri dört puan kaybetti

Kamuoyu araştırma şirketi Infratest Dimap’ın, oy kullanma hakkına sahip bin 351 kişi ile yaptığı anketin bu sonucu, son bir ay içinde dört puan kaybeden Birlik Partileri’nin, 2019 yılının Temmuz ayından bu yana ilk kez en güçlü parti sıfatını yitirdiğini de ortaya koyuyor.

İkitardaki koalisyon hükümetinin diğer ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) söz konusu ankete göre yüzde 14 oy oranı ile üçüncü, sağ popülist Almanya İçin Alternatif (AfD) ise yüzde 12 ile dördüncü parti olarak sıralanıyor. Oy oranını nisan ayında yapılan ankete göre iki puan arttıran liberal Hür Demokrat Parti (FDP) yüzde 11, Sol Parti ise yaklaşık yüzde 6 ile, yüzde 5 barajını aşarak federal parlamentoya girebilecek partiler olarak görülüyor.

Halkın üçte ikisi hükümetten memnun değil

Ankette sorulan, “Federal hükümetten memnun musunuz?” sorusuna “hayır değilim” ya da “çok memnun değilim” diyerek yanıt verenlerin oranı yüzde 62 oldu.

​​​​Birlik partilerinin adayı Armin Laschet, Yeşiller'in adayı Annalena Baerbock ve SPD'nin adayı Olaf Scholz

​​​​Birlik partilerinin adayı Armin Laschet, Yeşiller’in adayı Annalena Baerbock ve SPD’nin adayı Olaf Scholz

Yeşiller’in adayı birinci sırada

26 Eylül’de yapılacak federal parlamento seçimleri için partilerin başbakan adaylarından kimi doğrudan tercih edecekleri ile ilgili soruya katılımcılar, yüzde 28 oranında Yeşiller’in başbakan adayı Annalena Baerbock cevabını verirken, Birlik Partileri’nin adayı, CDU Genel Başkanı Armin Laschet ve halen maliye bakanı olan SPD’nin adayı Olaf Scholz yüzde 21’de kaldı. Ancak bu konuda yüzde 30’luk bir kesim kararsız olduğu görüşünü bildirdi.

Merkel en sevilen politikacı

Diğer yandan, 16 yıldır sürdürdüğü başbakanlık görevini eylül ayında yapılacak seçimlerin ardından halefine devredecek olan Angela Merkel, halkın en memnun olduğu politikacılar sıralamasında yine birinci çıktı. Merkel’i sırasıyla , 12 puanlık yükselişle Yeşiller’in Eş Başkanı ve başbakan adayı Annalena Baerbock ve Dışişleri Bakanı Heiko Maas takip ediyor.

dpa,AFP / ET,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Spahn: Almanya’da üçüncü dalga kırıldı

Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, ülkede düşen koronavirüs vaka sayıları nedeniyle iyimser açıklamalarda bulunurken, diğer yandan ülkede kısıtlamaların kaldırılması konusunda aceleci davranılmaması gerektiğini dile getirdi. “Üçüncü koronavirüs dalgası kırıldı” ifadesini kullanan Spahn, “şimdi bu gidişatın sürekliliğini sağlamalıyız” şeklinde konuştu.

Almanya’da vaka sayılarının hâlâ yüksek olduğunu ve bu rakamların aşağı çekilmesi gerektiğini belirten Bakan Spahn, kısıtlamaların gevşetilmesinde aceleci davranılmasının bu şartlar altında tehlikeli olabileceğini ifade etti. “Pandeminin bu safhasında kazanımlarımızı yitirmememiz gerekiyor” diyen Jens Spahn, sabırsızlığın koronavirüse yarayacağını dile getirdi.

“Almanya penaltı atışlarında iyidir”

Alman sağlık sisteminin salgın dönemindeki durumuna da değinen Sağlık Bakanı, “Sağlık sistemimiz yoğun baskı altında oldu ama hiçbir zaman başa çıkamayacak duruma gelmedi” dedi.

