Alman hükümetinden infaz listeleriyle ilgili ilk açıklama

Federal hükümet, Almanya’da Türkiyeli gazetecilerin isimlerinin yer aldığı infaz listeleriyle ilgili ilk kez açıklama yaptı. İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Helmut Teichmann, Sol Parti Milletvekili Helin Evrim Sommer’in soru önergesine verdiği yanıtta “Şu anda Türk hükümetine eleştirel yaklaştığı varsayılan kişilerin isimlerinin olduğu farklı listeler olduğuna dair işaretler bulunmaktadır” dedi. Açıklamada federal hükümetin elinde somut bir liste bulunmadığı, konuyla ilgili incelemenin derinleştirildiği belirtildi.

Dışişleri Bakanlığı

Dışişleri Bakanlığı

Dışişleri Bakanlığı’ndan saldırılara kınama

Almanya Dışişleri Bakanlığı ülkede yaşayan Türkiyeli muhalif gazetecilere yönelik artan tehdit, taciz ve saldırılarınardından dün Deutsche Welle’ye bir açıklamada bulunmuştu. Açıklamada “Federal Hükümet dünya çapında basın ve ifade özgürlüğünü destekliyor ve gazetecilere yönelik her türlü şiddet olayını kınıyor” denildi. “Almanya’da yaşayan tüm insanların – ne tür bir saikle olursa olsun – şiddete maruz kalmaması güvence altına alınmalıdır” denilen açıklamada, Dışişleri Bakanlığı’nın geçmişte de “birçok kez ve doğrudan Türkiye’deki gazetecilerin hakları” konusunda destek verdiğine dikkat çekildi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, “basın ve ifade özgürlüğü konusunda Türkiye’deki eksikler, Türk tarafı ile yürütülen ikili görüşmelerde, Avrupa Birliği bağlamında ve çok taraflı platformlarda mütemadiyen dile getirildi” denildi.

Alman Gazeteciler Sendikası (DJV), Almanya’da yaşayan Türkiyeli muhalif gazetecilere yönelik artan tehdit, taciz ve saldırılar karşısında Alman hükümetini harekete geçirmeye çağırmıştı.Sendika Başkanı Frank Überall, polis kaynaklarından aldıkları bilgiye göre, Türkiyeli muhaliflerden oluşan ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu 55 kişilik bir infaz listesi bulunduğunu kaydetmiş ve Dışişleri Bakanı Heiko Maas’tan, Türk Büyükelçi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmasını talep etmişti.

DW/EC,AÜ,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

“Aşılanmayanların özgürlükleri kısıtlansın” tartışması

Son olarak Almanya Başbakanlık Dairesi Başkanı Helge Braun‘un hafta sonunda yaptığı açıklamalar, aşı zorunluluğu ya da aşılanmayanların özgürlüklerinin kısıtlanması tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Braun, aşılanmayanlara yönelik sonbaharda kısıtlamalar olabileceğini, restoran, sinema veya maçlara girişte aşı olmamış kişilerin test beyan etmelerine rağmen söz konusu yer ve etkinliklere gidişinin imkansız hale gelebileceğini söylemişti.

Almanya Adalet Bakanı Christine Lambrecht

Almanya Adalet Bakanı Christine Lambrecht

“Restoranlar almamakta özgür”

Sosyal Demokrat Partili Adalet Bakanı Christine Lambrecht şimdiye kadar yürürlükte olan “aşılanmış, iyileşmiş ya da negatif test sonuçlu” olma ölçütünün doğru bir uygulama olduğuna vurgu yaparak her grubun aynı erişim haklarına sahip olması gerektiğini söyledi.

Adalet Bakanı ayrıca sözleşme serbestisine işaret ederek örneğin restoran sahiplerinin aşılanmamış vatandaşları mekanlarına kabul edip etmemeye kendilerinin karar verebileceğini belirtti.

Dünya Tabipler Birliği Başkanı Frank Ulrich Montgomery

Dünya Tabipler Birliği Başkanı Frank Ulrich Montgomery

“Artık herkesin aşı yaptırma imkanı var”

Dünya Tabipler Birliği Başkanı Frank Ulrich Montgomery ise aşılanmışların aşılanmamışlara göre daha fazla imkan ve özgürlüğe sahip olmasını doğru bulduğunu söyledi. Montgomery Funke Medya Grubu’na bağlı gazetelere verdiği mülakatta “Birkaç müzmin şüpheci aşıdan kaçınıyor diye aşılanmışların ve bağışıklığa sahip olanların temel haklarını alıkoymayı sürdürmeye gerek yok” dedi. Herkesin aşı yaptırma imkanına sahip olduğunu belirten Montgomery aşı yaptırmayan vatandaşların özgürlüklerinin kısıtlanmasının önünde bir engel olmadığını vurguladı.

“Devlet maddi gerekçe sunmak zorunda”

Bayreuth Üniversitesi’nden anayasa hukukçusu Stephan Rixen ise toptan düzenlemeler yapılmaması gerektiğini söyledi. Alman Etik Konseyi Üyesi olan Rixen kısıtlamalarla insanların aşı olma isteğini artırma fikrine şüpheyle yaklaştığını söyledi. Bayern2 radyo kanalına açıklama yapan Rixen, devletin aşı olanlarla olmayanlar arasında hukuken bir ayrım yapabileceğini ancak bunun için maddi somut bir gerekçe sunması gerektiğini söyledi. Devletin kendisine “Bahis konusu olan tehlikeyi somut durumda, restoran sinema ya da stadyumda, bunu bir aşı belgesiyle kontrol altına alabilir miyim” sorusunu sorması gerektiğini söyleyen Rixen kontrolün “ille ve sadece bir aşı belgesiyle” sağlanamadığını belirtti.

Alman Otel ve Restoranlar Birliği Başkanı Ingrid Hartges

Alman Otel ve Restoranlar Birliği Başkanı Ingrid Hartges

“Aşı yaptırmış olanlara güvence verilmeli”

Alman Otel ve Restoranlar Birliği (Dehoga) Başkanı Ingrid Hartges ise aşılananların daha fazla özgürlüğe sahip olması fikrine olumlu baktığını ifade etti. Hartges “Aşı yaptırmış olanların şimdi kazanılan özgürlükleri sonbaharda vaka sayıları artarken de koruyacağı açıkça ifade edilirse motivasyon artırılabilir” diye konuştu. Hartges “Bunun anlamı, iki doz aşı yaptırmış olanların koşullar nasıl gelişirse gelişsin sonbahar ve kış mevsiminde restoranlara girme ya da otellerde kalmaya izinli olacağıdır” dedi.

Almanya Başbakanlık Dairesi Başkanı Helge Braun Bild gazetesinin hafta sonu baskısına yaptığı açıklamada 26 Eylül’e kadar günlük vaka sayılarının 100 bini bulabileceğini söylemişti. Kendisi de hekim olan Braun restoran, sinema veya maçlara girişte aşı olmamış kişilerin test beyan etmelerine rağmen söz konusu yer ve etkinliklere gidişinin imkansız hale gelebileceğini, nitekim riskin büyük olacağını belirtmişti.

Almanya Başbakanı Angela Merkel ise 13 Temmuz’da yaptığı açıklamada Fransa’daki gibi bir aşı zorunluluğunun gündemde olmadığını söylemişti.

DW,epd/EC,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman Dışişleri Bakanlığı gazetecilere şiddeti kınadı

Almanya’da Federal Hükümet, tüm dünyada basın özgürlüğünün önemine dikkat çekerek, gazetecileri hedef alan her türlü şiddet olayını kınadı.

Ülkede yaşayan Türkiyeli muhalif gazetecilere yönelik artan tehdit, taciz ve saldırıların ardından Deutsche Welle’ye konuyla ilgili açıklamada bulunan Alman Dışişleri Bakanlığı, “Federal Hükümet dünya çapında basın ve ifade özgürlüğünü destekliyor ve gazetecilere yönelik her türlü şiddet olayını kınıyor” ifadesini kullandı. “Almanya’da yaşayan tüm insanların – ne tür bir saikle olursa olsun – şiddete maruz kalmaması güvence altına alınmalıdır” denilen açıklamada, Dışişleri Bakanlığı’nın geçmişte de “birçok kez ve doğrudan Türkiye’deki gazetecilerin hakları” konusunda destek verdiğine dikkat çekildi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, “basın ve ifade özgürlüğü konusunda Türkiye’deki eksikler, Türk tarafı ile yürütülen ikili görüşmelerde, Avrupa Birliği bağlamında ve çok taraflı platformlarda mütemadiyen dile getirildi” denildi.

DJV: Türk Büyükelçi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmalı

Alman Gazeteciler Sendikası (DJV) da, Almanya’da yaşayan Türkiyeli muhalif gazetecilere yönelik artan tehdit, taciz ve saldırılar karşısında Alman hükümetini harekete geçmeye çağırmıştı. Sendika Başkanı Frank Überall, polis kaynaklarından aldıkları bilgiye göre, Türkiyeli muhaliflerden oluşan ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu 55 kişilik bir infaz listesi bulunduğunu kaydetmiş ve Dışişleri Bakanı Heiko Maas’tan, Türk Büyükelçi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmasını talep etmişti. Überall, “Heiko Maas’ın Türk Büyükelçi’ye bu noktada sınırın aşıldığını, Türkiye’deki baskıcı rejimden buraya sığınan gazetecilere yönelik tehdit ve şiddetin kabul edilemeyecek suç unsurları oluşturduğunu çok net bir şekilde söylemesi lazım” ifadelerini kullanmıştı.

Frank Überall

Frank Überall

DJV Başkanı, gazeteci Erk Acarer’in evi önünde saldırıya uğramasını hatırlatarak “Hükümete eleştirel yaklaşan gazetecilerin Türkiye’de gazetecilik mesleğini artık icra edemiyor olması yeterince kötü. Sığındıkları Almanya’da hâlâ korku içinde yaşamak zorunda kalmaları ise hiçbir şekilde kabul edilemez” diye konuşmuştu.

DW/AÜ,BK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Braun: Günlük vaka 100 bin olabilir

Kendisi de hekim olan Almanya Başbakanlık Dairesi Başkanı Helge Braun, Almanları aşı olmaya çağırdı ve sonbahar aylarında aşılanmayanlara yönelik kısıtlamalar olabileceğini açıkladı. Bild gazetesinin hafta sonu baskısına konuşan Braun, “Aşılanma için iki sebep var. İlki aşılar koronavirüsün ağır geçirilmesini engellemede yüzde 90 etkiye sahip. İkincisi de aşılananlar aşılanmayanlara göre daha fazla özgürlüğe sahip olacaklar” diye konuştu.

Tehlikeli delta varyantına karşı etkili olan aşılar var olduğu sürece yeni ve klasik anlamıyla tam bir kapanmanın gerekli olmayacağını da öngören Braun, olası bir dördüncü büyük dalganın sonuçlarına işaret etti. Yayılmada yüksek artış görülmesi halinde aşılanmayanların insanlarla bağlantısını azaltmak zorunda kalacağını da söyledi.

Braun, ilaveten restoran, sinema veya maçlara girişte aşı olmamış kişilerin test beyan etmelerine rağmen söz konusu yer ve etkinliklere gidişinin imkansız hale gelebileceğini, nitekim riskin büyük olacağını vurguladı.

Peki Almanya gibi temel hak ve özgürlüklerin en önemli değerler arasında sayıldığı bir ülkede bu tür kısıtlamalar hukuki açıdan mümkün mü? Bunun mümkün olduğunu ifade eden Başbakanlık Dairesi Başkanı Braun, devletin vatandaşlarının sağlığını korumakla da yükümlü olduğunu dile getirdi. Braun, geçen kış kanser veya eklem ameliyatlarının Covid-19 hastalarının tedavisi nedeniyle ertelenmiş olduğuna işaret ederek, bunun yeniden yaşanmasını engelleme çabalarının aşı olmayanların korunmasını da hedeflediğini tekrarladı.

Braun ayrıca, önümüzdeki aylarda haftalık yeni vaka sayılarında yüksek artış kaydedilmesinden de endişeli olduğunu dile getirerek, parlamento seçimlerinin yapılacağı 26 Eylül‘e kadar günlük rakamların 100 bini bulabileceğini savundu. Braun, şu dönem yeni vakalardaki haftalık artışın yüzde 60 olduğunu, delta varyantının şimdiye kadar olduğu şekilde yayılması, yüksek aşılama oranlarına da ulaşılamaması halinde sadece dokuz hafta zarfında yüzbin nüfusta haftalık vaka sayısının 850 olacağını söyledi. Korkulanın yaşanması halinde tedavi edilmesi gerekenlerin sayısının en üst seviyeye ulaşabileceğini belirtti. O durumda aşı olmayanlar ve hastalarla temas kurmuş olanların karantinaya girme zorunluluğu doğacağını da ifade etti. Bütün bu gelişmelerin çalışanların istihdamına etkisi de hatırlatan Braun, delta varyantının vurduğu İngiltere‘de karşılaşılan manzaralar benzerlerinin yaşanabileceğini ifade etti.

Yüksek vaka öngören Merkel haklı çıkmıştı

Geçen sene eylül ayı sonunda da fizik doktoru olan Almanya Başbakanı Angela Merkel, benzer bir matematiksel model hesabıyla 2020 Noel dönemine kadar yeni vaka sayısının 19 bin 200 olacağını açıklamış, Merkel’e “felaket tellallığı yapmak”, “halka korku salmak” suçlamaları yöneltilmişti. Merkel’in öngördüğü rakam ise Aralık sonu gelmeden, 3 Aralık 2020’de aşılmış, günlük yeni vaka sayısı 22 bini geçmişti.

Artan haftalık vaka sayılarının eğitim, öğretim için sonuçlarının da kaçınılmaz olacağına değinen Başbakanlık Dairesi Başkanı Helge Braun, ebeveynlerin, öğretmenlerin, okullarda çalışan hizmet personelinin, servis şoförlerinin de aşı olmak zorunda olduğunu, söz konusu grupların aşılanmasının çocuklara yönelik riskin azalması sonucunu getireceğini belirtti. Havalandırma ve mesafenin yetersiz kaldığı, kamuya açık tren ve otobüsler ile okullarda maske zorunluluğunun devamının kaçınılmaz olacağını savundu.

Braun’a tepkiler 

Almanya Başbakanlık Dairesi Başkanı olan, Merkel’e yakınlığıyla bilinen Helge Braun’un açıklamalarına muhalefetten de kendi sıralarından da tepkiler geldi. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partilerinden oluşan Hristiyan Birlik bloğunun başbakan adayı ve Kuzey Ren-Vestfalya Başbakanı Armin Laschet, aşı zorunluluğunu ve aşı olmayanlara yönelik baskı yapılmasını reddettiğini açıkladı. ZDF televizyonuna konuşan, Braun ile aynı partili Laschet, halen geçerli olan aşılanmışların, iyileşmişlerin ve negatif test edilmişlerin etkiliklerde eşit muameleye tabi olduğu uygulamanın iyi olduğunu savundu.

CDU'lu Armin Laschet

CDU’lu Armin Laschet

Merkel hükümetinin ortaklarından Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Federal Meclis Grubu Başkanı, Köln Milletvekili Rolf Mützenich ise “Tehditlerle insanların aşıya yönelik tutumu kalıcı biçimde değiştirilemez” diyerek Braun’un açıklamasını eleştirdi.

Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri ve Bavyera Başbakanı Markus Söder ise Braun‘u destekler yönde konuştu ve aşı teklifini reddedenlerin testlerinin gelecekte de sürekli ücretsiz olamayacağını vurguladı. Almanya’da vatandaşlar kurulmuş test merkezlerinde haftada en az iki kez ücretsiz olarak test yaptırabiliyor. Bu testler seyahat veya benzeri eylemlerde şart olarak aranıyor. İşletmeler de çalışanlarına yine haftada en az iki kez kendi kendine yapılan testleri ücretsiz şekilde vermekle yükümlü.

Muhalefetten Hür Demokratlar (FDP) ise Braun’un, aşılanananların aşılanmayanlardan daha fazla özgür olacağına dair açıklamalarının aşı zorunluluğunu arka kapıdan yürürlüğe koymak olacağını iddia etti. FDP’li politikacı Wolfgang Kubicki, aşı olanlar ve olmayanlar üzerinden yapılacak olası kategorileştirmenin temel haklarda birinci ve ikinci sınıf oluşumuna yol açacağını savundu ve anayasaya da aykırı olacağını iddia etti.

Sol Parti Federal Meclis Grup Başkanı Dietmar Bartsch ise, her hafta başbakanlıktan yeni açıklamalar geldiğini ileri sürerek “Artık buna bir son verilmeli” diye talep etti.

Almanya’da geçen haftalarda birin altına düşen yüzbin nüfustaki haftalık vaka sayısı bugün itibarı ile 13,8 olarak açıklandı. Böylece 12 gün zarfında değer iki katından daha fazla artış kaydetmiş oldu. Yeni vaka sayısı da son 24 saatte 1387 olarak açıklanırken, hastanelerdeki yoğun bakım hastası sayısının da 368 olduğu bildirildi.

Reuters, dpa, AFD/ ETO,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’daki selin seçimlere etkisi olur mu?

Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak Federal Meclis seçimlerine geri sayım başlarken, ülkede son yılların en ağır sel felaketi yaşanıyor. Türkiye kökenlilerin de yoğun yaşadığı Kuzey Ren-Vestfalya ile Rheinland-Pfalz selden en çok etkilenen eyaletler. Can kaybının Perşembe akşamı itibarı ile 175 olduğu bildirilirken, bazı bölgelerde alt yapının tamamen çöktüğü, içme suyu, doğal gaz ve elektrik sağlamada normale ne zaman dönüleceği konusunun ise belirsizliğini koruduğu bildiriliyor.

Sel felaketinin vurduğu bölgeler için federal hükümet 400 milyon euroluk acil yardım paketi hazırladı. Yeniden imar için de fonlar oluşturulacağı bildirildi. Selin etkilediği eyaletlerin de vatandaşlara doğrudan ve bürokratik işlemler gerektirmeyen yardımlar yapacağı açıklandı. Cuma itibarı ile vatandaşın destek için başvuru yapacağı formların netliğe kavuşturulup, halka sunulacağı sözü verildi.

Salı günü Başbakan Angela Merkel ikinci kez sel bölgesine giderek bilgi aldı, mağdurlarla görüştü. Özellikle selde büyük hasar gören, her yıl çok sayıda turistin ziyaret ettiği Bad Münstereifel’in tarihi kent merkezini gezen Merkel’in incelemelerine ve görüşmelerine zaman ayırdığı dikkat çekti. Ayılırken de Merkel belediye başkanına bölgeye tekrar geleceği sözünü verdi, “Görevde olmasam da” diye de ekledi.

“Politkacıların afet bölgelerine ziyaretleri oldukça zor bir konu, nitekim eğer hükümet sorumluluğu taşıyor ve afet bölgesine gitmiyorsa ilgi veya empati göstermemekle suçlanıyorlar” diyor siyaset bilimci Ursula Münch, DW’ye verdiği mülakatta. “Diğer taraftan afet bölgesine gitmesi halinde ise böylesi bir konuyu seçimlere malzeme yaptıkları suçlaması ile karşı karşıya kalabiliyorlar” diye de ekliyor.

Merkel ise bu suçlamadan muaf, zira 16 yıllık görev süresinden sonra 26 Eylül’de yapılacak seçimlerde bir daha aday değil.

Maliye Bakanı SPD'li Scholz da (arkada) bölgede incelemelerde bulundu

Maliye Bakanı SPD’li Scholz da (arkada) bölgede incelemelerde bulundu

Kriz dönemleri hükümette olanlara yarıyor

Almanya’da 26 Eylül’de Federal Meclis seçimleri yapılacak. Merkel sonrası dönem için partilerin başbakan adayı olarak gösterdiği üç politikacı var ve onların hepsi de selden etkilenen bölgelere gidip durumu yerinde incelediler. Onlardan, Hristiyan Birlik olarak nitelenen, Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile Hristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) adayı ve Kuzey Ren-Vestfalya Başbakanı Armin Laschet ile Federal Başbakan Vekili ve Maliye Bakanı Sosyal Demokrat Parti’li (SPD) Olaf Scholz öne çıktı, zira ikisi de hükümet sorumluluğu taşıyor ve dolayısıyla da böylesi dönemlerde iktidar partisinin hükümet temsilcileri olarak bölgeye gitmeleri, icraatta bulunmaları doğal. Yeşiller’in Başbakan adayı Annalena Baerbock ise muhalefetten ve o da bölgeye gittiyse de onunki gözlerden uzak bir ziyaret oldu. Onun ziyretinin medya eşliğinde gerçekleşmemesinin kendi tercihi olduğunu söylemekte fayda var; seçim dönemine başlarken yaptığı hatalar üzerine partisi biraz gözlerden uzak olması ve nefes alması yolunu tercih etti. Böylece seli seçime malzeme yaptığı iddialarına da fırsat vermemiş oldu.

Siyaset bilimci Gero Neugebauer, iktidarda olan partilerin politikacılarının kriz dönemlerinde sahip olduğu avataja “kurumsal bonus” diyor. Uzmanlar, iyi bir kriz yönetimi ile partilerin veya politikacıların kendilerini ve yeteneklerini ortaya koyma fırsatına sahip olduğuna işaret ediyorlar.

Hristiyan Birlik'in adayı ve KRV Başbakanı Laschet de Merkel'e eşlik etti

Hristiyan Birlik’in adayı ve KRV Başbakanı Laschet de Merkel’e eşlik etti

Dolayısıyla Almanya’da yaşanan sel felaketinin boyutu, yaşanan can kaybı ve yol açtığı hasar siyasete yansıdı mı boyutuna bakıldığında teorik olarak iki erkek aday, Laschet ve Scholz’a yarayabilirdi. Zira Laschet, hem Merkel’in koltuğuna aday hem de selin vurduğu Kuzey Ren-Vestfalya’nın Başbakanı vasfıyla kamuoyu önünde krizi yönetmekle yükümlü. Öte yandan SPD’li rakibi Scholz ise Federal Maliye Bakanı olarak afetzedelere yapılacak maddi yardımların idarecisi ve kasası.

Peki araştırmacıların iddia ettiği gibi bu durum iktidar partilerine ve adaylarına olumlu yansıdı mı?

Anketlere göre krizin kazananı yok

Der Spiegel’in kamuoyu araştırma kuruluşu Civey’e yaptırdığı bir ankette, vatandaşlara iklim değişikliğiyle mücadelede en başarılı kimi gördüklerini sordu. Hristiyan demokrat Laschet yüzde 26 ile yüzde 35 alan sosyal demokrat aday Scholz’u izledi. Muhalefetten Yeşiller’in adayı Baerbock ise yüzde 56 ile ilklim değişiyliğiyle mücadelede en yetkin kişi olarak nitelendi.

Bu durum siyaset bilimci Ursula Münch’ü ve Gero Neugebauer’i şaşırtmıyor. Bunun Almanlara has bir nokta olduğunu belirten araştırmacılar da nihayetinde Almanya’da başbakanın doğrudan seçilmediğini, partisinin seçildiğini hatırlatıyorlar ve iktidarda olan partilerin adaylarının sel krizini yönetmedeki icraatlarının anketlerde az etkili olmasını da bu şekilde açıklıyorlar. Onlara göre muhalefetteki  Yeşiller, iklim değişikliğiyle mücadele dendiğinde en yetkin parti ve adayları Annalena Baerbock da o partinin temsilcisi olduğu için birinci sırada yer aldı.

Yeşiller'in başbakan adayı Baerbock

Yeşiller’in başbakan adayı Baerbock

Laschet’in sempati değerlerindeki kayıp geçen haftaki tavrından

Hristiyan Birlik Partileri’nin (CDU/CSU) başbakan adayı Laschet’in sel felaketi sonrası krizin yöneticisi olarak boy göstermesine rağmen sempati değerlerinin düşüklüğü ise geçen günlerde kriz bölgesinde yaşanan bir gelişmeye bağlanıyor. Sel bölgesine giden Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier konuşurken Laschet’i arka planda bir grupla gülüşme içinde olduğuna dair yayılan görüntüler tepki topladı. Cumhurbaşkanı Steinmeier yıkımdan, acının sözcüklerle ifade edilemediğinden bahseder ve başsağlı mesajı verirken, uzakta arka planda bir noktada Laschet’in bir grupla şakalaştığı ve gülüştüğü görüntüler dikkat çekmiş, eleştirilmişti.

Daha sonra özür dilese de siyaset bilimci Münch’e göre başbakan adayı Laschet öylesi bir tavrın kamuoyuna yansıyacağını bilmeli, hesaba katmalı ve ona göre davramalıydı. Herkesin cep telefonuyla dolaştığı dijital çağda kamuoyundan bu tür görüntülerin kaçması mümkün değil. Münch’e göre Laschet’in tavrı uygunsuzdu.

Seçmen çabuk unutur

Almanya’da son yılların en büyük afetlerinden biri olan bu selin yol açtığı yıkım, seçimlerin yapılacağı 26 Eylül’e kadar ortadan kalkmayacak. Ancak uzmanlara göre sel felaketinin hafızalarda yol açtığı fotoğraflar o zamana kadar etkili olup, seçmenin tutumunu büyük ölçüde etkilemeyecek. Siyaset bilimci Münch, seçimlere yaklaşık daha iki ay olduğunu hatırlatıyor ve “Her şeyi çabucak unutuyoruz” diye ekliyor.

Volker Witting, Marie Sina

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Merkel gazetecilere veda etti

Almanya’da uzun yıllara dayanan bir gelenek var. Yaklaşık 900 üyesi bulunan Federal Basın Konferansı (BPK) adlı dernek, haftada üç kez hükümet üyelerini, senede en az bir kez de yaz aylarında başbakanı davet ettiği ve her konunun konuşulduğu geleneksel basın toplantıları düzenler. Federal Basın Konferansı’nın toplantılarından çıkan politikacılar Almanca deyimle “mangalda çevrildikten” sonra genellikle yorgun, hatta sinirli de olur, özellikle de kritik gündem maddelerinde politikacıları köşeye sıkıştırdılarsa.

Merkel de 16 yıl süren başbakanlığı döneminde yaz aylarında düzenlenen bu basın toplantılarına katıldı ve Federal Basın Konferansı’nın “Mavi Salonu”nda her seferinde bir saatten fazla gazetecilerin sorularını cevapladı. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) üyesi ve Başbakan Merkel’in katıldığı toplantılarda Mavi Salon hep tıka basa dolu oldu. Merkel yıllar içinde daha rahat, sorulara daha hızlı yanıtlar verebilen ve gazetecilere karşı yumuşak tavırlarıyla dikkat çekti. Sıkıştırıldığında ironik ve esprili olabilmesi, hatta zaman zaman özeleştiriler de yapabilmesi ilgi çekti.

Merkel, gazetecilerle baş başa kaldığı işte bu basın toplantılarının sonuncusunu dün gerçekleştirdi. Yaklaşık 90 dakika süren son toplantısı seçimlere yönelik öngörüleri, gelecek planları ve genel ruh halinin nasıl olduğunu öğrenebilmek açısından her zamankinden daha fazla bir merakla takip edildi. Merkel ise son basın toplantısında yaklaşık sekiz dakika süren giriş konuşmasında özellikle Almanya’daki sel felaketi ve koronavirüs pandemisini ön plana çıkardı. 

Merkel 2006'daki Federal Basın Konferansı yaz dönemi toplantısında

Merkel 2006’daki Federal Basın Konferansı yaz dönemi toplantısında

Türkiye de öne çıktı

Başbakanlığı döneminde en çok ilgilendiği dış politik konulardan biri olan Türkiye ile ilişkiler, Merkel’e yöneltilen sorulardan biriydi. Merkel’e geçen yıl Doğu Akdeniz’de Ankara-Atina arasında tırmanan gerilimi gidermeye yönelik Almanya’nın girişimleri hatırlatıldı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs’taki iki devletli çözüm açıklamasının “çabaların başarısızlığı olarak nitelenip nitelenmeyeceği” soruldu. Merkel, “prensip olarak başarı veya başarısızlık yerine ilerleme veya gerileme olarak olayı değerlendirdiğini” belirtti ve Yunanistan ile Türkiye arasında müzakerelerin yeniden başlamasının başarıldığını vurguladı.

Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler kararından uzaklaşarak iki devletli çözümü savunduğuna, Yunanistan’ın ise bunu reddettiğine işaret eden Merkel, buna rağmen “zorlu ve uzun soluklu görüşmelerle meseleyi doğru yöne çevirmeye çalışmak gerektiğini” savundu. Merkel, geri adımların cesareti kırmasına izin vermemek gerektiğini de sözlerine ekledi.

Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği olmayacak

Merkel’e basın toplantısında “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyelik tartışmaları da soruldu ve partisi CDU’nun seçim programında tam üyeliğin reddedildiği” de hatırlatıldı. Gazeteciler Merkel’e bunun “kapıları Avrupa’ya açmak (mültecileri göndermek kastediliyor) ile tehdit eden Erdoğan’ı kışkırtmak için yapılıp yapılmadığı” soruldu. Merkel de “Programımızı biliyorsunuz, Türkiye’nin tam üyeliğine yönelik nokta yeni değil. Ben Türkiye’yi AB’ye tam üye olarak hiç görmedim ve hâlâ da görmüyorum ama buna rağmen Türkiye ile hep iyi ilişkiler için çaba harcadım” yanıtını verdi.

Mülteci mutabakatı ve Gümrük Birliği’nin reformuna ilişkin müzakereler için de özellikle çabaladığını tekrarlayan Merkel, mülteciler için üç milyar Euro daha verilmesinin kararlaştırıldığını söyledi. Merkel, mülteciler meselesinin siyasete malzeme yapılmaması gerektiğini düşündüğünü de vurguladı. Türkiye’nin mültecilere yönelik çabalarını da öven Merkel, “Biz ona küçük bir katkıda bulunduk” diyerek verilen desteğin Türkiye’nin çabalarıyla karşılaştığında küçük, Türkiye’nin çabasının ise çok daha büyük olduğunun altını çizdi. Merkel, mülteci mutabakatının sürmesi gerektiğini, bunun insanlar için de en iyisi olacağını savundu.

Merkel başbakanlığı bırakınca ne yapacak?

Görevi sona ererken Merkel’i en çok meşgul eden konu toplumsal birliktelik. “Açık toplumlar sürekli bir baskı altında” diyen Merkel, sosyal açıdan toplumsal birlikteliğin önemine vurgu yaptı ve farklı kesimler arasında sürekli köprüler kurmaya hazır olmanın kaybolup gittiğini söyledi. Merkel, her demokrasinin temelinin uzlaşı olması gerektiğini belirtti. Merkel 16 yıllık görev süresi sonrası vasiyetine ilişkin sorulara cevap verirken ise bir bilim insanının konuştuğu görüldü: “Olguları duygularla karıştırmamalı, olgular olgudur ve onlar dikkate alınmalıdır.”

Başbakanlığı bıraktıktan sonra ne yapmayı planladığına ilişkin açıklama yapmayı bu sefer de reddeden Merkel her zamanki sadeliğiyle “Sonrası gelir” demekle yetindi.

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

DJV: Türk Büyükelçi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmalı

Alman Gazeteciler Sendikası (DJV), Almanya’da yaşayan Türkiyeli muhalif gazetecilere yönelik artan tehdit, taciz ve saldırılar karşısında Alman hükümetini harekete geçmeye çağırdı.

DJV Başkanı Frank Überall, polis kaynaklarından aldıkları bilgiye göre, Türkiyeli muhaliflerden oluşan ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu 55 kişilik bir infaz listesi bulunduğunu kaydetti. Dışişleri Bakanı Heiko Maas’a seslenen Überall, Türk Büyükelçi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrılması gerektiğini belirterek “Heiko Maas’ın Türk Büyükelçi’ye bu noktada sınırın aşıldığını, Türkiye’deki baskıcı rejimden buraya sığınan gazetecilere yönelik tehdit ve şiddetin kabul edilemeyecek suç unsurları oluşturduğunu çok net bir şekilde söylemesi lazım” diye konuştu.

55 kişilik infaz listesinde iki isimle ilgili polisin harekete geçtiğini belirten Überall, söz konusu gazetecilere yönelik polisin koruma önlemlerini memnuniyetle karşıladıklarını ancak bunun yeterli olmadığını söyledi.

DJV Başkanı, gazeteci Erk Acarer’in evi önünde saldırıya uğramasını hatırlatarak “Hükümete eleştirel yaklaşan gazetecilerin Türkiye’de gazetecilik mesleğini artık icra edemiyor olması yeterince kötü. Sığındıkları Almanya’da hâlâ korku içinde yaşamak zorunda kalmaları ise hiçbir şekilde kabul edilemez” diye konuştu.

KNA/BK,EC

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

İnfaz listeleri: Almanya’da yaşayan Türk muhalifler tedirgin

20 Temmuz Salı öğlen saatleri. Almanya’nın Hessen Eyaleti’ndeki küçük bir kentte yaşayan Güven Ailesi’nin zili çalıyor. Emniyet teşkilatından olduğunu beyan eden ve kimliklerini gösteren iki polis, kapıyı açan gazeteci Cevheri Güven’e içeriye girmek ve konuşmak istediğini söylüyor. Güven, “Daha önce benim inisiyatifimle polisle iki kez telefonlaşmıştık, evin güvenliği, eşimin, çocuklarımızın ve benim aktivitelerimiz gibi konuları konuşmuştuk. Ama evimize ilk kez geldiler, çok ilginçti. Ellerinde notlar vardı ve çocuklarımıza da hemen isimleriyle hitap ettiler. Belli ki bizim kim olduğumuz konusunda polis hazırlanmış, durumumuzla ilgili bir ön çalışma yapmış” diye anlatıyor.

Cevheri Güven 2018 yılından beri Almanya'da yaşıyor

Cevheri Güven 2018 yılından beri beri Almanya’da yaşıyor

15 Temmuz’dan sonra önce Yunanistan’a giden, akabinde de Almanya’ya geçerek iltica eden Nokta dergisi eski genel yayın yönetmeni Güven’in adı, son günlerde sosyal medyada dolaşan ve Türkiye kökenli muhaliflere yönelik “infaz listesi” diye nitelenen paylaşımlarda yer aldı. Güven, evlerine gelen polislere ziyaretin listelerle bir bağlantısı veya özel bir sebebi olup olmadığını da sormuş, ancak polis genel bir kontrol olduğunu söyleyip detay vermemiş.

Celal Başlangıç’a da polisten güvenlik uyarısı

Son günlerde Alman emniyet birimlerince ziyaret edilen tek gazeteci Cevheri Güven değil. Sürgündeki bir diğer gazeteci Artı TV Genel Yayın Yönetmeni Celal Başlangıç da geçen Cuma günü iki memurun kendisini evinde ziyaret ettiğini söylüyor. DW Türkçe’ye konuşan Başlangıç, polislerin ziyaretini “Kriminal polisten geldiklerini söylediler. Kimliklerini gösterip ‘Evde başka kimse var mı?’ diye sordular ve içeri girip konuşmak istediklerini belirttiler” diye anlatıyor. Başlangıç, polislerin kendisine Erdoğan karşıtlarının isimlerinin yer aldığı bir listeden ve bununla ilgili bir ön soruşturma başlatıldığın bahsettiğini, ayrıca ilgili memurun isim ve telefon numarasını verdiklerini ifade ediyor.

Artı TV Genel Yayın Yönetmeni Celal Başlangıç

Artı TV Genel Yayın Yönetmeni Celal Başlangıç

Başlangıç, polislere gazeteci Erk Acarer’e Berlin’de yapılan saldırı sonrasında var olduğu iddia edilen 43 kişinin isimlerinin yer aldığı ve “infaz listesi” diye nitelenen listeyi mi kastettiklerini sorduğunu söylüyor. Polisler ise başlatılan soruşturmanın ne 43 kişinin isminin olduğu iddia edilen liste ne de bir Instagram hesabında paylaşılan ve 21 ismin yer aldığı listeyle ilgili olduğu yanıtı veriyor. Polislerin Instagram’da paylaşılan listenin görselini aldığını belirten Başlangıç, 50-55 ismin yer aldığı başka bir listenin varlığından söz ettiklerini ifade ediyor.

“Dikkatli olun dediler. Gece bir sorun olursa 110’u arayın, gündüz bir sorun çıkarsa sorumlu şu arkadaşı arayın, yalnız o da şu dönem izinde diyip gittiler” diyen Başlangıç, listeye dair kendilerine bilgi verilmemesini ise eleştiriyor ve emniyet birimlerini şeffaf olmamak, varsa bir tehlike boyutunu tam olarak aktarmamakla suçluyor.

DW Türkçe Alman makamlarına tehlikenin boyutunu sordu

DW Türkçe, Almanya Federal İçişleri Bakanlığı ve Federal Emniyet Teşkilatı (BKA) ile ilgili eyalet makamlarına da Almanya’da yaşayan muhaliflerin isimlerinin yer aldığı listelerin varlığınının doğru olup olmadığını, doğruysa kaynağını ve yürütülen soruşturmaların ne aşamada olduğunu sordu.

Celal Başlangıç ile listede adı geçen Ahmet Nesin, Erdal Er gibi gazetecilerin de yaşadığı Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti İçişleri Bakanlığı, DW Türkçe’nin sorusuna verdiği cevapta “Türk, Kürt veya Alevi kökenli muhalif vatandaşların Türk hükümetiyle ilgili görüşleri, Almanya’ya sığınan muhaliflerin de faaliyetleri nedeniyle soyut bir tehlike ile sürekli karşı karşıya olduğuna”, ancak “yakın zamanda bu kişilere yönelik düşmanlığın daha da artış kaydettiğine” dikkat çekti. Bu bağlamda ağırlıklı olarak Türk milliyetçisi olduğu görülen sosyal medya hesaplarından tehditler tespit edildiği belirten Bakanlık, süren soruşturmalardaki ilk bulguların faillerin Avrupa dışında olduğuna işaret ettiği de kaydetti. Bakanlık, muhaliflerin hayatına kasteden somut bir tehdit bulunduğuna dair ellerinde bilgi olmadığını vurguladı. Eyalet Emniyet Teşkilatı’nın “Jitemkurt” adlı Instagram hesabından paylaşılan ve 21 kişinin adını içeren bir listeden haberdar olduğu, daha sonra deaktive edilen hesaptan paylaşılan bilgilerin sorumlu yerel emniyet makamlarına aktarıldığı belirtildi. Tespit edilen kişilerin de listenin varlığından haberdar edildiği ifade edildi.

Dolaşıma sokulan listelerde yer alan bazı isimlerin yaşadığı Baden-Württemberg Eyaleti’nin emniyet teşkilatı ise aktüel gelişmeler ve yapılan değerlendirmeler sonucu kendi eyaletlerinde Türkiye kökenli muhaliflere yönelik tehdittte artış olduğuna dair bir tespit yapılmadığını bildirdi. Teşkilat, kendilerinin şimdiye kadar sadece bir listeden haberdar olduğunu, bu listede yer alanlardan bir kişinin de Baden-Württemberg’de ikamet ettiğini, onunla da güvenlik bilgilendirmesi için görüşüleceğini ifade etti. 

Gazeteci Erk Acarer Berlin'deki evinin bahçesinde üç kişinin saldırısına uğradı

Gazeteci Erk Acarer Berlin’deki evinin bahçesinde üç kişinin saldırısına uğradı

Gazeteci Erk Acarer’in yaşadığı Berlin Eyaleti İçişleri Senatörlüğü ise muhalif isimleri içeren listelerin varlığını doğrulamak, reddetmek veya yorumlamak konusunda bireylerin güvenliği gerekçesiyle açıklama yapmayacağı cevabını verdi. Acarer’e yönelik 7 Temmuz’da düzenlenen saldırı sonrasında açılan soruşturma ile bağlantılı olarak 21 ismin yer aldığı bir listeden haberdar olunduğunu, listeyi paylaşan Instagram hesabı incelendiğinde milliyetçi Türk çevreden olduğunun görüldüğünü, ancak listenin kaynağı veya çıkış noktasını henüz tespit edemediklerini bildirdi.

Acarer: Peker bağlantılı haberlerimiz etkili oldu

Almanya’ya 2017 yılında gelen ve iltica eden gazeteci Erk Acarer, 7 Temmuz’da Berlin’deki evinin bahçesinde üç kişinin saldırısına uğramış, Acarer, saldırganlardan birinin kendisine “Yazmayacaksın lan” diye bağırdığını açıklamıştı. Bu hafta da evinin güvenliğinden sorumlu polisler, haşlanmış bir yumurtaya sarılarak bahçesine atılmış “Sen bekle” yazılı bir not buldu. “Tedbirlere rağmen evime kadar geliyorlar. Bunun bir adım sonrası ne olacak?” diye soran Acarer, sözlerini “Açıkçası endişe duydum” diye sürdürüyor. Acarer, “Polisle olayları konuşurken ‘Türk faşistler’ tanımını kullanıyoruz, yani olayın siyasi olduğundan yola çıkılıyor, ancak somut bir kişi veya grup anılmıyor” diye belirtiyor.

Sedat Peker

Sedat Peker

Yaptığı haberler nedeniyle Türkiye’deki pek çok gazeteci gibi kendisinin de sıkça tehdit aldığını belirten Acarer, son haftalarda tehdidin tırmanmasında Sedat Peker’in yaptığı açıklamalar üzerine yayınladığı Süleyman Soylu ve Cihan Ekşioğlu haberlerinin etkili olduğunu düşünüyor. “Peker’in bahsettiği konularda geçmişte de haberler yaptık, ancak Peker’in açıklamaları çok kritikti. Bir kere daha iktidarın iç içe olduğu suç iddiaları ortaya çıktı ve bu sefer içerden biri tarafından ortaya atıldı. Zincirin halkaları birleşti ve biz yeni, somut delillere ulaştık, fotoğraflardan belgelere, evraklara, çok çeşitli şeylere ulaştık ve çok rahatsız ettik” diyor. Acarer, “Özellikle İçişleri Bakanlığının kasası olduğu söylenen kişilerle ilgili yaptığım haberler, insanların mal varlıklarına yargıyı da içine alarak çökmeleri ve İsrail’den aracı kurumlarla silah ve yazılım ticareti yapmalarına ilişkin haberler, bunlar çok rahatsız etti” diye devam ediyor.

Güven: Amaç etkili gazetecilik yapanları susturmak

Cevheri Güven’e göre de son dönemde kendilerine yönelik tehditin artmasında Peker’in açıklamalarıyla ilgili yaptığı Soylu ve Ekşioğlu’na ilişkin haberleri etkili oldu. Güven, Ekşioğlu ile ilgili kendi YouTube kanalında yaptığı analizin 600 binden fazla izlendiğini belirtiyor ve “Aslında iki sebep var. İlki Ekşioğlu’nun Türk istihbaratı ile yakın ilişkisi. MİT’e teknik ve dijital takip için yazılımlar satıyor, kendisi de bunu bizzat açıklamış bir röportajında. İkincisi de savunma sanayi alanındaki faaliyetleri. Savunma sanayi alanında beş şirketi var. Bu şirketlerinin hemen hemen hepsi hükümet üyeleriyle iç içe ve çok büyük yolsuzluklar dönüyor sanayi alanındaki ihalelerde. Cihan Ekşioğlu tam da bu işlerin göbeğinde. Onu çözdükçe çok daha fazla şey ortaya çıkacak” şeklinde konuşuyor.

Güven’e göre tehditlerin amacı etkili gazetecilik yapan kişileri susturmak. Son yıllarda Türkiye’den çok sayıda gazetecinin Almanya’ya geldiğini, farklı kesimlerden bu gazetecilerin etkili yayınlar yapmaya başladığını ve Almanya’nın da bir nevi sürgündeki gazetecilerin merkezi haline geldiğini, dolayısıyla burada hedefin Almanya olmaktan çok mesleğini yapan gazetecilerin Almanya’da bulunmasından kaynaklandığını düşünüyor.

Güven’e göre, isimlerinin yer aldığı listelerin oluşturulması veya cep telefonlarının hacklenmesi ya da sosyal hesaplarının ele geçirilmesi yönündeki girişimler MİT kaynaklı. Ankara’nın Almanya’da milliyetçi fanatik bir kesim olduğunu da hesaba katarak gazetecileri pervasızca hedef gösterdiğini ifade eden Güven sözlerini şöyle sürdürüyor:

Sol Parti Federal Meclis Vekili Ulla Jelpke

Sol Parti Federal Meclis Vekili Ulla Jelpke

“Benzer yöntemler daha önce Türkiye’de de uygulandı. Rahip Santoro, Hrant Dink de önceden hedef gösterildiler, özellikle Facebook’ta. Daha sonra bir anda adresleri yayınlandı ve sonra saldırıya uğradılar. Arkasında bir istihbarat izi yokmuş gibi gözükse de aksine herşey göstere göstere yapıldı. Özellikle Erk Acarer, ben ve başka bir iki arkadaşa yönelik hedef göstermede ben Türkiye İçişleri Bakanlığı ile MİT’i doğrudan sorumlu tutuyorum.

Jelpke: İnfaz listelerinden haberdarım

1981 yılından bu yana aktif siyasette yer alan, 2005 yılından bu yana da Federal Meclis Sol Parti Milletvekili olan Alman siyasetçi Ulla Jelpke, Türkiye kökenli muhaliflerin durumunu yakından takip eden bir siyasetçi. DW Türkçe’nin sorularını cevaplayan Jelpke, “Erk Acarer‘e yönelik saldırı Erdoğan rejiminin Almanya’da da Türkiye’deki demokrasinin gelişimi için çabalayan herkes için somut bir tehdit olduğu” görüşünde. Jelpke, “Faşistler ve İslamcılardan oluşan müttefikler sınır tanımıyor. Acarer gibi demokratlara kapısını açan Almanya taahhüt ettiği korumayı gerçekten sağlamakla yükümlü. Ancak görüldüğü gibi bunda çuvalladı” diyor. 

Son dönemde sıkça bahsedilen “infaz” veya “düşman listeleri” konusunda da Jelpke, “Böylesi listelerin varlığından haberdarım, çünkü bir zamanlar Ülkücüler beni de Türkiye düşmanları listesine koydu” diyor. Geçen yıl hazırlanan ve Federal Meclis’e sunulan Ülkücülerin yasaklanmasına dair önergeleri de hatırlatan Jelpke, “Farklı derneklerde örgütlü Ülkücülerin yasaklanması kolay değil diye oturup bekleyemeyiz” diyor ve “Alman hükümetinin Türk faşistlerine yönelik politikası Türkiye politikasıyla bağlantılı” iddiasında bulunuyor. “Türkiye diktatörü Erdoğan NATO partneri ve Avrupa Birliği onu bekçi olarak kullanıyor” ifadelerini kullanan Jelpke, Ankara- Brüksel arasındaki mülteci mutabakatına gönderme yapıyor.

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Berlin polisi Erk Acarer’e saldırıda soruşturmayı genişletti

Başkent Berlin’de yaşayan ve kısa süre önce evinde saldırıya uğrayan gazeteci Erk Acarer’in bu kez de kendisine tehdit notu atıldığını duyurması sonrası Berlin polisinden açıklama yapıldı.

Polis sözcüsü Çarşamba günü yaptığı açıklamada, soruşturmanın kapsamının genişletildiğini belirterek, Acarer’e kısa süre önce yapılan saldırı ile yumurtalı notun birbiriyle bağlantılı olup olmadığının araştırılacağı bilgisini verdi. Acarer’in yumurtaya sarılı halde atılan ve üzerinde “Sen Bekle” yazılı notu emniyete teslim ettiği belirtildi.

Gazeteci Erk Acarer Salı günü Twitter hesabından, evine yumurtaya sarılı bir tehdit notunun atıldığını yazdı. Gazeteci yaptığı paylaşımda, “başına gelecek yeni bir olayın sorumlusunun AKP-MHP iktidarı ve atıl kaldığını düşündüğü Alman hükümeti olacağını” söyledi.

Gazeteci Temmuz ayı başında evinde üç kişinin saldırısına uğramıştı. Kafasına aldığı darbeler nedeniyle bir süre hastanede müşahede altında tutulan Acarer, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, saldırganları tanımadığını, ancak son bir ayda yayınlanan yazılarını okuyanların faillerin kimler tarafından yönlendirildiğini anlamakta zorlanmayacaklarını savunmuştu.

Gazeteci, yaşadıklarından AKP ve MHP’yi sorumlu tutmuş, “Bu, AKP-MHP faşist iktidarına çıkan bir saldırıdır. Ve burada emir verdikleri taşeron tetikçiler, o faşist yapılar üzerinden bunu gerçekleştirdiler” ifadelerini kullanmıştı.

dpa, / GA, HT

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Selzedelere 400 milyon euroluk acil yardım

Almanya’da Bakanlar Kurulu, sel felaketinden etkilenen bölgelere 400 milyon euroya varan acil yardım paketini kabul etti. Buna göre federal hükümet derhal ödenmek üzere 200 milyon euro kaynak sağlarken selden etkilenen eyaletlerin yönetimleri de 200’er milyon euroluk ödeme yapacak. Selden en çok etkilenen eyaletlerden Kuzey Ren-Vestfalya’nın (KRV) hükümeti, Perşembe günü 200 milyon euroluk yardım paketini karara bağlayacak.

Maliye Bakanı Olaf Scholz, federal hükümetin ihtiyaç halinde miktarı artırmaya hazır olduğunu belirterek “Herkese mümkün olduğunca hızlı bir şekilde yardım edebilmek için ne gerekiyorsa yapacağız” dedi. Scholz, yeniden imar konusunda ise milyarlarca euroluk kaynağa ihtiyaç olacağını söyledi.

“Vergiler bunun için ödeniyor”

İçişleri Bakanı Horst Seehofer de yardım çalışmalarında paranın sorun olmayacağını belirterek “Acil yardımlar özellikle malını mülkünü kaybedenlere destek amacını taşıyor. Yardımlarda örneğin kişinin geliri ya da serveti incelenmeyecek. İnsanlar, olağan dışı durumlarda kendilerine yardım edilmesi için vergi ödüyor” diye konuştu.

İçişleri ve maliye bakanları Horst Seehofer ve Olaf Scholz

İçişleri ve maliye bakanları Horst Seehofer ve Olaf Scholz

Derhal ödenmek üzere kararlaştırılan acil yardımlar dışında, afetten etkilenen eyaletlerdeki altyapının yenilenmesi ve yeniden imar için milyarlarca euroluk bir fon oluşturulması öngörülüyor. Fonun hacminin, hasar netleştikten sonra belirlenmesi bekleniyor. Maliye Bakanı Scholz, 2003 yılındaki sel felaketinden bu yana afet bölgesinin yeniden imarı için 6 milyar euroluk harcama yapıldığını hatırlattı.

Federal hükümetin yeniden imar fonunda da miktarın yarısını sağlayacağını belirten Scholz, “Yeniden imar milyarlarca euroya mal olacak ve yıllar sürecek. Ama eyaletlerle birlikte yükü sırtlamaya hazırız. Herkes buna güvenebilir” dedi.

İklim değişikliğine karşı fon

İçişleri Bakanı Seehofer, küresel ısınma nedeniyle aşırı hava olaylarının giderek daha kısa aralıklı ve şiddetli bir şekilde meydana geldiğine işaret ederek Bakanlar Kurulu toplantısında ayrıca iklim değişikliği kaynaklı afetlere karşı bir sigorta sistemi oluşturulmasının da görüşüldüğünü kaydetti. Bunun için federal hükümet ve eyaletlerin birlikte bir yardım fonu oluşturması planlanıyor.

Alman sigorta şirketleri son sel felaketinde 4 ila 5 milyar euroluk sigorta hasarı oluştuğunu belirtiyor.

dpa,AFP/BK,EC

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle