Almanya’da enflasyon yüzde 10’ları gördü ve tarihi zirveye çıktı. Ancak Almanlar 100 yıl önce milyonlarca marka bir paket tereyağı alabildikleri hiperenflasyonu da tanımıştı.

Weimar Cumhuriyeti’nde (1918-1933) kaydedilen hiperenflasyon Almanya tarihindeki en büyük ekonomik krizlerden biri olarak kabul edilir. Ülkeyi hiperenflasyon sürecine götüren süreç ise 1923 yılında I. Dünya Savaşı sonrası imzalanan Versay Barış Antlaşması ile başladı. Almanya, Fransa’nın savaş tazminatı talepleri ile karşı karşıya kalmıştı.

Ancak hiperenflasyonun başlıca nedeni bu değildi. Ekonomist ve „Totentanz – 1923 und seine Folgen“ (Ölüm Dansı – 1923 ve Sonuçları) kitabının yazarı Jutta Hoffritz DW’ye verdiği röportajda sorumluluğun doğrudan Weimar hükümetinde olduğunu belirtiyor.

Savaş sonrası kurulan Weimar Cumhuriyeti hükümetinin tazminat ödemelerinde gecikmesi nedeniyle galip güçlerin Ruhr bölgesinde çıkarılan kömüre el koyduklarını hatırlatan Hoffritz, o dönemde halkın da pasif direniş gösterdiğini ve madencilerin greve gidip kömür üretimini durdurduğunu belirtiyor. İşte tam bu sırada Berlin hükümetinin, „vatansever“ grevcilere ücretlerinin bir kısmını ödeyebilmek için para basmaya başladıklarını aktaran Hoffritz, bu adımın para birimindeki değer kaybını körüklediğini belirtiyor. Hoffritz, „Almanlar sırf Fransızların kömür ve çeliklerini almasını istemedikleri için en önemli üretimlerini kıstılar ve ‚tamam, o zaman hiçbir şey üretmeyeceğiz‘ demeyi tercih ettiler“ diye konuşuyor.

Merkez Bankası grev yapan işçileri desteklemek için para basmaya başlayınca fiyatlar yükseldi.

Jutta Hoffritz, „Enflasyonun olduğu yerde para politikası da çok gevşek işler“ diye ekliyor.

Piyasada paranın çok, emtianın az olması durumunda paranın değeri düşer. Üstelik Alman parasının değeri I. Dünya Savaşı’nda da, savaşı finanse etmek için para basılması nedeniyle keskin bir düşüş kaydetmişti.

Hiperenflasyonun Alman halkı üzerinde yıkıcı etkisi oldu. Fiyatlar hızla yükseldi ve örneğin bir ekmek kısa sürede yüz milyonlarca Reichsmark’a satılmaya başladı.

Hoffritz kitabında, ünlü Alman sanatçı Käthe Kollwitz’in 1923 yılında kiraya verdiği odasında bile patates depolamaya başladığını anlatıyor. Çünkü patatesin fiyatı sürekli artıyordu ve kağıt paradan farklı olarak yenebiliyordu. Kollwitz’in anlattıklarına göre, alt kattaki kiracının kapıdan girip, odasındaki yatağa ulaşması için sadece dar bir koridor kalmıştı.

Para birimi reformu rahatlattı

Merkez bankası Reichsbank bu durumla başa çıkabilmek için giderek daha fazla banknot basmaya başladı. Hoffritz, „Devlet matbaası Reichsdruckerei 1923’te savaş öncesine kıyasla üç kat daha fazla çalışan istihdam ediyordu ve Almanya’daki matbaaların neredeyse tamamı para basmak için Reichsbank’ın hizmetine girmişti“ diyor. Aynı şekilde kağıt işleme endüstrisinin neredeyse tamamen yeni banknotlar basmakla meşgul olduğunu da aktarıyor.

Ancak Reichsbank’ta yönetim değişti ve para birimi reformu yapıldı. Devlet matbaasının para basmaktan vazgeçmesi durumu bir miktar rahatlattı.

Ayrıca Roggen Mark (Çavdar markı) olarak tanımlanan, kısmen tarım arazileriyle desteklenen alternatif para birimi de piyasaya sürüldü. Hoffritz, söz konusu para birimi ile halkın güvenini geri kazanılmasının amaçlandığını söylüyor.

Hoffritz’e göre bu alternatif para biriminin başarılı olması bir yanılsamaya bağlı olarak gerçekleşti. Şöyle ki, kimse çavdar markıyla bankaya gidip toprak karşılığında senet bozduramazdı. Ve kimse bunu da yapmaya çalışmadığı için sihir devam etti; Para birimi sabit kaldı ve bu yeni birim bir ödeme aracı olarak kabul edildi.

Peki ya günümüzdeki enflasyon?

Hoffritz, DW’ye yaptığı açıklamada bugünkü durumun farklı olduğunu söylüyor. Ancak Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırı savaşına atıfta bulunarak bazı benzer hususların bulunduğunu, „Yüksek enflasyonun ve hatta hiperenflasyonun genellikle savaş zamanlarıyla bir ilgisi vardır“ sözleriyle ifade ediyor. Savaş nedeniyle, bir zamanların başlıca enerji kaynağı olarak kabul edilen kömürün yerini son zamanlarda alan doğal gaz tedarikinde yaşanan sıkıntıya vurgu yapan Hoffritz, „Neyse ki şu anda kendimiz bu savaşın içinde değiliz, ancak doğal gaz tedarikimiz işlemediği için ikincil olarak zarar görüyoruz“ diyor.

Ekonomist Hoffritz, ayrıca Avrupa Merkez Bankası’nın da yıllardır gevşek bir para politikası izlediğini vurgulayarak bunların enflasyonun artmasına olanak sağladığını kaydediyor.

Ancak Hoffritz’e göre o dönemlerle bugünü kıyaslamak çok doğru değil. „Bugün yüksek enflasyondan bahsediyoruz, hayatım boyunca hiç olmadığı kadar yüksek bir enflasyon söz konusu: Yüzde 10. Bu çok fazla, ama 1923’te ise hiperenflasyondan bahsediyorduk. Bunlar çok farklı olgular“ diyor.

1923’te hiperenflasyon vardı – ya bugün?

Şu anda fiyatlar bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10 oranında artmış durumda.

Hiperenflasyonda ise fiyat artışları daha keskindir. Fiyatlar her ay en az yüzde 50 oranında artar. Örneğin Kasım ayında 3 euro olan ekmeğin fiyatı hiperenflasyonda Aralık’ta 4,50 euronun üzerine çıkar.

Hoffritz şu sıralarda çok sayıda okurunun aile büyüklerinden kalan 1 ya da 2 milyonluk eski banknotları kendisine yolladığını belirterek, „Çocukken tavan arasında buldukları bir tomar kağıt para ile beş dakikalığına kendilerini zengin hisseden insanlardan pek çok hikaye dinliyorum. Büyükbabamın gizli hazinesini buldum diye düşünüyorlar“ diyor.

Ancak Hoffritz bunun sadece bir yanılgı olduğunu belirtiyor: „Sonra büyükannem geliyor ve diyor ki, evet, 1923’ten kalan tam olarak bu. Ve o zamanlar bununla sadece bir paket tereyağı bile alamazdık.“

DW Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/alman-ekonomisi-hiperenflasyondan-yüzde-10-enflasyona/a-64270997

Empfohlene Beiträge