Almanya’da Gülencilerin yer aldığı projeye 30 milyon euro destek

Almanya'nın başkenti Berlin'de Yahudi, Hristiyan ve Müslüman cemaatlerinin aynı çatı altında ibadethanelerinin ve eğitim yerlerinin olacağı ve aynı zamanda farklı görüşten insanların bir araya geleceği bir buluşma merkezine de sahip olacak "Bir Ev" (House of One) adlı proje binasının temel atma töreni bugün yapıldı. 47 milyon euro toplam bütçe öngörülen projeye Federal Alman Hükümeti 20 milyon, Berlin Eyalet Hükümeti de 10 milyon euro ile destek veriyor. Toplanan özel bağış ve yardımların da 10 milyonu bulduğu bildirildi. Kalan yaklaşık sekiz milyonun da toplanacak bağışlarla tamamlanması hedefleniyor.

Berlin'deki Aziz Petri ve Aziz Marien cemaatlerinin girişimi ile ortaya çıkan projede Berlin Yahudi Cemaati ile haham eğitimi veren Abraham Geiger Koleji de yer alıyor. Müslüman tarafı temsilen ise projede Gülen Cemaati'ne yakınlığıyla bilinen Forum Dialog adlı dernek bulunuyor. Bu sebepten dolayı projeye Türkiye'den sert eleştiriler geliyor.

Türkiye'den tepki

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı perşembe günü bir açıklama yayınlayarak projeyi şu ifadelerle eleştirdi:

"Türkiye'nin ve Almanya'daki Türk ve Müslüman toplumunun bütün itirazlarına rağmen FETÖ terör örgütünün dahil edildiği bugün Berlin'de temeli atılan House of One projesi, üç dini bir araya getirmeye değil, ancak ayrıştırmaya ve bir terör örgütünün meşrulaştırılmasına ve desteklenmesine hizmet eder."

Başından beri projenin içinde yer alan Protestan papazı Gregor Hohberg ise çalışmanın Berlin için büyük öneme sahip olduğunu vurgulayıp, on yıldan uzun süren hazırlık sürecinde Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanların yanı sıra, başka dinlere mensup insanlar ve ateistlerle de bir araya geldiklerini anlatıyor. DW'ye konuşan Hohberg, inşa edilecek binanın birbirini sevsin sevmesin farklı insanları biraya getirip diyalog kurmalarını sağlayacak bir yer olmasını hedeflediklerini belirtiyor ve bina için "barışın yeri" tanımlamasını kullanıyor.

Temel atma törenine Almanya'dan üst düzey katılım

Berlin'de bugün düzenlenen temel atma törenine Federal Meclis Başkanı, Hristiyan Demokrat Birlik Parti (CDU) üyesi Wolfgang Schäuble ile Berlin Eyalet Başbakanı, Sosyal Demokrat Parti'li (SPD) Michael Müller de katıldı. Kübik tarzda olacak ve orta bölümü göğe 40 metre yükselecek binanın 2024/2025 yıllarında tamamlanması bekleniyor.

Temel atma töreninde konuşan Federal Meclis Başkanı Wolfgang Schäuble, teolojik açıdan kendine yüksek hedefler koyan bu projenin zorluğuna dikkat çekerek, katılımcı cemaatleri övdü. Schäuble, cemaatlerin sadece kendi dinini sergileme iddiası gütmeden ve aynı zamanda kendi dini kimliğinden de vazgeçmeden bu projeyi hayata geçirmeye çabaladıklarının altını çizdi. Schäuble projenin dinler adına bütün dünya için sorumluluk alma hedefini güttüğünü, bunun da giderek çok daha fazla gerilim ve bölünmenin yaşandığı bir toplumda büyük önemi olduğuna dikkat çekti.

Almanya'da, İsrail ile Hamas arasında şiddetli çatışmaların sürdüğü 11 gün zarfında Yahudi düşmanı sözlü ve fiziki saldırılar meydana gelmiş, Alman aşırı sağcıları dışında Müslüman ülkelerden gelen göçmen kökenliler arasında da antisemitizmin yaygınlığı tartışmaları hararetlenmişti. Politikacılar, Yahudi düşmanı söylemlerde bulunan veya suçlara karışanları sert yaptırımlarla tehdit etmişti.

Temel atma törenine Almanya Federal Parlamento Başkanı Wolfgang Schäuble ve Berlin Eyalet Başbakanı Michael Müller de katıldı

Temel atma törenine Almanya Federal Parlamento Başkanı Wolfgang Schäuble ve Berlin Eyalet Başbakanı Michael Müller de katıldı

House of One adlı proje fikri, 2007 yılında Berlin'deki Petri Meydanı'nda yapılan kazılar sonrasında oluştu. Proje, Alexander ile Postdam Meydanları arasında bulunan Berlin'in en tarihi yerlerinden birinde hayata geçiriliyor. Söz konusu bölgede sekiz asır boyunca var olan Petri Kilisesi İkinci Dünya Savaşı'nda ağır zarar görmüş ve savaştan sonra dönemin Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DDR) tarafından yıkılmıştı. Enkazın kaldırılmasından sonra ortaya çıkan kalıntılar üzerine bölgedeki Aziz Petri ve Aziz Marien cemaatleri alanı yine dini amaçla kullanmaya karar vermiş, ancak bunun çok kültürlü ve dinli toplumsal gerçeği yansıtması hedefini gütmeye karar vermişti.

Kısa süre sonra projeye Berlin Yahudi Cemaati ile haham yetiştiren Abraham Geiger Kolejini kazanmayı başaran inisiyatif Müslüman ortak bulmada zorluk yaşadı. Diyanet İşleri Türk islam Birliği (DİTİB) ile Berlin'de 26 cami derneğinin çatı kuruluşu olan İslam Federasyonu projeye sıcak bakmayınca Gülen Cemaati'ne yakınlığıyla bilinen Forum Dialog adlı dernek ile iş birliğine gidildi. Her üç dini grup, şiddeti reddeden bir kültürel mirası yaratma, karşılıklı saygıyı tesis etme ve misyonerci yani yayılmacı hedef gütmeme konusunda mutabakat yaptı.

Gülen Cemaati'ne yakınlığıyla bilinen bir derneğin katılımcılardan olması başından itibaren projenin en çok eleştirilen noktalarının başında geldi. Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olmakla suçlanan yapılanmaya Almanya'da da tarikat benzeri, şeffaf olmayan bir örgütlenme olma suçlamaları yöneltiliyor. Bu nedenle de projenin Müslüman ülkelerden gelen göçmen kökenliler tarafından kabul görüp görmeyeceği merak konusu.

Gülen Cemaati Almanya'da terör örgütü kabul edilmiyor

15 Temmuz darbe girişiminin dördüncü yılı vesilesiyle geçen yaz bir açıklama yapan Türkiye'nin Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın da Gülen Cemaati'nin Almanya'da çok güçlü bir örgütlenmeye sahip olduğuna dikkat çekmiş ve terör örgütü kabul edilmemesini eleştirmişti. Gülencilerin Almanya'da iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) tarafından izlenmesini de talep eden Aydın, "Mutlak bir gizlilikle hareket eden bu yapının Alman makamlarından aldığı desteklerle işletmeye devam ettiği okullarda örgüte hem insan kaynağı hem de mali kaynak sağladığı sır değildir. Örgüt gerçek yüzünü saklayarak Alman kamuoyuna kendisini dinler arası diyalog yanlısı, laik, barış ve demokratik sivil toplum kuruluşu olarak tanıtmaya devam etmektedir" diye konuşmuştu.

O dönem bugün temel atma töreni düzenlenen projeye de değinen Türkiye Cumhuriyeti Berlin Büyükelçisi Aydın, "Almanya’da 'Kültürlerarası Diyalog Forumu' adı altında Berlin eyalet hükümetinin yanı sıra federal hükümet tarafından 10 milyon Euro mali destek sağlanan projenin temel atma çalışmaları başlatılmıştır" diyerek Alman Federal Meclisi'nden çıkan ilave 10 milyon euro desteği de eleştirmişti.

 

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Yaza girerken “zam” endişesi artıyor

Türkiye'de siyasetin gündemi "mafya-siyaset" ilişkileri üzerine gelen sert açıklamalar ile şekillenirken, sokağın gündeminde yine ekonomi var. Euro kuru tüm zamanların rekorunu kırarken, dolar kuru da tarihi seviyeleri zorluyor. Uzmanlar Türk Lirası’ndaki değer kaybının enflasyonu daha da yukarı çekeceğini belirtiyor. Yani pandemi etkilerinin hafiflemesi beklenen yaz döneminde yeni zamlar kapıda.

Piyasalarda dalgalanma

Yılbaşından bu yana hem dolar ve euro kuru, hem de gram altın fiyatı yaklaşık yüzde 14 arttı. Son bir haftada ise bir yandan Sedat Peker videolarının siyaset üzerindeki etkisi diğer yandan erken seçim söylentileri ve Merkez Bankası başkan yardımcısının görevden alınması gibi iç etkenler ile dolar kuru 8,50 seviyesini aşarken, euro 10,33 TL’den işlem görerek bugüne kadarki en yüksek değerine ulaştı.

Öte yandan küresel çapta artan enflasyon oranları sonrası faiz artışlarının gündeme gelmesi, ABD doları ve ABD tahvil faizlerinin gerilemesinden destek bulan altının ons fiyatı da 1900 doların üstüne çıktı. Yurt içinde dolar/TL kuruyla da desteklenen hareketlilik sonrası gram altın 517 lira ile tarihi zirvesine yaklaştı. Ardından 515 seviyelerine geri çekilen gram altında yükseliş eğiliminin ise, artan dolar kuru ve küresel gelişmelerin etkisi ile devam edeceği tahmin ediliyor.

