Türkiye-Suudi Arabistan: Gerilim ekonomiyi nasıl etkiledi?

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bugün Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek.

Mısır ve Ürdün ziyaretinin ardından Türkiye’ye gelecek olan Selman ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki bu görüşmede ikili ilişkiler, bölgesel güvenlik ve ekonomi en önemli konu başlıkları olacak.

Arap Baharı döneminde farklı kutuplarda yer alan Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler 2018’in ekim ayında gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesinin ardından kopma noktasına gelmişti. Cinayetin işlenmesinin ardından uzun süre bu gerilim zirveden düşmezken Erdoğan’ın Nisan ayındaki Suudi Arabistan ziyareti ikili ilişkilerde bir normalleşme süreci başlattı. Kaşıkçı dosyasının Türkiye’de kapatılarak Suudi Arabistan’a devredilmesi de ikili ilişkilerin olumlu yönde ilerlemesi açısından en önemli dönüm noktası olarak öne çıkıyor.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Türkiye’den önceki ziyaret noktalarından biri olan Mısır’da da en önemli konulardan biri ekonomiydi. Bu ziyaretten toplam değeri 7,7 milyar doları bulan 14 anlaşma çıktı.

Selman’ın Erdoğan ile olan görüşmesinden de benzer anlaşmaların imzalanması bekleniyor. Bu kapsamda enerji ve savunma başlıkları ilk sıralarda yer alıyor. Ancak Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durum göz önünde bulundurulduğunda iki ülke merkez bankaları arasında olası bir swap anlaşmasının imzalanması da güçlü ihtimaller arasında.

2,6 milyar dolardan 225 milyon dolara

Peki yakın geçmişte iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler nasıldı?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) verilerine göre 2021 yılında Suudi Arabistan’ın Türkiye’deki doğrudan yatırım miktarı 225 milyon dolar seviyesinde. Oysa bu miktar 2010 yılında 2,6 milyar dolardı.

Yatırımlar 2011’de 1,1 milyar dolar, 2012’de 1,9 milyar dolar 2013’te 1,4 milyar dolar, 2014’te 1,8 milyar dolar, 2015’te 1,2 milyar dolar, 2016’da 1 milyar dolar, 2017’de 930 milyon dolar, 2018’de 580 milyon dolar, 2019’da 805 milyon dolar, 2020’de ise 868 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

2010’dan sonra dalgalı bir seyir izleyen yatırımlar Kaşıkçı cinayetinin ardından 225 milyon dolar seviyesine kadar geriledi.

İki ülke arasında ilişkilerin bir de ihracat boyutu var. Türkiye, Suudi Arabistan’dan ihracatçılara uygulanan resmi olmayan boykotun da kaldırılmasını istiyordu. İki ülke arasındaki gerginliğin zirve yaptığı dönemlerde Suudi Arabistan marketlerinde bile Türk ürünlerine ciddi boykotlar uygulanmıştı.

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) istatistikleri de bu boykotun etkisini ortaya koyuyor. Türkiye’nin Suudi Arabistan’a 2017’de 2,7 milyar dolar olan ihracatı, 2018’de 2,6 milyar dolar, 2019’da 3,2 milyar dolar, 2020’de 2,4 milyar dolar ve 2021’de 186 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Kayıp tüm sektörlerde hissedildi

2018’de 98 milyon dolar olan su ürünleri ihracatı 2021’de 1,6 milyon dolara, 85 milyon dolar olan çelik ihracat 2021’de 20 milyon dolara, 51 milyon dolar olan çimento ve seramik ürünleri ihracatı 2021’de 4 milyon dolara, 35 milyon dolar olan deri ihracatı 2021’de 1,7 milyon dolara ve 2018’de 227 milyon dolar olan hububat ve yağlı tohumların ihracatı da 2021’de 3 milyon dolara kadar düştü.

İhracatçılar boykot kararının kaldırılması ve limanların eskisi gibi işlemesi ile birlikte Suudi Arabistan’a yapılacak ihracatın hızlı şekilde toparlanma göstereceğini belirtiyor.

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da „Türk ajanı“ davası itirafla başladı

Almanya’da Türk istihbaratına çalıştığını söyleyen ve Eylül ayında bir otele yapılan baskındatutuklanan Ali D. isimli Türk vatandaşı ile ilgili dava bugün Düsseldorf Eyalet Yüksek Mahkemesinde başladı.

Düsseldorf’ta kaldığı otel odasında kurusıkı tabanca ve gerçek mermilerin yanında PKK ve Gülen yapılanması mensuplarına ait bilgilerin de ele geçirildiği sanık, „Türk istihbarat birimlerine iletilmek üzere PKK ve Gülen taraftarları hakkında bilgi toplamak, istihbari casusluk faaliyeti ve silah kanununa muhalefet“ ile suçlanıyor.

İddianamede sanığın „PKK’lı olarak gördüğü bir kişi ve Gülenci olarak gördüğü iki kişi olmak üzere üç Alman vatandaşı hakkındaki bilgileri ilettiği ve başka üç kişiyle ilgili de bilgi topladığı“ belirtiliyor. Başsavcılık, „casusluk işlerine kazandıracak kişiler bulmak amacıyla sanığın poligonlarda atış talimlerine gittiğini, bu yolla bir kişiyi muhbir olarak kazanmayı başardığını“ belirtti.

„Muhbir olarak hizmet veriyordum“

İlk duruşmada üzerine atılı suçları kabul eden 41 yaşındaki Ali D., Türk istihbarat birimlerine muhbir olarak hizmet verdiğini söyledi. Sanık, bu işlere nasıl giriştiği ile ilgili olarak Ankara’da işleri iyi giden bir otel satın aldığını, ancak ardından satıcıların kendisine baskı yaptığını, peşine polislerin takıldığını ve oteli yeniden satmaya zorlandığını anlattı. Avukatının karşı tarafın çok güçlü ve nüfuzlu olduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmaması tavsiyesinde bulunduğunu belirten sanık, „Bu olay, istihbarata çalışma düşüncesini kafamda olgunlaştırdı. Türkiye’de gücünüz ve torpilinizin olması gerek. Yoksa hiçbir şey yapamazsınız“ ifadesini kullandı.

Bu nedenle istihbarat işlerine girdiğini, muhbir olarak hizmet verdiğini belirten Ali D., Gülencilerle ilgili bilgi de topladığını, ancak iletmediğini söyledi. Gerçeğe son derece benzeyen bir kurusıkı tabanca satın aldığını belirten sanık, tabancanın kendisine güç ve güven hissi verdiğini, silahla kimseyi tehdit etmediğini ve kurusıkı taşımanın yasal olduğunu sandığını anlattı. Sanık, otel odasında ele geçirilen gerçek mermileri ise poligona atış talimine giderken kullandığını, poligonda çok daha pahalıya satıldığı için dışarıdan satın aldığını belirtti.

Duruşma öncesinde sanıkla mahkeme arasında bir anlaşmaya varıldığı, sanığa itiraf karşılığında cezanın tecili taahhüdünde bulunulduğu açıklanmıştı.

Ali D., geçen yıl Eylül ayında Düsseldorf kentinde bir otelde kalırken, bir otel çalışanının odasında tabanca ve mermi görmesi ve polise haber vermesi üzerine düzenlenen polis operasyonuyla yakalanarak tutuklanmıştı. Davada Temmuz ayı sonuna kadar yedi duruşma daha yapılması öngörülüyor.

dpa,AFP/BK,TY

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Patronlar Bakan’la buluştu: Elektriğe en az yüzde 30 zam

Ankara’da geçen Perşembe günü düzenlenen Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) 14’üncü Sektör Değerlendirme Toplantısı öncesinde elektrik dağıtım şirketlerinin patron ve yöneticileri, Enerji Tabii Kaynaklar Fatih Dönmez ile kahvaltıda bir araya gelmişti. Toplantıda şirketlerin yetkilileri kur farkı ve uluslararası piyasalarda artan enerji maliyetlerini gerekçe göstererek elektrik satış bedelleri için yüzde 50 oranında bir zam talebinde bulundu.

DW Türkçe’nin edindiği bilgilere göre yapılan değerlendirmeler sonrasında 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere en az yüzde 30 zam yapılması konusunda görüş birliğine varıldı. Toplantıda alınan karar uyarınca Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) 1 Temmuz’da yüzde 30’luk zam kararını alması bekleniyor.

Son zam 1 Haziran’da yapılmıştı

Elektrikte son zam, üç aylık tarife dönemi olmamasına karşın 1 Haziran’da mesken aboneleri için yüzde 15, sanayi ve ticarethane aboneleri için yüzde 25 oranında yapılmıştı. Son zamla birlikte yılbaşından bu yapılan zamların oranı birinci kademe için yüzde 58’i, ikinci kademe için yüzde 137’yi buldu.

Şu anda birinci kademede üst sınır olan 230 kWh’lık kullanımda fatura bedeli 332 TL’yi buluyor. Yüzde 30 zam gelmesi halinde bu fatura 430 TL’yi aşacak. İkinci kademede ise alt sınır olan 475 TL’lik fatura bedeli 760 TL’ye çıkacak.

„Yüzde 87’sini özel sektör üretiyor“

Uzmanlara göre zamların asıl sebebiyse 2013 yılından itibaren başlatılan özelleştirme süreci. Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Özdağ, geçen yıl 1 Haziran’dan bu yana sanayicilerin kullandığı elektrikte yüzde 289 oranında zam yapıldığını, benzer oranlardaki zamların tüm abone grupları için geçerli olduğunu söyledi.

Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Özdağ
Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet ÖzdağFotoğraf: Privat

TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon oranının yüzde 73, ENAG’a göre de yüzde 160 oranında bir enflasyon oranı belirlendiğini hatırlatan Özdağ, „Elektrik zamları, enflasyonun çok üstündedir. Dolayısıyla bu bir zam değil sermaye aktarımıdır“ değerlendirmesini yaptı. Bu yılın başından beri Türkiye’de elektriğin yüzde 87’sinin özel sektör eliyle üretildiğine dikkat çeken Özdağ, „Piyasaya teslim edilmiş bir yapı var ve konuşulan rakamlar tamamen özelleştirmeden kaynaklanan özel sektör kredisi ve benzer bedellerin ödenmesi ile ilişkilidir“ şeklinde sözlerini sürdürdü.

„Faturalarda özelleştirme bedeli var“

Özdağ, elektrik üretiminde tercih edilen yakıt türünün de zamlarda etkiliolduğunu savundu. Elektrik enerjisi altyapısının ithal yakıtlara dayalı kurulduğunu kaydeden Özdağ, iktidarın ithal fosil yakıtlardan vazgeçmediğini söyledi.

Türkiye’de kapasite kullanım oranının da çok düşük olduğunu kaydeden Özdağ, „Kapasite kullanım oranı yüzde 37’lerde. Maalesef bizim ödediğimiz faturalar içerisinde çalıştırılmayan santrallerin maliyetleri vardır, Özelleştirme bedeli vardır“ dedi. Özdağ, elektrik enerjisinde kamunun ana belirleyici olması halinde zam yerine indirim olacağı iddiasında bulundu.

„Zamların kaynağı özelleştirme“

Enerji ve iklim uzmanı Önder Algedik de kamu kurumu olan Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) ile özel şirketlerin elektrik satış bedelleri arasındaki farka dikkat çekti. EÜAŞ’ın 2013 yılında 1 birim olan elektrik satış fiyatının bugün yalnızca 1,8 birime ulaştığını, ancak buna karşın özel sektörde elektrik üretim bedelinin o tarihten bu yana 4,08’e çıktığını söyledi.

Enerji ve iklim uzmanı Önder Algedik
Enerji ve iklim uzmanı Önder Algedik Fotoğraf: privat

Algedik, piyasada özel sektörün hakimiyeti oranında fiyatların da yükseldiğini, bunun dağıtım bedellerinde daha fazla olduğunu vurguladı. Kamu tarafından 2013 yılında sağlanan elektrik dağıtım hizmetinde 1 birim olan bedelin bugün özel sektör eliyle yürütüldüğünde 6,72 birime çıktığını kaydetti. Algedik, „Rakamlar, zamların kaynağının özelleştirme olduğunu ortaya koyuyor“ ifadelerini kullandı.

TEDAŞ, 2021’i de zararla kapattı

Öte yandan 2013 yılında özelleştirildikten sonra her yıl zarar etmeye devam eden Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin (TEDAŞ) 2021 yılını da zararla kapattığı ortaya çıktı.

TEDAŞ’ın geçtiğimiz günlerde yayınladığı 2021 yılı faaliyet raporuna göre kurumun geçen yılki zararı 106 milyon TL’ye ulaştı. Böylece son dokuz yıllık toplam zarar 6 milyar 446 milyon TL’ye ulaştı.

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Konaklama: Yabancı uzatıyor, yerli kısaltıyor

Haziran ayı ile birlikte başta İstanbul olmak üzere pek çok bölgede turizmde hareketlilik artıyor. Turizmciler ağır hasarla atlatılan pandemi döneminin ardından bu yıl özellikle Avrupalı ve Ortadoğulu turistlerden umutlu.

Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin de yaptığı değerlendirmede Ortadoğu ve Körfez ülkelerinden gelen turistlerin şu an İstanbul turizmini domine ettiğini, Rusya ve Ukrayna pazarındaki kayıpların geçen yıla göre Güney Amerika, Avrupa, Japonya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi pazarlardaki yüzde 300’ü bulan artışlarla telafi edildiğini söyledi. İstanbul’da Beyoğlu, Beşiktaş ve Fatih gibi bölgelerdeki otellerde doluluğun yüzde 90’lara ulaştığını vurgulayan Eresin, yaz aylarında pandemi öncesi, yani 2019’daki yüksek rakamların yakalanacağını ifade etti.

DW Türkçe’ye konuşan Pronto Tour Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran da, „İstanbul bu yıl turizmde rekora çok yaklaşabilir hatta bir rekor kırabilir“ diyor. Yabancı turistler için önemli bir yoğunluğun oluştuğunu anlatan Onaran, özellikle merkezdeki otellerde boş oda bulmanın çok zor olduğunu belirtiyor.

Türkiye Otelciler Birliği Başkanı Müberra Eresin
Müberra EresinFotoğraf: privat

Turizmci için yabancı turistlerin ilgilisi oldukça olumlu bir gelişme ancak Türkiye’deki vatandaşların artan enflasyon ve düşen alım gücü karşısında tatil planları gün geçtikçe zora giriyor. Sektör temsilcileri ise bu noktada yerli turistlerin sürdürülebilir bir turizm ekonomisi için hayati öneme sahip olduğunu ifade ediyor. Ancak yerli turist son zamanlarda tatil konusunda yabancı turistler kadar rahat planlar yapamıyor.

TÜROB Başkanı Eresin, yabancı turistler tarafından 2019’da 2.4 olan ortalama geceleme süresinin 2.7 güne çıktığını ayrıca bunun yıl sonunda 2.9’a çıkmasını beklediklerini söylüyor. Ali Onaran ise yerli turistler için bu durumun tam tersi olduğunun altını çizerek, „Maalesef yerli turistler tatil planlarını kısıyor. Kısmak zorunda kalıyor. Bunu kendi istatistiklerimizde de görüyoruz. 5.6 olan gecelik konaklama ortalaması 5.2’ye kadar geriledi. Yani yüzde 10’luk bir düşüş var“ diyor.

Vatandaş tatile gitmek istiyor ama…

Onaran’a göre vatandaşlar tatile gitmek istiyor ama artan enflasyon ve dolardaki artış bu planların biraz değişmesine neden oluyor.

DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada yerli turist için tatil yapmanın daha da zorlaştığını anlatan Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Bülent Bülbüloğlu ise şunları söylüyor: „Alım gücü çok düştü. İnsanlar tatili artık birinci öncelik olarak göremiyor. İlk sırada doğal olarak barınma, sağlık, gıda gibi ihtiyaçlar var. Önceliklere yöneliyorlar. Ama alım gücü düşse de bir şekilde tatil planları yapılıyor. İnsanlar artık yedi gün konaklayamıyor, üç gün konaklıyor. Daha önce beş yıldızlı otele giden de dört yıldızlı otellere bakıyor.“

Artık Ege’de ve Akdeniz’de bir otele gidip konaklamanın maliyetinin oldukça pahalı hale geldiğinin altını çizen Ali Onaran da bu yüksek maliyetten kaçan vatandaşların uçak ve konaklama giderlerinin de dahil olduğu paket turlara yöneldiğini belirtiyor. Tatil bütçelerini küçülten vatandaşların geçmiş yıllara göre daha ucuz olan seçenekleri tercih ettiğini aktaran Onaran, özelikle 3-4 günlük veya bir haftalık bölgesel turların bu anlamda güçlü bir taleple devam ettiğini ifade ediyor.

Onaran, bu noktada fiyatlarda ciddi artış yapmamaya çalıştıklarını, maliyetleri de hemen yansıtmadıklarını söylüyor. Bülent Bülbüloğlu ise otellerin de bu anlamda yerli turisti kaybetmemek için ellerinden geleni yaptığını ancak artan maliyetlerin çok ciddi boyutlara ulaştığını anlatıyor. Bülbüloğlu’na göre yerli turizmde bu yıl önemli bir daralma olacak.

Türkiye'nin sahillerinden yararlanan turistler
Fotoğraf: DW

Artık alternatifler de pahalı

İstanbul’da öğrenci olan Şevval Ay ve 65 yaşındaki emekli Selahattin Şerefoğlu da artık ne tatile gitmenin ne de memlekete gitmenin eskisi kadar kolay olmadığını dile getiriyor. Üç yaz önce Çeşme’ye arkadaşları ile çok daha kolay şekilde tatil planlayabildiklerini söyleyen Şevval Ay, „Şu an ben tatil planı yapamıyorum. Maliyetler çok yüksek, fiyatlar sürekli artıyor. Alternatiflere bakıyoruz ama alternatifler bile uygun değil artık. İstanbul’da öğrenciyim ailemin yanına gitmek istediğimde bile gidiş ve dönüş için sadece uçak biletine 1800 lira ödemek zorundayım“ diyor.

Şu anda Türkiye’de çoğu tatil bölgesinde gecelik konaklama ücretleri bin lira seviyesinden başlıyor. Otelin niteliği ve konumuna göre gecelik ücretler 10 bin liranın üzerine kadar çıkıyor. Geçen yıla kadar başlangıç ücretleri 500 lira seviyelerindeydi. Son bir yılda uçak ve otobüs ücretlerine gelen zamlar da yüzde 100’ün üzerinde.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Mayıs ayı enflasyon verilerine göre de ulaştırma kalemindeki yıllık artış yüzde 107.62 oldu. TÜİK’e göre aynı dönemde lokanta ve otellerdeki fiyat artışı ise yüzde 77.

Ulaşıma ulaşamıyoruz

Selahattin Şerefoğlu ise geçmişte hem tatil için hem de akraba ziyareti için sık sık memlekete gittiklerini ancak şu an durumun çok farklı olduğunu söylüyor. „Gidemiyoruz, İstanbul’dan Alucra’ya tek kişi otobüs bileti 450 lira. 4 kişi gitsen 2 bin lira bunun dönüşü de var. Bilet pahalı ama otobüsçüler de haklı kullandıkları motorin sürekli zamlanıyor“ diyen Şerefoğlu, „ulaşıma ulaşamadıklarını“ ifade ediyor.

Ulaşımın tatil planlarını ciddi derecede etkilediğini söyleyen Bülent Bülbüloğlu da bunun özellikle bazı tatil bölgelerinde çok daha fazla hissedileceğine vurgu yapıyor. Bülbüloğlu, „Bu durumdan Bodrum gibi bölgeleri pek etkilenmeyebilir ancak Gökova gibi insanların araçları ile tatile geldiği bölgeler ciddi derecede etkilenecek“ söyleminde bulunuyor.

Turizmcilere göre enerji, gıda, işletme ve personel giderlerindeki ciddi artışlar oda fiyatlarına yansıtılmak zorunda kalıyor ve bu tatilcileri ciddi oranda etkiliyor. Ancak akaryakıta gelen zamlar sonrasında araç kullanmak, uçak ve otobüs bileti almak ciddi oranda zorlaştığı için yerli turizmin önündeki en büyük engel olarak ulaşım zamları gösteriliyor. Ayrıca araç kiralama, köprü ve otoyol ücretleri de hesaplandığında bu maliyetler hızla yukarı tırmanıyor.

Yunanistan ile Türkiye arasında seferler düzenleyen Kordelya Travel şirketine ait bir otobüs
Türkiye’de otobüs şirketleri, petrol zamlarının ardından çok zor günler yaşadıklarını belirtiyorFotoğraf: DW/F. Schmitz

Otobüsçüler: Acil önlem istiyoruz

Türkiye’de vatandaşların tatile, seyahate ve memleket ziyaretine gidememesinden en fazla etkilenen sektör ise ulaştırma. DW Türkçe’ye konuşan Türkiye Otobüsçüler Federasyonu (TOFED) Başkanı Birol Özcan, „Biz bilet fiyatlarının artmasını istemiyoruz. Biz de biliyoruz bilet fiyatları artarsa vatandaşlar daha da zorlanacak. Yolcu bulamıyoruz. Evet ham petrol fiyatları da artıyor. Ama buna bir çözüm bulunması lazım. Biz acil önlem istiyoruz. Akaryakıtta vergiler düşürülsün, köprü ve otoyollarda bize kolaylık sağlansın yoksa otobüsler otogarlardan çıkamaz hale gelecek“ diyor.

Artık kimsenin eskisi gibi ne tatile ne de memlekete gidebildiğini anlatan Özcan’a göre şu an durgun olan sektör önümüzdeki günlerde gelmesi muhtemel yeni zamlarla beraber ciddi bir darboğaza girebilir.

Bu kadar kötüsünü görmedik

Yoğun bir sezon geçirmeleri gerekirken otogarlarda tüm peronların boş olduğuna değinen Özcan, „Daha önce sektör böyle bir kötü dönem görmemişti. Motorin 20 lira olduğu zaman zararına çalışıyorduk. Motorin 30 lira seviyesine geldi. Şimdi daha fazla zarar ediyoruz. Bir otobüs dolu gitse bile boş dönüyor. İstediğimiz doluluk oranı yok. İnsanlar bilet almakta zorlanıyor. Biz kontak kapatmaya karşıyız. Bunu asla istemiyoruz. Bunu bir eylem olarak yapmak istemiyoruz ama eğer bu iş böyle giderse ne olacak otobüsler hareket edemez. Bu yolları köprüleri kullanamaz. Binlerce kilometre yol yapıyoruz. Bunun personeli var, köprü ve yol ücretleri var, otogar ücretleri var, servis ücretleri var, vergiler ve cezalar var. Bu işin hesabından çıkamıyoruz biz. İstemesek de iş kontak kapatmaya gidiyor. Artık acil önlem alınmalı yoksa çalışacak otobüs kalmayacak“ ifadelerini kullanıyor.

Geçtiğimiz yıl Haziran ayında 7 lira seviyesinde olan motorin bu hafta 29.99 lirayı gördü. Motorinin litre fiyatı sadece 15 günde yaklaşık 6 lira yani yüzde 25 zamlandı.

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da Duma üyesinin evlerine el kondu

Almanya’da Rusya’ya uygulanan yaptırımlar çerçevesinde ilk kez eve el koyma yoluna gidildi. Rusya’da parlamentonun alt kanadı Duma’nın üyesi olduğu gerekçesiyle bir Rus vatandaşının Münih kentinde sahip olduğu üç apartman dairesine ve bir banka hesabına el kondu.

Münih Birinci Bölge Başsavcısı Anne Leiding, bilindiği kadarıyla yaptırımlar çerçevesinde ilk kez banka hesabı gibi varlıkların dondurulması dışında gayrimenkule el koyma yoluna gidildiğini belirtti. El koyulan banka hesabına üç daireden ayda toplam 3 bin 500 euro kira yattığı bildirildi. Üç dairede yaşayan kiracıların evlerde oturmayı sürdürebileceği, sadece kirayı ev sahibi yerine Münih İdare Mahkemesine ödeyecekleri kaydedildi.

Söz konusu Duma üyesinin, Rusya’nın Ukrayna’nın doğusundaki Luhansk ve Donetsk bölgelerindeki Rus yanlısı ayrılıkçı „halk cumhuriyetleri“ni tanıma yönünde oy kullandığı ve bu nedenle 23 Şubat tarihinden bu yana AB’nin yaptırımlar listesinde yer aldığı bildirildi.

dpa,AFP/BK,TY

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya doğal gaz tüketimini azaltmak istiyor

Almanya Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı Robert Habeck’in, Almanya’da doğal gaz tasarrufunu amaçlayan planlarının  ayrıntıları belli oldu.

Alman haber ajansı dpa’nın hükümete yakın çevrelerden aldığı bilgilere göre, Habeck, bu önlemlerle elektrik üretimi ve sanayii için kullanılan doğal gaz miktarını azaltmayı ve böylece gaz depolarının doluluk oranını artırmayı amaçlıyor. Söz konusu plan çerçevesinde federal hükümetin milyarlarca euro yatırım yapması gündemde.

Gaz tasarrufunu garanti altına almak amacıyla, Alman devletine bağlı kalkınma bankası KfW üzerinden 15 milyar euro değerinde kredi verilecek. Bu kredi ile, doğal gaz pazarından sorumlu şirket Trading Hub Europe, doğal gaz satın almak ve depoları doldurmak için likidite elde etmiş olacak.

Almanya Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı Robert Habeck
Robert HabeckFotoğraf: Tobias Schwarz/AFP

Gaz depolarının mevcut durumda hâlâ doldurulabildiğini ancak bunun maliyetinin yüksek olduğunu belirten Habeck, „Duruma göre yeni önlemler almayı sürdüreceğiz“ dedi.

„Kış zor geçebilir“ uyarısı

dpa’nın ulaştığı beş sayfalık rapora göre, „durumun ciddi“ olduğunu söyleyen Habeck, „Doğal gaz tüketimi daha da düşmeli ve böylece depolarda daha fazla gaz biriktirilmeli. Yoksa kışın gaz zar zor yetecek“ diye konuştu.

Bakan Habeck aynı zamanda bu yaz, doğal gaz tasarrufu yapan şirketlere bir çeşit teşvik pakedi planlıyor. Bu çerçevede, gaz tüketimini azaltan şirketlere belirli mali teşvikler sağlanacak ve aynı zamanda tüketilmeyen doğal gaz depolanmış olacak.

Almanya Ekonomi Bakanı Robert Habeck ve Katar Enerji Bakanı Saad Şarida el Kaabi
Almanya Ekonomi Bakanı Habeck, Katar Enerji Bakanı El Kaabi ile Katar’da bir araya gelmiştiFotoğraf: Bernd von Jutrczenka/dpa/picture alliance

„Tüketmekten sakındığımız her şey bir katkıdır“ diyen Habeck, içinde bulunulan sıkıntılı durum ve yüksek enerji fiyatlarının nedeninin doğrudan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş olduğunun altını çizdi. Habeck, „Putin’in bizleri güvensizleştirme, fiyatları artırma ve bizleri bölme stratejisi izlediği çok açıktır“ ifadelerini kullandı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte Almanya’da enerji güvenliği tartışması yeniden ivme kazanmış bulunuyor. Rus devletine bağlı doğal gaz şirketi Gazprom, son günlerde Almanya’ya doğal gaz sevkiyatını azalttı. Şirket söz konusu gelişmeye bir teknik tamiratı gerekçe gösterirken, Habeck ise Gazprom’un adımını „siyasi  motivasyona sahip“ olmakla suçladı.

Halihazırda ülkenin Rus gazından bağımsızlaşması yönünde çalışmalar yürüterek diplomatik girişimlerde bulunan Habeck, son aylarda Katar ile görüşmeler yürütmüştü.

 

dpa / BÜ,ET

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Sağ popülist AfD eş genel başkanlarını seçti

Sağ popülist Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin genel başkanlığına ilişkin oylamayı, Tino Chrupalla ve Alice Weidel kazandı.

Almanya’nın doğu eyaletlerinden Saksonya’nın Riesa kentinde düzenlenen parti kongresinde yapılan oylamada, Chrupalla oyların 53,4’ünü aldı. Chrupalla’nın karşısına „liberal-muhafazakar“ çizgi vaadi ile alternatif aday olarak çıkan, ılımlı yaklaşımıyla tanınan Norbert Kleinwächter ise oyların yüzde 36,3’ünü almayı başardı. Toplam 538 oyun 55’i her iki adaya karşı kullanılırken, bir delege ise çekimser kaldı.

Chrupalla’nın yanında eş başkan olarak görev yapacak olan kişiyi belirlemek üzere yapılan oylamayı ise AfD federal meclis grubu eş başkanlığını halihazırda Chrupalla ile birlikte sürdüren Alice Weidel kazandı. Oyların yüzde 67,3’ünü alan Weidel, şu ana kadar genel başkan yardımcılığı görevini yürütüyordu.

Kongrede Cuma günü yapılan tüzük değişikliğiyle birlikte, bugüne kadar eş genel başkanlık sistemiyle yönetilen partinin bundan böyle tek bir genel başkan tarafından da yönetilebileceğine karar verilmişti. Ancak AfD Cumartesi günü, bu seferlik iki genel başkan seçilmesine karar verdi.

Partinin Thüringen eyaletindeki lideri olan aşırı sağcı Björn Höcke tek lider kararını desteklemişti.

AfD ne yöne yelken açacak?

Pazar gününe kadar sürecek olan kongrede, 13 kişilik parti yönetimi de belirlenecek. Parti içerisindeki çatlakların giderek derinleştiği dönemde, seçilecek yönetim kurulunun, partinin gelecekteki yönelimi üzerinde belirleyici olması bekleniyor.

Partinin eski eş genel başkanlarından Jörg Meuthen, Ocak ayı sonunda partisinden istifa etmişti. Meuthen, AfD’yi giderek daha çok radikalleşmekle suçlamıştı. Meuthen partiden ayrıldığından bu yana Chrupalla partiyi tek başına yönetiyor.

AfD lideri: Dönercim bana oy verecek

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Ilımlı kanada mensup bazı AfD’li siyasetçiler, son dönemde yapılan eyalet seçimlerinde AfD’nin oy kaybına uğraması nedeniyle Chrupalla’yı açık biçimde eleştirmiş ve batı eyaletlerinde oy alamamakla suçlamıştı. Söz konusu siyasetçiler, „öfkeli vatandaş partisi“ imajından kurtulmak gerektiğini dile getirmişti. Chrupalla’ya ayrıca aşırı Rusya yanlısı olma eleştirisi de yöneltiliyor. AfD, son dönemde Alman hükümetinin koronavirüs salgınına yönelik aldığı tedbirlere karşı çıkmasının yanı sıra Ukrayna’ya Almanya’nın silah göndermesini de reddetmesiyle dikkati çekmişti.

Almanya iç istihbarat teşkilatı Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV, Verfassungsschutz) da, AfD’yi aşırı sağcı „şüpheli vaka“ olarak sınıflandırmak suretiyle izlemeye almıştı.

Chrupalla karşısında seçimi kaybeden Kleinwächter da kongrede yaptığı konuşmada „Biz aslında ülkemizdeki insanların çoğunluğunu temsil ediyoruz. Sadece bu insanların bundan henüz haberi yok ve onları bu konuda bilgilendirmemiz gerekiyor“ dedi.

Weidel ise kazandığı oylamadan önce yaptığı konuşmada, „bir muhalefet partisi olarak algılanmaları gerektiğini“ söyledi. AfD’nin geçmişte „daha rahat dönemler yaşadığının“ altını çizen Weidel, „Lütfen kamuoyu önündeki bu temelsiz suçlamalardan vazgeçelim“ diye konuştu.

Kongrede Cuma günü oylanan bir önerge kapsamında, delegelerin büyük çoğunluğu Almanya’da yeni nükleer santral inşa edilmesini destekleyen yönde oy kullandı. Kongrede aynı zamanda Avrupa, İslam ve Ukrayna savaşı ile ilgili önergelerin de oylamaya sunulması bekleniyor.

dpa,AFP/BÜ, JD

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da Rus savaş suçlarına soruşturma

Almanya’da Federal Emniyet Teşkilatı (BKA), Rusya’nın Ukrayna’da işlemiş olabileceği savaş suçlarına dair soruşturma yürütüldüğünü açıkladı. Soruşturmaların, eldeki yüzlerce delil çerçevesinde yürütüldüğü belirtildi.

Welt am Sonntag gazetesine konuşan BKA Başkanı Holger Münch, „Üç haneli bir rakama tekabül eden kanıt elimize geçmiş bulunuyor“ dedi. Münch, soruşturmaların hedefinde yalnızca savaş suçunu işleyen faillerin değil, aynı zamanda söz konusu suçların askeri ve siyasi sorumlularının da bulunduğunu vurguladı.

BKA’nın eldeki tüm delilleri değerlendirdiğini ve yeni delil toplamayı sürdürdüğünü kaydeden Münch, „Şu anda soruşturmalarımızın en zorlu kısmındayız. Karmaşık bir yapboz işi“ ifadelerini kullandı. Münch, „Açık hedefimiz, bu vahşi suçların sorumlularının kimliğini tespit etmek, fiillerini soruşturmalarımız vesilesiyle kanıtlamak ve onları hukuk önüne çıkarmaktır“ diye konuştu. Münch, „Böylece Ukrayna’da işlenen savaş suçlarından sorumlu olan kişilerin Almanya’da yargılanmaları için açılması olası davalara hazırlanıyoruz“ diye konuştu. BKA Başkanı, henüz sürecin çok başında olunduğunu da sözlerine ekledi.

Polizeiliche Kriminalstatistik 2021
Holger MünchFotoğraf: Wolfgang Kumm/picture alliance/dpa

Münch ayrıca başsavcılığın halihazırda tek bir soruşturma yürüttüğünü, dolayısıyla şüphelilere yönelik birden fazla soruşturmanın söz konusu olmadığını kaydetti.

Alman ceza hukuku, başka ülkelerde savaş suçu işleyenlerin Almanya’da yargılanmasını mümkün kılıyor.

BKA’nın kullandığı veriler arasında, Alman dış istihbaratı BND’nin elde ettiği materyal de bulunuyor. Bunlara Rus askerlerinin yaptıkları telsiz görüşmeleri de dahil.

Birleşmiş Milletler verilerine göre, Rus işgalinin başladığı 24 Şubat tarihinden bu yana, Ukrayna’da 4 bini aşkın sivil öldürüldü.

AFP,epd/BÜ, JD

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da doğal gaz tasarrufu tartışılıyor

Almanya’da elektrik, doğal gaz, su, telekomünikasyon, posta ve demiryollarından sorumlu Federal Ağ Ajansı (Bundesnetzagentur), Rusya’nın doğal gaz sevkiyatında yaşanan kısıtlamalar ile doğal gaz fiyatlarını yükseltme stratejisi izlediğini savundu. Ajans, Almanya’daki doğal gaz arzının mevcut durumuyla ilgili „ciddi“ değerlendirmesinde bulundu.

Ekonomi ve İklim Koruma Bakanlığı’na bağlı olan ajansın başkanı Klaus Müller, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, „Rusya günlerdir Almanya ve Avrupa’ya daha az doğal gaz sevk ediyor. Bununla bizi sarsmayı ve fiyatları yükseltmeyi planlıyorlar“ diye konuştu. Federal hükümetin bu yüzden Almanya’ya ek sıvı gaz sevkiyatı organize ettiğini de dile getiren Müller, „Kış için doğalgaz tasararrufu etmek hepimizin görevidir“ diye konuştu.

Almanya’daki gaz depolarının halihazırda yaklaşık yüzde 56,7 oranında dolu olduğu belirtiliyor.

Federal Ağ Ajansı’nın birkaç gün önce bulnuduğu, kiralık konutlarda minimum sıcaklık zorunluluğunun 20 dereceden 18 dereceye düşürülmesi önerisi, tartışmalara neden olmuştu. Hükümet ortaklarından Hür Demokrat Parti (FDP) Meclis Grubu Başkanı Christian Dürr, yasağa karşı çıkmış ve hükümetin gelecek kış doğal gaz kıtlığı yaşanmaması için büyük çaba sarf etmesi gerektiğini söylemişti.

Dev Alman sanayisi Rus gazına ne kadar bağımlı?

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Rus devletine bağlı doğalgaz şirketi Gazprom, Baltık Denizi’ndeki Kuzey Akım üzerinden gaz sevkiyatını son günlerde azaltmıştı. Gazprom buna birtakım teknik tamirat çalışmalarını gerekçe göstermişti. Federal Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı Robert Habeck, bunu „siyasi bir karar“ olarak nitelendirmişti.

Önemli oranda Rus doğalgazına bağımlı olan Almanya’da federal hükümet, ülkenin Rus enerjisine bağımlılığını mümkün olan en hızlı biçimde azaltmak için çaba sarf ediyor.

dpa,AFP/BÜ, JD

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Hukuk tanımayan Yunanistan’ın provokatif adımları

Kışkırtıcı adımlar atıyor, Doğu Akdeniz’de gerilimi tırmandırıyor. Agresif silahlanma yarışına giren Yunanistan, uluslararası arenada Türkiye karşıtı politikalarından vazgeçmiyor. Yunanistan, son dönemde hangi silahları aldı, neyi amaçlıyor?

Uluslararası hukuk hiçe sayıldı, Avrupa iflastan kurtardı. Halkın üzerindeki borç yükü katlandı.

Helen Cumhuriyeti ya da diğer bir deyişle Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan…

Avrupa Birliği’nin (AB) en fakir ülkeleri arasında ancak Atina yönetimi silahlanma için harcamalarını arttırıyor.

Ekonomisi daralsa da savunma harcamaları kesilmiyor. 2021’deki savunma harcaması NATO ülkeleri arasında Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın yüzde 3,82’sine denk geldi.

Atina’nın silahlanma yarışı

NATO ülkeleri içindeki en yüksek oran olarak kaydedildi. Savunma için ödediği meblağ 8 milyar dolara ulaştı. Bu paranın yüzde 38’i ekipman alımları içindi.

Yunanistan’ın silahlanma hırsı sadece uçaklar için 3,3 milyar euroya mal oldu. Fransa’dan 24 savaş uçağı aldı. 12’si Fransa Hava Kuvvetleri’nin 15 yıldır kullandığı jetlerdi.

ABD ile de anlaşmalar yapıldı. F-35 savaş uçakları gündeme geldi.

Yunanistan silah tüccarları için rekabet sahasına döndü.

„Fransa, ABD’den intikam almak için Yunanistan’a jetleri sattı“

Emekli Tuğgeneral Fahri Erenel konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

„Aslında Fransa bu iş birliğini Avusturalya’ya biliyorsunuz bir denizaltı satarken Amerikan’nın devreye girmesi ile denizaltı satışının iptal edilmesi üzerine bir nevi Amerika’dan intikam almak amaçlı yaptığı bir hamleydi bu. Fransa’nın Rafale uçaklarını satmak ve bu da aslında Amerika ile Fransa arasındaki mücadelenin Yunanistan üzerinden sürdürülmesi şeklindeydi. Bunu Amerika’nın hazmedeceğini düşünmüyorum.“

Atina yönetiminin Egedeki planı sır değil…

Türkiye’yi kıyılara hapsetmek istiyor.

Maksimalist politikalarından vazgeçmiyor. „Megali İdea“ gibi hayali düşünceleri var.

Yunan tacizine Ege’de sürekli yenileri ekleniyor. 1996’da Kardak kayalıklarında yaşanan kriz iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi.

Denizde ve havada it dalaşları devam ediyor.

„Yunan uçakları 27 Nisan’da hava sahamızı ihlal etti“

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, „Yunan uçakları 27 Nisan’da ana karamıza gelerek Datça, Didim, Dalaman’da hava sahamızı ihlal etti. Siz o kadar kilometre uzaktan, Yunanistan’ın ana karasından, Türkiye’nin ana karasına gelip hava sahamızı ihlal edeceksiniz, bundan sonra bizim ne yapmamızı bekliyorsunuz? Bunların radar görüntüleri var, müttefik ülkelerle de paylaştık. Biz de 28 Nisan’da bunların karşılığını verdik.“ açıklamasını yaptı.

Fahri Erenel, „Yunanistan’ın 5 deniz projesi vardır bu 5 deniz projesini Megali İdea ile birleştirerek hayata geçirmek istemektedirler. Bunun başında da Türkiye asla ve asla Ege Denizi içine sokmama yer almaktadır. Yunanistan aslında bu silahlanmaya kaynak ayırırken ABD, AB özellikle Fransa gibi ülkelerin koruması altında bu faaliyetlerini sürdürmektedir.“ dedi.

Yunanistan, Türkiye’nin savunma projelerinden endişe duyuyor

Savunma sanayinde devrim gerçekleştiren Türkiye’de yerlilik oranı yüzde 20’den yüzde 80’lere ulaşırken 750’nin üzerinde projede de çalışmalar sürüyor.

Türkiye’nin gururu İHA ve SİHA’lar dünyanın farklı coğrafyalarında görev yapıyor.

Yunanistan ise ABD ve İsrail yapımı SİHA’ları kullanıyor.

Bu durum Yunanistan’ı da endişelendiriyor.

Fahri Erenel, „S-400’lerin Rusya’dan alınması Bora gibi füze sistemleri ve füze teknolojisindeki gelişmeler şu anda denizaltı sistemleri Piri Reis ve serisi olan denizaltıların, Anadolu amfibi uçak gemisi Trakya’nın şu anda kızağa konulmuş olması ve Türkiye’nin özellikle daha kısa mevzili boyutu olan denizaltılar sürat tekneleri,süratli insansız fiberglas botlar konusunda çok ileri gitmiş olması Yunanistan’ı ciddi şekilde endişelendirmektedir.“ şeklinde konuştu.

Yunanistan’ın Türkiye korkusu

Üstelik endişe bununla da sınırlı değil.

Türkiye’nin ithal ettiği savunma sistemleri de Yunanistan’ın yakın takibinde. Engel olmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Fahri Erenel, „F-16 ları vermeyelim diye Amerikan temsilciler meclisine, denizaltılar konusunda işbirliği motor konusunda yaptığımız Almanya’ya da Scholz’a da Türkiye ile denizaltı konusunda ortak üretimin kesilmesi konusunda baskı yapıyorlar. Çünkü bu ikisi devam ettiği takdirde Türkiye bariz bir şekilde üstünlük elde etmiş olacak.“ dedi.

Yunanistan terör örgütlerine yuva oldu

Yunanistan’ın Türkiye nefreti bitmedi. Terör örgütlerine yuva oldu.

Kamplarda terörist yetiştirilmesine imkan sağladı.

Türkiye ve Yunanistan arasında hep gerginlik vardı. Ancak bugüne kadar savaş olmadı.

Türkiye Yunanistan kara sınırı Meriç nehri boyunca uzanan söz konusu kara sınırının Yunan tarafında daha önce göçmenlerin geçmesini engellemek için oluşturulan 40 kilometrelik demir çit, 120 kilometreye çıkarılacak.

Mavi Vatan’da Türkiye’nin olmadığı bir denklem mümkün değil

Yunan basınındaki iddialara bakıldığındaysa son dönemdeki atılan provokatif adımlar Yunanistan’da devam ediyor. Zira bu demir çitin hemen ön cephesinde 7 metre derinlikte ve 32 metre genişlikte toplamda 135 kilometrelik bir hendek kazıldığı iddia ediliyor ve söz konusu hendeğin 2010 yılında kazılmaya başlandığı söyleniyor. Aynı zamanda bu hendeklerin Türk tanklarının Yunanistan tarafına geçmesine engel olacağı iddiasında bulunuluyor.

Atina yönetimi Akdeniz’de Türkiye karşıtı bir ittifak oluşturma girişimi içinde. Ancak bunun pratikte karşılığı yok.

Zira Mavi Vatan’da Türkiyesiz bir denklem mümkün değil.

Hüseyin Günay / TRT Haber
https://www.trthaber.com/haber/gundem/hukuk-tanimayan-yunanistanin-provokatif-adimlari-688801.html

Kamera: Mustafa Oğuz
Kurgu: Kaan Alp Atasoy