Almanya’da bugün itibariyle 26,2 milyon kişinin en az bir kere aşı olduğunu bildiren Spahn, bunun nüfusun yüzde 31,5’ine tekabül ettiğini, önümüzdeki hafta ise her üç kişiden birinin aşılanmış olacağını aktardı. Bakan Spahn’ın ifadesine göre Almanya’da her iki aşısını olup tamamen koruma altında olan kişilerin nüfusa oranı ise yüzde 8,8.

Almanya’da aşı kampanyasının başlarda çok ağır ilerlemesine ragmen artık günlük aşılama sayısının çok artmasına da değinen Spahn, esprili bir dille “Almanya zaten penaltı atışlarında daha iyidir” ifadesini kullandı.

Almanya sürdürdüğü aşı kampanyasında aşılama hızını son haftalarda hissedilir derecede arttırdı

Almanya sürdürdüğü aşı kampanyasında aşılama hızını son haftalarda hissedilir derecede arttırdı

Robert Koch Enstitüsü’nden “yüzde 80 barajı”

Halihazırda uygulanan korona kısıtlamalarının kademeli olarak kaldırılması tartışmalarına değinen Robert Koch Enstitüsü (RKI) Başkanı Lothar Wieler ise tedbirlerin kapsamlı bir biçimde gevşetilmesi için halkın “yüzde 80’inden fazlasının” koronavirüse karşı bağışıklık kazanmış olması gerektiğini dile getirdi. Wieler böyle bir durumda yine enfeksiyonlar görüleceğini ancak bunların yeni bir dalgaya yol açamayacağını bildirdi.

Almanya’da salgının kontrol altına alınması yönünde şu an ciddi bir umut olduğunu da kaydeden Lothar Wieler, insidans sayılarının her yaş grubunda geriye gittiğini ve aynı zamanda aşı olan kişilerin sayısının giderek arttığını belirtti. Wieler diğer yandan yoğun bakım servisleri için tehlikenin henüz geçmediğini vurguladı.

Rakamlar düşüyor

Almanya’da yeni vaka sayılarında yaşanan düşüş devam ediyor. RKI’nin cuma günü açıkladığı verilere göre geçen hafta cuma günü 153,4 olan 100 bin kişide yeni enfeksiyon sayısı bugün 125,7 olarak duyuruldu. Günlük vaka sayısı ise 18 bin 485 olarak açıklandı.

Reuters,AFP,dpa / ET,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Aşılananlara muafiyet düzenlemesi meclisten geçti

Almanya’da koronavirüse karşı aşılanma sürecini tamamlayanlar ve hastalığı geçirenlere muafiyetler tanıyan yasal düzenleme Federal Meclis’ten geçti. Düzenlemeye koalisyon hükümetini oluşturan Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) yanı sıra muhalefetteki Yeşiller ve Sol Parti de destek verdi. Liberal çizgideki Hür Demokrat Parti (FDP) oylamada çekimser kalırken sağ popülist AfD ret oyu kullandı.

Hükümetin düzenlemesi, Cuma günü Eyalet Temsilciler Meclisi’nde de onaylanması durumunda Pazar gününden itibaren yürürlüğe girebilecek.

Adalet Bakanı Christine Lambrecht, söz konusu gruplara getirilecek muafiyeti “hukuk devletinin gereği” diye nitelendirerek düzenlemenin, sınırlandırılan temel hakların geri verilmesi zorunluluğundan kaynaklandığını vurguladı. Düzenlemenin bu yönde atılmış önemli bir adım olduğunu söyleyen Lambrecht, tüm vatandaşları herkesin yakında normale dönebilmesi için sorumluluk bilinciyle hareket etmeye çağırdı.

