Araştırma: Sığınmacılar istihdam piyasasına uyum sağladı

Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü’ne (DIW) bağlı danışmanlık şirketi DIW Econ ile „Tent Partnership for Refugees“ adlı mülteci örgütü tarafından ortaklaşa yapılan bir araştırmaya göre, Almanya’dasığınmacıların  istihdam piyasasına entegrasyonunda olumlu sonuçlar elde edildi.

Araştırmaya göre, sığınmacı istihdam eden Alman firmalarının üçte ikisi olumlu tecrübeye sahip olduklarını aktarırken, on firmadan dokuzu ise sığınmacı istihdam etmeye devam edeceklerini bildirdi. Firmalar bu kararlarına, ekonomik ve sosyal avantajlarını gerekçe gösterdi.

Araştırmada, 2015-2021 yılları arasında Almanya’ya sığınan göçmenleri istihdam eden orta ve büyük ölçekli yüz firmanın görüşlerine başvuruldu. Firmaların üçte ikisinin Almanya’da „mülteci krizi“ olarak anılan 2015 yılından sonra sığınmacı istihdam etmeye başlandığı bildirildi. Birçok firma, sığınmacıların istihdam edilmesine „olumlu toplumsal etkileri“ neden gösterdi. Araştırmanın sonuçlarına göre, firmaların yüzde 80’i bu karar sayesinde „işveren olarak çekiciliklerinin“ arttığını bildirirken yüzde 56’sı ise bu sayede çalışanların işyeri ile kurduğu aidiyet hissinin güçlendiğini açıkladı.

Araştırmanın sonuçlarına göre, firmalar sığınmacı istihdamından ekonomik olarak da fayda sağladı. Firmaların yüzde 60’ı bu sayede uluslararası piyasalarda daha başarılı şekilde faaliyet gösterdiklerini belirtirken, bunu artan yenileşim gücü, iyileşen karar süreçleri ve çeşitlilik ile gerekçelendirdi. Firmaların yüzde 61’i yaratıcılığın da arttığını belirterek sorunların çözümünde sığınmacıların daha farklı bakış açılarına sahip olduğunu belirtti.

Firmalar, sığınmacıların istihdamında karşılaşılan sorunlara ise lisan bilgisindeki yetersizliği, yabancı diplomaların tanınmasındaki zorlukları ve bürokratik engelleri örnek gösterdi. Ancak firmaların yüzde 88’i, 2022 yılında yeni sığınmacıları istihdam etme konusunda kararlı olduklarını açıkladı.

DIW Yönetim Kurulu Üyesi Alexander Kritikos, „Sığınmacılar Almanya istihdam piyasası için büyük bir potansiyel“ diye konuştu. Tent örgütünün Almanya Başkanı Andreas Wolter ise Afganistan veUkrayna’dan gelen sığınmacılarla  ilgili olarak firmalarda ve kamusal alanda destek programlarının güçlendirilmesini talep etti.

2015’de Almanya’ya yaklaşık 890 bin sığınmacı gelmişti.

KNA,DW / BÖ,ET

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Avrupa maske ile vedalaşıyor

Avrupa’da bahar ayları ile birlikte koronavirüs vaka sayıları azalmaya devam ederken Avrupa ülkeleri de korona önlemlerinde gevşetmeye gidiyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) bir süre önce açıkladığı havayolu ulaşımında maske zorunluluğunun kaldırılmasına yönelik uygulama Pazartesi günü yürürlüğe girdi. Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA) ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) yetkilileri bir süre önce yaptıkları açıklama  ile havalimanı ve uçuşlarda maske zorunluluğunun 16 Mayıs’tan itibaren kaldırılacağını duyurmuştu. Ancak zorunlu olmamakla birlikte yolcuların maske takması hâlâ tavsiye ediliyor. Almanya hava sahasında ise uçuşlarda maske zorunluluğu devam edecek. Almanya Sağlık Bakanlığı, Almanya’daki uçaklarda maske zorunluluğunun süreceğini açıkladı. Almanya’da otobüs ve tren yolculuklarında da maske takma mecburiyeti sürüyor.

Avusturya’da ise koronavirüs ile bağlantılı tüm seyahat kısıtlamaları yürürlükten kaldırıldı. Hükümetten yapılan açıklamada, yeni bir virüs varyantının ortaya çıkması halinde test, kayıt ve karantina zorunluluğunun yeniden yürürlüğe girebileceği belirtildi. Avusturya’da seyahatlerde „3G şartı“ olarak bilinen aşılı, iyileşmiş olma veya negatif test ibraz etme şartı aranıyordu.

Koronavirüs pandemisi döneminde Fransa'nın Cannes kentinde bir belediye otobüsünde yolculuk yapanlar - (30.04..2020)
Arşiv – Salgın döneminde Fransa’nın Cannes kentinde bir belediye otobüsünde yolculuk yapanlar – (30.04..2020)Fotoğraf: Reuters/E. Gaillard

Fransa’da otobüs ve trenlerde maske zorunluluğu kalktı

Koronavirüs önlemlerinin gevşetildiği Fransa’da da otobüs ve trenlerde maske zorunluluğu kaldırıldı. Bu kararla birlikte ülkede sadece huzurevleri ve hastanelerde maske takma zorunluluğu devam ediyor. Buralara girişte ziyaretçiler aşılı ya da iyileşmiş olduklarını veya negatif test sonucunu ibraz etmek zorunda.

Fransa Sağlık Bakanı Olivier Veran, maske zorunluluğunun gevşetilmesi ile ilgili olarak, „Bu bizim kısıtlamaları kaldırma stratejimiz ile örtüşüyor“ dedi. Bakan Veran, „Beşinci dalgayı henüz tamamen arkamızda bırakmış olmasak da durumda iyileşme gözlemliyoruz“ ifadesini kullandı.

Fransa’da Salı günü uluslararası bir organizasyon olan, dünyaca ünlü Cannes Film Festivali başlayacak. Festivalde de maske zorunluluğunun uygulanmayacağı bildirildi.

Geçtiğimiz aylarda birçok Avrupa ülkesi iç mekanlarda maske takma zorunluluğunu kaldırmış, yalnızca hastaneler, huzurevleri, tren ve otobüslerde maske takma zorunluluğuna devam edilmişti.

 

AFP / BÖ,ET

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Dünya için Ekmek’ten Hindistan’a destek

Almanya merkezli insani yardım örgütü Dünya İçin Ekmek, G7 ülkelerinin Hindistan’ın buğday ihracatı yasağına yönelik eleştirilerini kabul edilemez olarak nitelendirdi.

Yardım örgütünün Dünya Gıda Sorumlusu Francisco Mari, Tageszeitung gazetesine yaptığı açıklamada, „Hindistan hükümeti ihracatı durdurarak kendi ülkesindeki açlığı önlemek istiyorsa, bu konuda haklıdır“ dedi.

Mari, aksi takdirde hükümetin çiftçilerden satın alarak 500 milyon yoksul Hintli’ye sağladığı sübvansiyonlu buğday tedariğinde kısıtlamaya gitmek zorunda kalabileceğini ifade etti.

Hindistan’da ihracatçılar dünya piyasa fiyatlarındaki aşırı artış nedeniyle çiftçilerden tahılları hükümetin belirlediği fiyatın üzerinde satın alıyorlar.

Mari söz konusu uygulamanın doğru olmadığnı belirterek, tepkisini, „Bu, Hindistan’ın dünya pazarına bağımlı olmamak için son 10-15 yılda inşa ettiği çok hassas sistemi tehlikeye atıyor“ sözleriyle dile getirdi. Hindistan hükümetinin sabit fiyat uygulaması nedeniyle birçok çiftçinin buğday yetiştiriciliğinden vazgeçmediğini vurgulayan Mari, Hindistan’ı bu konuda eleştiren Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir’e de tepki gösterdi.

