„Rusya ambargodan sert darbe alacak“

Alman Sanayiciler Birliği (BDI) Avrupa Birliği’nin (AB) Rus petrolüne ambargo kararına ilişkin açıklamalarda bulundu. BDI Başkanı Siegfried Russwurm, kararın arkasında olduklarının altını çizerek, savaştan dolayı „Avrupalılardan çok saldırgan tarafı cezalandıracak, yanlış anlaşılmaya mahal vermeyecek, hedefe yönelik ve uzun vadeli uygulanabilecek yaptırımların gerektiğini“ ifade etti.

En önemli gelir kaynağı petrol olan Rusya’nın ambargodan dolayı sert bir darbe alacağını savunan BDI Başkanı Russwurm, „atılan bu olağanüstü etkili adıma“ Alman şirketlerinin haftalardan bu yana hazırlandığını ifade etti. Russwurm ayrıca, söz konusu petrol ambargosu uygulanırken AB içinde rekabet açısından olumsuz gelişmeler yaşanmamasına dikkat etmenin de önemli olduğunu vurguladı.

İthalat yıl sonuna kadar yüzde 90 azaltılacak

AB’nin kararı, kısmi bir ambargo anlamına geliyor. Pazartesiyi salıya bağlayan gece alınan karara göre, Macaristan’ın itirazları nedeniyle ilk etapta yalnızca deniz yoluyla yapılan petrol ithalatı durdurulacak. Boru hatlarıyla gelen petrolün ithalatı ise devam edecek. Ancak Almanya ve Polonya bu yolla yapılan ithalatı da en fazla yıl sonuna kadar devam ettirme kararı aldı.  AB, Rusya’dan petrol ithalatının üçte ikisini deniz yoluyla, üçte birini ise boru hattıyla temin ediyor. 

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, altıncı yaptırım paketinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, konu üzerinde uzlaşabilmesinden duyduğu memnuniyeti ifade etmiş ve bu yolla, Rusya’dan AB’ye petrol ithalatının yıl sonuna kadar yüzde 90 civarında efektif bir şekilde azaltılacağını belirtmişti.

 

AFP,dpa / SÖ,ET

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Ukrayna savaşında „gıda silahı“ mı kullanılıyor?

Gıda ihracatı „sessiz silah“ olarak mı kullanılıyor?

İddia: Rusya, Ukrayna savaşında açlığı silah olarak kullanıyor. Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktörü  David Beasley, „Birçok gıda maddesinin, farklı şekillerde bir savaş silahı olarak kullanıldığına şüphe yok“ diyor.

DW doğruluk kontrolü: Doğru.

Amerikan CBS televizyon kanalı ve BM Güvenlik Konseyi’nin 19 Mayıs’taki toplantısında konuşan Beasley, „Odessa bölgesindeki limanların açılmaması, küresel gıda güvenliğine karşı bir savaş ilanıdır. Bu da kıtlık, huzursuzluk ve dünya çapında mülteci hareketlerine yol açacaktır“ uyarısında bulundu.

Rusya’nın tahıl ihracatını geçici olarak durdurması, durumu daha da kötüleştiriyor. Dünyanın en büyük buğday ihracatçısı, Mart sonundan Haziran ayının sonuna kadar tahıl ihracatını askıya aldı.

Rusya’nın eski Cumhurbaşkanı Dimitri Medvedev, gıda ihracatını „sessiz bir silah“ olarak nitelendirerek, Beasley’nin suçlamasını dolaylı olarak doğruladı. 1 Nisan’da Telegram kanalında yaptığı paylaşımda „Birçok ülke gıda güvenliği için tedariklerimize güveniyor“ diyen Medvedev, „Gıda maddelerinin sessiz silahımız olduğu ortaya çıktı. Sessiz ama güçlü“ ifadelerini kullandı.

Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi Tarım Ekonomisi Çalışma Grubu Genel Müdürü Per Brodersen, Moskova’yı „Bu silahı kasıtlı olarak kullanmakla“ suçluyor: DW’ye verdiği röportajda, „Belirsizlik fiyatları artırıyor“ diyen Brodersen, „Tahıl stoklayan ülkeler daha sonra bunu daha fahiş fiyata satabilirler“ endişesini dile getirirdi.

Karadeniz’deki mayınları kim döşüyor?

Rusya’nın BM Büyükelçisi Dimitri Polyanskiy, „Ukrayna limanlarını açmayı reddeden Rusya değil, limanlara döşediği mayınları kaldırmayıp gemilerin güvenli bir şekilde çıkmasını önleyen Ukrayna’dır“ dedi.

DW doğruluk kontrolü: Doğrulanabilir değil.

Ukrayna’daki savaş, Karadeniz ve Azak Denizi’ndeki önemli limanların kapanmasına ve dolayısıyla Ukrayna’dan tahıl ihracatında ciddi bir düşüşe yol açtı. Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne (IMO) karşılıklı şikayetlerde bulunan Ukrayna ve Rusya, birbirlerini denize mayın döşemekle suçluyor. Bu durum, uluslararası deniz nakliyat trafiğini durma noktasına getiriyor.

Ukrayna Altyapı Bakanlığı, güvenlik eksikliği nedeniyle Berdyansk, Kherson, Mariupol ve Skadovsk limanlarını kapatmak için 28 Nisan’da bir kararname yayınladı.

Moscow Times gazetesinde AFP haber ajansına dayandırılarak 20 Mayıs’ta yayınlanan bir haberde, Fransız ordusunun bir sözcüsü, hem Rusya hem de Ukrayna’nın Karadeniz’e ve limanlara mayın döşediğine inandıklarını söyledi.

Karadeniz’deki mayınlar küresel ticareti tehdit ediyor

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Yüksek tahıl fiyatlarının nedeni yaptırımlar mı?

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, 18 Mayıs’ta Moskova’da düzenlediği basın toplantısında, „Ticaret, lojistik ve finansal zincirlerin bozulması sonucunda küresel gıda fiyatlarında meydana gelen artış, Rusya karşıtı tek taraflı ve anlamsız kısıtlamalar ile Rusya üzerindeki yaptırım baskısının daha da artmasının doğrudan bir sonucudur“ dedi.

DW doğruluk kontrolü: Yanlış.