Adalet Bakanı Christine Lambrecht

Adalet Bakanı Christine Lambrecht

Düzenleme, aşı sürecini tamamlamış kişilerle Covis-19 geçirmiş kişilerin yürürlükteki sokağa çıkma ve temas kısıtlamalarından muaf tutulmasını öngörüyor. Bu kişilerin kuaför ziyareti ya da alışverişlerde negatif test ibraz etmesi de gerekmeyecek.

Almanya’da kullanım izni bulunan dört aşıdan üçünün iki doz uygulanması gerekiyor ve tam koruma etkisine ikinci dozdan 14 gün sonra ulaşılıyor. Koronavirüs hastalığı geçirmiş olanlar ise bunu PCR testiyle belgeleyecek. Testin en az 28 gün ve en fazla altı aylık olması gerekiyor.

Almanya’da salgın hastalıklar konusunda yetkili Robert Koch Enstitüsünün verilerine göre ülke nüfusunun yüzde 30,6’sı en az bir doz aşı olmuş durumda. İki doz aşı olanların oranı ise yüzde 8,6.

AFP/BK,HS

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Berlin’den ABD’nin patent önerisine ret

ABD’nin koronavirüs aşılarında patent haklarının geçici olarak kaldırılması talabine Almanya’dan yanıt geldi. Alman hükümetinin sözcüsü, patent hakkının kaldırılmasının aşı üretimine etkisi olmayacağına işaret ederek ABD’nin önerisine sıcak bakmadıklarını ifade etti. Sözcü, “fikri mülküyet hakkının korunmasının bir inovasyon kaynağı olduğunu ve bunun gelecekte de böyle kalması gerektiğini” ifade etti.

Aşı üretimini patent hakkının sınırlamadığını, yaşanan sıkıntıda üretim kapasitesi ve yüksek kalite standartlarının etkili olduğunu dile getiren Alman hükümet sözcüsü, Berlin’in ilaç şirketlerinin üretim kapasitesi artırmak için zaten birlikte çalıştığını söyledi.

BioNTech’in açıklaması

Almanya merkezli koronavirüs aşısı üreticisi BioNTech de ABD’nin önerisiyle ilgili yaptığı açıklamada, patent hakkının kaldırılmasının küresel aşı tedariğinin artırılmasına pek yardımcı olmayacağını vurguladı. “Patent, aşılarımızın üretiminde ve dağıtımında sınırlayıcı bir faktör değil” denilen açıklamada, patent hakkının askıya alınmasının kısa ve orta vadede dünya genelindeki aşı üretimini artırmayacağı ve üretim sürecinin oldukça karmaşık olduğu kaydedildi.

BioNTech şirketinin kurucuları Uğur Şahin ve Özlem Türeci

BioNTech şirketinin kurucuları Uğur Şahin ve Özlem Türeci

Uygun mekanizmaların geliştirilmesinin yıllar alacağına işaret eden BioNTech, bu süreçlerin tamamlanması için de nitelikli elemanlara ve aynı zamanda sınırlı miktarda bulunan hammaddeye ihtiyaç duyulacağını ifade etti.

AB öneriye açık kapı bıraktı

Avrupa Birliği (AB) ABD’nin önerisine açık kapı bıraktı. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Brüksel’in ABD’nin önerisini görüşmeye hazır olduğunu belirterek “Ancak kısa vadede, aşı üreten tüm ülkelere ihracatlara izin verme çağrısında bulunuyoruz” dedi.

DSÖ de dünyanın pek çok ülkesinde yeterli oranda aşı temin edilemediği için aylardan bu yana aşıların fikri mülkiyetinden vazgeçilmesini talep ediyor. Çok sayıda sivil toplum örgütü ve gelişmekte olan ülkelerle, az gelişmiş ülkeler de bu talebe destek veriyor.

AFP/HS,EC

©️ Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Aşıların patent hakkı kalmalı mı kalkmalı mı?

ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai’nin koronavirüs aşılarında patent haklarının kaldırılması yönündeki çağrısı piyasada büyük etki yarattı. Henüz 24 saat geçmeden aşı üreticilerin hisse senetleri borsada değer kaybetti. BioNTech firmasının hisse senetleri Frankfurt Borsası’nda yüzde 12, CureVac ise yüzde 10 oranında düşüş yaşadı.