„G7, örneğin daha az tahılı enerjiye ya da hayvan yemine dönüştürerek milyonlarca ton ek buğday sağlayabilirdi“ diye konuşan Mari, şu anda Almanya’da buğdayın yüzde 80’inin „tabakta değil, depoda ya da hayvan yemliklerinde bulunduğu“ eleştirisini getirdi.

Francisco Mari ayrıca Alman hükümetine çağrıda bulunarak, „Federal Hükümet, Almanya’nın buğday tüketimini nasıl azaltabileceğine bakmalı“ ifadesini kullandı.

Hintli bir tarım işçisi
Hintli bir tarım işçisiFotoğraf: Channi Anand/AP Photo/picture alliance

G7’ye Rusya çağrısı

Verdiği röportajda G7 ülkelerine de seslenen Mari, „G7’nin, yaptırımlara rağmen Rusya’nın tahıl ihraç etmeyi sürdürmesi ve bunun kalıcı olması gerektiğini bir kez daha belirtmesi gerekir“ diyerek bu tür sinyallerin piyasada yeterince ürün bulunmasına yol açacağı için fiyatları da düşürebileceğini kaydetti.

Buu yıl rekor düzeyde tahıl hasadı beklediğini açıklayan Rusya, Ukrayna savaşından önce de Ukrayna’dan daha fazla buğday ihraç ediyordu.

Öte yandan Mari, Tunus ve Mısır gibi ülkelere acil ve bürokrasi engeli olmadan yardım edilmesi çağırısında bulundu. Tunus’un yüzde 45, Mısır’ın ise yüzde 35 oranında kalori gereksinimlerini buğday ihracatıyla temin ettiklerine vurgu yapan Mari, „Bu durumda Uluslararası Para Fonu‘nun, etkilenen devletlere temel gıdalara yönelik sübvansiyonlarını azaltması şartını getirmesi ölümcül bir durum“ dedi. Uzman, IMF’nin bu taleplerine Federal Hükümet‘in karşı çıkması gerektinin de altını çizdi.

 

KNA / TY,ET

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Esnaf enflasyonu nasıl hissediyor?

Son aylarda hızla artan enflasyonla beraber esnaf, sokaktaki ekonomik hareketin de ciddi oranda etkilendiğini belirtiyor. Buna göre artan girdi maliyetleri işletme süreçlerini zorlarken düşen alım gücü ile birlikte vatandaşın alışveriş alışkanlıkları da zorunlu olarak değişiyor. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan nisan ayı verilerine göre tüketici enflasyonu yıllık bazda yüzde 69.97’ye yükselmişti. Aynı dönemde üretici enflasyonunda yıllık artış ise yüzde 121.82 olarak açıklandı. Üretici enflasyonundaki aşırı artışın önümüzdeki aylarda tüketici enflasyonunda da kendisini göstermesi bekleniyor.

İstanbul esnafı maliyetlerin artmasından şikayetçi
İstanbul esnafı maliyetlerin artmasından şikayetçi Fotoğraf: Emre Eser/DW

DW Türkçe’ye konuşan esnaflar da maliyetlerdeki artışın ve vatandaşın alım gücündeki düşüşün kendini her geçen gün daha fazla hissettirdiğini söylüyor.

Enflasyondaki yükseliş neden durdurulamıyor?

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Bayrampaşa’da kebap dükkânı işleten 50 yaşındaki Remzi Dündar, geçen yıl 70 liraya aldığı etin bu yıl 150 liraya, 30 liraya aldığı kuyruk yağının 120 liraya, 4 liraya aldığı domatesin bu yıl 20 liraya, 100 liraya aldığı tüpün 280 liraya çıktığını ayrıca aylık 700 lira gelen elektrik faturasının da 1500 liraya çıktığını belirtiyor. Dündar, bu süreçte süt ürünlerinin 3 kat fiyat artışı yaşadığını dükkânda kullanılan bütün malzemelerde neredeyse haftalık maliyet artışı ile karşılaştığını belirtiyor.

Bayrampaşa'da kebap dükkanı işleten Remzi Dündar
Bayrampaşa’da kebap dükkanı işleten Remzi Dündar Fotoğraf: Emre Eser/DW

Aksaray’da 10 yıldır bakkal dükkânı işleten Recai Onay da artan girdi maliyetleri ve sürekli zamlanan fiyatlar yüzünden yakın döneme kadar açık tuttuğu manav tezgahını kaldırdığı söylüyor. Domates, salatalık ve yeşillik ürünlerinde çok hızlı fiyat artışları yaşandığını vurgulayan Onay, bölgedeki her bakkalın aynı zamanda manav tezgahının da bulunduğunu ama kısa süre önce tüm esnafın bundan vazgeçmeye başladığını anlatıyor.

Sucuk, salam, kaşar peyniri, tereyağı ve zeytin gibi ürünlerin son bir yılda yüzde 150’den fazla zamlandığını dile getiren Onay, „Bu durum bizim bütün işleyişimizi bozdu. Önceden etrafta çalışan bütün çalışanlar benden kahvaltılık alırdı. Zaten buradaki bakkalların çoğu böyle çalışıyor. İşleyişimizin önemli bölümü sabah olurdu. Yani kahvaltılık ürünlerinde artık günlük zamlar yaşanmaya başladı. Biz bu zamları kısmen uyguladık. Daha sonra müşteriler ayağını çekmeye başladı. Şimdi herkes evden getiriyor kahvaltılığını. Pahalı olduğu için bizden almıyorlar. Günde 100 kişiye kahvaltılık satıyordum belki şimdi bunun yarısına bile ulaşmak imkânsız“ ifadelerini kullanıyor.

Zeytinburnu-Topkapı hattında minibüs işletmeciliği yapan Sezgin Özkurt ise akaryakıt giderlerine dikkat çekiyor. Enflasyonun çok üzerinde bir maliyet yükü ile karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Özkurt, taşıma ücretlerine zamlar yapılmasına rağmen akaryakıttaki artışın tün gelirlerini sildiğini aktarıyor.

Zeytinburnu-Topkapı hattında minibüs işletmeciliği yapan Sezgin Özkurt
Zeytinburnu-Topkapı hattında minibüs işletmeciliği yapan Sezgin Özkurt Fotoğraf: Emre Eser/DW

„500 liranın 100 lira kadar değeri yok“

Bayrampaşa Kocatepe’de taksi durağı işleten 70 yaşındaki Hakkı Özkurt da bu durumdan oldukça şikayetçi. Ulaşım ücretlerine yapılan zamların taşımacılıkla uğraşan esnafa bir katkı sağlamadığını vurgulayan Hakkı Özkurt, „Yakıt, vergiler ve araçların diğer masrafları ile kazançlar önemli ölçüde eridi. Ben önceden 100 lira kazanıyorsam bunun bir değeri vardı. Evet şimdi aynı işe 500 lira kazanıyorum ama 100 lirayla aldığım şeyleri alamıyorum. 500 liranın 100 lira kadar değeri yok. Yani geçmişteki 100 lira şimdiki 500 liradan çok daha iyiydi. Keşke öyle olsa“ diyor.

15 bin liradan 36 bin liraya…

Beyazıt bölgesinde sahaf dükkânı işleten 35 yaşındaki esnaf Nurullah Baydemir için son 1 yıl oldukça zorlu geçmiş. Kâğıt fiyatlarındaki artışın kitap piyasasını derinden etkilediğini aktaran Baydemir, özellikle üniversite öğrencilerinin bu konuda sancılı bir süreç yaşadığını anlatıyor. Baydemir’in verdiği örneklere göre geçen yıl bir hukuk fakültesi öğrencisinin ders kitabı 120 lirayken bu yıl aynı kitap 225 lira. Buna göre artış sadece ders kitapları ile sınırlı değil. 200 sayfadan az bir roman geçen yıl 20 liraya satılırken şu an aynı kitabı 50 liraya bulmak zor.