Zaharova, Batı’yı „yalan yaymakla“ suçluyor ve Rusya’nın küresel gıda kıtlığından sorumlu olmadığını savunuyor. WFP İcra Direktörü Beasley’nin 2020’nin ortalarında „İncil’de de geçtiği şekliyle büyük bir kıtlık tehlikesi konusunda uyardığını“ hatırlatan Rus sözcü, Batı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlarının bu eğilimleri güçlendirdiğini iddia ediyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Kremlin’in suçlamalarını bir „dezenformasyon kampanyası“ olarak nitelendirdi ve Mayıs ayı ortasında Berlin’de düzenlenen G7 Dışişleri Bakanları toplantısında, „Tahıl ihracatı ve insanî yardıma karşı herhangi bir yaptırım uygulanmadığını“ bir kez daha açıkça belirtti.

Bu, Dünya Gıda Programı tarafından da doğrulanıyor: Sözcü Martin Rentsch, DW’ye verdiği demeçte, „Rusya’dan gıda ihracatına yaptırım uygulanmıyor“ dedi ve ekledi „Ancak oradan satın almak ekonomik değil, çünkü fiyatlar yüksek ve idarî engeller var.“

Symbolbild I Indien Weizen
Fotoğraf: abaca/picture alliance

Ukrayna tahılının alternatifi var mı?

İddia: „Diğer tedarikçilerin de piyasaya girme imkanının olması, olumlu bir haber. Ukrayna’nın oluşturduğu boşluk kolayca telafi edilebilir,“ diyor Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi Tarım Ekonomisi Çalışma Grubu Başkanı Per Brodersen.

DW doğruluk kontrolü: Doğru.

Ukrayna, dünyanın en büyük tahıl ve yemeklik sıvı yağ üreticilerinden ve ihracatçılarından biri. Artan gıda fiyatları ve çöken Ukrayna ihracatı karşısında, yoksul ülkelerde kıtlık korkusu büyüyor. Dünya Gıda Programı bu nedenle yeni tedarikçiler arıyor.

WFP sözcüsü Martin Rentsch, DW’ye verdiği demeçte, „Dünya piyasasında artan fiyatlar, operasyonlarımızın maliyetlerini de artırıyor“ diyor ancak şu rahatlatıcı açıklamayı da yapıyor: „Ukrayna, en büyük gıda tedarikçimizdi. Fakat Hindistan veya Kanada gibi başka tedarik kaynaklarına da yönelebilecek durumdayız.“

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da dehşet verici çocuk istismarı davası

Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde görülen bir çocuk istismarı davası çerçevesinde yürütülen soruşturmada dehşet verici detaylar ortaya çıktı. Emniyet Müdürlüğü, Wermelskirchen kentinde yaşayan 44 yaşındaki baş zanlının, en küçüğü 1 aylık bir bebek olan 12 çocuğu istismar ettiğini açıkladı. Şüphelinin internette kendini çocuk bakıcısı olarak tanıtarak ilan verdiği ve kurbanlarına bu yolla yaklaştığı belirtildi.

Kasım ayında hakkında soruşturma açılan şahsın Aralık ayında tutuklandığı ve yetkililerin şüpheliye ait çok sayıda harici diske el koyduğu belirtildi. Söz konusu harici disklerde toplam 32 terabaytlık veri bulunduğu ve işlenen suça kanıt teşkil edecek olan görüntülerin hala tamamının izlenemediği belirtildi. Yetkililer tüm verilerin çözümlenmesinin ardından kurbanların sayısının artabileceğine dikkat çekiyor. Soruşturmayı yürüten savcı Ulrich Bremer, davanın tamamlanması için uzun bir süreye ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

„Tahayyül edilemez derecede vahşet“

Suçlamaları genel hatlarıyla kabul eden şüphelinin elinde başka şüphelilerin de varlığına işaret eden bazı listelerin bulunduğu, soruşturmanın kapsamının da bu yönde genişletildiği belirtildi. Diğer şüphelilerin birbirleri ile bağlantılarının bulunmadığı, ancak baş şüphelinin bu kişilerle doğrudan iletişimde olduğu kaydedildi. Köln Başsavcılığı, bu kişilerle şüphelinin „tahayyül edilemez derecede vahşet içeren“ fotoğraf ve videolar paylaştığını ifade etti.

Geçen Cuma günü Kuzey Ren-Vestfalya’da 14 eyaletten 70’den fazla şüpheliye yönelik olarak yürütülen soruşturma kamuoyuna yansımış ve şüphelilerin çocuk pornografisi bulundurduğu ve bu materyalleri birbirleri ile de paylaştıkları belirlenmişti. Bazı şüphelilerin de çocuklara tecavüz ettiği açıklanmıştı.

Almanya’nın batısındaki Kuzey Ren-Vestfalya, son yıllarda büyük çocuk istismarı davalarına tanıklık etti. Münster şehrinde görülen daha önceki bir davada ana şüpheliler uzun hapis cezalarına çarptırılmış, bu olaydan önce de Lüdge bölgesindeki bir kamp alanındaki çocuk istismarı olayı ve Bergisch Gladbach davaları Almanya çapında infial yaratmıştı.

 

AFP,dpa / SÖ,ET

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’dan BM’ye „Sincan“ eleştirisi

Almanya, geçen hafta Çin Halk Cumhuriyeti’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki insan hakları ihlalleri ile ilgili incelemelerde bulunmak üzere bölgeye giden Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet’in Çin ziyaretini „hayal kırıklığı“ olarak nitelendirdi.

Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Bakan Annalena Baerbock’un geçen hafta Çinli mevkidaşı Vang Yi’ye Sincan’daki insan haklarıyla ilgili, „son derece ağır ihlal iddialarının şeffaf bir şekilde açıklığa kavuşturulması“ talebinde bulunduğu hatırlatıldı. Açıklamada Bachelet’in Çin ziyaretinin bu beklentileri karşılayamadığı belirtilerek, „Çin’in kısıtlamaları nedeniyle Bachelet’in ziyaretinde kişi ve bölgelere özgürce, engelsiz bir erişimin mümkün olmadığı ve bölgedeki durumun bağımsız bir şekilde değerlendirilmesine imkan tanınmadığı“ kaydedildi.

Alman Dışişleri Bakanlığı, insan haklarının „devletlerin iç işleri kapsamına girmediği ve ülke sınırlarının insan haklarının geçerli olmadığı duvarlar anlamına gelmediği“ uyarısı yaparak bunun Çin’deki insan hakları için de geçerli olduğunu vurguladı.