Dünya Sağlık Örgütü ABD’nin bu çıkışını memnuniyetle karşılayarak bunu “tarihi bir karar” olarak niteledi. Avrupa Birliği de patent haklarının geçici olarak askıya alınmasını tartışmaya açık olduğunu duyurdu. Kamuoyundaki bu tartışmada patent haklarının kaldırılmasından yana olanlar ve buna karşı çıkanların argümanları neler?

Dünya Sağlık Örgütü’nde pandeminin derinden sarstığı iki ülke, Hindistan ve Güney Afrika koronavirüs aşılarının patent hakkının askıya alınmasını önerisini getirmişti. Uluslararası Af Örgütü gibi insan hakları örgütleri bu öneriyi desteklerken ilaç şirketleri teklife karşı çıkıyor.

Engel mi fayda mı?

Tartışmanın göbeğinde ise şu soru bulunuyor: Aşı patent haklarının kaldırılması korona pandemisiyle mücadelede gerçekten işe yarar mı yoksa insanlık açısından hayati öneme sahip aşıların geliştirilmesi ve üretilmesine engel mi olur?

İlaçlara daha kolay erişimi savunan Medicines Law & Policy adlı kuruluşun direktörü Ellen ‘t Hoen patent haklarının askıya alınmasını sağlayan özel bir düzenlemeden yana. Hoen, “Büyük aşı üreticilerinin birçoğu yerleşik. Tüm üretim kapasiteleri kullanılmalı. Bu da Know-how ve teknolojiye sahip olanların bunu aktarmalarını gerektiriyor” diyor.

Az gelişmiş ülkelerin ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri de Dünya Sağlık Örgütü’nün fikri mülkiyetle ilgili kurallarının yoksul ülkelerde aşı üretiminin yayılmasının önünde bir engel teşkil ettiği görüşünde.

BioNTech'in Marburg'daki üretim tesisi

BioNTech’in Marburg’daki üretim tesisi

“Patent haklarının askıya alınması aşı teminini kolaylaştırmaz”

İlaç firmalarının uluslararası çatı örgütü IFPMA’nın Genel Direktörü Thomas Cueni ise bu görüşe karşı. Cueni, DW’ye yaptığı açıklamada patent haklarının askıya alınmasının aşı teminini “kısa vadede tek bir doz bile artırmayacağını” söylüyor. “Aşı üretiminin kompleks yapısının ve boyutunun göz ardı edildiğini” ve “aşı üreticileri ve ilaç şirketlerinin kalkınmakta olan ülkelerle aşı kapasitesini artırmak için zaten iş birliği yaptığını” belirtiyor.

Alman Araştırmacı İlaç Üreticileri Birliği Başkanı Han Steutel da aynı görüşte. Steutel, ZDF televizyonuna yaptığı açıklamada, “Zorunlu lisanslar fayda sağlamaz” diyor. Almanya’da yeni aşıların güvenli bir şekilde üretilmesinin ne kadar uzun sürdüğünün bilindiğini söyleyen Steutel, BioNTech’in Eylül ayında Marburg’da mevcut bir üretim tesisini satın aldığına dikkat çekerek “Bunun üzerine üretime başlayabilmeleri yaklaşık 8 ay sürdü. Personelin eğitilmesi, ekstra biyoreaktörlerin gelmesi vb. gerekliydi” diyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünden Elisabeth Massute de ZDF’e yaptığı açıklamada “İşin odağında kâr olmamalı” vurgusunu yapıyor. Zengin olmayan ülkelerde üretim kapasitelerinin olmadığını sanmamak gerektiğini söyleyen Massute, “Varlar. Kaldı ki Kanada’da üreticiler üretim yapan üreticilerden lisans almaya çalıştılar ama alamadılar” diyor.