Beyazıt bölgesinde sahaf dükkânı işleten esnaf Nurullah Baydemir
Beyazıt bölgesinde sahaf dükkânı işleten esnaf Nurullah BaydemirFotoğraf: Emre Eser/DW

Baydemir, geçen yıl 2 bin adetlik bir kitap baskısının matbaadan 15 bin liraya çıktığını şimdi ise aynı baskının 36 bin lira olduğunu söylüyor.

Beyazıt'taki sahaflar, gelen müşteri sayısının azaldığını söylüyor
Beyazıt’taki sahaflar, gelen müşteri sayısının azaldığını söylüyor Fotoğraf: Emre Eser/DW

Durum neredeyse her esnaf için aynı. Haber için görüşlerine başvurduğumuz berber esnafı şampuan, krem, tıraş malzemeleri ve havlu gibi ürünlerin zamlanma hızına yetişemediğini, pastane esnafı ise ve un ve enerji fiyatlarındaki artışın daha ne kadar süreceğini bilmediğini anlatıyor. Esnafa göre girdi maliyetlerindeki ve işletme giderlerinde artışı müşterinin eskisi gibi karşılayabilmesi de pek mümkün gözükmüyor.

„Orta direk bitti“

İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (İSTESOB) Başkanı Faik Yılmaz, yıllardır orta direk olarak tanımlanan kesimin esnafın en önemli müşteri grubu olduğunu ancak son zamanlarda bu kesimin önemli bir gelir kaybına uğradığını dile getirdi. Piyasada yaşanan sıkıntılardan hem esnafın hem de vatandaşın olumsuz etkilendiğini ifade eden Yılmaz, „Bu konuda hem vatandaşı rahatlatacak önlemler alınmalı hem de esnafa yeni destekler verilmeli. Vatandaş da esnaf da belirsizlikten önünü göremiyor. Bu durum herkesi kötü etkiliyor“ dedi.

„Artık öğrenciler dükkanıma gelemiyor“

Kebap ustası Remzi Dündar, maliyetlerdeki artış yüzünden artık yanında elaman çalıştıramadığını bu yüzden dükkanını eşi ile işletmeye çalıştıklarını dile getiriyor. Tüm giderleri bu dönemde en az seviyede tutmaya çalıştıklarını vurgulayan Dündar, şöyle devam ediyor:

„Mecburen tüm maliyetleri kısıyoruz. Bunu yapmak zorundayız. Ama ne yaparsak yapalım girdi maliyetlerindeki artışı ürünlere yansıtmak zorundayız. Ancak o zaman da müşteri zorlanıyor. Benim dükkanıma önceden her kesimden müşteri gelirdi. Öğrenci de gelirdi işçi de gelirdi. Sürekli ailesiyle gelen müşterilerimiz de vardı. Ama artık durum değişti. Öğrenci nasıl kebap yesin. Artık herkes kapıdan fiyat soruyor. ‚Şu fiyata olur mu‘ diyen var. İnsanların alım gücü gerçekten bitmiş durumda. Gelenden gidenden bu çok belli. İnsanların isteklerine davranışlarına yansıyor zaten.“

Ancak Dündar, bu süreçti belli bir kesimin de durumdan hiç etkilenmediğinin altını çiziyor. Buna göre daha önce maddi durumu iyi olan müşteriler artık daha da rahat alışveriş yapmaya devam ediyor.

Gelir eşitsizliği yüksek

TÜİK tarafından paylaşılan 2021 Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre de Türkiye’de yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri 2021 yılında 37 bin 400 TL oldu. Araştırmaya göre bu gelirin en yüksek olduğu bölge 51 bin 765 ile İstanbul. Bu bölgeyi, 47 bin 595 TL ile İzmir bölgesi ve 46 bin 516 TL ile Ankara izledi. En düşük yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri ise 18 bin 278 TL ile Van, Muş, Bitlis, Hakkâri bölgesinde gerçekleşti.

Türkiye’de en düşük 20’lik grupta yer alan kişilerin fert geliri ortalama 11 bin 427 lira olurken en yüksek 20’lik grupta yer alan kişilerin ortalama fert geliri 87 bin 366 lira oldu. Bu rakam İstanbul’da en yüksek 20’lik grupta 130 bin 325 liraya çıktı. İstanbul’da en düşük 20’lik grupta yer alan kişilerin ortalama geliri 15 bin 814 lira oldu. İstanbul bu makasla gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu bölge olarak öne çıkıyor.

„Önceden boşluk olmazdı“

Sahaf Nurullah Baydemir de kitap almaya gelenlerin artık çoğu zaman almadan döndüğünü, insanların fiyatları duyunca vazgeçtiğini belirtiyor. Baydemir, durumu şu sözlerle anlatıyor:

„Burası yıllardır hareketli olan bir çarşı. Hemen yanımız İstanbul Üniversitesi. Burada hareket çok. Şu dükkanların önünde önceden boşluk olmazdı. Şimdi dükkân sahipleri öylece kapıda bekliyor. Çünkü müşteri yok. Kimseyi boş bulamazdınız. Şimdi esnaf sıkıntıdan kendi arasında muhabbet ediyor her saat. Alım gücü düşünce, fiyatlar da artınca müşteri hareketi çok azaldı.“

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Türkiye’nin kripto para çılgınlığı

Türk Lirası’nın her geçen gün değer kaybettiği Türkiye’de alternatif yatırım aracı arayışında kripto paralar ilgi çekiyor.

„Blokzincir Kripto Paralar Bitcoin – Satoshi Dünyayı Değiştiriyor“ kitabının yazarlarından olan danışman Dr. Vedat Güven „Rağbet yüksek, neden? Çünkü biz yüksek enflasyon ve faizlerden dolayı paramızı korumak durumunda olan kişileriz“ diyor.

Türk Lirası geçen yıl değerinin yarısını kaybederken, Nisan ayında yıllık enflasyon 20 yılın en yüksek seviyesi olan yaklaşık yüzde 70’e dayandı.

Türkiye’de geleneksel olarak altın ve gayrimenkul gibi daha istikrarlı varlıklar tercih edilirken, son yıllarda kripto varlıklar alternatif bir yatırım olarak ön plana çıkmaya başladı.

„Türkiye’de şu anda hesabı olan 5,5-6 milyon kişi var. Aileleriyle birlikte bu şu an Türkiye’de 10-12 milyon kişiyi ilgilendiren bir konu haline geldi,“ şeklinde konuşan Dr. Vedat Güven, şöyle devam ediyor: „İkincisi maalesef toplumda emek harcamadan, öğrenmeden „Kısa yoldan zengin olayım, kısa yoldan köşeyi döneyim“ zihniyeti dünyaya göre daha fazla.“

Ekonomi yönetimi, devlet bankaları aracılığıyla döviz satarak ve dövize erişimi kısıtlamak için yeni kararlar alarak liradaki düşüşü durdurmaya çalışıyor ancak kurdaki yükseliş durmuyor.

Türkiye’deki ilgiyi değerlendiren Ünsal Hukuk Bürosu’nun kurucu ortaklarından avukat Burçak Ünsal „Türk Lirası’na güven tüm çabalara rağmen tesis edilemedi. İnsanlar daha küçük yatırımlarla ve daha az sofistikasyon gerektiren şekilde coinlere yatırım yapıyor. Çünkü borsa, gayrimenkul, yabancı para vs. pahalı, güvenilir değil, vergi ve komisyon ücretleri var“ diyor.

Ünsal „Bir öğrenci, bir emekli çok mütevazi rakamlarla kripto yatırımı yapabiliyor. Belki kredi kartı yok ve borçlu ama yine de kripto yatırımı mümkün“ şeklinde konuşuyor.

Türkiye’de kripto paraya talep

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Türkiye’de faaliyet gösteren kripto varlık platformları da, televizyon kanalları ve tanıtım panolarında yer alan reklamlarıyla yatırımcıları hızlı bir şekilde zengin olma vaadiyle hesap açmaya ve onlarla ticaret yapmaya teşvik etmeye çalışıyor.

„Mantar gibi kripto borsalar çıkıyor“

Türkiye’nin ilk kripto para platformu BtcTurk’ün işlem hacmi CoinGecko verilerine göre son 24 saatte 424,3 milyon dolar civarındayken, bir diğer yerel platform Paribu’nun işlem hacmi ise 203,5 milyon dolar seviyelerinde. Türkiye’de faaliyet gösteren yaklaşık 40 kripto para borsası bulunuyor.

Hukukçu Ünsal „Bütün bunlara rağmen Türkiye en fazla kripto para işlemi hacminde dünyadaki 5’inci veya 6’ncı sırada. Bu yüzden de çok ciddi bir komisyon geliri var. Bu iştah kabartıyor ve mantar gibi  borsalar çıkıyor veya yabancı borsalar Türkiye’ye giriyor“ diyerek, sözlerini şöyle sürdürüyor: „Biz de 6-7 tanesiyle çalıştık Türkiye’ye soktuk. Ve yarattıkları hacim, işlem hacmi, getirdikleri direkt yatırım, know-how gerçekten inanılmaz.“

Dalgalanmalar kripto paralarda da yaşanıyor. Toplam piyasa değerine göre en büyük kripto para birimi olan Bitcoin, Perşembe günü son 16 ayın en düşük seviyelerine düştü ve Cuma günü erken saatlerde kayıpların bir kısmını toparlayarak 29 bin 500 dolara çıktı.

Burcak Ünsal - Anwalt in Istanbul
Burçak ÜnsalFotoğraf: Privat

Bazı kripto para uzmanları bu ay meydana gelen keskin düşüşü dipten satın alma fırsatı olarak değerlendirirken, son derece değişken doğası göz önüne alındığında ve ABD Merkez Bankası Fed’in faiz oranlarını artırmaya başladığı bir ortamda kripto paralarla ilgili bir öngörüde bulunmanın oldukça zor olduğu belirtiliyor.

Çok mu geç kalındı?

Türkiye’de büyük bir hızla büyüyen bu alanın henüz yasal çerçevesi de oluşturulmuş değil.

Geçen yıl kripto para platformu Thodex’in  kurucusunun yaklaşık 2 milyar dolarlık kripto para ile yurtdışına kaçmasının ardından mevzuat eksikliğine ilişkin endişeler arttı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) geçen yıl mal ve hizmet ödemelerinde kripto para kullanımını yasaklama kararı almasının ardından hâlâ yasal düzenlemenin yapılması bekleniyor. Vergi konusunda da bugüne kadar herhangi bir adım atılmadı.

Türkiye’de kripto para platformu kuran yabancı yatırımcılara danışmanlık da veren avukat Ünsal „Türkiye’de bugüne kadar bu konuyla ilgili çıkartılmış yeterli bir mevzuat yok, öncelikle sıkıntı bu“ diyor ve Merkez Bankası’nın yönetmeliğinin „yeni dünya tandansına aykırı“ olduğunu belirtiyor.

Ünsal „Türkiye kesinlikle çok geç kaldı. Daha fazla gecikmeden doğru ve kapsamlı bir mevzuatla sağlıklı güvenilir bir sektör kurulmalı“ şeklinde konuşuyor.

TCMB tarafından ödemelerde kripto para kullanımına yönelik olarak alınan ani yasak kararı, Türk makamlarının kripto paralara yaklaşımı hakkında kafalarda soru işaretleri yarattı.

Kripto para uzmanı Dr. Vedat Güven de bunun yanlış yönde atılmış bir adım olduğunu düşünüyor. „Türkiye’ye çok maliyeti olan bir karar. Bir an önce kaldırılması lazım. Blok zincir projelerinde bir değer vardır, değer aktarımı vardır. Bu değer transferi mutlaka kripto para ile yapılır“ diyen Güven şöyle devam ediyor „Siz kripto para ödeme içeren projeleri yasaklarsanız blok zincir projeleri yasaklamış olursunuz. Bu çok yanlış. Kendi kendimize engel oluyoruz.“

Blok zincir, Bitcoin işlemlerinin işlendiği ve Bitcoin’e ev sahipliği yapmak için icat edilen, işlemlerin kaydedildiği bir tür dijital hesap defteri. Günümüzde diğer birçok kripto para birimi de blok zincir teknolojisine dayanıyor.

Bitcoin yatırımcıları ve Anonymous Musk’a öfkeli

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Kaynak: DW – Deutsche Welle

NATO’da Finlandiya ve İsveç için uzlaşı arayışı

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Gayrıresmi Toplantısı’na Finlandiya ve İsveç’in İttifak’a üye olma talepleri damga vurdu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin söz konusu iki ülkenin NATO üyeliğine  ilişkin „olumlu bir düşünce içerisinde değiliz“ açıklaması sonrası gözler Türkiye’nin tavrına çevrildi.

NATO Genel Sekreter Yardımcısı Mircea Geoana Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili endişelerinin giderilebileceğinden emin olduğunu söyledi. Geoana, pazar günkü oturum öncesi yaptığı açıklamada „Türkiye önemli bir müttefik ve dostlar ile müttefikler ile ilgili endişelerini açıkladı“ dedi. Geoana, „Söz konusu ülkelerin NATO üyeliğine başvurması halinde NATO’nun onları karşılayabilmek için uzlaşı için gereken tüm koşulları sağlayabileceğinden eminim“ şeklinde konuştu.

Toplantıya katılmak üzere Berlin’e giden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, dün Finlandiya ve İsveçli mevkidaşları ile üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Çavuşoğlu, toplantı sonrası Twitter’den yaptığı açıklamada görüşmenin içeriğine dair bilgi vermedi.

Görüşmeyle ilgili Twitter hesabından paylaşımda bulunan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde ise „Kötüleşen güvenlik durumunu ve NATO’nun açık kapı politikasını ele aldık“ dedi.

Türkiye’nin itirazı sürüyor

Çavuşoğlu, üçlü görüşme öncesinde yaptığı açıklamada „Müttefik olacak bir ülke, açıkça PKK/YGP’ye, her gün bize saldıran, askerimizi, polisimizi ve sivillerimizi şehit eden bir terör örgütüne destek vermemesi gerekiyor“ ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu
Dışişleri Bakanı Mevlüt ÇavuşoğluFotoğraf: Xander Heinl/photothek/picture alliance

Türkiye’nin tavrının değişmediğini ifade eden Çavuşoğlu, „NATO üyeliği meselesi başka bir konu. Burada özellikle Türkiye’nin tutumunun sebebi gayet açık ve net“ dedi. NATO’nun bir müttefiklik olduğunu belirten Dışişleri Bakanı, „Bu neyi gerektirir? Sadece bir güvenlik meselesi değil omuz omuza dayanışma gerektirir. Her alanda özellikle güvenlik konusunda bir tehdit olduğu zaman. Burada maalesef bu bahsettiğiniz ülkeler, PKK/YPG’lere çok açık destek veriyor. Bu da halkımızın hissiyatını olumsuz yönde etkiliyor, gözümüzün önünde ve tüm uyarılarımıza rağmen. Dolayısıyla müttefik olacak bir ülke, açıkça PKK/YGP’ye, her gün bize saldıran, askerimizi, polisimizi ve sivillerimizi şehit eden bir terör örgütüne destek vermemesi gerekiyor. Ayrıca PKK ile mücadelemizden dolayı bize yönelik kısıtlamalar getirdiler“ dedi.

İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde ile Finlandiyalı mevkidaşı Pekka Haavisto, Berlin’deki toplantıya konuk statüsünde katılıyor. NATO ile şu ana iyi komşuluk ilişkileri sürdüren ancak tarafsızlık politikası nedeniyle herhangi bir askeri ittifakın üyesi olmayan iki ülke Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi sonrası bu politikayı değiştirme sinyali vermişti. Finlandiya geçen hafta askeri tarafsızlık politikasını sona erdirerek NATO’ya katılma başvurusu yapma kararı aldıklarını açıklarken İsveç’in de yakın bir tarihte benzer bir adım atması bekleniyor. Ancak söz konusu iki ülkenin NATO’ya katılabilmesi için kendi parlamentolarının yanı sıra İttifak üyesi  ülkelerin tümünün onay vermesi gerekiyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock, Finlandiyalı ve İsveçli mevkidaşları ile Berlin'de
Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock, Finlandiyalı ve İsveçli mevkidaşları ile Berlin’deFotoğraf: Thomas Koehler/photothek/picture alliance

İyimser açıklamalar

Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto, Türkiye’nin itirazı ile igili olarak, „Bu meseleye bir çözüm bulacağımızdan eminim“ diye konuştu ancak bunun bir gecede gerçekleşeceği ile ilgili bir söz veremeyeceğini belirtti. Türkiye’nin suçlamalarına da karşılık veren Haavisto, terörizmle mücadelenin ülkesi için en önemli konulardan biri olduğunu ve ülkesinin IŞİD’le mücadeleye yaptığı katkının bunun en önemli kanıtlarından biri olduğunu belirtti.

Hırvatistan Dışişleri Bakanı Grlic Radman da Türkiye, Finlandiya ve İsveç ile görüşmelerin üçlü zirvenin ardından „iyi yolda“ olduğunu ifade ederek „Bugün dayanışma göstermek ve tek sesle konuşmak için görüşmelerden iyi bir sonuç alacağımızı umuyorum“ dedi.

Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ise Türkiye’yi tutumundan vazgeçmeye ve iki İskandinav ülkesinin olası üyeliğini onaylamaya çağırdı. Asselborn, „Şayet bu iki ülke bunu istiyorsa, kaldı ki isteklerinin bu doğrultuda olduğu görülüyor, 30 üye ülkenin hiçbiri buna karşı çıkmamalıdır“ dedi.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da Almanya’nın bu iki ülkenin NATO’ya üyelik başvurusunu „hızlı, çok hızlı şekilde onaylayacağını“ ifade ederek İsveç ve Finlandiya’nın başvurusunun ardından bir „kesinti“ olmaması gerektiğini ifade etti. „NATO savunmaya dayalı bir ittifak ve öyle kalacak“ diyen Baerbock, „Ancak aynı zamanda açık kapı politikası yürüten bir ittifak ve İsveç ile Finlandiya’nın parlamentolarının ve toplumlarının üyelik yönünde bir karar alması halinde biz de onlara hoş geldin deriz“ şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan cuma günü yaptığı açıklamada Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğini veto edebileceği sinyali vermiş ve „Şu anda İsveç ve Finlandiya ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz ama olumlu bir düşünce içinde değiliz” ifadesini kullanmıştı. Türkiye’nin tutumu NATO içinde tartışmalara neden olmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye'nin iki İskandinav ülkesinin NATO üyeliğine olumlu bakmadığını açıklamıştı
Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin iki İskandinav ülkesinin NATO üyeliğine olumlu bakmadığını açıklamıştıFotoğraf: Yves Herman/REUTERS

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise Türkiye’ninİsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine kapıları kapatmadığını ancak İskandinav ülkeleriyle müzakereler yapmak ve Ankara’nın terörist faaliyetler olarak gördüğü faaliyetlere, özellikle de İsveç’tekilere, kısıtlama getirilmesini istediğini söyledi. Reuters’e röportaj veren Kalın, „Kapıyı kapatmıyoruz. Ama temelde bu konuyu Türkiye’nin ulusal güvenlik meselesi olarak gündeme getiriyoruz“ diye konuşmuştu.

Reuters,dpa,DHA/BÖ,JD

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Scholz: Finlandiya ve İsveç’le NATO daha güçlü olacak

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Rusya lideri Vladimir Putin’de Ukrayna’da 2 buçuk aydır devam savaşla ilgili bir yumuşama görmediğini söyledi. Cuma günü Putin’le bir saatten fazla süren bir telefon görüşmesi yapan Scholz, Rusya liderinin mevcut durumdan ancak Ukrayna ile uzlaşma ile çıkabileceğini anlaması gerektiğini; ancak olası bir barışın şartlarını Moskova’nın belirleyemeyeceğini söyledi.

Haber portalı t-online’a konuşan Scholz, Rusya’nın başlangıçta koyduğu hedeflerinin hiçbirine ulaşamadığını, Ukrayna’nın teslim olmayarak kendini çok iyi savunduğunu kaydetti. Batı ittifakının pozisyonuna da değinen Scholz, “NATO geri çekilmedi. Tam tersine doğu kanadındaki güçlerini artırdı. Şimdi ittifak İsveç ve Finlandiya’nın da NATO’ya katılmasıyla daha da güçlü olacak” dedi.

Bir başka NATO üyesi Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, söz konusu iki ülkenin ittifaka katılmalarına sıcak bakmadıklarını belirterek “İskandinav ülkeleri ne yazık ki terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi. PKK’sı, DHKPC’si İsveç’te, Hollanda’da yuvalanmış durumdalar” demişti.

Ukrayna’ya silah sevkiyatı sürecek

Ukrayna’ya silah sevkiyatına devam edeceklerini de belirten Scholz, “Çünkü amacımız Rusya’nın işgalini sona erdirmek” diye konuştu. Rusya’nın şimdiye kadarki askeri kaybına dikkat çeken Scholz, bunun Sovyetleri Birliği döneminde 10 yıl süren Afganistan’ın işgali sırasında kaybettiğinden çok daha fazla olduğunu ifade etti.

 “Putin’in Rus imparatorluğunu genişletme gibi bir çılgınca fikri yüzünden tüm dünya bedel ödüyor” diyen Scholz, savaş yüzünden özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaşanan tahıl kıtlığına dikkat çekti. Almanya Başbakanı bu nedenle, Rusya’yı caydırmak amacıyla yaptırımların süreceğinin altını çizdi.

dpa / GY, HT

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Ukrayna’nın yeniden inşası İstanbul’dan başlayabilir

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan savaşta 78 gün geride kaldı. Bu süreçte çok sayıda insan evinden olurken şehirler harabeye döndü. Son günlerde ise başkent Kiev ve batı bölgelerde çatışmalar sonlanırken savaş ülkenin doğu ve güney bölgelerinde devam ediyor.

Aynı zamanda Ukrayna’da ekonomik ve sosyal hayatın yeniden toparlanması ise zorlu bir süreç gerektiriyor. Kiev’de bulunan ve Türkiye Ukrayna İş İnsanları Derneği (TUİD) Başkanlığı’nı yürüten Burak Pehlivan’a göre ekonomik ve sosyal hayatın yeniden yapılanması için Türk yatırımcıların da katılım gösterdiği ilk uluslararası görüşmeler başlamış durumda.

DW Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan Burak Pehlivan ABD, Kanada ve Avrupalı ülkelerin katılımı ile şu an çevrimiçi olarak Ukrayna’nın sosyal ve ekonomik olarak yeniden inşası için görüşmelerin yapıldığını ve Türk yatırımcıların da bu toplantılara davet edildiğini söyledi.

Pehlivan, çevrimiçi görüşmeleri takiben ilk somut adımların atılacağını ve dünyanın önemli şehirlerinde bu çerçevede bazı konferanslar düzenleneceğini belirtti. Pehlivan’a göre Ukrayna’nın yeniden inşası için gerçekleştirilecek ilk toplantı çok büyük ihtimalle İstanbul’da olacak. Bu konuda ilk temasların yapıldığını ifade eden Pehlivan, savaş öncesinde Ukrayna ekonomisinde önemli bir rolü bulunan Türk iş dünyasının bundan sonraki süreçte de bu rolünü koruyacağının altını çizdi. İstanbul, geçtiğimiz günlerde Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine de ev sahipliği yapmıştı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre 2021’de Türkiye, Ukrayna’ya 2,9 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirirken ithalatta bu 4,5 milyar dolar olmuştu. Ayrıca Türk yatırımcıların savaş öncesinde ülkede 4,5 milyar dolarlık yatırımı bulunuyordu.

İstanbul'da Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki görüşmeler
İstanbul’da Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki görüşmelerFotoğraf: Sergei Karpukhin/TASS/dpa/picture alliance

30 bin kişiye istihdam sağlıyordu

Pehlivan, savaş öncesinde Türk firmaların Ukrayna’da 30 bin kişiye istihdam sağladığını şimdi bu sayının 15 bine indiğini ifade ediyor. Buna göre savaşın başlaması ile birlikte ülkedeki yabancı yatırımlar önemi ölçüde etkilendi. Bundan Türk yatırımları da payına düşeni aldı. Bazı Türk yatırımlarının tamamen bazılarının ise kısmen etkilendiğini anlatan Pehlivan, „Bu süreçte cephe bölgelerinde kalan bazı yatırımlar tamamen zarar gördü. Fabrikası, deposu, santrali ve ürünleri zarar gören yatırımcılar var. Aynı zamanda savaştan kısmen etkilenen yatırımcılar da oldu. Bir kısmı yaşanan zararı hiçe sayarak faaliyetlerine devam etti. Ve daha çok Lviv gibi şehirlerde çok az etkilenen yatırımcılar da oldu. Onlar operasyonlarına hala güçlü şekilde devam ediyorlar” dedi.

Ukrayna’nın savaş sürecinde ekonomik olarak da bir mücadele verdiğini aktaran Pehlivan, oradaki Türk yatırımlarının devam eden faaliyetlerinde istihdamın korunmasının ise ülke için oldukça kritik olduğunu vurguluyor. Buna göre Ukrayna, her bölgede ekonomik hayatın işlemesi için çaba gösteriyor. Pehlivan, pandemi sonrası uzaktan çalışma alışkanlığının yerleşmesinin Türk yatırımcılar için bu anlamda bir avantaja dönüştüğünü, savaşın Kiev kapılarına dayanması ile çoğu Türk vatandaşının ülkeyi terk ettiğini ama uzaktan çalışma yöntemiyle bir şekilde işleyişi yeniden sağladıklarını anlatıyor. Pehlivan, istihdam noktasında ise ülkede kalan Ukrayna vatandaşlarının işlerine sahip çıktığını dile getiriyor.

Mağazalar yeniden açılıyor

Savaşın doğu ve güney bölgelere kayması ile son günlerde çoğu ülke Ukrayna’daki büyükelçiliklerine yeniden dönmeye başladı. Aynı hareketin ekonomik ve sosyal hayatta da yaşandığını söyleyen Pehlivan, „Bu süreçte cirolarının tamamını kaybeden Türk firmaları var. Ama şu anda Lviv gibi şehirlerde neredeyse çoğu mağazasını çalıştıran Türk yatırımları da var. Hatta perakende sektörü ülkede Türk yatırımcıların ağırlığında çalışmaya devam ediyor. Mağazalar ilk zamanlarda kapanmıştı ama şu an neredeyse kapanan mağazaların yarıdan fazlası açıldı. Bu Türk mağazaları binlerce kişiye istihdam sağlıyor. Gıda, perakende, medikal ve hafif sanayi hızla toparlanmaya başladı. Kalıcı bir barışın sağlanması hepimizin dileği. Ama bu süreçte ekonominin de bir şekilde ayakta kalması gerekiyor. Hem Avrupa hem de Ukrayna bunu çok önemsiyor. Ukrayna’nın yeniden inşası için 100 milyar dolara yakın destek verilecek. Bu uzun bir süreç. Ancak bugünden bu yönde adımlar atmak çok daha önemli“ diye konuştu.

Lviv'de Rus füzesiyle vurulan bir elektrik trafosu
Lviv’de Rus füzesiyle vurulan bir elektrik trafosuFotoğraf: Omar Marques/AA/picture alliance

Hasar tespiti çağrısı

Gıda ve medikal gibi sektörlerdeki hızlı iyileşmeden bahseden Burak Pehlivan, madencilik, inşaat ve ağır sanayide ise tam tersi bir durum olduğu bilgisini paylaşıyor. Aynı zamanda Türk yatırımcılara bir çağrı yapan Pehlivan, yatırımları tamamen zarar gören iş insanlarından yaşadıkları zararın tespiti noktasında çalışma yapmasını istiyor.

Ukrayna’da 700’ün üzerinde Türk yatırımcı, giyim, kuyumculuk, makine sanayi, inşaat, inşaat malzemeleri, deri, tekstil ve gıda gibi sektörlerde faaliyet gösteriyordu.

Ukrayna ombudsmanlığının bu konuda bir yol haritası paylaştığını aktaran Pehlivan, „Ağır zarar gören yatırımlar var. Özellikle işgal edilen bölgelerde. Bu konuda ne yapılacağı da belli. Bu yatırımlarda oluşan zararlar daha sonra telafi edilecek. Ancak bizim yatırımcılarımızın oluşacak hasarın tespitini gerçekleştirmesi gerekiyor. Bunu ne kadar erken yaparlarsa o kadar iyi olur“ ifadelerini kullandı.

Pehlivan’a göre Ukrayna’da faaliyet gösteren firmalardan en fazla etkilenenler ise daha çok kamuya çalışanlar. Buna göre işlerinin önemli bölümü ya da tamamı kamu ile olan firmalar ödeme almakta zorlanıyor. Ukrayna’da kamu ile iş yapan Türk şirketleri daha çok inşaat ve enerji alanında faaliyet gösteriyor.

Ukrayna ekonomisinin savaşla beraber başlayan Rusya ablukasından oldukça etkilendiğini bunun da tüm dünya ekonomileri tarafından hissedildiğini söyleyen Pehlivan, ablukanın Türk yatırımlarını da vurduğunu anlatıyor. Pehlivan, şöyle devam ediyor: „Limanlarda ve bazı bölgelerdeki ablukalar çok önemli üretim alanları vuruyor. Bugün gıda da yaşananlar ortada. Ülkede zaman zaman bazı ürünlerin üretimi ile ilgili kısıtlamalar da getiriliyor ama bunlar daha çok iç piyasayı korumak adına. Asıl önemli olan abluka yüzünden üretim süreçlerinin aksaması. Ülkedeki yabancı yatırımcılar bundan etkilendi. Türk yatırımları da bunu yaşadı. Ülkedeki ekonomik canlanmanın hızlanması için öncelikle ablukaların kalkması lazım. Ablukaların kalkması sadece Ukrayna’ya değil tüm dünyaya olumlu etki gösterecektir.“

Pehlivan’ın paylaştığı bilgilere göre savaşla beraber ülkedeki işletmelerin yüzde 32’si kapanmıştı ancak mayıs ayında açık olan işletme oranı yeniden yükselişe geçti. Firmaların yüzde 65’i de ciddi ciro kayıpları yaşadı. Önümüzdeki günlerde tablonun daha net ortaya çıkacağını ifade eden Pehlivan cirolarda daha yüksek düşüş olacağını ve ekonominin de en az yüzde 40 küçüleceğini aktardı. Ancak Pehlivan, toparlanma süreci ve desteklerle bu sürecin de olumlu seyredebileceğini belirtti.

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Bitcoin Afrika’da istikrarsızlık riskine rağmen popüler

Orta Afrika Cumhuriyeti, Afrika’da Bitcoin’i resmi para birimi olarak kabul eden ilk ülke oldu. Başkan Faustin Archange Touadera’nın hükümeti, bu tartışmalı adımı „Orta Afrika vatandaşlarının koşullarını iyileştireceğini“ ve ülkeyi „dünyanın en cesur ve en ileri görüşlü ülkeler haritasına yerleştireceğini“ belirterek savundu.

Siyasi gözlemciler ve finansal analistler, kripto para birimini benimsemenin ülkenin sorunlarına bir çözüm olmadığı konusunda uyarıyor. Zengin altın ve elmas yataklarına rağmen Orta Afrika Cumhuriyeti, iç karışıklıklar nedeniyle dünyanın en yoksul ve az gelişmiş ülkeleri arasında yer alıyor.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Afrika bölüm başkanı Abebe Aemro Selassie kripto para birimlerini kabul ederken finansal şeffaflığın ve bir yönetim çerçevesine sahip „sağlam“ bir ödeme sisteminin olması gerektiğinin altını çiziyor.

Orta Afrika Cumhuriyeti Dijital Ekonomi Bakanı Justin Gourna Zacko ise Bitcoin’i savunuyor. DW’ye verdiği demeçte „Kripto para birimleri ile artık merkez bankası kontrolü yok“ diyen Zacko, „Paranız var, bir iş için bir yatırımcıya gönderiyorsunuz, herhangi bir para biriminde alıyorsunuz, onu dolar, euro, CFA frangı veya naira olarak elden çıkarabiliyorsunuz“ şeklinde konuştu.

Ülke şu anda Afrika’daki diğer eski Fransız kolonilerinin çoğuyla birlikte para birimi olarak Fransız destekli CFA frangı kullanıyor. Rusya ve Fransa kaynak zengini ülke üzerinde nüfuz sağlamak için yarışırken, bazı muhalifler Bitcoin’in benimsenmesini CFA’yı istikrarsızlaştırma girişimi olarak algılıyor.

Bitcoin yasası acele ile çıkartıldı

Parlamento Üyesi Rachelle Ngakola da söz konusu yasaya karşı çıkıyor. DW’ye konuşan Ngakola „Onlardan (politikacılardan) böyle bir yasayı geçirmeden önce tüm garantileri sağlamalarını istedik. Çok aceleleri var – bunu desteklemiyorum“ değerlendirmesinde bulundu.

Sivil toplum kuruluşu „Citoyen debout et solidaires Centralafrique“nin sözcüsü Akandji Kombé, sivil toplum temsilcilerinin de endişeli olduğunu söylüyor. Kombe, DW’ye yaptığı açıklamada yasayı „Kripto para birimleriyle ilgili bu yasa aceleyle kabul edildi, şeffaf değil ve ulusal egemenlik, özgürlük ve Orta Afrikalıların çıkarlarına tamamen aykırı“ sözleriyle eleştirdi.

İstikrar sorunu

Bitcoin’in resmi para birimi olarak kabul edilmesi başkent Bangui’de gündemdeki en önemli konulardan biri. DW’ye konuşan bir kent sakini „Nüfusun internete erişiminin olmadığı bir ülkede, kripto para birimi gibi dijital para hakkında konuşmak şaka gibi“ diyor. Dünya Bankası’na göre, ülkede nüfusun sadece yüzde 10’unun internete erişimi var.

Bazı internet kullanıcıları kripto parayı finansal bağımsızlık biçimi olarak görürken, bazıları ise kripto paranın istikrarsız olabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Bitcoin’in değeri, son aylarda keskin bir düşüş yaşamadan önce geçen yıl yüzde 150 artarak 68 bin 991 dolar rekoruna ulaşarak büyük dalgalanmalar gördü. 13 Mayıs itibarıyla 30 bin dolardan işlem gören Bitcoin’in Perşembe günü ise değeri 30 bin doların altına düşmüştü. 

Bu dalgalanmaya rağmen kripto para birimini savunanlar, özellikle hiperenflasyona karşı güvenli bir varlık olarak kripto paranın gelişmekte olan ülkelerdeki insanlar için yararlı olduğunu dile getiriyor. High-Tech Founder Fund’ın Genel Müdürü Alex von Frankenberg de bu görüşü paylaşıyor. „Afrika için bu çok büyük bir fırsat. Yine de herkesin katılması önemli“ diyen Alex von Frankenberg, ancak altyapının iyileştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Bitcoin yatırımcıları ve Anonymous Musk’a öfkeli

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Yoksul ülkeler Bitcoin için uygun adaylar

Finansal sisteme Bitcoin’in paralel olarak girişi için daha yoksul ülkelerin uygun adaylar olduğunu söyleyen von Frankenberg, Afrika ve Orta Amerika ülkeleri başta olmak üzere dünya çapında 2,3 milyar insanın banka hesaplarına erişimi olmadığını belirtiyor. Von Frankenberg, tam da bu noktada Bitcoin’in bir ödeme aracı olarak ideal olduğunu sözlerine ekliyor. Geleneksel para birimlerine göre kripto para biriminin en önemli avantajı, 21 milyon jetonla sınırlı olması ve kimsenin onu tek başına kontrol edememesi.

„Bitcoin sağlam, enflasyonist olmayan bir para. Milyarlarca insanın paralarını ve dolayısıyla işlerini ömür boyu gelecek için kalıcı olarak korumasına izin veriyor“ diyen von Frankenberg, „Bitcoin’in özellikle yoksul ülkelerde yaşam standardını önemli ölçüde yükselteceğine inanıyorum“ görüşünü dile getiriyor.

Kara para aklama endişesi

Kripto para biriminin kullanımının yaygınlaşması, bunun para aklama amacıyla kullanılabileceği endişesini de artırıyor.

High-Tech Founder Fund’ın yöneticisi von Frankenberg, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Bitcoin ile ilgili yasal düzenleme hazırlığında olan Panama için kara para aklama yönünün rol oynamadığı görüşünde. Kara para aklamanın  Bitcoin için temel neden olamayacağını ifade eden von Frankenberg, Bitcoin kullanan ülkelerde kara para aklama faaliyetlerinin olabileceğini ama bunun diğer finansal sistemlere kıyasla daha düşük olacağını iddia ediyor.

Kripto para uzmanı von Frankenberg’e göre Bitcoin blok zincirindeki tüm işlemler sonsuza kadar saklanıyor ve herkes tarafından görülebiliyor. Von Frankenberg Bitcoin adreslerinin anonim olduğunu, ancak bir isim veya şirketin bir Bitcoin adresiyle ilişkilendirilmesi halinde, bu işlemin arkasında kimin bulunduğunun şeffaf bir şekilde görülebildiğini aktarıyor. „Bu yüzden Bitcoin kara para aklama, terörizmin finansmanı gibi faaliyetler için uygun değil“ diyor.

Latin Amerika ülkelerinden El Salvador dünyada Bitcoin’i resmi para birimi olarak kullanmaya başlayan ilk ülke oldu. El Salvador hükümeti geçen yıl aldığı bu kararın ardından kripto para biriminin kullanımını teşvik etmek için, kullanıcıların herhangi bir işlem ücreti ödemeden hem Bitcoin hem de ABD dolar ile dijital olarak ticaret yapmasına olanak sağlayan „Chivo Cüzdan“ adlı bir uygulama başlattı.

Finansal sistem için istikrarsızlık riski

Ancak bu karar IMF’den eleştiri aldı. Washington merkezli finans kurumu, El Salvador hükümetine kripto para birimini resmi ödeme aracı olarak kullanmayı bırakması çağrısında bulundu.

Berlin Hür Üniversitesi Latin Amerika Araştırmaları Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olan Christian Ambrosius, DW’ye verdiği demeçte, El Salvador „finansal sisteminin istikrarını riske atıyor“ değerlendirmesini yapıyor. Para biriminin kötüye kullanılması konusunda da uyarıda bulunan Ambrosius, „El Salvador’u kara para aklama için çekici bir yer yapan dolarınız ve Bitcoin’iniz var“ diyor. Bitcoin’in para transferlerini basitleştireceğini ve ucuzlatacağını düşünmeyen Ambrosius, Bitcoin’i yasal ödeme aracı yapmak için hükümetlere ihtiyacı olmadığını ifade ediyor.

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman güvenlik birimlerinde 327 aşırı sağ vakası

Almanya Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser ile güvenlik birimlerinin temsilcileri, Almanya’daki istihbarat, ordu ve emniyet birimlerinde 1 Temmuz 2018- 30 Haziran 2021 döneminde tespit edilen aşırı sağ vakalarını açıkladı.

Buna göre, söz konusu zaman diliminde şüphelenilen 860 olayda güvenlik birimi çalışanının aşırı sağ ile bağlantısı soruşturuldu. Soruşturma sonucunda 327 vakada „anayasal düzene düşmanlık beslendiğine dair ipuçları bulunduğu“ kaydedildi. Raporu açıklayan ve göreve geldikten sonra en önemli ağırlık noktalarından birinin aşırı sağ ile mücadele olduğunu da söyleyen İçişleri Bakanı Nancy Faeser, incelenen 860 vakadan 533’ünde ise özgür demokratik anayasal düzene karşı çaba tespit edilmediği, şüphelerin yer olduğu sonucuna varıldığını duyurdu.

Tespit edilen aşırı sağcı vakaların dağılımıysa şöyle: 189 vaka eyalet güvenlik birimlerinde, 138 vaka da federal güvenlik birimleride ortaya çıkarıldı.

Federal sisteme sahip Almanya 16 eyaletten oluşuyor. Federal düzeyde bir emniyet teşkilatı ve istihbaratı dışında bir de eyaletlerin emniyet teşkilatları ile istihbarat birimleri bulunuyor. Görev dağılımı büyük ölçüde coğrafi temelli idari sisteme göre belirlense de terör veya casusluk gibi vakalarda konuya federal birimler de el atabiliyor.

Almanya Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser
Almanya Federal İçişleri Bakanı Nancy FaeserFotoğraf: Bernd von Jutrczenka/dpa/picture alliance

Daha çok chat gruplarında aşırı sağcı eğilimler tespit edildi

Bugün güvenlik güçlerindeki aşırı sağcı tehlikeye dair raporu sunan İçişleri Bakanı Faeser, en çok vakanın sosyal paylaşım gruplarındaki yazışmalarda kayda geçenler olduğunu duyurdu. Bu yolla tespit edilen aşırı sağ vakasının 152 olduğu, bunda da sosyal paylaşım sitelerindeki aşırı sağcı gruplara üyelik olduğunu kaydetti. Paylaşım sitelerinde gecen yıllarda öne çıkan Whatsapp ve Telegram grupları olmuştu.

143 vakada da anayasal düzene karşı olan gruplara üyelik veya onlarla ilişkili olma tespitinin yapıldığı aktarildı.

Güvenlik güçlerindeki aşırı sağ vakalarından 141’inin de siyasi hakaret vakası olduğu, bunlarda da genelde insan onurunu zedeleyen, göçmen kökenli, Müslüman veya Musevileri aşağılayan, dışlayan, onlarla dalga geçen veya o grupları başka şekilde aşağılayan görüş veya açıklamalarda bulunanların oluşturduğu haber verildi.

Güvenlik güçleri saflarında olup aşırı sağ eğilimleri tespit edilien memurlar arasındaki bir diğer yaygın vakanın da propaganda veya aşırı sağcı etkinliklere katılmak şeklinde görüldüğü bildirildi.

2020’de yapılan ilk durum raporunda, Alman güvenlik birimlerinde tespit edilen aşırı sağ vakası 319 olarak açıklanmıştı. İnceleme metodunda yapılan iyileştirmelerin da sayesinde gelecekte güvenlik güçleri içinde karanlıkta kalmış daha da fazla aşırı sağ vakanın ortaya çıkarılmasının beklendiği de raporda belirtilen bir başka nokta.

Güvenlik birimleri içindeki aşırı sağcı eğilimlerin ortaya çıkarılması talebi çok sayıda gösteride de dile getiriliyor. Frankfurt'taki bu gösteride
Güvenlik birimleri içindeki aşırı sağcı eğilimlerin ortaya çıkarılması talebi çok sayıda gösteride de dile getiriliyor. Frankfurt’taki bu gösteride „aşırı sağcı ağları ortaya çıkarın“ yazıyor. Fotoğraf: picture-alliance/dpa/F. Rumpenhorst

Rapordaki önemli bir diğer tespitin de Alman güvenlik birimlerinde üstü örtülü bir aşırı sağcı ağ olduğuna işaret eden ipucu bulunmadı saptaması olduğu dikkat çekiyor. Almanya’da özellikle aşırı sağcı terör örgütü Nasyonal Sosyalist Yeraltı’nın (NSU) ortaya çıkmasından sonra, güvenlik birimlerinde bir asiri sağcı ağ veya derin devlet yapılanması iddiaları ortaya atılmıştı.

Cuma sabahı açıklanan raporda büyüteç altına alınan bir diğer alan da Alman ordu Bundeswehr’deki vakalar. Oraya dair incelemeleri de askeri istihbarat teşkilatı yürütüyor. Son yıllarda ordu mensubu aşırı sağ eğilimli bazı askerlerin, kendileri için ordu envanterinden silah ve mühimmat depoladıkları ortaya çıkarılmıştı.

Emniyet birimleri içinde ise en çok sağ eğitimli polisin Hessen, Berlin ve Türkiye kökenlilerin en yoğun yaşadığı Kuzey Ren-Vetsfalya (KRV) eyaletlerinde görüldüğü dikkat çekti. En çok soruşturmanın da raporun tutulduğu zaman diliminde 179 incelemeyle KRV‘de yapıldığı, onu 74 vaka ile Berlin’in izlediği, Berlin’i de 60 vaka ile Hessen’in izlediği haber veriliyor.

Uluslararası uzmanlar, güvenlik güçleri saflarındaki aşırı sağ eğilimlerin veya vakaların ortaya çıkması önündeki en büyük engelin, memurların, asker ve polislerin birbirilerine karşı gösterdiği kayıtsız şartsız dayanışma ve bu sebeple susma ve ifade vermeme olduğuna dikkat çekiyor.

AFP/ETO,EC

Kaynak: DW – Deutsche Welle