Açıklamada Bachelet’in Sincan’daki insan hakları durumuna dair raporunu „bir an önce“ yayınlaması beklentisine de vurgu yapıldı.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet ve Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Vang Yi
Bachelet, Çin ziyareti kapsamında Dışişleri Bakanı Vang Yi ile de bir araya geldi.Fotoğraf: Deng Hua/IMAGO

Çin yönetimi yıllardır Sincan Uygur Özerk Bölgesinde Uygur ve diğer azınlıklara sistematik olarak baskı uygulamakla suçlanıyor. İnsan hakları örgütlerinin tahminlerine göre bölgede bir milyonu aşkın insan kamplarda tutuluyor. Çin ise bu kampları terörle mücadele ve yoksul bölgenin ekonomisini kalkındırma amaçlı eğitim kampları olarak nitelendiriyor.

BM yetkilisi Bachelet’in ziyareti öncesinde uluslararası medyada Uygurların kitleler halinde kamplarda tutulduğuna dair yeni belgeler yayımlanmış, fotoğraflar, konuşmalar ve resmi makamların talimatlarını içeren belgelerle işkence ve vur emri gibi uygulamalar kayda alınmıştı.

ABD ve STK’lardan manipülasyon suçlaması

Yüksek Komiser Bachelet, ziyareti sırasında ve sonrasında Çin’i eleştirmediği için Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) ve sivil toplum örgütlerinden eleştirilere hedef olmuştu. Altı günlük ziyareti sırasında Sincan’daki Kaşgar ve Urumçi kentlerini de ziyaret eden Bachelet, temaslarının sonunda düzenlediği basın toplantısında, „Çin’e soruşturma yapmak üzere gelmediğini“ söylemiş, Çin hükümetinden terörle mücadele önlemlerinin uluslararası insan hakları standartlarına uygunluğunu gözden geçirmesini istemişti. Sivil toplum örgütleri ise Bachelet’i Çin propagandasına alet olmakla suçlamıştı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken da Çin’in kısıtlama ve manipülasyonları nedeniyle ziyaretle ilgili endişelerinin sürdüğünü belirtmiş, Sincan’da „İnsanlığa karşı suçlar ve soykırım“ın devam ettiğini söylemişti.

Bachelet, 17 yıl aradan sonra Çin’i ziyaret edenilk BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri oldu. Çin yönetimi Bachelet’i 2019 yılında davet etmiş, ancak gözetimsiz görüşmeler gerçekleştirmesine sıcak bakmamıştı. Bachelet, ziyaretinde üst düzey Çinli yetkililerin yanı sıra sivil toplum örgütleri ve dini gruplarla gözetim altında olmaksızın görüşmeler gerçekleştirdi.

 

AFP,dpa / BK,ET

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman ordusuna ek fonda uzlaşma

Almanya’da hükümeti oluşturan üç parti muhalefetteki Hristiyan Birlik ile Alman ordusuna 100 milyar euroluk ek fon ayrılmasının anayasa ile güvence altına alınması konusunda uzlaşma sağladı.

Almanya Maliye Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada koalisyon hükümetini oluşturan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti’nin (FDP) Hristiyan Birlik (CDU/CSU) ile Berlin’de yaptığı üç saatten fazla süren görüşmelerin „başarıyla sonuçlandığı“ açıklandı. Yazılı açıklamada, „Alman ordusunun önümüzdeki yıllarda 100 milyar euroluk ek yatırımla güçlendirilmesini birlikte sağlayacağız“ ifadesine yer verildi.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden üç gün sonra (27 Şubat 2022) savaşı „dönüm noktası“ diye nitelendirerek Almanya’nın savunma harcamalarını artıracağını ve bunun için 100 milyar euroluk en fon öngörüldüğünü duyurmuştu. Scholz, fonun yatırım ve teçhizat için kullanılacağını belirtmiş ve bu kararla her yıl gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 2’sinden fazlasının savunmaya yatırım için ayrılacağını ifade etmişti. NATO’nun gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 2’sinin savunma bütçesine ayrılması talebinin yerine getireleceği, koalisyon protokolünde açık bir şekilde belirtilmemişti. Almanya’nın halihazırda savunma harcamaları gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 1,55’i düzeyinde.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz
Almanya Başbakanı Olaf Scholz Fotoğraf: Marijan Murat/dpa/picture alliance

Hükümetin Hristiyan Birlik’e ihtiyacı var

100 milyar euroluk ek fonun anayasa ile güvence altına alınması için Federal Meclis’te üçte iki çoğunluğun onayı gerekiyor. Koalisyonu oluşturan SPD, Yeşiller ve FDP bunun için Hristiyan Birlik partileri ile uzlaşma arayışına girmişti. Meclis yaz tatiline girmeden söz konusu uzlaşmanın meclisten geçmesi planlanıyor.

Hükümet ortakları ile Hristiyan Birlik partileri arasında bu konudaki görüşmeler haftalardır sürüyordu. Hristiyan Birlik partileri gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 2’sinin savunma bütçesine ayrılmasının kalıcı olmasını talep ediyor.

Almanya 100 milyar euroluk ek fonla Tornado jetlerinin yerine ABD’den 35 adet F-35 savaş uçağı almayı planlıyor. Bunun yanı sıra ordunun ihtiyacı olan nakliye helikopterlerinin satın alınması ve askerlerin donanımlarının iyileştirilmesi planlanıyor.

DW,AFP,rtr / HT,BÖ

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya maymun çiçeği aşısı sipariş etti

Almanya’da federal hükümet, maymun çiçeğine karşı aşı sipariş edildiğini açıkladı. Alman birinci kanalı ARD’ye konuşan Sağlık Bakanı Karl Lauterbach, aşı tedariki için gerekli sözleşmeyi imzaladığını ve haziran ayında 40 bin doz, yıl içinde de 200 bin doz aşının gelmesini beklediklerini duyurdu. Yakın zamanda aşının tedarikinin gerçekleşeceğini öngördüklerini belirten Lauterbach, aşılar geldikten sonra hastalarla temaslı olanlara yönelik aşılama konseptleri geliştirilebileceğini ifade etti. “Maymun çiçeğinin pandemi anlamında gerçek bir tehlike oluşturduğunu sanmıyorum” diyen Lauterbach, yine de “hoş olmayan bu hastalığın sönümlendirilmesi gerektiğini” belirtti.

ABD de geçen pazartesi hastalığı karşı Danimarkalı Bavarian Nordic firmasının aşılarını uygulamaya başlamıştı. İspanya da firmadan aşı sipariş ettiğini duyurmuştu. Danimarka ise geçen hafta ilk etapta Hollanda’dan 200 doz aşı temin edileceğini açıklamıştı.

Symbolbild | Affenpocken
Fotoğraf: Dado Ruvic/Illustration/REUTERS

DSÖ: Orta seviyeli risk oluşturuyor

Normalde Batı ve Orta Afrika’da görülen virüsün son dönemde bu derece yayılmış olmasının olağan dışı olduğu belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), pazar günü yaptığı açıklamada, hastalığın küresel düzeyde kamu sağlığı açısından orta seviyede risk teşkil ettiğini belirtti. Örgütün açıklamasında, “Virüsün insan patojeni olarak yerleşme fırsatını bulması ve küçük çocuklar ile bağışıklığı baskılanmış kişiler gibi ağır hastalık risk gruplarına yayılması halindeyse kamu sağlığına karşı daha büyük bir tehdit oluşturabileceğine” de dikkat çekildi.

Kimi önde gelen salgın hastalıkları uzmanları, şimdiye kadar 20’yi aşkın ülkede görülen hastalığa karşı yetkilileri uyarararak COVID-19 pandemisinin başında yapılan hataların tekrarlanmaması çağrısında bulunuyor. DSÖ ise, kitlesel aşılamalara gerek olmadığı değerlendirmesinde bulundu.

Reuters /SÖ,BÖ

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Türkiye buğdayda sıkıntı yaşar mı?

Aşırı iklim olayları, pandemi ve savaşlar… Hepsi küresel gıda arzını ve tedarikini zorlaştırıyor. Hava olayları verimi düşürürken pandemi ve savaş ise hem gıda üretimini hem de üretilmiş gıdanın sevkiyatını güçleştiriyor. Bu çerçevede yapılan uyarılar sıklaşırken, uyarıların ses tonu da yükseliyor.

Son olarak tarım analiz firması Gro Intelligence’a toplam rezervlerde dünya tüketimine 10 hafta yetecek kadar buğday kaldığına dair bilgi paylaştı. Ayrıca The Economist dergisi de Ukrayna-Rusya savaşı sonrası yaşanacak muhtemel gıda problemlerine dikkat çekmek için kapağında buğday başaklarını kuru kafa şeklinde resmetti. Rusya ve Ukrayna gibi dünyanın en önemli buğday üreticilerinin limanlarında yaşanan problemlere Hindistan’ın ihracat kısıtlaması da eklenince Afrika ülkeleri başta olmak üzere dünya genelinde bir endişe havası esti.

Peki Türkiye için buğdayda durum ne?

Tarım ve Orman Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı (TEPGE) tarafından Ocak ayında yayınlanan Tarım Ürünleri Piyasaları-Buğday isimli rapora göre 2021-2022 sezonunda dünyadaki buğday ekim alanlarında Hindistan yüzde 14,2, Rusya yüzde 12,4, Avrupa Birliği (AB) yüzde 10,8, Çin yüzde 10,6 ve ABD yüzde 6,7’lik paya sahip.

Üretim tarafında ise 2020-2021 sezonu verilerine bakıldığında Çin yüzde 17,3’lük payla lider onu yüzde 16,4 ile AB, yüzde 13,9 ile Hindistan, yüzde 11 ile Rusya ve yüzde 6 ile ABD takip ediyor.

2020-2021 sezonu ihracat verilerine bakıldığında da Rusya yüzde 19,1, AB yüzde 14,7, ABD yüzde 13,4, Kanada yüzde 13,1, Avustralya yüzde 11,8 ve Ukrayna yüzde 8,4’lük paya sahip. Geri kalan yüzde 16,9’lük pay ise diğer ülkelere ait.

Rapora göre 2020-2021 döneminde tahmini küresel buğday üretimi 776 milyon ton civarında.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’nin buğday üretimi 2015’te 22,6 milyon ton, 2016’da 20.6 milyon ton, 2017’de 21,5 milyon ton, 2018’de 20 milyon ton 2019’de 19 milyon ton, 2020’de 20,5 milyon ton ve 2021’de 17,7 milyon şeklinde gerçekleşti. Yani tüm dünyada toplam 779 milyon ton üretim sağlanırken Türkiye’de aynı dönemde 20,5 milyon ton buğday üretimi gerçekleşti.

TEPGE tarafından hazırlanan rapora göre Türkiye’nin buğdayda kendine yeterlilik oranı yüzde 89. Yıllık yaklaşık 20 milyon ton üretimi olan Türkiye’nin kendi tüketimi de yıllara göre değişim göstermekle beraber 19-20 milyon arasında değişiyor. Ancak Türkiye, 2015-2019 yılları arasında yıllık 4-6.5 milyon tonluk ithalat gerçekleştirirken bu 2020’de 10 milyon tonu aşıyor.

Türkiye, ithal ettiği buğdayı işleyip katma değerli hale getirip ihracat yapıyor. Üretim ve tüketim verilerine bakıldığında Türkiye için ufukta çok ciddi bir tehlike görünmüyor.

Baki Remzi Suiçmez
Baki Remzi Suiçmez Fotoğraf: Privat

DW Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez, sorunun günlük değil uzun dönemli olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin geçmişte buğdayda kendine yeterlilik oranının yüzde 100 olduğunu anlatan Suiçmez, gelinen noktada bu oranın düştüğünü ayrıca buğday üretimin yıllardır aynı seviyede kalırken nüfusun artış hızını yakalayamadığını belirtiyor.

Bu konuda ithalata ya da ihracata getirilecek bir kısıtlamanın da doğru olmadığını aktaran Suiçmez’e göre doğru olan tek çözüm üretimi arttıracak tedbirler.

Türkiye Makarna Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Külahçıoğlu da DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada hem küresel olarak hem de Türkiye özelinde bir arz sıkıntısı beklenmediğini söyledi. Yakın dönemde buğday konusunda katılım gösterdikleri uluslararası konferanslarda 3 başlığın öne çıktığını anlatan Külahçıoğlu, „Küresel anlamda artan enflasyon, emtialar üzerinde bir baskı oluşturuyor. İki önemli buğday tedarikçisi olan Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş yeni bir riski ortaya koydu ve büyük bir tedarik endişesine neden oldu. Son olarak Hindistan gibi önemli üretici ülkelerin ihracat ve ithalatta getirdikleri kısıtlamalar ve ek vergiler de küresel tedarik zincirindeki baskıyı arttırıyor. Bu 3 unsur bir olumsuz hava yaratıyor. Ancak hasat döneminin başlaması ile bir rahatlama bekliyoruz“ ifadelerini kullandı.

Indien Hitzewelle | Weizen in Jammu
Fotoğraf: Channi Anand/AP Photo/picture alliance

Türkiye buğdayı nasıl kullanıyor?

TEPGE’nin raporunda Türkiye’nin kendi ürettiği buğdayın yüzde 80’inin gıda sektöründe yüzde 11’inin yem sanayisinde, yüzde 6’sının ise tohumluk olarak tüketildiği paylaşılıyor. Aynı zamanda ihracat için de ithalat şartı var. Yani eğer bir üretici makarna ihraç etmek istiyorsa burada kullanacağı unu da ithal etmeli. Rapora göre Türkiye’nin küresel buğday ithalatından aldığı pay yüzde 4,2. 2020-2021 sezonu verilerine göre Türkiye’nin ithalatında Rusya yüzde 77,7 ile lider onu yüzde 9,2 ile Ukrayna ve yüzde 3,5 ile Litvanya takip ediyor.

Külahçıoğlu, Rusya ve Ukrayna’da yaşanan sıkıntılar Kanada ve AB ülkeleri ile telafi edilebileceğini bu anlamda Türkiye’nin bir sıkıntı çekmeyeceğini söylüyor. 160 ülkeye ihracat yaptıklarını anlatan Külahçıoğlu sektörün yeni pazar bulmakta zorlanmayacağını aktarıyor.

Bu yıl ülkelerin ellerindeki buğday stoklarının oldukça azaldığını dile getiren Külahçıoğlu, yeni üretim sezonuyla beraber durumun iyileşme göstereceğini ve fiyatlarda da yeni ve güçlü bir artış yaşanmasını beklemediklerini söyledi.

Suiçmez, „Eğer biz buğday ekim alanlarını arttırıp aynı zamanda verimliliği yükseltecek çalışmalar yaparsak kendi ihtiyacımızı karşılama noktasında gelecek yıllarda da sıkıntılar çekmeyiz. Bugün Hindistan’ın buğday üretimindeki gücü 10 yıl önce yaptıkları buğday üretim planında saklı. Onlar bir atılım yaparak bugün bu noktaya geldiler“ diyor.

Buğday üretimi hangi illerde güçlü?

TEPGE tarafından hazırlanan rapora göre Türkiye’deki buğday ekim alanı dünyadaki toplam buğday ekim alanının yüzde 3,2’sini oluşturuyor. Bu alan aynı zamanda Türkiye’de ekilen toplam tahıl alanının yüzde 44’ünü oluşturuyor. 2020-2021 sezonunda toplam toplam 69,2 milyon dekar alana buğday ekimi gerçekleşmişti. Bu alanda Konya yüzde 9’luk payla lider. Buğday üretiminde ilk 10’daki diğer illerin payı ise şöyle: Şanlıurfa yüzde 5,8, Ankara yüzde 5,2, Diyarbakır yüzde 3,9, Yozgat yüzde 3,8, Sivas yüzde 3,5, Tekirdağ yüzde 2,8, Çorum yüzde 2,7, Kayseri yüzde 2,7 ve Mardin yüzde 2,5.

Konya umutlu, Şanlıurfa mutsuz

Dünyada buğday üretimi konusunda endişeler yükselirken biz de DW Türkçe olarak Türkiye’nin en fazla buğday üretimine sahip olan Konya ve Şanlıurfa ziraat mühendisleri odası başkanlarına bu yılki üretim süreçlerini ve sonuçlarını sorduk.

İki şehrin ziraat mühendisleri odası başkanı da geçmişte yaşanan kuraklığın buğday üretimine etki ettiğini belirtiyor. Şimdi gözleri bu yılki hasat aylarında. Konya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Burak Kırkgöz, bu yıl bölgenin yağmur ve kar yağışı anlamında bereketli bir sezon geçirdiğini ve dolayısıyla yüksek bir verim beklediklerini söylüyor. Hâlâ bölgede yağışların devam ettiğini belirten Kırkgöz, buğdayın gelişim sürecinin devam ettiğini ve çiftçilerin bu yıldan umutlu olduğunu paylaşıyor.

Abdullah Melik
Abdullah MelikFotoğraf: privat

Güneydoğu illerinde ise durum aynı değil. Şanlıurfa Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Abdullah Melik, nisan ortasında yaşanan dolu yağışının ekili alanların bir bölümüne zarar verdiğini ayrıca bahar döneminin kurak geçmesi yüzünden Şanlıurfa ve çevre illerde verimin oldukça düşük olduğunu anlatıyor. Melik, özellikle Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır, Batman ve Gaziantep gibi illerde artan aşırı iklim olaylarının ve etkili kuraklık dalgalarının üretim üzerinde ciddi etkileri olduğunu belirten melik çiftçinin artan maliyetler yüzünden sulama yapamadığını bununda bölgesel verimi düşürdüğünü anlatıyor.

„Tarımsal sulama maliyeti arttı“

Şanlıurfa’da 2,5 milyon dönüm araziye buğday ekimi yapıldığını söyleyen Melik, şöyle devam ediyor: „1 ay sonra hasadına yapacağız bu ekimin. Ama çoğu bölgede verim düşük. Kuraklık yüzünden ürün yeterince gelişme gösteremedi. Çiftçiler de enerji maliyetleri yüzünden sulama yapamadı. 2,5 milyon dönüm arazinin 2,2 milyonu sulu tarıma müsait. Yani bu alanlarda sulama birliklerinin alt yapısı var. 300 bin dönüm ise kuru tarım dediğimiz sadece yağmura bağlı kalarak yetiştirme yapılıyor. Kuru tarım bölgelerinden zaten şu an kimse bir beklentide değil. Sulu tarım ise kullanılamıyor. Nedeni tarımsal sulamada kullanılan elektriğe yapılan zamanlar. Bölge Türkiye’nin en modern sulama birliklerine sahip ama kullanamıyor. Yaklaşık 230 milyon dolara yapılan bu sistemler öylece bekliyor. Zaten 1,2 milyon dönüm alana borçları yüzünden dağıtıcı şirketler tarafından elektrik verilmiyor. Şirketler çiftçiden aylık ödeme talep ediyor. Çiftçi aylık kazanmıyor ki nasıl ödesin? Biz ürünün hasadını yapınca para bulabiliyoruz. Türkiye bu alanda kendine yetebilir.“

Melik, girdi maliyetleri ve diğer problemlerle beraber buğdayın artık en ucuz ürün olmaktan çıkacağını da söyledi.

Konya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Burak Kırkgöz de çiftçiye verilecek desteklerin ve diğer ödemelerin daha önceden açıklanması gerektiğine vurgu yapıyor. Bütün ürünlerde girdi maliyetlerinin katlandığını belirten Kırkgöz, „Çiftçi ürününü kaça satacağını bilmiyor. Bilse ona göre üretim yapar. Ancak bu belirsizlik çiftçiyi zorluyor“ diyor.

Buğday alım fiyatı ne olacak?

Bu noktada tüm üreticilerin ortak talebi verilecek desteklerin ve ürün alım fiyatlarının daha önceden açıklanması. Şimdi buğday üreticilerinin gözü devletin açıklayacağı buğday fiyatında. Zira açıklanacak alım fiyatı buğday üretiminin teşvik edilmesi için oldukça kritik bir unsur.

Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Baki Remzi Suiçmez bu yıl çiftçinin biraz da olsa kar edebilmesi için buğdayın alım fiyatının 8 TL olması gerektiğini söylüyor. Geçen dönemde devletin ton fiyatını 2 bin 250 lira olarak açıkladığını aktaran Suiçmez, „Daha sonra piyasalarda fiyatlar yükseldi. 6 bin lira seviyelerinden ithalat yapıldı. Daha sonra bu sanayicilere neredeyse yarı fiyatına verildi. Yani devlet sübvanse etti. Bu yanlış mı? Hayır sübvanse edilmesi gerekiyordu. Yoksa ekmek fiyatları katlanacaktı. Ama kendi üreticimizin de korunması lazım. Üreticiye o fiyatlar verilse üretim daha da artacak zaten“ dedi.

Bu yıl buğday alım fiyatının belirlenirken artan girdi maliyetlerinin de dikkate alınması gerektiğini dile getiren Konya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Burak Kırkgöz, „Çiftçi maliyetini çıkaramazsa diğer dönemler de ürününe masraf yapmıyor. Siz yeterince gübre kullanamazsanız ne olur? Verim düşer. Tüm bunların dikkate alınması lazım“ şeklinde konuşuyor.

Bu yıl bir kilogram buğdayın 6 lira 98 kuruş maliyete neden olduğunu söyleyen Şanlıurfa Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Abdullah Melik, „Ekmeklik buğdayın 7 lira 87 kuruşa, durum buğdayının ise 8 lira 30 kurula satılması gerektiğini belirtiyor.

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Müteahhitler: Uygun fiyata arsa bulmak imkânsız

Kiralık ve satılık konut piyasasında yaşanan sıkıntılar memurundan öğrencisine işçisinden emeklisine kadar tüm vatandaşları tedirgin etmeye devam ediyor. Zira piyasada ne kiralık ev ne de uygun fiyata satılık ev bulunabiliyor.

Son olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum da kiralardaki artışın önüne geçmek için Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı’nın da içinde olduğu bir çalışmanın yapıldığını açıklamıştı. Çalışmanın iki hafta içerisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından duyurulması bekleniyor.

Öte yandan Bakan Kurum önceki gün Hürriyet ve Sabah gazetelerine yaptığı açıklamada da vatandaşların yeni konut üretebilmesi için Hazine arazilerinin kullanıma açılacağını söyledi. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati de geçtiğimiz günlerde mahalle aralarındaki arsaları işaret ederek konut sorunun çözümü için bu yönde adımların atılacağını anlatmıştı.

Hükümet şimdilik konut sorununun çözümünü yeni imarlı arsa üretme üzerine kuruyor. Peki boş arsaları bulmak ve uygun fiyata ev yapmak mümkün mü?

 „İmarlı arsa üretilmesi gerekiyor”

DW Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) İnşaat Müteahhitleri Meclis Başkanı ve İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu (İMKON) Genel Başkanı Tahir Tellioğlu’na göre İstanbul gibi şehirlerde boş arsa bulmak neredeyse imkânsız. Büyük kentlerde nitelikli inşaat yapacak arsa bulmanın zorluğuna dikkat çeken Tellioğlu, “Şu an konut sektörü farklı sorunlarla uğraşıyor. En önemli mesele artan girdi maliyetleri. Maliyetler kısa sürede çok fazla arttı. Onu imarlı arsa kıtlığı takip ediyor. Son olarak nitelikli yapı müteahhitlerinin sınıflandırılması da ayrı bir sorun. Çünkü bu sınıflandırma sırasında müteahhitlerden istenilen yetkinlikler yüzünden çok sayıda müteahhit sektörden çekildi. Bu da üretimi etkiledi. Ancak gelinen noktada zaten arsa sorunu çözülmeden harekete geçemiyorsunuz. O yüzden acil olarak imarlı arsa üretiminin gerçekleşmesi lazım” diyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre belediyeler tarafından yapı ruhsatı verilen yapıların bina sayısı bu yılın ilk çeyreğinde bir önceki döneme göre yüzde 22.5, daire sayısı yüzde 27.9, yüzölçümü yüzde 21.8 azaldı. Ayrıca 2 yıl içinde ilk kez yapı izinlerinde daralma yaşanması dikkat çekti. Sektör temsilcilerine göre Türkiye’nin konut üretiminde sıkıntı yaşamaması için yıllık 800 bin adet yeni konuta ihtiyacı var. Ancak konut arzı son yıllarda 550 bin seviyesinde seyrediyor.

 “Teklif vermeye korkuyorum”

İstanbul’da mahalle aralarındaki arsalara bina yapan müteahhit Oktay Açıkgöz de önce maliyetlerin sonra da arsa kıtlığının yeni konut üretimindeki en büyük engel olduğunu belirtiyor. Açıkgöz, durumu şöyle özetliyor: „Biz 8-10 daireli bir bina için geçen yıl mülk sahibi ile anlaştık. O zaman daire başına bana maliyeti 500 bin liraydı bu projenin. Biz inşaata başladık ancak maliyetler yerinde durmadı. 600 bin, 700 bin derken 1 milyon liraya kadar çıkıyor. Yani büyük bir belirsizlik yükü de var. Maliyeti çözsek arsa bulamıyoruz. Arsayı bulsak maliyetler gözümüzü korkutuyor inşaata başlayamıyoruz. Şişli’de yaptığımız yeni binanın hemen yanında eski bir bina var. Bina boşaltılmış durumda. Yıkılıp yenisi yapılacak. Ben teklif vermek istiyorum ama vermeye korkuyorum. Çünkü maliyetler yüzünden zarar edebilirim” şeklinde konuşuyor.

İstanbul’un Fatih ilçesinde müteahhitlik yapan Aydın Köse de aynı sorundan şikayetçi.

Köse, özellikle Fatih gibi yapı stokunun eski olduğu Fatih gibi ilçelerde boş arsa bulma gibi bir imkânın olmadığını söylüyor. Geriye sadece eski binaların yıkılarak yeninden yapılması kaldığını anlatan Köse, bölgedeki imar izinlerine göre bu durumun da daire sayısını arttırmaya izin vermediğini belirtiyor.

Köse’nin vurguladığı başka bir konu ise eski binaların yenilenmesi noktasında mülk sahiplerinin aralarında yaşadıkları anlaşmazlık. Bölgedeki eski binaların yaklaşan deprem tehlikesi de düşünüldüğünde önemli bir problem olduğunu dile getiren Köse, „Gerçekten boş arsa yok. Arsa bulsanız bu yapım maliyetleri ile yeni bina yapmak imkânsız. Ben şu an Fatih’te yaptığım bir bina için ev sahipleri ile yeniden masaya oturdum ve maliyet hesabı çıkardım. Çünkü ilk başta yaptığımız hesap çok değişti. Şimdi inşaatın sonuna yaklaştım. Ve ben bu inşaattan kâr edemeyeceğim. Zaten yüzde 20 gibi bir kâr oranı ile çalışıyor bizim gibi müteahhitler. Taahhüt ile çalışıyorsunuz. Ancak artan maliyetler tüm işlerinizi bozuyor. Şimdi durum böyle olunca bu binalar nasıl yenilenebilir?” ifadelerini kullanıyor.

Müteahhitler inşaat için boş arsa bulmanın giderek zorlaştığını belirtiyor.
Müteahhitler inşaat için boş arsa bulmanın giderek zorlaştığını belirtiyor.Fotoğraf: Privat

Bir konutun maliyeti ne kadar?

Yaklaşık 18 ay önce 100 metrekarelik bir dairenin arsa hariç maliyetinin 600 bin lira olduğunu söyleyen İMKON Genel Başkanı Tahir Tellioğlu bugün bu maliyetin 1.2 milyon liraya kadar çıktığını belirtiyor. Bugün 500 metrekarelik bir arsanın en az 7.5 milyon liraya satıldığını aktaran Tellioğlu, “Bunun en fazla 250 metrekaresine inşaat yapabilirsiniz. 5 katlı bir bina olduğunu düşünelim ve 10 daireli olsun. 10 milyon lira inşaat bedeli ve 7.5 milyon lira arsa bedeli ile toplam maliyetimiz 17.5 milyon lira yapar. Yani daire başına maliyetimiz 1.7 milyon liranın üzerinde. Zaten bu da sürekli artıyor. Yani böyle bir hesap var ortada. Ayrıca bulduğunuz arsa her zaman istediğiniz gibi bir inşaata müsait olmuyor” diyor.

Tellioğlu, kamu arazilerinin bile çok yüksek fiyata satıldığını anlatıyor. Tellioğlu, bu noktada arsa maliyetinin artık inşaatlarda çok önemli bir ağırlığa sahip olduğunu belirtiyor.

Güçlü talep devam ediyor

Artık az sayıda inşaat yapıldığının altını çizen Aydın Köse, devam eden inşaatlardaki daireler için yoğun bir taleple karşılaştıklarını vurguluyor. Köse, „Yapılan inşaatlarda çoğu zaman daire sahipleri belli. İnsanlar kentsel dönüşüm gibi sebeplerle yeniledikleri daireler için onlarca taleple karşılaşıyor. O evleri almak isteyen çok sayıda kişi var. İnşaatın başında 500-600 bin lira olan bedeller şimdi 2-3 milyonu aşıyor ama yine de almak isteyenler var” şeklinde konuşurken Şişli’de yeni bina yapan Oktay Açıkgöz ise binadaki dairelerin hepsini birden satın almak isteyenlerin bile olduğunu anlatıyor. Talebin sürekli arttığına dikkat çeken Açıkgöz, „Uygun ve maliyeti az arsa olsa belki bu yoğunluk olmayabilir” diye konuşuyor.

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Özdemir’den Solingen mesajı

Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir, Twitter hesabından yayınladığı mesaj ile 29 yıl önce Solingen’de ırkçı bir saldırının kurbanı olan Genç ailesinin fertlerini andı. Saldırıda iki kızı, iki torunu ve yeğenini kaybeden Mevlüde Genç’in tutumunu öven Özdemir, „29 yıl önce bugün Solingen’de beş kişi aşırı sağcıların kundaklamasıyla öldürüldü, çok sayıda kişi de ağır yaralandı. Düşüncelerim özellikle ailesinin katillerinden hiçbir zaman nefret etmek istemeyen Mevlüde Genç  ile… O bir örnek!“ ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

Saldırı sırasında 24 yaşında olan Markus Gartmann, 16 yaşındaki Felix Köhnen, 17 yaşındaki  Christian Reher ve 20 yaşındaki Christian Buchholz, 1993 yılının 29 Mayıs Cumartesi gecesi Solingen’de Amasyalı Genç ailesinin oturdukları Untere Werner sokağındaki evi benzin dökerek kundaklamıştı. Ahşap merdivenlerin tutuşması sonucu yangın kısa sürede bütün binayı sarmıştı. 

Mevlüde Genç ve eşi Durmuş Genç
Mevlüde Genç ve eşi Durmuş GençFotoğraf: DW/T. Yildirim

Yangında Gülsün İnce (28), Hatice Genç (18), Hülya Genç (9), Saime Genç (5) ve Gülistan Öztürk (12) yanarak yaşamlarını yitirdi. Durmuş Genç o saatte gece vardiyasında çalışıyordu. Mevlüde Genç pencereden atlayarak kurtulmayı başardı. Çiftin saldırı sırasında 15 yaşında olan oğulları Bekir Genç ile üç yaşındaki torunu Güldane İnce ağır yaralı olarak kurtuldu. Bekir üç hafta komada kaldıktan sonra çok defa ameliyat oldu. Genç çifti hayatta kalan evlatları ve torunlarıyla Solingen’de  yaşamlarını sürdürüyor.

Mevlüde Genç, saldırıdan sonra verdiği barış ve dostluk mesajlarıyla Almanya’da adeta sevgi elçisi gibi görülüyor. Sanıkların dördü de cezalarını çekerek tahliye edildiler. Şu anda başka kimliklerle yaşamlarını sürdürüyorlar.

DW/BÖ,AI

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Cannes’da Altın Palmiye İsveçli yönetmene

75. Cannes Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Fransa’nın Cannes kentinde gerçekleştirilen, en önemli uluslararası film festivallerinden biri olan Cannes Film Festivali, 12 günlük maratonun ardından dün düzenlenen ödül töreni ile sona erdi. 17 Mayıs’ta başlayan ve bu yıl 75’incisi düzenlenen festival boyunca dünyanın farklı ülkelerinden filmler gösterildi.

„Triangle of Sadness (Hüzün Üçgeni)“ Altın Palmiye’yi aldı

İsveçli yönetmen Ruben Östlund’un „Triangle of Sadness (Hüzün Üçgeni)“ filmi, büyük ödül Altın Palmiye’nin sahibi oldu. TRT ortak yapımı olan bu filmde, sınıf çatışması keskin bir hiciv ile sergileniyor. Filmde geçen kusma ve ishal sahneleri, geçen hafta yapılan prömiyerin ardından festivalde en çok konuşulan sahnelerden olmuştu. Östlund, ödülünü aldıktan sonra filme ilişkin, „Gösterimden sonra hep birlikte dışarı çıkıp üzerine konuşmak istedik“ dedi. İsveçli yönetmen, 2017’de „The Square (Meydan)“ filmiyle de Altın Palmiye ödülüne layık görülmüştü.

En iyi yönetmen ödülünü „Decision to Leave (Ayrılma kararı)“ filmiyle Chan Wook Park kazandı. İkincilik anlamına gelen Grand Prix ödülü ise Lukas Dhont’un „Close (Yakın)“ ve Claire Denis’in „Stars at Noon (Öğlen Yıldızları)“ filmleri arasında paylaşıldı. Close, iki gencin yeni gelişmekte olan cinsellikleri esnasında uğradıkları zorbalıkları konu alıyor. Starts at Noon ise, Orta Amerika’daki politik gerginliklere karşı olarak konumlanmış bir aşk hikayesi sunuyor.

En iyi senaryo „Boy from Heaven (Cennetten gelen çocuk)“ filmilyle İsveçli Tarik Saleh’in olurken, en iyi kadın oyuncu „Holy Spider (Kutsal örümcek)“ filmiyle Zar Amir Ebrahimi’nin oldu. Ebrahimi bu filmde, İran’da seks işçilerini öldüren bir seri katilin peşine düşen bir gazeteciyi canlandırıyor. Film, İranlı yetkililerin çekime izin vermemesi nedeniyle Ürdün’de çekildi.

Oyuncu Zar Amir Ebrahimi
Oyuncu Zar Amir EbrahimiFotoğraf: Valery Hache/AFP

Ebrahimi, yaptığı konuşmada filme ilişkin, „Bu film kadınlar hakkında, bedenleri hakkında. Film yüzleriyle, saçlarıyla, elleriyle, ayaklarıyla, göğüsleriyle ve seksle dolu. Bunları İran’da göstermek imkansız“ dedi.

En iyi erkek oyuncu ise „Broker“ filmindeki performansıyla Song Kang Ho’ya gitti. Kore sinemasının yıldızı Song, üç yıl önce „Parazit“ filmiyle de ödüle layık görülmüştü. Ödül konuşmasında „Kore sinemasını takdir eden herkese teşekkür ederim“ ifadelerini kullandı.

Cannes Festivali’nde neler yaşandı?

Festivale Rusya – Ukrayna savaşı damgasını vurdu. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, açılış törenine online olarak katıldı ve sinemacılara, gazetecilere seslendi: „Sinema sessiz olmamalı, Ukrayna bu savaşı kazanacak“ dedi. Pek çok Ukraynalı film özel gösterim hakkı kazanırken, Rus yönetmen Kiril Serebrennikov’un filminin ana yarışmada yer alması, savaşı kınamış olmasına rağmen, tepki topladı.

Türkiye’den Emin Alper’in Kurak Günler’i yarıştı

Türkiye’den yönetmen Emin Alper’in „Kurak Günler“ filmi Un Certain Regard (Belirli Bir Bakış) bölümünde yarıştı. Film, dünya prömiyerinin ardından yaklaşık 10 dakika boyunca salonda alkışlandı. Başrollerinde Selahattin Paşalı ve Ekin Koç’un yer aldığı Kurak Günler, kuraklıkla mücadele eden bir kasabaya atanan savcı, belediye başkanı ve bir gazeteci arasındaki ilişki ve çekişmeleri anlatıyor.

Emin Alper’in filmin gösterimi sonrasında filmin yardımcı yapımcılarından olan ve Gezi Davası’nda 18 yıl hapse mahkum edilen Çiğdem Mater için yaptığı konuşma festivale damgasını vurmuştu. Alper, konuşmasında, „Şu an bizimle değil, çünkü kendisi komik bir dava sonucu hapse atıldı. Bizimle olmasa da aklımız ve kalbimiz onun yanında“ demiş, Alper’in konuşması, salondan büyük alkış almıştı.

Alper, DW Türkçe’ye konuya ilişkin verdiği söyleşide „Masum insanların hapiste yatması devam ettiği sürece bunu nerede olsa dile getireceğiz“ dedi.

DW / AI, BÖ

Kaynak: DW – Deutsche Welle