İnsanoğlu, yaratılırken, geçici yaşayacağı bu madde Dünya´sında, varlığını sürdürmesi için; Yüce Allah, ona kıyafet giydirir.Yani bedenin içine yerleştirir ruhumunu. Ruh manevi Dünya´da yaşar. Kıyafetimiz olan vücut ise, madde Dünya´sında sürdürür rolünü.

Madde Dünya´sındaki varlığımızı ise, Yaradan tarafından, bize lütfedilen beş duyu organını kullanarak sürdürebiliriz. Bunlardan, bir veya bir kaçı eksik olanlarda vardır. Bu taktiri İlahi´dir.

Yaratılanlara bakınca görür, beyne giden sinyallerle idrak ederiz. Şekil, renk, cins, karanlık, aydınlık, güzel, çirkin v.b. bir çok özelliği ayırt edebiliriz. Havayı göremiyorum desekte hissederiz. Oysa hiç düşünmeyiz havayı görebilseydik, başka hiçbir şeyi göremeyeceğimizi.

Havanın diğer görevi ise, ses titreşimini; duyma organımız olan kulaklarla buluşturmaktır. Kuş sesi, annemin sesi, babamın sesi, çocuk sesi, su sesi, gök gürültüsü, v.b. birçok sesi ayırt ederiz hiç uğraşmadan.

Dilimizle bir milyondan fazla tadı alırız. Tadına baktığımız şeyleri, severiz veya sevmeyiz. Dil, beğendim veya beğenmedim demez. Burada da dil vasıta, karar beynimizindir.

Burnumuzla yine bir milyondan fazla kokuyu ayırt edebiliriz. Tahammül edemediğimiz kokulara, kimi zaman burnumuzu kapatırız, kaçarız hemen oracıktan. Kimi zaman da duyduğumuz koku beynimizi uyarır, maziyi hatırlarız, arkasından gelen bir tebessüm veya üzüntü. Burun da görevini yapmış; beyin sonuca ulaşmıştır.

Dokunuruz, sıcak, soğuk, sert, yumuşak, pürüzlü, pürüzsüz gibi birçok şeyide, derimizi vasıta kılarız algılamamızda.

Bu beş duyu organı; madde Dünya´sında her an kullandıklarımızdır. Kendimiz gibi yaratılmışlarla bütünleşmemizi sağlayan eşsiz değerlerimizdir.

Hiçbir zaman, yiyeceğe bakıp bu tuzlu demeyiz. Gözlerimizi kapatıp, önümüze koyulan şeyin rengini dokunarak bilemeyiz. Kulaklarımızı tıkayıp, dilimizi dışarı çıkararak duyamayız. Yani her duyu organını, neyi algılamak istersek, onun için kullanarak mümkün olur sonuca ulaşmamız. Ve bunun için ekstra çaba harcamayız. Çünkü herseyi otomatik olarak yaparız. İşte bu otomatik yapmaya alıştıklarımızla, mantığımızı devreye sokmadan direk, Yaradanı asla bulamayız, algılayamayız. Onu direk görmemiz mümkün degildir. Çünkü O yaratılmamıştır. Yaratılanların dışındadır O. Aklımızın ermediği başka bir boyuttadır.

Aynı algılama sistemleri hayvanlarda da bulunur. Kiminde daha kuvvetli, kiminde daha zayıf. Şahin bizden daha iyi görüyor diye hükmedemez Insanoğluna. Tıpkı bir köpeğin, bizden daha iyi koku alıyor diye hükmedemediği gibi.

Bizi diğer yaratılanlardan ayıran ise akıldır. Kimsenin aklı, birbirine denk değildir. Fiziki görünüşlerimizin farklı olduğu gibi. Her kişinin değişik olan kabiliyetini; aklı şekillendirir. Oysa karşımızdaki kişinin aklını da bu beş duyu organıyla algılayamayız. Hiç kimse, hiç bir zaman, işe alacağı personel adayına; Aklını çıkarda bir bakayım, bir koklayayım, bir dokunayım ki ona göre, seni işe alıp almayacağıma karar vereceğim demez. Çünkü bilir ki aklı gösteren göz değildir. Hareketler, tavırlar, karşılaşılan problemlerdeki çözümler sonucundan alınacak kararlar. V.b. Karşımızdaki kişinin tüm bu hareketlerinin yansıması, beynimizde değerlendirme süzgecinden geçtikten sonra, o şahıs için akıllı ve değil kararını veririz.

İnsanı, insan yapan diğer en büyük özellik ise kalbimizdir. Yani vücudumuzun icine yerleştirilmiş Ruhumuzdur. Benim ruhum seninkinden daha kısa veya uzun demekte mümkün değildir. Seviniriz, güleriz, neşeleniriz, ağlarız, kızarız, nefret ederiz, kıskanırız, v.b. birçok duygudur ruhumuzu anlatan, bizi biz yapan. Bunların hiçbirini 5 duyu organıyla algılayamayız. Karşımızdaki kişinin yüzüne yansıyan mimiklerle, anlarız aklımızı kullanarak. Gülen birini görürsek, Mutlu, neseli, sevecen gibi terimleri akıl süzgecinden geçirip, dile getirebiliriz. Kötülük yapan birinin, kinini ve acımasızlığını; yüzündeki başka bir yansımayla algılar, akılla değerlendirir, kalbimizle hissederiz. Bu örneklerin milyonlarcasını verebiliriz.

Yani direk göremediğimiz, ancak yansımalarla karar verip sonuca ulaştığımız, o kadar çok şey vardır ki. Saymakla bitiremeyiz. Hiçbirini de inkar etmeyiz. Mesela; istek, azim, sevinç, düşünce, kin, nefret, aşk, sevgi, annelik duygusu yoktur, demeyiz. Çünkü yansımaları bunları bize anlatır. Hemde öyle güzel anlatır ki kafamızda bir tek soru işareti bile olmaz.

Evrende her yaratılmış canlı veya cansız maddeler, fizik, kimya, biyoloji, matematik, kuantum fiziği, gibi bir çok bilimle yoğrulmuş, düzenlenmiş, sistemler içinde sistemler kurulmuş, kusursuzlaştırılmıştır. Hiçbir şey yoktur ki gelişi güzel olsun. Yağmur yağacaksa, bulut olacak. Gece olacaksa güneş batacak. Kuş yumurtlamazsa civciv çıkmaz. Kalp atmazsa, vücut yaşamaz. Tek tek saymaya kalksak; haberdar olduklarımızı bile saymakla bitiremeyiz. Birde keşfedilmeyenler var. Evrenin büyüklüğü içinde bir toz parçası olan Dünya`nın içinde de kendimizin bir toz parçasi olduğumuzu unuturuz. Yer yüzündeki kum tanesinden daha çok yıldızın olduğu bir Evreni, aklımızda bir sınır çizip algılamamız bile mümkün değil. Sonsuz deyip, bir kelime kabuğunun içine sokarak rahatlarız. Çünkü beyin yorgun düşmüş, bir kabuğun içine girmek istemiştir. Sınırsız evrende, sınırlı düşünme kabileyetiyle, yaratılmıştır Insan.

Trafik kuralları olmasa ne olur? Spor müsabakalarında, kurallar olmasa ne olur? Her devlet, neden kendine göre kanunlar koymuş. Bu kanun ve kuralların hiçbirine; kendiliğinden koyulmuş demez insan. Düzen sağlamak icin koyulmuş bu kuralların insanlar tarafından koyulduğunu bilir. Ve kabullenir. İtiraz edebilir, ama inkar etmez. Bu kurallar kendiliğinden olmuştur demez. Çünkü Gülünç duruma düşeceğini bilir. Araba bir canlı olmamasına rağmen kendi oluşmuştur demez. Bir tek kıl tanesini bile can vermemiz mümkün değildir. Küfre düşenler, herşey kendiliğinden olmuştur der. Çünkü gerçekleri algılayamazlar.

Maddelerden oluşan Evrenin düzenini sağlayan kurallar bütününü görmezlikten gelemeyiz. Bu nedenle, Yaradanının Kudretini, Rahmetini, Büyüklüğünü, algılamakta hiç zorlanmayız. Çünkü yaratılmış olan her şey de Allah´ın büyüklüğünün yansımasıdır. Bu yansımayı, akıl süzgecinden geçirip, Kalbimize indirmeye başladığımızda, kalp gözümüzü açmaya başlarız. Açtıkça Yaradanı görürüz. Gördükçe hayran oluruz. Hayran oldukça severiz. Sevdikçe şükrederiz. Şükrettikçe anarız. Andıkça daha önce görmüyorum dediğimiz, Yüce Allah´ı yarattığı herşeyde görür, hisseder ve huzurlu yaşarız. Yaşam bitecek diye korkmayız. Çünkü biliriz ki, Yasam bittince Yüce Allah´a kavuşacağız. Bize, Rabbimiz tarafından vaad edilenlerin yansıması ise bu Dünya´da deriz. Bu Dünya´ya kanmayız. Aynada baktığımızda güzellikten dolayı aynayı sevmeyiz. Ayna (Dünya) yansıtandır. Bunu anlayınca asıl Dünya olan ve ne zaman başlayacağını bilmediğimiz Ahiret Hayatı için göç hazırlıklarına başlarız. Allah’ ın emir ve yasaklarına uyarız. Mevsimlerde, her madde de, her canlıda, her zamanda, mekanda sadece o an vardır. O an da başlamış ve bitmiştir. Yeni başlangıçlar, bitmişlerle başlar. Okul biter, iş hayatı başlar. Yaz biter, Sonbahar başlar. Kendimizden uzak gördüğümüz Ölüm geldiğinde ise, yaşam bitmiştir. Ölüm ise son değil, yeni bir başlangıçtır.

Levent Kurt

Tavsiye Edilen Yazılar