Döviz kurunda tarihi zirveler

Vatandaş, bugünlerde en çok döviz ve altında yükselişin sürüp sürmeyeceğini merak ediyor. Uzmanlara göre, ufak çaplı geri çekilmeler olsa da, döviz ve altın fiyatlarındaki yükseliş devam edecek. DW Türkçe’ye konuşan Alnus Yatırım Araştırma Müdürü Yunus Kaya, dolar kurunda 8,58 TL olan rekor seviyeye yaklaşıldığını söylüyor.

Yunus Kaya

Yunus Kaya

Euro karşısında tarihinin en düşük seviyesine gerileyen Türk Lirası’nın, Çin Yuanı ve başka para birimleri karşısında da en değersiz dönemlerinden birini yaşadığını dile getiren Kaya, kurlardaki artış eğiliminin sürmesini beklediğini kaydediyor. Kaya, "Önümüzdeki günler için risklere baktığımız zaman, dolar kurunun 8,58 seviyesini geçmesi beklenebilir" diyor.

Döviz kurlarında son günlerde yaşanan artışın enflasyondaki artışa paralel bir seyir izlediğini belirten Yunus Kaya’ya göre piyasada erken seçim fiyatlamasına dair söylemler ise gerçeği yansıtmıyor. Kaya, "Çünkü Cumhur İttifakı Meclis’te çoğunlukta ve bozulan ekonomiyi düzeltmek için zamana ihtiyacı var. Dolayısıyla ben erken seçim ihtimalinin piyasa tarafından çok önemsendiğini düşünmüyorum" diye konuşuyor.

Yeni zamlar yolda mı?

Son dönemde artan döviz kurlarının enflasyonda yeni bir yükseliş dalgası yaratabileceği belirtiliyor. Bu da son günlerde aşı haberleri ile sevinen vatandaşın cebini yakacak yeni bir zam dalgasının habercisi olarak değerlendiriliyor. 20 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı kararı ile akaryakıt ürünlerinden alınan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), yüzde 54 ile yüzde 189 oranında artırılmıştı. Öte yandan buğday, arpa, kırmızı mercimek ve mısır gibi ürünlerde bu yıl kuraklık nedeniyle kayıpların artması, temel gıda ürünlerinde fiyat artışlarının daha da yoğun hissedileceğine dair öngörüleri destekliyor.

Bu arada Merkez Bankası’nın mayıs ayına dair beklenti anketi sonuçlarına göre, gelecek üç ayda şirketlerin satış fiyatlarında artış beklentisi yüzde 43.2 olarak gerçekleşti. Böylelikle 13 yıl sonra ilk kez maliyet artış beklentileri en yüksek seviyesine çıktı. Merkez Bankası eski Baş Ekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara, sosyal medyada yaptığı değerlendirmede "Enflasyonun belirleyicileri: dış fiyatlar, kur, beklentiler, gıda, kamu zamları… Hepsi yukarı gidiyor. Böyle devam ederse enflasyon kontrolden çıkabilir" diyerek enflasyonla birlikte oluşacak yeni zam dalgasına dikkat çekti.

"Enflasyon yüzde 20’yi aşabilir"

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) tarafından her ay açıklanan "Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması"nın mayıs ayı sonuçlarına göre ise, dört kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması tutarı olan açlık sınırı 2 bin 830 liraya çıktı. Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı olan yoksulluk sınırı ise 9 bin 218 liraya yükseldi. Türkiye’de tüketici enflasyonu son resmi veriler ışığında yüzde 17 seviyesinde bulunuyor. Uzmanlara göre kısa vadede enflasyon yüzde 20’nin üzerine çıkabilir.

DW Türkçe’ye konuşan STRFS (Stratejistanbul Financial Solutions) Baş Stratejisti Dr. Atahan Çelebi, enflasyon konusunda iki ihtimalin öne çıktığına vurgu yapıyor. Birinci ihtimalde enflasyonun bugünkü seviyelerde kalmaya devam edeceğini dile getiren Çelebi, "Fakat bu da büyümede oldukça yavaş bir sürecin devamını beraberinde getirir. İkinci ihtimalde ise ekonomide bir toparlanma olursa, ÜFE'deki enflasyonun TÜFE’ye doğru yansıyacağını yani enflasyonun yüzde 20’lerin üzerine çıkacağını tahmin ediyoruz" diye konuşuyor.

Yabancı yatırımcı ilgisi azalıyor

Türkiye ekonomisi için adeta can simidi olan uluslararası yatırımlar da son yıllarda giderek kan kaybediyor. Avrupa Birliği üyelik sürecinin canlı olduğu yıllarda yıllık 20 milyar doların üzerine çıkan uluslararası doğrudan yatırımlar, son 5 yıldır düşerek 2020 sonunda 7,8 milyar dolar seviyesine kadar geriledi. Aynı dönemde, Borsa İstanbul’daki yabancı yatırımcı sayısı da tarihi düşük seviyelere indi. 21 Mayıs itibariyle borsadaki yabancı payı yüzde 42,3’ e kadar gerilemiş durumda.  

Peki Saray tarafından açıklanan yeni reform paketleri, ekonomiyi rahatlatacak yeni bir yabancı sermaye girişine yol açabilir mi?

"Reform paketleri inandırıcı değil"

DW Türkçe’ye konuşan Işık Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Evren Bolgün’e göre, kısa vadede uluslararası yatırımcının yüzünü tekrar Türkiye’ye çevirmesi hiç de kolay değil.

Evren Bolgün

Evren Bolgün

Hükümetin uluslararası yatırımcıya güven verecek adımları atamadığını vurgulayan Doç. Dr. Bolgün, şöyle konuşuyor: "Açıkçası, ben şu anki sistem içerisinde bunun kolaylıkla tersine çevrileceğine pek inanmıyorum. Sayısını hatırlamadığım, daha dün dahil bu arada, reform paketleri var özellikle yargıda ve hukukta. Beşinci, altıncı, yedinci… Reform böyle on kere, elli kere yapılmaz. En fazla bir kere yaparsınız, adam gibi yaparsınız; herkesi inandırırsınız. Kapsayıcı olur ve uluslararası arenaya da mesajı verir."

 

Aram Ekin Duran

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Almanya ve Fransa’dan büyüme atağı

Avrupa'nın en büyük ekonomilerinden Almanya ve Fransa pandemi sonrası dönemde ekonomilerini hızla büyütmeyi planlıyor.

Almanya Ekonomi Bakanı Peter Altmaier, Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, büyümeye destek olmak için daha fazla teşvik verileceği ve özel yatırımların destekleneceği mesajını verdi.

Bruno Le Maire

Bruno Le Maire

İki bakan da ülke ekonomilerinin pandemiden güçlenerek çıkacağı öngörüsünde bulunurken, Altmaier'e göre iki ekonomi de "eski güçlerini bir kaç ay içinde kazanıp aşmış olacak." Fransa ekonomisinin büyüme trendine girdiğini belirten Le Maire ise ulusal ekonomlerinin bu yıl yüzde 5 oranında büyümesini bekledikleri kaydetti.

Alman Merkez Bankası'nın tahminlerine göre Almanya ekonomisinin sonbaharda kriz öncesi seviyeleri aşması bekleniyor.

Biden'ın vergi önerisine destek

Öte yandan iki ülke tarihi bir anlaşma için düğmeye bastı. ABD Başkanı Joe Biden'ın çok uluslu şirketlere minimum yüzde 15 kurumsal vergi oranı getirilmesi önerisinin ardından Fransa ve Almanya, diğer bazı AB ülkelerinin muhalefetine rağmen bu plana destek veriyor.

Fransız Bakan Le Maire, Fransız-Alman ekonomik ve finansal konseyi öncesi düzenlenen ortak basın toplantısında "ABD yönetimindeki değişim tarihi bir fırsat sunuyor ve fırsatlar karşımıza çıktığında değerlendirmeliyiz. Şimdi harekete geçmeliyiz" ifadelerini kullandı.

Olaf Scholz

Olaf Scholz

Almanya Maliye Bakanı Olaf Scholz da bir anlaşmaya varma konusunda "iyimser" olduğunu söylerken, böyle bir anlaşmanın ülkeler arasındaki "feci mali rekabeti" sona erdireceğini kaydetti.

Scholz "uluslararası kurumsal vergilendirmede devrim yaratacak bir uluslararası anlaşmaya varmak üzereyiz" dedi.

Biden yönetimi geçen hafta Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ve G20 ülkelerine minimum yüzde 15 kurumsal vergi konusunda anlaşma çağrısında bulunmuştu. Ancak düşük vergi oranları nedeniyle birçok uluslararası şirketin merkezine ev sahipliği yapan İrlanda‘nın Maliye Bakanı Paschal Donohoe salı günü bu plana karşı çıkarak küresel bir oranın sadece bazı ülkelerin ve ekonomilerin faydasına olacağını savunmuştu.

Avrupa Birliği içinde İrlanda'ya destek veren ülkelerden biri Macaristan oldu. İrlanda'da kurumsal vergi yüzde 12,5 seviyesinde, Macaristan'da ise yüzde 9 düzeyinde bulunuyor. OECD verilerine göre Fransa ve Almanya'da ise bu oran yaklaşık yüzde 30 düzeyinde.

Gelecek hafta G7 ülkeleri maliye bakanları Londra‘da bir araya gelecek. Toplantının ana gündem maddesinin Biden'ın minimum kurumsal vergi önerisi olması bekleniyor.

 

Reuters,AFP / SSB,ET

© Deutsche Welle Türkçe 

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Uzmanlardan Almanya’da aile hekimi açığı uyarısı

Stuttgart kentindeki Robert Bosch Vakfı'nın yaptığı araştırma Almanya'daki aile hekimi açığı konusunda çarpıcı sayılar ortaya koydu. Vakfın yaptığı hesaplamaya göre Almanya'da 2035 yılında aile hekimi açığı 11 bine yükselecek. Araştırmaya göre Almanya'da yerleşim bölgelerinin yüzde 40'ı gelecekte sağlık hizmetlerinin ilk basamağında yer alan aile hekimliğindeki hizmetlerden ya faydalanamama ya da yetersiz faydalanma tehdidi altında.

Aile hekimi bulma sıkıntısının da en fazla Aşağı Saksonya, Kuzey Ren Vestfalya ve Baden Württemberg eyaletlerinde yaşanacağı belirtiliyor.

Raporu hazırlayan uzmanlar, bu sıkıntının önüne geçmek için hükümete sağlık merkezlerinin yeniden yapılandırılmasını öneriyor. Robert Bosch Vakfı, araştırmada yer alan tespitlerle birlikte sağlık sisteminin geleceğine ilişkin hazırladığı raporu 17 Haziran'da Sağlık Bakanı Jens Spahn'a sunmayı planlıyor.

Vakfın araştırmasında ülkenin kırsal kesimlerinde halihazırda aile hekimi sıkıntısının yaşandığına ve şehirlerle de giderek daha fazla hissedilmeye başlandığına işaret edildi.

Genç doktorlar aile hekimi olmak istemiyor

Araştırmada muhtemel aile hekimi sıkıntısının başlıca nedeninin ise şu andaki aile hekimlerinin yaş aralığı ve yeni nesil doktorların mesleki yönelimleri olduğu belirtildi. Almanya'da 2035 yılına kadar yaklaşık 30 bin aile hekiminin yaş haddinden dolayı meslekten ayrılacağı ve yeni nesil doktorların da giderek daha az bir oranda aile hekimliğini tercih ettiği ifade edildi. Genç doktorların aile hekimliği hizmeti vermek için muayenehane açmak yerine ya maaşlı ya da yarı zamanlı çalışma modellerine yöneldiğine işaret ediliyor.

Almanya'da nüfusun büyük bir kısmının yaşlı olduğuna dikkat çekilerek tıbbi bakım ihtiyacının da arttığı vurgulanan araştırmada, gelecekte kronik ve çoklu hastalıkları olan yaşlı insan sayısının artacağı ve bu kişilerin tıbbi bakımın ötesine geçen, hayatın her alanında desteğe ihtiyaç duyacakları tahmininde de bulunuldu. Araştırmada bu nedenle sadece aile hekimlerinin sayısını artırmanın da yeterli bir önlem olmayacağı uyarısı yapıldı.

KNA/HS,EC

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Almanya’da çocuk ve gençlere aşı tartışması

Almanya'da çocuk ve genç yaştakilere Covid-19 aşısı olma zorunluluğu getirilmesi tartışılırken, Federal Aile Bakanı Christine Lambrecht konuyla ilgili açıklama yaptı.

Bakan Lambrecht "Sözümüz halen geçerli, ne yetişkinler ne de çocuk ve gençler için aşı zorunluluğu olmayacak" ifadelerini kullandı. Lambrecht ebeveynlerin "bağımsız ve sorumlu bir karara varabilmeleri için" gereken kapsamlı bilgilendirmenin sağlanmasının önemine de vurgu yaptı.

Bir öğrencinin yüz yüze derse katılımının aşı olma şartına bağlanamayacağını belirten Bakan, aşı olmadığı için de kimsenin derse katılımının engellenemeyeceğini kaydetti. Ancak Bakan Lambrecht gençlerin de koronavirüse yakalanabileceğini ve hastalığın uzun vadeli sonuçları nedeniyle sıkıntı çekebileceğini hatırlattı.

Karar bekleniyor

Lambrecht bu yaz 18 yaşın altındaki genç bireylere aşı olma imkanı tanımayı arzuladıklarını ve bunu önemli bulduklarını belirterek, ergen yaştakiler için güvenli bir aşının onaylanmasının pandemi ile mücadeledeki önemine dikkat çekti.

Avrupa İlaç Ajansı‘nın (EMA) BioNTech/Pfizer aşısının 12-15 yaş aralığındaki gençlere uygulanması konusundaki kararını cuma günü vermesi bekleniyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) geçtiğimiz günlerde BioNTech/Pfizer aşısının 12-15 yaş grubuna uygulanmasına onay vermişti.

 

dpa,AFP / SSB, ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Korona döneminde çocuk istismarı daha da arttı

Koronavirüsün hakim olduğu 2020 yılında çocuklara yönelik cinsel şiddet ve sömürü vakalarında geçmiş yıllara göre önemli artış kaydedildiği bildirildi.

Alman hükümetinin çocuklara yönelik istismarla mücadele sorumlusu Johannes-Wilhelm Rörig ve Federal Emniyet Teşkilatı (BKA) Başkanı Holger Münch, düzenledikleri basın toplantısında istismar vakalarında son rakamları açıkladı.

Buna göre internette çocuklara yönelik cinsel şiddet fotoğraf ve görüntülerinin üretilerek yayınlandığı "çocuk pornografisi" vakalarında 2020'de yüzde 53'lük artış kaydedildi. Bu alanda yapılan suç duyurularının sayısı ise 12 bin 262'den geçen yıl 18 bin 761'e yükseldi.

İstatistiklere göre istismar mağduru çocukların sayısında da yaklaşık bin kişilik artış oldu. 14 yaşın altındaki 16 bin 921 çocuk istismara uğradı. BKA Başkanı Mönch, rakamların sadece polise yansıyan vakaları yansıttığına işaret ederek gerçek rakamların çok daha yüksek olduğunu kaydetti. Mönch, istismar vakalarındaki artışla pandemi arasında doğrudan bir bağlantı kurulamadığını ancak kapanma dönemindeki kısıtlamaların faillere avantaj sağlamış ve mağdurların yardım istemesini zorlaştırmış olabileceğini belirtti.

Johannes-Wilhelm Rörig

Johannes-Wilhelm Rörig

Uluslararası rakamlar da korona döneminde internette çocuklara yönelik cinsel istismarın belirgin bir şekilde arttığını gösteriyor. Avrupa polis teşkilatı Europol verilerine göre geçen yıl ilkbahardaki ilk kapanma döneminde Avrupa'da internetteki çocuk istismarı vakalarında yüzde 30'luk artış kaydedildi. İngiltere merkezli İnternet Gözlem Vakfı (IWF), internet sitelerinin üçte birinde çocuklara yönelik tecavüz ve işkence gibi ağır suçların yer aldığını, görüntüleri yayınlanan çocukların yüzde 55'inin 10 yaşın altında olduğunu kaydetti.

"Güçlü personel takviyesine ihtiyaç var"

Alman hükümetinin çocuklara yönelik istismarla mücadele sorumlusu Rörig, rakamların tahammül edilemez olduğunu belirterek soruşturma makamlarının ağır yükün altından kalkamadığını, polis ve yargıda güçlü personel takviyesine ihtiyaç olduğunu vurguladı. Rörig, personel sıkıntısı nedeniyle aramaların gerçekleştirilemediğini, şifre çözme işlemlerinin yapılamadığını, dosyaların kapatılamadığını kaydetti.

Holger Münch

Holger Münch

2020'de çocuklara yönelik cinsellik dışı şiddet vakalarında da artış kaydedildi. Çocuklara yönelik fiziki ve psikolojik şiddet yüzde 10 oranında artarak 5 bin vakaya ulaştı. Çocuklara Yardım Derneği Başkanı Heinz Hilgers, korona döneminde karanlıkta kalan rakamların çok daha yüksek olduğuna dikkat çekerek üstlendikleri yükün altından kalkamayan ve çaresiz hisseden ebeveynlere desteğin artırılmasını talep etti. Kriminal istatistiklere göre 2020'de öldürülen çocuk sayısı bir önceki yıla göre 40 kişi artarak 152'ye yükseldi. Öldürülen çocukların 115'inin 6 yaşın altında olduğu, 134 çocuğun cinayet girişiminden sağ kurtulduğu bildirildi.

 

epd / BK,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Amazon asırlık film şirketi MGM’yi satın alıyor

ABD'li (Amerika Birleşik Devletleri) e-ticaret devi Amazon, Metro Goldwyn Mayer (MGM) film stüdyolarını 8,45 milyar dolara satın almak üzere anlaşmaya varıldığını açıkladı. Amazon bu satın alımla, video akış (streaming) hizmetleri alanında son yıllarda giderek kızışan rekabette konumunu güçlendirmeyi hedefliyor.

Amazon'un 200 milyon aboneli video akış hizmeti Prime Video ile Netflix ve Walt Disney gibi şirketler arasında kıran kırana bir rekabet yaşanıyor. Apple da TV+ hizmetiyle pazar payını büyütmeye çalışıyor.

Amazon Prime Video'nun Başkan Yardımcısı Mike Hopkins anlaşmayla ilgili olarak, "Bu anlaşmanın gerçek mali değeri, derin kataloğundaki saklı hazinedir. Bu hazineyi MGM'nin yetenekli ekibiyle birlikte yeniden tasarlayıp geliştirmeyi planlıyoruz" diye konuştu.

Açıklamada MGM'nin film yapımcılığında yaklaşık bir asırlık geçmişinin bulunduğuna işaret edilerek Amazon'un MGM'nin mirasının ve film kataloğunun korunmasına ve müşteri erişiminin geliştirilmesine yardımcı olacağı kaydedildi.

1924'te kurulan ve altın renkli kükreyen aslan logosuyla bilinen MGM, Hollywood'da büyük bir şirkete bağlı olmayan az sayıdaki bağımsız film stüdyolarından biriydi. MGM, James Bond filmlerinin yanı sıra aralarında "Ben Hur", "Rocky" ve "Robocop"un da bulunduğu 4 bini aşkın film ve diziyi içeren dev bir arşive sahip bulunuyor.

Koronavirüs nedeniyle sinemaların uzun süredir kapalı olması film endüstrisine de ağır darbe indirirken evden izlenen video akış hizmetleri önem kazandı. Amazon kendi yapımları ve lisans alımları için yaptığı harcamayı 7,8 milyar dolardan geçen yıl 11 milyar dolara yükseltmişti.

MGM ile yapılan anlaşma, Amazon'un dört yıl önce 13,7 milyar dolara organik ürünler satan süpermarket zinciri Whole Foods'dan sonraki en büyük yatırımı olacak.

 

dpa,rtr/BK,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Almanya Sağlık Bakanı’nın aile ziyaretleri uyarısı tepki çekti

Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn'ın "Türkiye ve Balkanlar'a yapılan  aile ziyaretlerinin 2020'de dönem dönem her iki vakadan birine neden olduğu ve bu yıl da benzer bir durumla karşılaşılabileceği" uyarısında bulunması tepki yarattı. Türk ve Arnavut temsilciler açıklamayı eleştirdi.

Almanya Türk Toplumu (TGD) Başkan Yardımcısı Serhat Ulusoy, açıklamaların "toplumun belirli kesimlerini genel bir töhmet altında bıraktığını" ve "damgalamanın kapısını açtığını" söyledi. "Açıklamaların, insanların sırtından her ne pahasına olursa olsun seçim kampanyası yapmak” anlamına geldiğini belirten Ulusoy, Spahn'ın ve bu konudaki kriz yönetiminin, ikinci koronavirüs dalgasının sorumluluğundan sıyrılmak için böyle bir yol izlediğini savundu. 

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Spahn’ın açıklamalarına sert tepki gösterdi. Rama Bild gazetesine yaptığı açıklamada, "Bir Alman bakanın bu bağlamda alenen Balkanlar'ı dile getirerek göçmen kökenli insanları değersizleştirmesi bir skandaldır" dedi.

"Alman Sağlık Bakanı, Alman nüfusunu aşılamakla ilgilenmeli" diyen Rama, bakanın "mevcut kötü tablonun sorumluluğunu Balkanlar'a yüklememesi gerektiğini" söyledi. Spahn'ın açıklamalarının önyargıları beslediğini savunan Rama, "Arnavutluk'un tatil seyahati için bir risk alanı olarak gösterilmesine izin vermeyeceğim, bunu destekleyecek rakamlar yok" dedi.

Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, Bild am Sonntag'a "yurtdışına yapılan seyahatlerin, genellikle Türkiye ve Balkanlar'daki akraba ziyaretlerinin, dönem dönem yeni enfeksiyonların yaklaşık yüzde 50'sini tetiklediğini" söylemişti.

"Bu yıl bunun önlenmesi gerektiğini" belirten Spahn, bu nedenle bu yıl Türkiye ile giriş ve çıkış testleri konusunda erken bir aşamada anlaşmalar yapmak istediğini söyledi. Spahn, "Önceki yıl olduğu gibi, zorunlu testlerin yolcuların ülkeye giriş yaptığı eyaletlerin yönetimleri tarafından kontrol edilmesi gerekteğini" vurguladı.

Almanya'da vaka sayısı düşüşte

Almanya'da şimdiye kadar üç buçuk milyonu aşkın kişiden koronavirüs tespit edildi. Salgın hastalıklar konusunda yetkili Robert Koch Enstitüsü verilerine göre, 26 Mayıs itibarı ile 87 bin 726 kişi koronavirüse bağlı olarak hayatını kaybetti. İkinci koronavirüs dalgasının kırıldığını belirten uzmanlar, vaka sayısındaki düşüş eğiliminin devam ettiğini belirtiyor. Almanya'da son yedi günlük insidans değerinin (100 bin kişi başına düşen enfeksiyon sayısı) bugün 50'nin altına düştüğü açıklandı.

dpa,DW/ MK,EC

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Pandemi yılında Alman vatandaşı olanların sayısı azaldı

Pandemi yılı olan 2020'de Alman vatandaşlığı alanların sayısı yüzde 15 oranında düştü. Federal İstatistik Dairesi'nin bugün yaptığı açıklamaya göre geçen yıl yaklaşık 110 bin yabancı Alman vatandaşı oldu. Bu sayının 2019'a göre yaklaşık 19 bin daha az olduğu ifade edildi. Düşüşte İngiltere vatandaşları arasında Alman vatandaşlığına geçmek isteyenlerin sayısının azalması rol oynadı.

Geçen yıl sadece 4 bin 900 İngiltere vatandaşının vatandaşlık başvurusunda bulunduğu öğrenildi. Bunun bir önceki yıla göre 9 bin 700 daha az olduğu ifade edildi. İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılma (Brexit) kararı nedeniyle Alman vatandaşı olan İngiltere vatandaşlarının sayısı 2019 yılında yüksek olmuştu.

Koronavirüs pandemisi nedeniyle devlet kurumlarındaki işleyişin yavaşlaması da sayısal düşüş de rol oynuyor. Federal İstatistik Dairesi uzun bekleme süreleri olduğuna ve daha az başvurunun incelenebildiğine dikkat çekti.

Türkler ilk sırada

Geçen yıl 173 farklı ülkeden insanlar Alman vatandaşı oldu. Sayı olarak Alman vatandaşlığına geçenler arasında ilk sırada Türkiye vatandaşları bulunuyor. Türkiye vatandaşları arasında AB vatandaşı olanların sayısı ise bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 38 düşerek yaklaşık 11 bin 600 oldu.

Toplamda ise geçen yıl Alman vatandaşı olanların dörtte birini Avrupa Birliği vatandaşları oluşturuyor. AB ülkeleri arasında da Rumenler ilk sırada geliyor. Rumenleri 2020'ye kadar AB üyesi olan İngiltere ve Polonya vatandaşları takip ediyor.

Alman vatandaşı olan Suriyelilerin sayısında da artış kaydedildi. 2020 yılında Suriye vatandaşlığından Alman vatandaşlığına geçenlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 74 artarak 6 bin 700 oldu. Artış trendinin gelecek yıllarda da sürmesi bekleniyor.

AFP / EC, MK

©Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Türkiye’ye ziyaret tartışması: Bakan eleştirileri geri çevirdi

Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, geçen yaz Türkiye ve Balkan ülkelerinden geri dönenlerin Almanya'daki vaka sayılarının artmasında etkili olduğu yönündeki açıklamasına gelen eleştirilere yanıt verdi. Alman haber kanalı n-tv'ye konuşan Spahn, Almanya'da salgın verilerini izleyen ve hükümetin salgın politikasına destek veren Robert Koch Enstitüsü'nün (RKI) 2020 yılı raporuna tekrar baktığını belirterek "Eğer enfeksiyonun olduğu ülkelere bakarsanız, ilk 10 ülke arasında özellikle Balkan ülkeleri, Türkiye ve Almanların seyahat ettiği diğer tipik tatil ülkeleri olduğu görülebilir" diye konuştu.

Spahn, RKI'nin raporunda "Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye'ye seyahat edenlerin çoğunlukla orta yaşlarda ve çocuklu aileler olduğunu, bu kişilerin de çoğunlukla aile ziyaretleri gerçekleştirdiğini, aile ziyaretlerinin de virüsün buluşmasında etkili olduğu" bilgisinin yer aldığına işaret etti. Hırvatistan, İspanya ve Bulgaristan gibi ülkelere ise 20 ila 29 yaş aralığının ziyaret ettiğini ve bu ülkelere seyahat türünün farklı olduğunu kaydeden Spahn, bu yaz benzer bir durumdan kaçınmak istediklerini ve bu nedenle seyahatleri de takip ettiklerini vurguladı.

Şu anda yeni vakalar arasında yurt dışı kaynaklı bulaşların oranının yüzde 1'in altına gerilediğini de sözlerine ekleyen Spahn, "Bu bize, (yeni vakaların) yazın yapılan seyahatlerle çok ilgili olduğunu gösteriyor" şeklinde konuştu.

Spahn'ın tartışma yaratan açıklaması

Spahn, geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında "Türkiye ve Balkanlar'a yapılan aile ziyaretlerinin 2020'de dönem dönem her iki vakadan birine neden olduğu ve bu yıl da benzer bir durumla karşılaşılabileceği" uyarısında bulunmuş ve bu açıklama, Almanya'da yaşayan Türkiye kökenliler ve Arnavutluk'un tepkisine neden olmuştu.

Almanya Türk Toplumu (TGD) Başkan Yardımcısı Serhat Ulusoy, açıklamaların "toplumun belirli kesimlerini genel bir töhmet altında bıraktığını" ve "damgalamanın kapısını açtığını" söylerken, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama da "Bir Alman bakanın bu bağlamda alenen Balkanları dile getirerek göçmen kökenli insanları değersizleştirmesi bir skandaldır" ifadelerini kullandı.

dpa/HS,EC

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle