IŞİD’liye Ezidi soykırımından ömür boyu hapis

Iraklı bir IŞİD mensubunun, esir olarak satın aldığı bir Ezidi kızı eziyet ederek öldürmesi davasında karar açıklandı. Frankfurt Eyalet Yüksek Mahkemesinde görülen davada 29 yaşındaki sanık Taha el C., soykırım, insanlığa karşı suç ve savaş suçu işlemekten suçlu bulunarak ömür boyu hapis cezasına ve ölen kızın annesine ödenmek üzere 50 bin euroluk tazminat cezasına çarptırıldı.

Mahkeme yargıçlar heyeti başkanı Christoph Koller, açıklanan hükmün dünya çapında IŞİD’in Ezidi azınlığa yönelik suçlarıyla ilgili ilk mahkeme kararı olduğuna işaret etti. Koller, ölen kızın annesine hitaben “Bu acıyı kaldırmayı başarabilmenizi ve huzur bulabilmenizi ümit ediyoruz” dedi.

Mahkeme kararında terör örgütü IŞİD’in tüm dünyaya yayılan bir İslami hilafet kurma hedefi güttüğüne ve Irak’ta ağırlıklı olarak Sincan bölgesinde yaşayan Ezidi dini azınlık mensuplarını imha politikası izlediğine yer verilerek Irak’ın Felluce kentinde yaşayan IŞİD mensubu Taha el C.’nin de 2015 yılında Ezidi azınlığa mensup 5 yaşındaki bir kız ve annesini esir olarak satın aldığı kaydedildi.

Sanık ve imam nikahlı Alman asıllı eşi Jennifer W.’nin yanında Felluce’deki evde yaşayan anne ve kızının sürekli cezalandırmalara maruz kaldığına işaret eden mahkeme, “yatağında hastalık kaynaklı olarak altına kaçıran 5 yaşındaki kızın ceza olarak sıcaklığın gölgede 38-51 derece olarak ölçüldüğü bir dönemde avluda pencere parmaklığına kabloyla bağlanarak bekletildiği” kaydedildi. Sanığın doğrudan güneş altında bulunan kızı avluda aç ve susuz bir şekilde bırakarak eve döndüğü, bir süre sonra avluya çıktığında kızın cansız bedeniyle karşılaştığı belirtildi.

Mahkemenin kararında, “sanığın soykırım suçuna temel oluşturan bir imha niyetiyle hareket ettiği yönündeki öznel yaklaşımın rol oynadığı” kaydedildi.

Sanığın 2015 Eylül ayında Irak’ı terk ederek Türkiye’nin Samsun kentine yerleştiği, burada da IŞİD mensubu olarak faaliyetlerde bulunduğu, Ekim 2018’de Türkiye’den Yunanistan’a kaçtığı ve 16 Mayıs 2019 tarihinde Atina’da tutuklandığına işaret edildi. Sanık, Ekim 2019’da gönderildiği Almanya’da o zamandan bu yana tutuklu bulunuyor.

24 Nisan 2020’de başlayan davada 58 duruşma yapıldı. Dava sürecinde, sanığın imam nikahlı eski eşi de tanık olarak dinlenmiş, Jennifer W., eski eşinin şiddete eğilimli olduğu yönünde ifade vermişti. Jennifer W., Münih Eyalet Mahkemesinde görülen ayrı bir davada “yabancı terör örgütüne üyelik” ve “insanlığa karşı suç işleme”den 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Sanık Taha el C. ise, kendisine yöneltilen suçlamalar hakkında dava süresince konuşmadı. Mahkeme, karara karşı temyiz yolunun açık olduğunu bildirdi.

DW,dpa/BK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Dolar yeniden 13 TL’yi gördü

Türkiye’de geçen hafta döviz kurlarında yaşanan oynaklık bu hafta da etkisini sürdürüyor. Güne yatay başlayan dolar, geçen hafta yakaladığı seviyeye yaklaşarak, gün içerisinde yeniden 13 TL’yi gördü. Euro da güne 14,59’dan başla, gün içerisinde 14,76’ya kadar yükseldi.

Döviz kurlarında yaşanan dalgalı günlerin ardından TL-Dolar kuru geçtiğimiz haftayı 12.33 liradan kapatmıştı.

Haftaya 12.40’dan başlayan Dolar/TL ise bugün yeniden 13 TL’nin üstüne çıktı. Dolar geçen hafta 13,45 ile rekor seviyesine çıkmıştı. Ancak daha sonra 11,50 civarına gerilemişti.

Türk Lirası’nda görülen değer kaybının, Merkez Bankası’nın enflasyonda kaydedilen artışa rağmen faiz indirimlerine devam edeceği beklentisine bağlı olduğu belirtiliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döviz kurları ve enflasyondaki artışa rağmen faiz artırımına yanaşmıyor. Erdoğan dün de düşük faiz politikasından geri adım atmayacağını belirtmişti.

Tüm zamanların en düşük seviyelerine gerileyn TL’nin bu yıl Dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 45’e ulaştı. Reuters,DW/TY,BÖ

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Kur farkı hedef şaşırttı, bütçe ‘çöp’ oldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma günkü İzmir programında yüksek kur ve düşük faize dayalı yeni bir ekonomi programı yürüttüklerini söyledi. 19 yıldır bu ekonomi politikasının hazırlıklarını yaptıklarını ifade eden Erdoğan, “Ne yaparlarsa yapsınlar, bizi üretim, istihdam ve cari denge odaklı bu ekonomi programımızdan geri döndüremeyecekler. Yüksek faizmiş, düşük kurmuş, IMF reçeteleriymiş; bunların hiçbiri bizim insanımızın işinden, aşından, geleceğinden daha önemli değildir” ifadelerini kullandı.

Ancak Erdoğan’ın bu sözleri, henüz Eylül ayında açıklanan ve 2022-2024 yılları arasını kapsayan Orta Vadeli Program ile (OVP) çelişiyor.

OVP’de hesaplamalar 8,30 TL’lik dolar kuru üzerinden yapılırken yıl sonu kur hedefi 9,16’ydı. 23 Kasım’da 13,46’yı aşarak tarihi zirvesini gören dolar kuru bugün 12,7 liranın üzerinde. Yılbaşından bu yana gerçekleşen ortalama kur ise 8,42’ye ulaştı.

Milli gelir 11 milyar dolar eridi

Buna göre milli gelir 11 milyar dolar, kişi başı gelir de şimdiden 130 dolar civarında eridi. Eylül ayında açıklanan OVP’de gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) 801 milyar dolar, kişi başı gelir de 9 bin 489 dolar olarak hesaplanmıştı. Yılbaşından bu yana gerçekleşen ortalama dolar kuru üzerinden hesaplandığında GSYH 790 milyar dolar, kişi başı gelir ise 9 bin 359 dolara iniyor.

Gelecek yıl için hazırlanan ve bugün Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanan 2022 bütçesindeki büyüklükler de OVP’de 2022 yılı için belirlenen 9,27 TL’lik dolar kuru tahminine dayanıyor.

Ekonomideki planlamaların dolar kurundaki değişimlere bağlı olduğunu ifade eden akademisyenler, yapılan politika değişikliğinin kurlar ve enflasyon üzerinden özellikle dar gelirli vatandaşları olumsuz etkileyeceğine, büyümede öngörülen TL bazındaki artıştan ise gelir dağılımı eşitsizliğinden dolayı ücretlilerin çok az pay alabildiğine dikkat çekiyor.

2024 için kur tahmini 10,22’ydi

DW Türkçe’ye konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Levent, “Bütçenin ve OVP’nin hemen çöpe atılması gerekir. Benim önerim yeni bir bütçe yapmak. Çünkü artık 9,20’li rakamları görmek bir tarafa, şu anda zaten kur 13 civarına gelmiş durumda” diyor. Orta vadeli programların da hiçbir zaman planlamaya uyulmadığı için değerini yitirdiğini anlatan Levent, “Bu planlama hakikaten hükümetin nezdinde bir anlam taşıyorsa 2024 yılında 10,22 öngörülen döviz kuruyla herhangi bir yere varamayız. Dolayısıyla bunu da tamamen değiştirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullanıyor.

Prof. Levent, 60 yıl önce Güney Kore’de uygulanmış ve şimdi Türkiye’de uygulanmak istenen politikanın ise şu anki şartlarda geçerli olmayacağı görüşünde. “Faizleri düşürelim, döviz kurunu artıralım. Böylece ihracat artar, ithalat azalır, cari açık kapanır, sonra döviz bollaşır, sonra da refaha ereriz gibi bir görüş söz konusu” diye konuşan Levent, bunun gerçekleşmesi için öncelikle yüksek enflasyonun olmaması gerektiği görüşünde. 

‘Artık 1960’ların dünyasında değiliz’

İkinci olarak bunun dalgalı kur rejiminden çıkıp sermaye hareketlerinin kontrolünün yapıldığı sabit kur sistemine dönülmesini gerektiren bir yaklaşım olduğuna işaret eden Levent, “Bu yaklaşımın herhangi bir noktaya varması mümkün değil. Çünkü çok basit ve tek bir neden yeterli bunun için o da teknolojik gelişmeler. Teknolojik gelişmelerin üretim sürecinde gerçekleştirdiği dönüşümler, artık ücret bazlı, yani ucuzlamış bir ya da fiyat bazlı, düşük ücretli bir uluslararası rekabeti mümkün kılmıyor” diye devam ediyor.

Ekonominin artık 1960’ların dünyasındaki işlemediğini vurgulayan Levent, yüksek otomasyonun nitelikli iş gücü gerektirdiğini, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını gerçekleştiren şirketlerin gelecek dönemde ana ülkelerinde kalmasının beklendiğini aktarıyor. Levent, “Bu ortamı hiç değerlendirmeden sanki 1960’ların dünyasına ışınlanmışız gibi bir yaklaşımla böyle bir öneride bulunmak abestir. Bu, kendilerinin cehaleti bir yana bu ülke insanına yapılmış büyük bir haksızlıktır. Dolayısıyla bundan da acilen vazgeçilmesi gerekiyor. Aksi halde çok ciddi bir duvara çarpma durumuyla karşı karşıya olacağız ve bunun ceremesini de Türkiye’de yaşayan özellikle yoksullar başta olmak üzere bütün insanlar çekecektir” ifadelerini kullanıyor.

Enflasyon yüzde 25’e gelebilir

Eylülde tahmin edilen 16,2’lik enflasyon tahmininin de gerçekleşmesi zor görünüyor. Türkiye İstatistik Kurumu’na göre (TÜİK) ekim ayında enflasyon yüzde 19,9’a yükseldi. 

Ekonomistler bu Cuma günü açıklanacak Kasım ayı enflasyonunun yüzde 20’yi geçmesini bekliyor.

Enflasyonun bu ay yüzde 22-25 arasında gerçekleşeceğini öngören Prof. Levent, tüketici fiyatları ile üretici fiyatları arasındaki makasın kapanmaya başlaması gerektiğini söylüyor. Enflasyonda asıl büyük sıçramanın ise Ocak 2022’de gerçekleşeceğini ifade eden Levent, “Minimum yüzde 100 yüzde 150 yarısında doğalgaza zam gelecektir. Bunun anlamı da elektriğe zam, enerjinin bütünü de takip edecektir bu zamları. İğneden ipliğe her şeye zam gelecek demektir. Perakendeye yansımaması mümkün değil” diye konuşuyor.

‘Milli gelir dolar bazında düşecek’

Yarın ise yılın üçüncü çeyreğine ait gayrisafi yurt içi hasıla verisi açıklanacak.

Büyümenin yüzde 10-11 civarında olması bekleniyor. Ancak dolar bazında hesaplandığında aslında büyümenin OVP’de belirlenen tahmine ulaşması zor görünüyor.

DW Türkçe’ye konuşan iktisatçı akademisyen Prof. Dr. Mehmet Şişman, “Orta Vadeli Program 801 milyar dolar öngörüyordu. Bunun 790 milyar dolar civarında gerçekleştiğini göreceğiz üçüncü çeyrekte. Dördüncü çeyrekte de eğer dolar kuru bu ivmeyi sürdürürse, son bir ayda yüzde 30, yılbaşından bu yana yüzde 60 civarı bir artış var maalesef. Böyle giderse yani yüzde 30’larda bile kalsa bu yine Orta Vadeli Program’ın çok altında kalacağı açık” diyor.

2021 büyümesi TL bazında yüksek görünse de bunun gelir dağılımı eşitsizliğinden dolayı refah ölçütü olarak bir anlam taşımadığını, vurgulayan Prof. Şişman, “Emekçi sınıfların büyümeden yararlanması çok zayıf kalmıştır. Hemen hemen bundan hiç yararlanamamışlardır. Çünkü enflasyondan olumsuz etkilenmişlerdir. 2021 yılının büyümesi bu şekilde özetlenebilir” ifadelerini kullanıyor.

Pelin Ünker

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da yeni hükümet göçü kolaylaştırmayı planlıyor

Almanya’da Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti’den (FDP) oluşacak koalisyon hükümetinin üzerinde anlaşmaya vardığı sözleşmenin temel başlıklarından biri, göç. Üç parti, sözleşmede Alman vatandaşlığa geçiş ve göç hukukunu radikal bir biçimde revizyondan geçirme taahhüdünde bulunuyor. 178 sayfalık koalisyon sözleşmesinde “Göç ve uyum politikasında, modern bir göç ülkesinde olması gerektiği gibi bir yeni başlangıç yapmak istiyoruz” deniliyor.

Vatandaşlık beş yıldan itibaren mümkün olacak

Sözleşmeye göre çifte vatandaşlık mümkün olacak ve Alman vatandaşlığına geçiş kolaylaştırılacak. Buna göre göçmenler 5 yıl sonunda vatandaş olabilecek. Hatta kişinin uyum konusunda bazı kriterleri sağlaması halinde bu süre 3 yıla inecek.

Almanya’da yabancı anne ve babadan olma çocuklar, ebeveynden birinin 5 yıldır Almanya’da ikamet etmesi halinde doğuştan Alman vatandaşlığını elde edecek.

Göç, sözleşmeye göre “ileriye dönük ve gerçekçi” bir biçimde şekillendirilecek, “düzensiz göç” azaltılacak.

Yeni koalisyon, iltica sürecinin daha çabuk tamamlanması için Federal Göç ve Sığınmacılar Dairesi’nin yükünü azaltacak. Vize dağıtımı dijitalleştirilecek ve yine hızlandırılacak. Almanya’da yaşayan göçmenler için “çalışma yasakları” kaldırılacak.

Yeşiller Partisi Federal Milletvekili Luise Amtsberg, Deutsche Welle’ye yaptığı açıklamada “Koalisyon olarak geçen yılların kısıtlayıcı iltica politikasına bir son vermek ve burada kalıcı olarak yaşayan ya da burada kalıcı olacağı belli olan insanlara fark gözetmeksizin buradaki ikametlerini sağlam bir temele oturtma, çalışma, dile erişim imkânı sağlamak istiyoruz” dedi. Amtsberg “Bunlar modern bir göç ülkesine uygun önemli kesişim noktaları ve gerçekten de bir paradigma değişikliğini ifade ediyor” diye konuştu.

Hristiyan Birlik partilerinden tepki

Hrıstiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) Meclis Grup Başkanı Ralph Brinkhaus ise bu planlara karşı çıkıyor. Brinkhaus Deutschlandfunk radyosuna yaptığı açıklamada “Göç konusunda bu vahşi açıklığa sahip olmayı kesinlikle istemeyiz” dedi. “Bunun büyük bir yasadışı göçün çekim faktörü olacağından endişeliyiz” diyen Brinkhaus yasal dayanağı olmaksızın Almanya’ya gelen insanlara belli bir süre sonunda ülkede kalma izni verilmesini yanlış bulduğunu söyledi.

Aslında Almanya’daki 16 eyaletin ilgili bakanları yıl başında Federal Hükümet’ten vatandaşlık kurallarını gevşetmesini talep etmişti. Almanya Başbakanı Angela Merkel liderliğinde 2007 yılında hayata geçirilen Göç Politikası Koordinasyonu Uyum Bakanları Konferansı, büyük çoğunlukla yeni koalisyon anlaşmasına benzer bir yasa değişikliği talebini gündeme getirmişti.

Türkiye kökenlilerin yararlanması bekleniyor

Almanya, mevcut yasalar nedeniyle Avrupa’da çifte vatandaşlığın en az olduğu ülkelerden biri. Yeni koalisyon hükümetinin hayata geçirmeyi planladığı çifte vatandaşlık ve basitleştirilmiş vatandaşlık sürecinden öncelikle Türkiye kökenlilerin yararlanması bekleniyor. Almanya’da 3 milyondan fazla Türkiye kökenli insan yaşıyor. Ancak mevcut yasalar yüzünden bunların sadece yüzde 10’undan azı hem Alman hem Türk vatandaşlığına sahip. Amerikan İlerleme Merkezi’nin (Center for American Progress) bir araştırmasına göre Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin yüzde 55’i ise sadece Türk vatandaşlığına sahip.

Berlin Sosyal Araştırmalar Bilim Merkezi’nden sosyolog Gülay Türkmen mevcut vatandaşlık yasalarında revizyona gidilmesinin olumlu bir gelişme olduğunu belirtiyor. “Türk kökenli nüfusun Alman vatandaşlığını reddetmesinin başlıca sebebi Türk vatandaşlığından vazgeçmek zorunda olmak” diyen Türkmen bunun yaşlı nesillerde daha yaygın olduğunu, bu nesilde Türkiye ile duygusal bağın daha güçlü olduğunu belirtiyor. Yeni hükümetin atacağı adımların vatandaşlık başvurularını da artıracağını söyleyen Türkmen, 2000 yılında vatandaşlığa geçiş sürecinin basitleştirilmesi sonrasındaki gibi bir artışın yaşanabileceğini ifade ediyor.

Yeşiller Milletvekili Amtsberg ise Almanya’da uzun süredir yaşayan çok sayıda insanın şimdiye kadar vatandaşlık başvurusunda bulunmamış olmasının sorumlusunun CDU/CSU olduğunu söylüyor. Amtsberg “Brinkhaus ve Hrıstiyan Birlik partileri 16 yıldır sorumluluk taşıyordu. Avrupa’da ve Almanya’da iltica ve sığınmacı politikasında çok az şey başarabildiler. En başta da çok sayıda insanın ikametlerini sağlam bir temele oturtma imkânına sahip olmadan bu ülkede yıllar hatta on yıllar boyunca yaşamasına katkı sundular” eleştirisinde bulunuyor. Amtsberg söz konusu insanların kalıcı bir biçimde Almanya’da yaşayacağının bir zaman sonra kesinleşmesine rağmen durumun değişmediğini ifade ediyor.

Sığınmacılara oturma hakkı tanınması ile ilgili planlar

Koalisyon sözleşmesinde Almanya’ya özellikle “uyumlu” gözüken genç sığınmacılara daha hızlı bir biçimde oturma hakkı tanınması öngörülüyor. Almanya’da kalmaları yasal olmayan ancak sınır dışı edilmeleri ertelenmiş olanlar açısından bu bir avantaj olarak görülüyor. Sözleşmeye göre bu kişilerin sınır dışı edilmeleri daha da zor hale gelecek.

Alman sığınmacılara yardım örgütü Pro Asyl hukuk politikaları uzmanı Wiebke Judith bu değişikliği memnuniyetle karşılıyor. Judith, Deutsche Welle’ye yaptığı açıklamada “Geçen yıllardaki kısıtlamalar nedeniyle ikamet hakkı olmayan ancak sınır dışı edilmeleri ertelenmiş yaklaşık 200 bin insan Almanya’da yaşıyor. Koalisyon sözleşmesi, onların hayatının nasıl daha iyi bir biçimde yasallaştırılabileceği konusunda iyi fikirler içeriyor” diyor. Judith ikamet hakkı başvurusunda bulunulmasında kriterlerin düşürülmesini de bu iyi fikirler arasında görüyor.

Sözleşmedeki değişiklik önerilerinin genel olarak alındığında “Almanya’da bulunan insanların hayatını kolaylaştıracağını” söyleyen Judith “En büyük eleştiri noktamız ise koalisyon sözleşmesinin ilk kabul sisteminde bir değişiklik öngörmemesi” diyor. Almanya’ya gelen yeni sığınmacılar ve yasal statüsü olmayan göçmenler bir sığınmacı merkezinde kalmak mecburiyetinde. Bu merkezlerde kalma süresinin son yıllarda 18 aya kadar çıktığını söyleyen Judith, burada kalanlar açısından durumun “büyük bir sağlık riski anlamına geldiğini” belirtiyor. Birçok sığınmacı merkezinin koronanın yayıldığı yerler haline geldiğini belirten Judith, bunun iltica sürecini olumsuz etkileyebileceğini kaydediyor.

Judith “Koalisyon sözleşmesinin ilk kabul tesislerinde kalma süresini kısaltmamasından dolayı hayal kırıklığına uğradık” diyor.  Hasta ve travma geçiren insanların Almanya’dan zorla sınır dışı edilmesine imkân tanıyan sistemin sözleşmede ele alınmamasının da bir eksiklik olduğunu belirtiyor.

Aile birleşimi de kolaylaştırılacak

Öte yandan sığınmacılara ailelerini Almanya’ya getirme yolu kolaylaşıyor. Pandemi nedeniyle de aile birleşimi başvuruları bir hayli birikmiş durumda. Alman vatandaşlığı olmayan birçok kişi açısından sözleşme bu açıdan memnun edici. Ancak koalisyon sözleşmesi henüz yasal bir değişiklik anlamına gelmiyor, ayrıca önerilerin hayata geçirilmesi için bir takvim de oluşturulmuş değil.

Almanya’nın sürekli daha uluslararası hale gelmesi nedeniyle yeni hükümetin önündeki başlıca konulardan biri göç politikası olacak. Almanya’da yaşayan insanların dörtte birinden fazlasının bir göç geçmişi olduğunu söyleyen sosyolog Gülay Türkmen reformlara başlamak için zamanın çoktan geldiğini ifade ediyor.

Elliot Douglas (Ralph Bosen’ın katkılarıyla)

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da 29 yılın en yüksek enflasyonu

Almanya’da Kasım ayında enflasyon, bir önceki yılın Kasım ayına göre yüzde 5,2 artarak 1992 Haziran ayından bu yana kaydedilen en yüksek seviyeye çıktı.

Federal İstatistik Dairesi, enflasyondaki patlamada enerji fiyatlarındaki hızlı yükselişin rol oynamayı sürdürdüğünü belirtti. Almanya’da enflasyon Ekim ayında bir önceki yıla göre yüzde 4,5 artarak 1993 Ağustosu sonrasındaki en yüksek seviyeye yükselmişti.

Almanya’da bir önceki en yüksek enflasyon, Batı ve Doğu Almanya’nın yeniden birleşmesi sonrasında Doğu Almanya’da gıda fiyatlarındaki artış sonucu yüzde 5,8 ile 1992 yılı Haziran ayında kaydedilmişti.

Kasım ayında enflasyondaki artışta en büyük rolü yine enerji fiyatları oynadı. Hanelerdeki enerji tüketimi ve yakıt fiyatlarında yüzde 22,1’lik artış kaydedilirken gıda fiyatlarında yüzde 4,5 ve ev kiralarını da kapsayan hizmetlerde yüzde 2,8’lik artış oldu.

Avrupa Merkez Bankası (AMB) Yönetim Kurulu üyesi Isabel Schnabel, enflasyonun kontrolden çıkabileceğine dair endişelere yanıt olarak, bu tür bir işaret bulunmadığını söyledi. Şu sıralar alışılmışın üstünde seyreden enflasyon oranlarını geçici bir olgu olarak gören AMB, gevşek para politikalarından geri dönmesi için artan baskıyla karşı karşıya kalmıştı. AMB yetkilisi Schnabel, “Kasım ayında enflasyonda zirveye ulaşıldığını ve enflasyonun önümüzdeki yıl aşamalı olarak yeniden gerileyeceğini düşünüyoruz” dedi. AMB, üye ülkeler için yüzde 2’lik enflasyon hedefi koymuştu.

AFP/BK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da üç Omicron vakası görüldü

İlk kez Güney Afrika’da keşfedilen koronavirüsün Omicron varyantı Avrupa’da da yayılıyor. Almanya, İngiltere ve İtalya’nın ardındandan Çek Cumhuriyeti’nde de Omicron vakası olduğu açıklandı. Almanya’nın Bavyera eyaletinde iki kişide Omicron görüldü. Hollanda’da Güney Afrika’dan gelen yaklaşık 600 yolcudan 61’inin pozitif olduğu tespit edildi. Bu kişiler arasında Omicron varyantı taşıyan olup olmadığı ise henüz belli değil.

Vakalar Bavyera’da ve Hessen’da

Bavyera eyaletinde Çarşamba günü Münih Havalimanı’ndan Almanya’ya giriş yapan iki yolcuda Omicron görüldü. Bavyera Eyalet Sağlık Bakanlığı bu kişilerin Perşembe günü PCR test sonucunun pozitif çıkması üzerine evde karantinaya girdiklerini açıkladı. Bakanlık yeni virüs varyantı üzerine haberlerin çıkması üzere iki kişinin varyantı taşıyıp taşımadıklarının belli olması için test yaptırdığını söyledi.

Hessen Sosyal İşler Bakanlığı tarafından Pazar günü yapılan açıklamada, bir hafta önce Güney Afrika’dan Frankfurt Havalimanı’na gelen bir Alman yolcuda Omicron tespit edildiği teyit edildi. 

 

Çek Cumhuriyeti’nde bir hastane de Namibya’dan gelen bir yolcunun korona varyantı Omicron taşıdığını doğruladı. Avusturya’da da bir kişide Omicron olabileceği şüphesi bulunuyor.

İngiltere’ye girişlerde ek tedbirler alındı

İngiltere’de, Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre birbiriyle bağlantılı iki Omicron vakası tespit edildi. Vakaların Güney Afrika’ya yapılan bir seyahatle bağı olduğu belirtildi. İngiltere Başbakanı Boris Johson ülkeye giriş koşullarının sertleştirildiğini açıkladı. Tüm gelen yolculardan İngiltere’ye giriş yaptıktan iki gün sonra PCR testi yaptırmaları ve sonuçlar çıkana kadar karantinada kalmaları isteniyor.

İngiltere'de önlemler artırıldı

İngiltere’de önlemler artırıldı

Hollanda’nın Amsterdam Schiphol Havalimanı’na Güney Afrika’dan gelen 61 yolcunun korona testi pozitif çıkarken 531 yolcunun test sonucu negatif çıktı. Pozitif yolcular havalimanının karantina oteline alındı. Hollanda Belediye Sağlık Hizmetleri (GGD) “Test yapılan kişilerde Omicron varyantının olması muhtemel” açıklamasını yaptı.

İsrail de Malavi’den gelen bir yolcuda Omicron varyantı tespit edilmesi üzerine önlemleri sıkılaştırdı. Başbakan Naftali Bennett tarafından yapılan yazılı açıklamada, Pazar akşamından itibaren tüm yabancılar için sınırların iki hafta süreyle kapatılması kararı alındığı bildirildi. Açıklamaya göre, yabancılar sadece özel bir komisyon tarafından izin aldığı takdirde ülkeye giriş yapabilecek. 

 

DSÖ “endişe verici” olarak sınıflandırdı

Koronavirüs bulaşma sırasında çeşitli mutasyonlara uğruyor ve yeni varyantlar ortaya çıkıyor. Güney Afrika’da Perşembe günü B.1.1.529 (Omicron) varyantının keşfedildiği açıklandı. Güney Afrikalı bilim insanları varyantın şu an yaygın olan Delta varyantına göre daha bulaşıcı olabileceğini ve aşıların varyanta karşı etkinliğinin de daha az olabileceğini açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü, Yunan alfabesinde bir harf olan Omicron ile adlandırılan varyantı “endişe verici” olarak sınıflandırdı. Avrupa Bulaşıcı Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) de varyantın Avrupa Birliği içinde yayılma riskinin “yüksek ile çok yüksek” arasında olduğunu açıkladı. Belçika Cuma günü Omicron vakasının ilk kez tespit edildiği Avrupa ülkesi olmuştu. Aralarında Almanya’nın da olduğu çok sayıda ülke Güney Afrika’dan hava trafiğini kısıtlandırdı.

Türkiye’de rastlanmadı

Omicron vakası Türkiye’de henüz tespit edilmedi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dün yaptığı açıklamada “Farklı ülkelerde ortaya çıkan varyantlara bağlı gelişmeleri izliyor ve ülkemizin dışarıyla teması konusunda önlem alıyoruz. Gündemde olan Nu (omicron) varyantına karşı en erken önlem alan ülkelerdeniz. Türkiye’de en yaygın varyant Delta varyantıdır. Nu varyantına rastlanmamıştır” dedi.

AFP / EC, JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da hastanelerin dörtte üçü ameliyatları erteliyor

Almanya’da yoğun bakım ünitelerinde tedavi edilen korona hastalarının artması nedeniyle hastaneler, ameliyatları ertelemek zorunda kalıyor.

Alman Hastaneler Cemiyeti’nin açıklamasına göre Almanya’daki hastanelerin dörtte üçü olağan şekilde çalışmıyor ve planlanan ameliyatları erteliyor.

Gerald Gaß

Gerald Gaß

Alman Hastaneler Cemiyeti Başkanı Gerald Gaß Berlin’de yaptığı açıklamada “Durum gerçekten gittikçe dramatik bir hal alıyor ve iptal edilen tedaviler hastaları fiziksel ve psikolojik bir yük altına sokuyor” dedi. Gaß, hastaneler açısından planlanabilir operasyonların ertelenmesinin akut vakalara bakabilmek için bir yöntem olarak tercih edildiğini söyledi. Gaß daha önceki korona dalgalarından hastalar açısından bunun ağır sonuçlarının bilindiğini belirtti.

Ertelenen ameliyatların başında ortopedi ameliyatları geliyor. Ekim 2020 Şubat 2021 arasındaki ikinci pandemi dalgasında yüzde 22 oranında daha az kalça protezi operasyonu yapıldı. Kalça protezi ameliyatı belirsiz bir tarihe ertelenen yaşlı hastaların ağrılarla yaşamak zorunda kaldığı ve bu yüzden depresyona da girdikleri belirtiliyor.

Kanser tedavilerinde de kısıtlamalar oldu. Sayılara göre kanser ameliyatlarında göğüs kanserinde yüzde 6, bağırsak kanserinde ise yüzde 18 oranında azalma kaydedildi.

dpa / EC, JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Tarımsal üretimde gübre alarmı: 16 ayda 37’nci zam

“Geçen sene kuraklık yüzünden 500 bin lira zarar ettim. Bu sene de böyle olursa borçları ödemek için mecburen tarlayı satacağız. “Çiftçi ekonominin bel kemiğidir” diyorlar. Hâlbuki çiftçinin belkemiği kırıldı. Hiç birşeyimiz kalmadı”

Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı Köprübaşı Köyü’nde yaşayan 48 yaşındaki Gıyasettin Bakır, çiftçinin son yıllardaki durumunu bu sözlerle anlatıyor. “Bereketli hilal” olarak bilinen Mezopotamya ovasında, bin 200 dönümlük arazisinde mercimek eken Bakır, kuraklık, artan maliyetler ve banka borçları nedeniyle zor günler yaşıyor. Geçen yıl kuraklıktan ağır darbe yiyen ve susuz tarım yaptığı ürünlerin çoğu yanan Bakır’ın umudu bu seneki ekimdeydi. Bu yıl tarlasını yeniden ekecek, iyi verim alınca da tüm borçlarını ödeyecekti. Ancak ülkede yaşanan ekonomik gelişmeler bir kez daha onu umutsuz bıraktı.

Gübreye zam üstüne zam

Türkiye’nin tahıl ambarı olan Güneydoğu’da çiftçilerin çoğunun durumu Gıyasettin Bakır’dan farklı değil. Kuraklık nedeniyle geçen sezon hasat yapamayan ve milyonlarca lira zarara uğrayan çiftçiler, bu yıl da ciddi bir krizle karşı karşıya. Krizin nedeni gübre fiyatına gelen fahiş zamlar. 2020 yılının hasat sezonundan bugüne kadar geçen 16 aylık sürede gübreye 37 kez zam yapıldı. Üstelik son zam, tam da çiftçilerin ekim yaptığı dönemde geldi. Yeni zamlarla birlikte, taban gübresi denilen ve ekim sırasında kullanılan Dap gübrenin ton fiyatı 16 ayda iki bin 200 liradan 11 bin liraya yükseldi. Bahar aylarında kullanılan üre gübrenin ton fiyatı 16 ayda bin 800 liradan 13 bin liraya, yine baharda kullanılan can gübrenin fiyatı ise bin liradan 8 bin liraya yükseldi.

Bahar aylarında daha fazla zam endişesi

Uzmanlar, henüz kullanım zamanı gelmeyen üst gübre fiyatlarına daha fazla zam geleceğinden de endişeli. Ziraat Mühendisi ve Tarım Yazarı Faik Toy, gübrenin bugünkü durumu için geçmişte çok uyarı yaptıklarını, ancak dikkate alınmadığını söylüyor. Tarım Bakanlığı’nın gübre fiyatına müdahale etmesi veya ithal ederek çiftçiye ucuz bir şekilde temin etmesi gerektiğine dikkat çeken Toy, bakanlığın ise sadece yaşananları izlemekle yetindiğini düşünüyor.

Tarım Yazarı Faik Toy

Tarım Yazarı Faik Toy

“Çiftçiler bu sene buğday ve arpa üretimlerini kısarak kırmızı mercimek ve nohut alanlarını arttırma yoluna gittiler. Çiftçi zaten kuraklıktan çıkmış. 62 ilimizde kuraklık meydana gelmiş. Hangi parayla bu gübreyi alıp tarlasına atacak? Bakanlık, yılda yaklaşık 15 milyon ton hububat ve baktiyat ithal ediyor. Sanayiciye bunu yüzde 40 zararla satıyor. Bir milyon veya 500 bin ton gübreyi ithal edip, düşük fiyata çiftçiye satabilirdi. Bunu yapmadı ve hala izlemeye devam ediyor. Eğer siz çiftçinizin yanındaysanız çiftçi neden gübresiz ekim yapıyor, neden gübre alamıyor? Çiftçinin yanında olmak bu değil.”

Güneydoğu’da gübresiz ekim

Merkez Bankası’nın faiz kararının ardından dövizde yaşanan hızlı yükseliş gübreye gelen zamların ana sebebi olarak görülüyor. Gübre fiyatlarının artması ise çiftçilerin çoğunu bu yıl gübresiz ekim yapmak zorunda bıraktı. Gübresiz ekim üretimin neredeyse yarı yarıya düşmesi anlamına geliyor. Ancak, ağır maliyetlerle boğuşan çiftçilerin başka çaresi de yok. 72 yaşında olan ve 50 yıldan fazla süredir tarımla uğraşan Abdurrahman Durgun o çiftçilerden biri. Her yıl 3 bin dönüm arazi eken Durgun, atalarından kalan çiftçiliği tüm zorluklara rağmen bırakmak istemiyor. Geçen yıl kuraklık nedeniyle 1,5 milyon lira zarar eden Durgun maliyetlerle nasıl başa çıkacağını bilmiyor.

“Ben iki bin dönümden fazla buğday ektim. En az 50-60 ton bahar gübresi lazım. Gübre bu kadar pahalı olmuş ki, bu para nereden gelecek? Zaten bu yıl da yağmur yağmazsa biz yanmışız. Çiftçinin durumu şu an çok kötüdür. Çiftçinin durumu kötüyse milletin de durumu kötü olur. Çünkü gelecek sene eğer kötü bir durum olursa ben mecburen bunun yarısını ekerim. O zaman fiyatlar daha artar. Eğer biz gübre vermezsek verim yüzde 50 düşüyor”

“Şu an iyi günlerimizi yaşıyoruz”

Gübre fiyatlarındaki fahiş zamların ekim yapamaz duruma getirdiği çiftçiler ya hiç gübre kullanmıyor, ya da daha az kullanıyor. Ancak uzmanlar, gübresiz ekimin önümüzdeki hasat sezonunda rekolteyi ciddi oranda etkileyeceği, bunun da piyasaya ve sofralara zam olarak geleceği görüşünde. Faik Toy, gübresiz ekilen buğdayın veriminde dekar başına 200, kırmızı mercimekte 100 kilogram verim kaybı olacağını belirtiyor. Gelecek yıl gübre kuraklığı yaşanacağına dikkat çeken Toy, hem daha az ürünün piyasaya çıkacağını, hem de gübre fiyatleri arttığı için direkt ürün fiyatlarının da artacağını belirtiyor.

“Ürün fiyatları çok yükselecek. Yani biz şu an iyi günlerimizi yaşıyoruz. Önümüzdeki yıl zam üstüne zamlar görecez. Yani tüketici pazara gittiğinde eli boş çıkacak. Ekmek fiyatı benim tahminlerime göre minimum 5 TL’yi görecek. Zaten tüketicinin alım gücü yok. Alım gücünü yükseltme yönünde bir adım atılmıyor. Çiftçi zaten bitti. Önümüzdeki sene tüketici feryat figan edecek.

“Mecburen tarlayı satacağız”

Önümüzdeki yıl gübresiz ekim nedeniyle buğday rekoltesinde 3,5 milyon ton düşüş bekleniyor. Bu düşüşün sebeplerinden biri de zamlarla başedemeyen çiftçilerin daha fazla gübre isteyen buğday yerine mercimek ekimine yönelmesi. Ancak, bölgede kırmızı mercimeğin de önemli bir kısmı gübre dökülmeden ekiliyor. Geçen yıl buğday ve arpa eken Gıyasettin Bakır da bu yıl mercimeğe yönelen çiftçilerden. Bakır, artık zamlara yetişemediği için gübresiz ekim yaptığını söylüyor.

Gıyassetin Bakır bu yıl tarlasını gübresiz ekti

Gıyassetin Bakır bu yıl tarlasını gübresiz ekti

“Gübre olmazsa verim alamayız. Gübre olursa yüzde yüz fark eder. Mesela dönüm başına 17-18 kilo mercimek atıyoruz. Gübre atsaydık yazın dönümde 200 kilo kaldırırdık. Şimde gübresiz olduğu için 100 kilo alabiliriz. Tabii o da Allah’tandır. Herkes perişan, herkes borç altında. Şimdi ben ekiyorum, zarardayım. Mecburen çekeceğiz. Bu sene de Allah vermezse, borçları vermek için mecburen tarlayı satacaz.”

Gübre firmaları, fiyatlardaki artışın döviz kurundaki yükselme ve uluslararası piyasalardaki sıkıntıdan kaynaklandığını söylüyor.

Felat Bozarslan/Diyarbakır

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da iki Omicron vakası görüldü

İlk kez Güney Afrika’da keşfedilen koronavirüsün Omicron varyantı Avrupa’da da yayılıyor. Almanya, İngiltere ve İtalya’nın ardındandan Çek Cumhuriyeti’nde de Omicron vakası olduğu açıklandı. Almanya’nın Bavyera eyaletinde iki kişide Omicron görüldü. Hollanda’da Güney Afrika’dan gelen yaklaşık 600 yolcudan 61’inin pozitif olduğu tespit edildi. Bu kişiler arasında Omicron varyantı taşıyan olup olmadığı ise henüz belli değil.

Vakalar Bavyera’da

Bavyera eyaletinde Çarşamba günü Münih Havalimanı’ndan Almanya’ya giriş yapan iki yolcuda Omicron görüldü. Bavyera Eyalet Sağlık Bakanlığı bu kişilerin Perşembe günü PCR test sonucunun pozitif çıkması üzerine evde karantinaya girdiklerini açıkladı. Bakanlık yeni virüs varyantı üzerine haberlerin çıkması üzere iki kişinin varyantı taşıyıp taşımadıklarının belli olması için test yaptırdığını söyledi.

Geçen Pazar günü de Güney Afrika’dan Frankfurt Havalimanı’na gelen bir Alman yolcuda korona tespit edildi. Tam aşılı olan bu kişinin de Omicron olabileceği üzerinde duruluyor.

Çek Cumhuriyeti’nde bir hastane de Namibya’dan gelen bir yolcunun korona varyantı Omicron taşıdığını doğruladı. Avusturya’da da bir kişide Omicron olabileceği şüphesi bulunuyor.

İngiltere’ye girişlerde ek tedbirler alındı

İngiltere’de, Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre birbiriyle bağlantılı iki Omicron vakası tespit edildi. Vakaların Güney Afrika’ya yapılan bir seyahatle bağı olduğu belirtildi. İngiltere Başbakanı Boris Johson ülkeye giriş koşullarının sertleştirildiğini açıkladı. Tüm gelen yolculardan İngiltere’ye giriş yaptıktan iki gün sonra PCR testi yaptırmaları ve sonuçlar çıkana kadar karantinada kalmaları isteniyor.

İngiltere'de önlemler artırıldı

İngiltere’de önlemler artırıldı

Hollanda’nın Amsterdam Schiphol Havalimanı’na Güney Afrika’dan gelen 61 yolcunun korona testi pozitif çıkarken 531 yolcunun test sonucu negatif çıktı. Pozitif yolcular havalimanının karantina oteline alındı. Hollanda Belediye Sağlık Hizmetleri (GGD) “Test yapılan kişilerde Omicron varyantının olması muhtemel” açıklamasını yaptı.

DSÖ “endişe verici” olarak sınıflandırdı

Koronavirüs bulaşma sırasında çeşitli mutasyonlara uğruyor ve yeni varyantlar ortaya çıkıyor. Güney Afrika’da Perşembe günü B.1.1.529 (Omicron) varyantının keşfedildiği açıklandı. Güney Afrikalı bilim insanları varyantın şu an yaygın olan Delta varyantına göre daha bulaşıcı olabileceğini ve aşıların varyanta karşı etkinliğinin de daha az olabileceğini açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü, Yunan alfabesinde bir harf olan Omicron ile adlandırılan varyantı “endişe verici” olarak sınıflandırdı. Avrupa Bulaşıcı Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) de varyantın Avrupa Birliği içinde yayılma riskinin “yüksek ile çok yüksek” arasında olduğunu açıkladı. Belçika Cuma günü Omicron vakasının ilk kez tespit edildiği Avrupa ülkesi olmuştu. Aralarında Almanya’nın da olduğu çok sayıda ülke Güney Afrika’dan hava trafiğini kısıtlandırdı.

Türkiye’de rastlanmadı

Omicron vakası Türkiye’de henüz tespit edilmedi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dün yaptığı açıklamada “Farklı ülkelerde ortaya çıkan varyantlara bağlı gelişmeleri izliyor ve ülkemizin dışarıyla teması konusunda önlem alıyoruz. Gündemde olan Nu (omicron) varyantına karşı en erken önlem alan ülkelerdeniz. Türkiye’de en yaygın varyant Delta varyantıdır. Nu varyantına rastlanmamıştır” dedi.

AFP / EC, JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Erdoğan’dan “faizler düşecek” çıkışı

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın  düşük faiz ısrarı nedeniyle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yüzde 20’ye yaklaşan enflasyona rağmen son 3 ayda 400 baz puan faiz indirdi. Bu süreçte Türk Lirası  da dolar karşısında tarihi dip seviyelerine indi. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün de düşük faiz söylemine devam etti.

Erdoğan İzmir’de, depremzedeler için yapılan Deprem Konutları Teslim Töreni’nde yaptığı konuşmada “Bu faizler düşecek. Biz, yüksek faize halkımızı da çiftçimizi de ezdirmeyeceğiz. Bizim tek hedefimiz, insanımızın işine, aşına, geleceğine sahip çıkmaktır. Yüksek faizmiş, düşük kurmuş, IMF reçeteleriymiş; bunların hiçbiri bizim insanımızın işinden, aşından, geleceğinden daha önemli değildir” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin en büyük ekonomik kurtuluş mücadelesi”

Erdoğan, “Merkez Bankası’nın döviz rezervi neydi biliyor musunuz? 27,5 milyar dolar. Şimdi 127 milyar dolar. Nereden, nereye. Ne yaparlarsa yapsınlar, bizi üretim, istihdam ve cari denge odaklı bu ekonomi programımızdan geri döndüremeyecekler. Ülkemizdeki mandacı iktisatçılar ve mandacı siyasetçiler, Türkiye’nin en büyük ekonomik  kurtuluş mücadelesini tam tersi göstermeye çalışıyorlar” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine şöyle devam etti: “19 yıldır bu ekonomi politikasının hazırlıklarını yapıyoruz. Artık ülkemiz ekonomisinin kronik hastalıklarını azaltma değil tedavi etme aşamasına geçtik. Hiç endişe etmeyin, şirketlerimiz daha çok kazanacak, çalışanlarımız daha iyi ücret alacak, bireylerin bundan sonraki süreçte eli bolluk içinde olacak. Milletimizin 2023’te tercihini mandacı iktisatçı ve siyasetçilerden yana değil büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasından yana kullanacağına yürekten inanıyorum.” 

 

DW / SSB,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle