Almanya’da seçim anketlerinde Yeşiller zirveyi zorluyor

Almanya'da eylül ayında genel seçimler yapılacak. Şu anki iktidar ortakları Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) genel seçimlere yönelik kampanyalarını sürdürürken, son yapılan anketler Yeşiller partisine seçmen desteğinin istikarlı bir şekilde arttığını ortaya koyuyor.

Son anket sonuçlarının ortalamasına göre 26 Mayıs tarihi itibarı ile Yeşiller 2017 seçimlerine göre oylarını yüzde 15'in üzerinde artırırken, Hrıstiyan Birlik partilerine (CDU/CSU) seçmen desteği 7,4 puan azaldı.

Farklı şirketlerce yapılan anketlerde zaman zaman farklılıklar gözlense de Yeşiller partisi mevcut iktidarı oluşturan CDU/CSU ile başabaş bir performans sergiliyor. Forsa Enstitüsü adlı araştırma şirketinin bugün açıkladığı verilere göre, Yeşiller yüzde 25 oy oranına ulaştı. CDU/CSU ise yüzde 24 ile geçen haftaki oy oranını korudu.

Infografik Umfrage-Mittelwert zur Bundestagswahl 2021 TR

Sosyal Demokratlar da bu hafta bir puan kaybederek yüzde 14'lük seçmen desteği buldu.

2004 kişiyle yapılan araştırmada seçmene "Başbakanı doğrudan seçme imkanınınz olsa kimi seçersiniz?" sorusu da yöneltildi. Buna göre, Yeşiller Partisi Genel Başkanı Annalena Baerbock yüzde 28 ile en yüksek oyu alan isim oldu. Baerbock'u yüzde 18'lik destekle Hristiyan Birlik Partileri'nin Başbakan adayı Armin Laschet ve yüzde 14 ile SPD'nin adayı Olaf Scholz izliyor. Ankete katılanların yüzde 40'ı ise bu isimlerden hiçbirine oy vermeyeceklerini belirtti.

Saksonya'da sağ popülistler önde

Saksonya eyaletinde ise son kamoyu araştırmaları mevcut hükümetin yerini koruyamayacağını ortaya koydu. Insa şirketinin bin kişi üzerinde yaptığı araştırmaya göre, Saksonya eyaletinde iktidardaki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), Yeşiller ve Sosyal Demokratlar'dan oluşan hükümetin toplam oyu yüzde 43'te kalırken, sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) tek başına yüzde 26 ile eyalette en güçlü parti oldu.

Ankette CDU'ya destek yüzde 24, SPD'ye yüzde 6 ve Yeşiller'e de yüzde 13 olarak belirlendi.

dpa, DW / MK,EC

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Almanya’da kısa çalışma 2,2 milyon işi güvenceye aldı

Almanya'da son yapılan bir araştırma koronavirüs salgınının bireyler ve şirketler üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olması için uygulanan destek programını mercek altına aldı. Araştırmaya göre Avrupa'nın en büyük ekonomisi Almanya kısa çalışma ile koronavirüs salgının zirvesinde 2,2 milyon işi kısa çalışma ödeneği ile garanti altına aldı.

Süddeutsche Zeitung'ta yer alan Kiel ve Münster üniversiteleri ile Makroekonomi Enstitüsü'nün (IMK) ortak araştırmasına göre Alman hükümeti böylece 2008/2009 küresel krizinin altı katı miktarda işi güvenceye aldı.

Münih İfo Enstitüsü'nden Andreas Peichl "Alman modeli kısa çalışmanın süper" olduğunu söyledi.

Araştırmayı yürütenler, kısa çalışma sayısından yola çıkarak, kurtarılan işleri hesapladı.

Hükümet 2020 yazında yürürlüğe koyduğu kısa çalışma uygulamasını eleştirilere rağmen uzatmıştı.

Gelir kaybı yaşandı

IMK'nın araştırması, bazı çalışanların finansal olarak sıkıntı çektiğini de ortaya koydu.  Küresel kriz sırasında kısa çalışma programına toplu sözleşmeli sanayi çalışanları alınırken bu kez hizmet sektöründe yer alan ve daha az kazanan restoran ve mağaza çalışanları da bu programa dahil oldu.

Araştırmaya göre, krizin doruk noktasına ulaştığı Nisan 2020'da tek başına yaşayan bir kişi kısa çalışma ödeneğine rağmen gelirininin ortalama beşte birinden vazgeçmek durumunda kaldı. Bunun, küresel finans krizindeki döneme kıyasla iki kat fazla olduğu ifade edildi. Kültür ve konaklama sektöründe ise ortalama kayıp yüzde 30'lar düzeyinde bulunuyor.

Almanya'da çalışanlar kısa çalışma ödeneği ile net maaşlarının yüzde 60’ını alıyor. Ancak çalışanların çalışma süresi yarıya indirildiğinde dördüncü aydan itibaren net maaşlarının yüzde 70’ini, yedinci aydan itibarense yüzde 80’ini alıyorlar.

AFP, rtr/SSB, JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

TÜİK’ten enflasyon verisi açıklayan gruba suç duyurusu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bir grup akademisyen tarafından kurulan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) hakkında suç duyurusunda bulunduğuna yönelik basında yer alan haberlerin ardından bir açıklama yaptı.

Açıklamada "Kamuoyunda adı zikredilen grup 2020 yılı Eylül ayında başladıkları çalışmaları ile eş zamanlı olarak uzunca bir süre herhangi bir metaveri bilgisi paylaşmamıştır. Sonraki dönemde internet sitelerinde açıklanan mevcut metaveri bölümü de standartlardan uzak ve son derece yetersizdir. Bu nedenle, kullanıcılar sınıflama, kapsam ve yöntemleri içeren bilgilere şeffaf bir biçimde erişememektedir. Bu çerçevede, kanunun ilgili maddelerine aykırı davrandığı değerlendirilerek 23 Şubat 2021 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur" denildi.

Açıklama şöyle devam etti "Suç duyurusunun içeriği; ilgili grubun bültenleriyle birlikte gerekli açıklayıcı bilgileri yayınlamamalarıyla sınırlıdır, yayınlanan çalışmanın sonuçları ile ilgisi bulunmamaktadır. Ayrıca ilgili çalışmayı engellemeye veya durdurmaya yönelik değildir. Sadece kamuoyunun tam, eksiksiz ve doğru bilgilendirilmesi amaçlanmaktadır."

"Kamuoyu yanlış bilgilendiriliyor"

TÜİK açıklamasında ENAG'ın kamuoyunu "yanıltıcı" bilgi paylaşımında bulunduğunu da belirterek "Sözü edilen grupla ilgili rahatsız edici bir diğer husus da çalışmalarının sonuçlarını duyururken tüketici enflasyonunu kamuoyunu yanıltıcı şekilde resmi istatistik programında yer alan aynı isimle duyurmuş olmasıdı" ifadesi kullanıldı. Açıklamada, 2021 yılı Ocak ayı sonuçlarının açıklandığı 3 Şubat 2021 tarihli İngilizce Tweet paylaşımında "Türkiye'de Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Ocak 2021'de yüzde 2,99 arttı" ifadesinin kullanılması örnek olarak verilerek, "Bu ifade ile kendi hesaplamalarını sanki resmi istatistik sonucuymuş gibi yayınlayan grup, kamuoyunu özellikle uluslararası alanda yanlış bilgilendirmektedir" denildi.

TÜİK iki sayfalık açıklamasında 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu'nu hatırlatarak, Kanunun 6'ıncı Maddesinin 3'üncü Fıkrasının "İstatistikî sonuçlar içeren araştırma faaliyetleri yürüten gerçek kişiler veya özel hukuk tüzel kişiliğine sahip kuruluşlar, araştırmalarının sonuçlarını basın ve yayın yoluyla kamuoyuna açıklamaları hâlinde, araştırmanın kapsam, örnekleme yöntemi ve örnek hacmi, veri derleme yöntemi ve uygulama zamanını araştırma sonuçlarıyla birlikte kamuoyuna açıklamakla yükümlüdürler" hükmünü içerdiğini belirtti.

TÜİK kanunun bu maddesinin "Resmi İstatistik" kapsamında olsun ya da olmasın, gerçek veya tüzel kişiler tarafından üretilerek yayınlanan her tür istatistiksel veri için geçerli olduğunu, çeşitli araştırmalar neticesinde üretilerek yayınlanan istatistiklerin, verinin hangi yöntemle üretildiğine dair temel bilgilerin açık ve net bir biçimde kamuoyu ile paylaşılmasının kanuni yükümlülük olduğuna dikkat çekti.

"TÜİK; araştırmacıları, ürettikleri ve yayınladıkları istatistikleri Resmi İstatistik Programı (RİP) kapsamında üretilen resmi veriler ile karıştırılmasına sebebiyet verecek şekilde isimlendirmeme, bu verileri kamuoyuna resmi istatistiklere duyulan güveni sarsacak veya manipülasyonlara zemin yaratacak şekilde sunmama gibi konularda gerekli hassasiyeti göstermeye davet etmektedir" denildi.

TÜİK'in akademisyenlerin, araştırmacıların ve sivil toplum kuruluşlarının uyguladıkları örnekleme dayalı araştırmalarını ve istatistiksel çalışmalarını her anlamda desteklediği belirtildi. Açıklamada "TÜİK, kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan algının aksine; amacı, kapsamı, metaverisi ve metodolojisi kamuoyuna tam ve doğru olarak aktarılmak suretiyle gerçekleştirilecek her türlü bilimsel çalışmaları ve istatistiksel araştırmaları bundan önce olduğu gibi bundan sonra da desteklemeye devam edecektir" ifadeleri yer aldı.

DW/SSB, JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

AfD meclis seçimlerine sağ kanatla giriyor

İslam ve göçmen karşıtı söylemleriyle bilinen sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisi, meclis seçimleri için yarışacak liste başı adaylarını belirledi. Parti üyeleri arasında internet üzerinden yapılan oylamayı parti meclis grubu eş başkanı Alice Weidel ile parti eş genel başkanı Tino Chrupalla kazandı.

17-24 Mayıs tarihleri arasında yapılan ve 31 bin parti üyesinden yüzde 48'inin oy kullandığı oylamada Weidel-Chrupalla ikilisi yüzde 71'lik çoğunluğa ulaştı. Partinin ılımlı kanadını temsil eden Joana Cotar ve Joachim Wumdrak'ın oyları ise yüzde 27'de kaldı.

Weidel ve Chrupalla, sonuçların açıklanmasının ardından yaptıkları açıklamada, pandeminin ekonomik ve toplumsal etkilerinin seçim kampanyalarının odak noktasını oluşturacağını kaydetti. İkili, 26 Eylül'deki meclis seçimlerinde, 2017'deki seçimlerde aldıkları yüzde 12,6'lık oy oranının üstüne çıkmayı hedeflediklerini açıkladı. Son anketlere göre AfD'nin oy oranı yüzde 10-12 aralığında seyrediyor.

Hedef kitle orta sınıf

Chrupalla, oylama sonucunun "açık bir zafer ve büyük bir başarı" olduğunu belirterek üyelerin bu sonuçla, parti içindeki yön tartışmalarının son bulmasından yana mesaj verdiğini belirtti. Bir halk partisi olarak toplumun geniş kesimleri için siyaset yaptıklarını ifade eden Chrupalla, "orta sınıfın erozyona uğradığını, ülkeyi ayakta tutan kesimlerin ihmal edildiğini ve geniş kesimlerin siyasi aidiyet hissedemediğini" kaydetti. AfD'nin bu kişileri kazanması gerektiğinin altını çizen Chrupalla, önlerinde "zor ve çetin" bir kampanya dönemi olduğunu söyledi.

Weidel da artık parti içinde birlik olma ve hep birlikte kampanya yürütme vakti olduğunu vurguladı. Koronavirüs pandemisine karşı alınan önlemler nedeniyle yüz binlerce kişinin işsizlik ve sanayi işletmelerinin iflas tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna işaret eden Weidel, AfD'nin bu sorun ve korkulara yanıt olması gerektiğini söyledi. Weidel, seçim kampanyalarında baş rakiplerinin Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisi olduğunu kaydetti.

 

AFP / BK,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Kadınla erkek arasında 1.190 euroluk uçurum

Almanya'da erkeklerle kadınlar arasındaki gelir eşitsizliğiyle ilgili yıllardır süren tartışmalara rağmen uçurum kadınların aleyhine büyümeye devam ediyor.

Alman Federal İstatistik Dairesinin açıkladığı son verilere göre erkekler ortalama olarak kadınlara göre ayda brüt 1.192 euro daha fazla kazanıyor. Sol Parti'nin meclise verdiği soru önergesine yanıt olarak açıklanan rakamlar, gelir farkının dört yıl öncesine göre 4 euro arttığını ortaya koyuyor. İstatistik Dairesi verilerine göre Almanya genelinde ortalama gelir ise 2.766 euro.

Kadınla erkek arasındaki gelir uçurumu, gelir düzeyi arttıkça daha da belirginleşiyor. Aylık brüt geliri 5.100 euro ve üstünde olan 3,9 milyon kişinin yaklaşık 3,12 milyonu erkek iken kadınların sayısı 802 binde kaldı. Bu grupta erkeklerin oranı yüzde 79,5 oldu.

Aylık brüt maaşı 12.100 euro ve üstünde olan yüksek gelirliler arasında erkeklerin oranı yüzde 87,3'e yükseliyor. Bu grupta 158 bin erkeğe karşılık sadece 23 bin kadın bulunuyor.

Kadınların yüzde 68'i ortalamanın altında kazanıyor

Alt gelir gruplarında kadınların oranı ise yükseliyor. Ortalama gelir olan 2.766 euronun altında kazanan grupta kadınların oranı yüzde 60,1 olarak kaydedildi. Almanya'da çalışan toplam 18,3 milyon kadının yüzde 68'lik bölümünün ortalamanın altında gelir sahibi olduğu bildirildi.

Sol Parti, söz konusu veriler ışığında devleti, kadınların yoğun olarak çalıştığı mesleklerde harekete geçmeye ve ücretlerin yükseltilmesini sağlamaya çağırdı. Partinin kadınlar ve gelir eşitliğiyle ilgili sözcüsü Eva von Angern, satış elemanı, eğitmen, bakıcı gibi kadınların yoğun olarak çalıştığı mesleklerde yapısal olarak az ücret verildiğine işaret ederek "Kadınlar emeklerinin karşılığını alamıyor. Gerçek anlamda eşitlik isteyenlerin ücret sorununu siyasetin odağına alması gerekir" diye konuştu.

 

KNA / BK,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Almanya’da Deniz Naki davası 4 Haziran’da başlıyor

Almanya'da U21 Futbol Milli Takımı, Türkiye'de de Amedspor'un formalarını giyen eski futbolcu Deniz Naki hakkında kazanç sağlamak amaçlı organize suç çetesi kurmak, şantaj ve uyuşturucu ticareti yapmak iddiasıyla Almanya'da açılan dava Haziran ayında görülmeye başlanacak.

Aachen Eyalet Mahkemesi 10. Ağır Ceza Dairesi, 21 Mayıs itibarıyla Deniz Nakidahil toplam dört sanığın yargılanacağı davaya ilişkin iddianamenin kabul edildiğini ve davanın 4 Haziran'da başlayacağını duyurdu. Mahkeme sözcülüğünden yapılan açıklamada, 3 Aralık 2021 tarihine kadar toplam 39 duruşma günü belirlendiği belirtildi.

Suçlamalar neler?

Aachen Savcılığı, "rockçı çeteler benzeri bir yapılanma" olarak nitelendirdiği Bahoz adlı "organize suç çetesinin" yerel teşkilatının kurulduğu Eylül 2017'den sonra, dört sanığın Bahoz adına faaliyetler yürüttüğünü iddia ediyor.

Savcılık Bahoz'u "Çoğu Kürt kökenli Türkiye vatandaşı üyeden oluşan, kendileri ya da başkaları için uzun süreli yarar elde etmek üzere farklı üyelerinin çeşitli suçlar işlemesi üzerine kurulu" bir yapılanma olarak nitelendiriyor.

Aachen Eyalet Mahkemesi, iddianamede Bahoz'un siyasi hedef güden bir yapılanma olmadığı bilgisine de yer veriyor. Sanıklara dair bilgi veren mahkeme sözcülüğü, cinayetten sabıkalı Hüseyin Ö.'nün 43 yaşında olduğunu ve Bahoz'un yerel teşkilatının kurucusu ve yöneticisi olduğunu belirtti.

Deniz Naki'yi D.N. kısaltmasıyla veren mahkeme, 31 yaşındaki Naki'nin Hüseyin Ö. ile birlikte Bahoz çetesinin yerel teşkilatının kurucusu ve yöneticisi olduğu bilgisinin iddianamede yer aldığını aktardı. Diğer iki sanık olan 33 yaşındaki S.Y. ile 30 yaşındaki B.A. adlı kişilerin ise Bahoz'un kurulan yerel teşkilatına üye olmak ve onun için suç işlemekle yargılanacakları bildirildi.

Deniz Naki'ye sekiz suçlama

Almanya'da sabıkası bulunmayan Deniz Naki'ye iddianamede sekiz ayrı suçlama yöneltiliyor. Bunlardan yedisinin Bahoz bağlantılı olduğu ileri sürülüyor. İddianameye göre, halk arasında haraç olarak da nitelenen soygun amaçlı ağır şantaj, soygun amaçlı ağır şantaja teşebbüs ile ağır adam yaralama, az olmayan miktarda uyuşturucu ticareti yapmak, yalan ifade vermeye azmettirmek, yargılamayı engellemek, ruhsatsız silah bulundurmak ve kundaklama söz konusu suçlar arasında bulunuyor.

Deniz Naki'nin, aralarında Ekim-Aralık 2018'de Aachen kentindeki bir kafede günde 800 euro değerinde kokain satışı yapmak, Haziran 2018'de 1000 euro haraç toplama girişiminde bulunmak, Mayıs 2020'de başkalarıyla topluca adam yaralamak, Haziran 2020'de şiddete başvurarak 20 bin euro haraç ödemeye zorlamak, Temmuz 2020'de de bir aracın kundaklanması olayına karışmanın da bulunduğu suçların yöneltildiği belirtiliyor.

Deniz Naki ile birlikte Bahoz'un Aachen teşkilatını kurmak ve yönetmekle suçlanan, cinayetten sabıkalı, 15 yıl yattıktan sonra şartlı salınan Hüseyin Ö.'nün de Ağustos 2017'den itibaren soygun amaçlı ağır şantaj, soygun amaçlı ağır şantaja teşebbüs suçlamaları yöneltiliyor. İddianamede Hüseyin Ö.'ye ayrıca takibata tabi süpheli kişileri haraç toplamakla görevlendirdiği, bu şekilde Temmuz 2020'de bir kişiyi silah zoruyla tehdit ederek 10 bin euro ödemeye zorladığı, ancak alamadığı ifadelerine yer veriliyor.

Davanın üçüncü sanığı S.Y. ile dördüncü sanık B.A.'ya da Aachen'daki kafede kokain satmak yoluyla Bahoz için faaliyet yürütmek suçlamaları yöneltiliyor. Sanıklardan S.Y.'ye ayrıca 2 kilogram marihuana ile 100 gram kokain satmak ile ruhsatsız silah bulundurmak suçlamaları da yöneltildiği bildiriliyor.

Mahkemeden yapılan açıklamada her dört sanık için de yargıda onaylanmış mahkûmiyet kararı bulunmadan masumiyet karinesinin geçerli olduğunun altı çizildi. Öte yandan isnat edilen suçların sabit görülmesi halinde uzun süre hapis cezası ile cezalandırılacakları vurgulandı.

Bahoz çetesi nedir?

Alman güvenlik birimleri Bahoz'u, "çoğu Türkiye kökenli Kürtler'den oluşan rockçı organize suç çetelerine benzer" bir örgüt olarak tanımlıyor. 2016 yılında Baden-Württemberg eyaletinde kurulduğu belirtilen çetenin, Baden-Württemberg'le birlikte Hessen ve Aşağı Saksonya eyaletlerinde faaliyetler yürüttüğü, yapılanmanın 2017 sonbaharında dağıldığı ifade ediliyor. Emniyet teşkilatları örgütün dağıldığına dair açıklamanın inandırıcı olduğunu, buna rağmen takibinin süreceğini duyurmuştu.

Kamuoyunda Bahoz ile PKK arasında bağlantı bulunduğu iddiaları yer aldıysa da oluşumun istihbarat tarafından izlenmemesi, Almanya'nın Federal Emniyet Teşkilatı'nın (BKA) 2018 tarihli raporunda da "rockçı organize suç çetelerine benzer" başlığı altında "Almanyalı Osmanlılar" ile çatışmaları bağlamında anılması, söz konusu PKK bağının tespit edilememesi ile ilişkilendiriliyor.

DW Türkçe, iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) tarafından izlenmeyen Bahoz'un nasıl bir yapılanma olduğu ve PKK ile bağı olup olmadığı sorusunu Almanya Federal Emniyet Teşkilatı'na (BKA) yöneltti. Teşkilatın verdiği cevapta şöyle deniyor:

"Bahoz 2017'ye kadar farklı suçlarla bağlantılı olarak emniyet kayıtlarına yansıdı. Sosyal medya kanalları üzerinden 5 Eylül 2017'de dağıldığı açıklandı. O zamandan bu yana Bahoz'un faaliyetlerinin de gruplarının görünürlüğünün de hissedilir biçimde azaldığı tespit edilmiştir. Federal Emniyet Teşkilatı'nın elinde Bahoz'un hâlâ mevcut grupları olduğuna dair kanıtlar yoktur. İlaveten Federal Emniyet Teşkilatı'nın elinde, Bahoz ile PKK arasında bir bağ kurulmasını sağlayacak veya Bahoz'u PKK'nın yönettiğine dair iddiaların doğruluğunu kanıtlayacak bilgi yoktur."

"Rockçı organize suç çetelerine benzer" ne demek?

Federal Emniyet Teşkilatı'nın (BKA) yıllık raporlarına göre Almanya'da 700 alt grubu ve yaklaşık 10 bin de üyesi bulunan rockçı organize suç çeteleri mevcut. Bunların başında da uluslararası örgütlenmesi bulunan Outlaw Motorcycle Gangs (OMCG), Bandidos MC (BMC), Gremium MC (GMC) ve Hells Angels (HAMC) ile bunların spor kulüpleri geliyor. Söz konusu büyük gruplar dışında sadece bölgesel örgütlü teşkilatlanmalar da mevcut.

"Rockçı organize suç çetelerine benzer" tanımı ise uyuşturucudan kara para aklamaya pek çok yaşa dışı faaliyet yürüten ulusal ve uluslararası çetelere, hiyerarşik yapısı, sembolleri ve giyim tarzı ve faaliyet alanı ile çok benzemekle birlikte motosiklet sürme şartı bulunmaması nedeniyle kullanılıyor.

2018 yılında Almanya'da organize suç kapsamında toplam 535 soruşturma açıldı, bunların 87'sinde şüphelilerin göçmen kökenli olduğu kayda geçti. Burada 45 soruşturma ile Türk vatandaşları üçüncü sırada yer aldı. 2019 yılında ise organize suç bağlantılı olarak toplam 6 bin 848 şüpheli hakkında işlem yapıldı. Bunlarda 2 bin 282 ile Alman vatandaşları ilk sırada gelirken, 748 ile Türkler ikinci sırada yer aldı.

Deniz Naki kimdir?

Düren kenti doğumlu Deniz Naki, Türkiye'de "terör örgütü propagandası" suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırılmış, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) da "ayrımcılık ve ideolojik propaganda" nedeniyle 3 yıl 6 ay men, 273 bin lira da para cezası vermişti. Türkiye'de kurallar gereği üç yılı aşan cezalar da sürekli hak mahrumiyetine dönüşüyor. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Tahkim Kurulu da Naki'ye verilen ömür boyu men cezasını onamıştı.

Amedspor forması giydiği dönemde Mersin İdmanyurdu ile oynadıkları maç sırasında sahaya giren üç taraftar, Naki'ye saldırmış, futbolcu siyasi açıklamaları nedeniyle Türkiye'de sık sık hedef gösterilmiş, sonrasında da doğduğu Almanya'ya dönmüştü. 2018 yılı Ocak ayında Almanya'da Deniz Naki'nin aracına otoyolda ateş açılmış, olayın siyasi bir saldırı olduğu yönünde haberlere rağmen, güvenlik makamları organize suç bağlantısı olabileceği yönünde de soruşturma yürütmüştü.

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Almanya’da sebze ve meyveye daha fazla harcama yapılıyor

Almanya'da tüketiciler 2018 senesinde meyve, sebze ve patatese ilk kez et ve balığa göre daha fazla harcama yaptı.

Alman Federal İstatistik Dairesi'nin Cuma günü açıkladığı verilere göre, 2018 yılında Almanya'daki tüketiciler elma ve domates gibi sebze ve meyvelere aylık ortalama 62 euro harcarken, şnitzel ve balık filetosu gibi et ve balık ürünlerine ortalama 59 euro verdi. Açıklanan verilere göre hane başına düşen ortalama aylık gıda, içecek ve tütün giderleri 321 euro olarak belirlendi.

Bu veriler doğrultusunda sebze, meyve ve patatese yapılan harcamaların payının, gıda, içecek ve tütün ürünlerine yapılan tüm harcamalar içerisinde yüzde 19 olduğu ifade edilirken, en son 2013'de açıklanan verilerde bu değerin yüzde 17 olduğu aktarıldı. 2013'de açıklanan verilerde et ve balık ürünlerine yapılan harcamaların payının yüzde 19 olduğu, bu değerin Cuma günü açıklanan verilerde yüzde 18'e düştüğü açıklandı. Federal İstatistik Dairesi'nden yapılan açıklamada bu düşüşün sebebine ise yer verilmedi.

Almanya'da her gün et veya sosis tüketen insan sayısı 2015 yılında yüzde 34'iken, bu sene bu rakam yüzde 26'ya düştü

Almanya'da her gün et veya sosis tüketen insan sayısı 2015 yılında yüzde 34'iken, bu sene bu rakam yüzde 26'ya düştü

Ekmek ve hububat ürünleri; yumurta ve süt ürünleri ile şeker, reçel, şekerli yiyecekler ve yağlara yapılan harcamaların payı her bir grup için yüzde 13 olarak hesaplanırken, hane halkları içecekler için yüzde 10 ve alkollü içecekler için yüzde 9'luk bir pay ayırdı. Tütün ürünlerine ise yüzde 5'lik bir harcama yapıldı.

Açıklamaya göre, kişi başına düşen gıda ve içecek harcamaları, hane halkı üyelerinin sayısı arttıkça azalıyor. Buna göre, tek başına yaşayanlar gıda ve içeceklere ayda ortalama 190 euro harcarken, iki kişilik haneler ayda ortama 365 euro verdi. Bu da tek başına yaşayan bir insanın harcadığının iki katından daha aza denk geliyor. Beş veya daha fazla kişiden oluşan haneler, tek kişilik bir hane halkının yalnızca üç katı kadar, ayda ortalama 579 euro harcıyorlar.

Alman Tarım Bakanlığı tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan beslenme raporuna göre, ülke içinde meyve ve sebzeye talep artıyor. Konuyla ilgili yapılan ankete katılanların yüzde 76'sı sebze ve meyveyi her gün tükettiklerini söyledi. Bu oran bir önceki sene yüzde 70 düzeyindeydi. Anket sonucuna göre meyve ve sebzelerin yerel olması ve mevsimine göre tüketilmesi konusunda da bir artış yaşanıyor. Buna karşılık et ve sosis tüketiminde bir azalma kaydedildi. 2015'teki yüzde 34'e kıyasla ankete bu sene katılanların yüzde 26'sı et ve sosis ürünlerini her gün yediklerini belirtti.

AFP /DÇÜ,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Eşcinsel çifti bıçaklayan radikal İslamcıya ömür boyu hapis

Almanya'nın Dresden kentinde eşcinsel bir çifti bıçaklayan ve birinin ölümüne sebep olan Abdullah A.'ya ömür boyu hapis cezası verildi.

Dresden Eyalet Yüksek Mahkemesi 21 yaşındaki genci cinayet, cinayete teşebbüs ve tehlikeli bir biçimde adam yaralamadan suçlu buldu. Mahkeme Başkanı Yargıç Hans Schlüter-Staats işlenen "suçun özel ağırlığının" tespit edildiğini açıkladı. Alman hukukundaki bu terim, sanığın 15 yıl hapis cezası çektikten sonra erken tahliye olmasının önünü kapatıyor.

Yargılama sırasında Federal Savcılık sanığa en üst cezanın verilmesini istemişti. Savunma makamı ise sanığın olay sırasında 20 yaşında olduğunun göz önünde bulundurularak daha hafif bir ceza verilmesini talep etmişti.

2015 yılında çocuk sığınmacı olarak Almanya'ya gelen Abdullah A., 2018 yılında IŞİD propagandası yapmaktan suçlu bulunmuş, tutuklu olduğu kurumdaki ceza infaz memurlarına saldırması nedeniyle bu cezası sertleştirilmişti. Eylül 2020'de ise bir takım katı yükümlülük ve şartlar altında serbest bırakılmıştı.

Saldırı günü

4 Ekim 2020 tarihinde Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinden gezmek için Dresden'e gelen eşcinsel bir çift kent merkezinde gezerken bıçaklı saldırıya uğradı. Erkeklerden 55 yaşında olan olay yerinde hayatını kaybetti, hayat arkadaşı ise ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

Abdullah A. saldırıdan üç hafta sonra olay yerinde DNA izine rastlanması üzerine kent merkezinde yakalanmış ve çantasında döner bıçağına benzer büyüklükte bir bıçak bulunmuştu.

Davanın görülmesine 12 Nisan tarihinde başlanmış, Abdullah A. yargılama sırasında yaptığı açıklamada homoseksüelliği "ağır bir suç" olarak gördüğünü ve çifti cezalandırmak istediğini ifade etmişti.

 

dpa / EC,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Merkel Hamas’ın çözüm sürecine dolaylı katılımından yana

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Hamas‘ın bölgedeki çözüm sürecine dolaylı olarak dahil edilmesinden yana olduğunu söyledi. Merkel, katıldığı bir toplantıda verdiği mülakatta, çözüm süreçlerinde her zaman doğrudan katılımın şart olmadığını vurguladı. Hamas’ın Gazze sorununun çözümüne bir şekilde dahil edilmesi gerektiğini de ifade eden Almanya Başbakanı, "Nihayetinde Hamas olmadan ateşkes olmaz" diyerek sözlerine devam etti.

Katıldığı toplantıda verdiği söyleşide "Terör örgütü Hamas ile müzakere edilmeli mi?" sorusuna cevaben verdiği yanıtta da Merkel, dolaylı ilişki kurulmasının bu tür çatışmalarda doğal olduğunu da yineledi. Buna örnek olarak da Mısır ve diğer Arap ülkelerinin Hamas ile arabuluculuk yapmasını gösterdi ve "Hamas olmadan çözüm mümkün değil" diye konuştu.

İsrail’in meşru müdafaa hakkına vurgu

İsrail’in kendini savunmak için her türlü çabayı göstermesini haklı bulduğunu ifade eden Almanya Başbakanı,  "İsrail'in meşru müdafaa hakkı mevcut ve biz bunu destekliyoruz" şeklinde konuştu.

Öte yandan Merkel bölgede uzun vadeli ve kalıcı bir çözümün sağlanması için Almanya'nın da katkıda bulunmak istediğini, çözümün maalesef onlarca yıldır tesis edilemediğini, ancak bu durumun çaba harcamaya değmeyeceği anlamına da gelmemesi gerektiğini söyledi.

Almanya’daki Yahudi karşıtı saldırıları kınadı

Almanya Başbakanı Merkel, İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaların başlamasıyla Almanya’da da düzenlenen Yahudi karşıtı saldırıları sert bir dille kınadı. İsrail’in politikalarını eleştirmekle Yahudi düşmanlığı arasında fark olduğunu da tekrarlayan Almanya Başbakanı, İsrail’in yerleşim politikasını kendisinin da çeşitli zamanlarda eleştirdiğini söyledi. Diğer yandan "Sinagogların önünde gösteri düzenleniyor, bayraklar yakılıyor ve siyasi çizgi veya politikalar eleştirilmeyip, Yahudilerin tamamı topyekün hedef alınıyorsa, böylesi durumlara karşı bizde sıfır müsamaha geçerlidir" diye konuştu.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas bölgeye gitti

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas bölgeye gitti

Almanya daha fazla rol alacak mı?

Alman hükümetinin, İsrail-Hamas çatışmasının çözümünde daha fazla inisiyatif üstlenip, çözüm için harekete geçip geçmeyeceği sorusuna verdiği yanıtta ise Merkel hükümetinin ve Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın bölgeye yaptığı ziyaret ve harcanan bütün çabaların Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve diğer Avrupa ülkelerinin çabalarıyla bir bütün olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

"Tek başımıza karar verici faktör olamayız" ifadesini kullanan Merkel, ancak ABD, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile müzakere içinde Avrupa ortaklığında, çözüm sağlamasına katkıda bulunabileceğini belirtti.

Avrupa Birliği nezdinde ortak bir çizgi belirlenmesi amacıyla harcanan çabaların Macaristan’ın vetosuyla engellenmesinin üzücü olduğunu de söyleyen Merkel, "Yine de bunun bizlerin cesaretini kırmasına izin vermemeliyiz" diye konuştu. "Avrupa’nın dünyadaki çatışmaları ve sorunları tek seferde çözemeyeceğinin aşikar olduğunu" da söyleyen Merkel, Ortadoğu sorununun dünyanın en karmaşık sorunlarından biri olduğunu da tekrarladı. Başarı ve başarısızlıklar yaşandığını da ima eden Merkel, "Bazen güneş bazen de yağmur var, bir de çözülmemiş çok sayıda sorun var ki onlar da bizi daha fazla çaba harcamak için daha da kamçılıyor" dedi.

Merkel ile Abbas telefon görüşmesi yaptı

Federal Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Almanya Başbakanı Merkel'in Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ile bir telefon görüşmesi yaptığını duyurdu. Görüşmede son günlerde artan bölgedeki çatışmaların ele alındığı bildirildi. Hükümet sözcüsü, her iki liderin bölgede hızla bir ateşkes sağlamaya yönelik inisiyatiflerin desteklenmesi konusunda mutabık kaldığını bildirdi.

Merkel'in Abbas ile yaptığı görüşmede İsrail'in Gazze'den atılan roketlere karşı kendini müdafaa hakkı olduğunu da tekrarladığı belirtildi.

dpa/ETO,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle

Sığınmacı kılığında saldırı planlandığı iddia edilen Alman subay yargılanıyor

Almanya'da kendini Suriyeli sığınmacı David Benjamin olarak tanıtarak, terör saldırıları planlamakla suçlanan Alman üsteğmen Franco A.'nın yargılanmasına başlandı. Frankfurt'ta Eyalet Yüksek Mahkemesinde görülmeye başlanan davada savcılık 32 yaşındaki sanığı gerçekleştireceği eylemlerden sonra şüpheleri sığınmacıların üzerine çekmek amacıyla bazı üst düzey devlet yöneticilerine saldırı tasarlamakla suçluyor. İddianamede, sahte belgelerle Suriyeli sığınmacı olarak geçici koruma statüsü alan ve sığınmacı yurduna yerleştirilen Franco A.’nın olası hedefleri arasında dönemin Adalet Bakanı, mevcut Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Parlamento Başkan vekili Claudia Roth ile bir insan hakları aktivistinin bulunduğu belirtildi.

Sanık avukatı Moritz David Schmitt-Fricke, Alman ordusuna mensup olan müvekkilinin bir yıldan fazla bir süre kendini mülteci olarak tanıttığını ancak kesinlikle bir saldırı planlamadığını iddia etti. Müvekkilinin Almanya'daki mevcut iltica sisteminin zayıflıklarını gözler önüne sermek amacıyla bu eyleme giriştiğini söyleyen Schmitt-Fricke, "Sivil bir vatandaş iltica istismarlarını açığa çıkarmak için kendini mülteci gibi göstermişse bu devlet için bir tehlike oluşturmaz" dedi. Avukat ayrıca sanığın çevresinden ve ordudaki mesai arkadaşlarından çok sayıda tanığın müvekkilinin saldırı planlayacak bir kişiliğe sahip olmadığı yönünde ifadeler verdiklerini hatırlattı.

Tanıklar, ifadelerinde Franco A. hakkında "Vatansever", "son derece muhafazakar", ancak "aşırılık yanlısı olmayan bir kişi" olarak bahsediyorlar, yabancı düşmanı olduğuna ilişkin hiç bir belirti görmediklerini belirtiyorlar. Sanığın eski bir öğrentmeni ise, subay olan Franco A.'nın Federal Almanya Cumhuriyeti'ne hizmet etmek için yemin ettiğini hatırlatarak, Almanya'daki siyasi sistemin yanında yer al"dığını ancak bu sistemin eksiklerini ortaya çıkararak, güçlenmesini amaçladığını savundu.

Savcılıktan aşırı sağcılık suçlaması

Ancak savcılık tanık ifadelerinin aksine, Franco A.'yı devlet güvenliğini ciddi şekilde tehdit edecek "aşırı milliyetçi zihniyetten" kaynaklı şiddet eylemi planma suçlaması yöneltiyor.  Sanığın, "Yıllardır aşırı sağcı bir görüşe sahip olduğu ve  Yahudi inancından olanlara karşı özel bir husumeti bulunduğu" iddia ediliyor.

Gerçek kimliği ortaya çıkan Franco A. ilk olarak 2017 yılında tutuklanmıştı. Ancak yargı süreci, davaların sürekli ertelenmesi nedeniyle gecikmeli başladı. Haziran 2018'de Frankfurt'taki Eyalet Yüksek Mahkemesi, Darmstadt Eyalet Mahkemesinde dava açılması yönünde karar verdi. Eyalet Yüksek Mahkemesi, sanığın devlet güvenliğini tehdit eden ciddi bir şiddet eylemi hazırlığında olduğuna ilişkin yeterli kuşku oluşmadığı gerekçesiyle, yetkili mahkemenin Eyalet Mahkemesi olduğu yönünde görüş bildirdi. Federal Savcılık bu karara itiraz etti. Bunun üzerine Federal Adalet Mahkemesi (BGH) kararı iptal ederek Eyalet Yüksek Mahkemesi'ndeki yargı sürecinin önünü açtı. 

Eski üsteğmen 2017 yılının Ocak ayı sonunda Avusturya'nın başkenti Viyana'daki havalimanında güvenlik kontrolünden geçmeden önce bir silahı tuvalette sakladığı sırada dikkatleri üzerine çekmiş, daha sonra takibe alınmış aynı yılın Şubat ayında silahı sakladığı yerden almaya çalışırken Avusturyalı yetkililer tarafından yakalanmıştı.

AFP,DW/TY,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW - Deutsche Welle