İlaç firmaları birlikleri ise patent koruma haklarıyla araştırma geliştirme faaliyetleri arasında bağ olduğuna dikkat çekiyor. Şirketlerin daha sonraki gelirleri garanti altına alan patent koruma hakları olduğu için araştırmaya yatırım yapmayı cazip bulduğu ileri sürülüyor. Patent hakları korunduğu için, aşı üreticilerinin yoksul ülkelerde daha fazla aşı için 200’den fazla teknoloji transferi anlaşması imzaladığı belirtiliyor.

Tehlikeli derecede adaletsiz dağılım

Patent haklarının korunmasından yana olanlar. sorunun ticaret bariyerleri ve üretim için gerekli olan hammadde ve parça eksikliği olduğunu ileri sürüyor. AB Komisyonu Nisan ayı sonunda patent haklarının askıya alınmasına karşı tutumunu bu şekilde gerekçelendirmişti. Bir AB Sözcüsü, “Aşıya erişim sorunları patentten vazgeçilmesiyle çözülmeyecek, bu daha ziyade yeterli üretim kapasitesinin olmamasıyla bağlantılı” demişti.

Yardım kuruluşları ise dünyada aşı dağıtımındaki eşitsizliği patent koruma haklarıyla ilişkilendiriyor. Alman yardım kuruluşu Brot für die Welt’in açıklamasına göre müreffeh ülkelerde her dört kişiden biri koronavirüse karşı aşılanırken yoksul ülkelerde bu oran her beş yüz kişide bir. Açıklamada “Bu orantısızlık daha fazla aşı üretilmesi ve bunun için gereken fikri mülkiyet halklarının belirli koşullar altında askıya alınmasının acilen gerekli olduğunu ortaya koyuyor” denildi.

ABD Ticaret Üyesi Katherine Tai, Çarşamba günü yaptığı açıklamada Washington’un fikri mülkiyetin korunmasına sıkı sıkıya bağlı olduğunu ancak Dünya Sağlık Örgütü içinde pandeminin sona erdirilmesi için korona aşılarına özel bir istisnai düzenlemeyi savunacağını söyledi. “Bu dünya çapında bir sağlık krizi” diyen Tai, “Covid-19 pandemisinin olağanüstü koşulları olağanüstü tedbirler almayı gerektiriyor” ifadelerini kullandı.

Andreas Rostek-Buetti

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Çavuşoğlu’ndan Merkel’e gönderme: Biz bunu başarırız

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Alman mevkidaşı Heiko Maas ile Berlin’deki görüşmesi öncesinde Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesine gündemdeki önemli konulara dair açıklamalarda bulundu.

Türkiye ile Almanya arasındaki yakın ve kapsamlı ilişkilere işaret eden Çavuşoğlu, Başbakan Angela Merkel’in altı yıl önce mülteci kriziyle ilgili söylediği “Biz bunu başarırız” sözünü hatırlatarak bunun Türkiye-Almanya ilişkileri için de geçerli olduğunu belirtti ve “Biraz çaba gösterirsek, birbirimizi daha iyi anlar ve en önemlisi birbirimize saygı ve empati ile yaklaşırsak yapamayacağımız hiçbir şey yok” diye konuştu.

“Almanya’dan daha fazlasını bekliyoruz”

Koronavirüs pandemisi döneminde güç birliğinin önemine işaret eden Çavuşoğlu, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da güvenli seyahat ve turizm alanında işbirliği yapılmasını istediklerini söyledi. Kıbrıs, Libya ve Afganistan’ın da görüşmede gündeme geleceğini ve Almanya’nın bu konularda önemli bir partner olduğunu söyleyen Çavuşoğlu, terörle mücadelede de Almanya ile etkili diyalog mekanizmaları bulunduğunu söyledi, ancak “Alman dostlarımızdan daha fazlasını bekliyoruz” diye sözlerine ekledi.

Çavuşoğlu, Türkiye ile AB arasında 18 Mart 2016’da imzalanan ve güncellenmesi tartışılan mülteci mutabakatıyla ilgili de konuştu. Mülteciler alanında işbirliğinin mutabakatın önemli bir parçası olduğunu ancak mutabakatın bundan ibaret olmadığını vurgulayan Çavuşoğlu, AB’nin Türkiye’ye mutabakat çerçevesinde üyelik müzakerelerinin hızlandırılması, gümrük birliğinin modernizasyonu, vize serbestisi, üst düzey temaslar ve terörle mücadelede işbirliğinin güçlendirilmesi gibi somut taahhütlerde bulunduğunu hatırlattı.

“AB kendi yükümlülüklerini göz ardı ediyor”

Türkiye’nin mülteciler konusunda yükümlülüklerini yerine getirdiğini, 2015 yılından bu yana Ege üzerinden AB’ye geçişlerde yüzde 92’lik düşüş kaydedildiğini belirten Çavuşoğlu, AB’nin taahhütlerinin hayata geçirilmesinde ise büyük ilerlemeler kaydedilemediği siteminde bulundu. Çavuşoğlu, “AB ve üye ülkeler, kendi yükümlülüklerini göz ardı edip sadece Türkiye’nin kaçak göç konusundaki yükümlülüklerine odaklanmayı tercih ediyor gibi bir görünüm var. AB, ne Suriyelilerin gönüllü ve insancıl koşullarda kabulü için öngörülen sistemi aktive etti ne de Suriyelilerin terörden arındırılmış bölgelere geri dönüşünü destekledi, ki bu 18 Mart mutabakatının dokuzuncu maddesinde öngörülüyordu” diye konuştu.

“18 Mart sadece mülteci anlaşması değil”

Bu ve bağlantılı konularda AB’den somut ve anlamlı adımlar beklediklerini belirten Çavuşoğlu, “18 Mart mutabakatı bir mülteci anlaşması değil, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerle ilgili bir mutabakattır. Değişen ve zorlaşan koşullar karşısında mutabakatın beşinci yılında artık bir bütün olarak üzerinde yeniden düşünülmesini istiyoruz. Afganistan ve Suriye’de çatışmaların sürmesi ve salgının hız kesmesi sonucu doğan yeni göç riskleri ışığında AB’nin bu işbirliğinin nasıl sürdürülebileceği ve yük dağılımının nasıl yapılacağı konusunda planlamalara başlaması gerekiyor” dedi.

AB ile Türkiye arasında güvenlik, savunma, bölgesel istikrar, eğitim, kültür ve bilim gibi çeşitli alanlarda muazzam bir potansiyel bulunduğunu belirten Çavuşoğlu, ilişkilerin “Kıbrıslı Rumlar ve Yunanların maksimalist ve akıl dışı talepleri nedeniyle rehin alındığını ve dev işbirliği potansiyeline zarar verdiğini” söyledi.

Koltuk krizi

AB Konseyi Başkanı Charles Michel ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Ocak ayında Ankara’ya yaptıkları ziyarette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeleri sırasında yaşanan koltuk kriziyle ilgili bir soruyu da yanıtlayan Çavuşoğlu, olayın sadece AB içindeki siyasi rekabet ve çekişmeden kaynaklandığını söyledi.

Hazırlıkları yapan protokol heyetleri arasındaki görüşmelerin resmi ziyaretlerin önemli bir unsuru olduğunu belirten Çavuşoğlu, “Türkiye ziyaret öncesinde AB heyetinin tüm arzularını yerine getirdi. AB Komisyonunun protokol biriminin temsilcileri defalarca hatırlatmamıza rağmen ön ekip içinde Türkiye’ye gelmediler. AB Komisyonu Başkanı erkek de olsaydı protokol düzenlemesi aynı olacaktı, çünkü AB tarafı bunu özellikle böyle istedi. AB’nin iç sorunlarının bu ziyarete gölge düşürmüş olması üzücü” diye konuştu.

DW/BK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Maas: Türkiye’ye silah satışı kısıtlaması sürecek

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Berlin’de bir araya geldiği Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Maas, basın toplantısında kendisine yöneltilen, “Almanya askeri alanda Türkiye’ye uyguladığı kısıtlamaları kaldıracak mı?” sorusunu, “Türkiye NATO bünyesindeki önemli bir müttefik. Almanya bunu hep vurguladı, gelecekte de bu özel bir önem taşıyacaktır” sözleriyle yanıtlamaya başladı.

Almanya’nın Türkiye ile, özellikle NATO müttefikleri olarak da çok iyi bir işbirliği yapabildiğine vurgu yapan Maas, “Ancak Almanya’nın savunma sanayi ihracatı ile ilgili kapsamlı kısıtlayıcı politikaları var ve bunlar uygulanmaya devam edilecek” dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise sıcak misafirperverliği için Maas’a teşekkür ederken, “salgına rağmen iki ülke arasında diyalogun sürmesinden memnuniyet duyduğunu” kaydetti.

Almanya’nın desteği sayesinde Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde olumlu gelişmeler yaşandığının altını çizen Çavuşoğlu, Maas ile Libya gibi uluslararası alandaki gelişmeleri ele aldıklarını kaydetti.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas

Turist beklentisi

Geçen sene 1 milyon 200 bin Alman vatandaşının salgına rağmen Türkiye’yi ziyaret ettiğini açıklayan Çavuşoğlu, “2020 yılında olduğu gibi bu sene de aynı işbirliğini sürdürmek istiyoruz” dedi.

Turizm sezonu için ilave tedbirler aldıklarını ve Almanya ile geçen seneye benzer bir işbirliği yaparak turistlerin Türkiye’ye seyahat edebilmesini sağlamak istediklerini aktaran Çavuşoğlu, Türkiye’de halkını yüzde 26’sının aşılandığını, bu çalışmalara hız vereceklerini, vaka sayılarının düşürülmesi için de gerekli tedbirleri aldıklarını anlattı.

Çavuşoğlu Steinmeier ile görüşecek

Maas ile görüşmesi sonrasında Alman Hükümeti’nin Turizm Sorumlusu Thomas Bareiss ile görüşecek olan Çavuşoğlu’nun bugün ayrıca Cumhurbaşkanı Frank- Walter Steinmeier ve Hristiyan Demokratların (CDU) lideri Armin Laschet ile görüşmesi öngörülüyor. Kuzey Ren Vestfalya’nın Başbakanı Laschet, aynı zamanda Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin Almanya’da Eylül ayında yapılacak genel seçimler için de başbakan adayı.

Berlin’e dün gelen Çavuşoğlu, ilk olarak Alman İçişleri Bakanı Horst Seehofer ile video konferansı aracılığıyla bir görüşme gerçekleştirdi.

Çavuşoğlu, görüşme ile ilgili olarak Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Seehofer ile “düzensiz göç konusunda atılabilecek adımları” değerlendirdikleri bilgisini paylaştı. Güvenli turizim önlemleri hakkında Seehofer’i bilgilendirdiği aktaran Çavuşoğlu, paylaşımında ayrıca “PKK ve FETÖ terör örgütleriyle mücadelede etkin işbirliğinin önemini vurguladık” ifadelerine yer verdi.

Mevlüt Çavuşoğlu, Berlin ziyaretinin ilk gününde ayrıca Almanya’nın eski başbakanı Gerhard Schröder ve eski Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ile de görüştü.

Çavuşoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden bu temaslara ilişkin fotoğrafları paylaşırken, şu ifadelere yer verdi:

“Almanya ziyaretimizde eski Şansölye Gerhard Schröder ve eski Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ile bir araya geldik. Türkiye dostu bu iki tecrübeli siyasetçiyle Türk-Alman ilişkileri hakkında güzel bir sohbet yaptık.”

DW/ DA, JD

©️ Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle