Almanya’da ilaç krizi çocukları vurdu

Almanya’da yaz aylarında başlayan ilaç sıkıntısının boyutu giderek büyüyor. Solunum yolu hastalıkları nedeniyle hastaneler dolarken özellikle çocuklar için gerekli ateş düşürücü şuruplarda sıkıntı yaşanıyor.

Almanya’nın başkenti Berlin’de bir eczanedeyiz. Eczacı Fatih Kaynak, bilgisayar ekranında merkezi ilaç sipariş sistemini gösteriyor ve siparişi yapılamayan ilaçlar listesinin giderek uzadığını anlatıyor. „Antibiyotik, ağrı kesici, tansiyon ilacı, mide ve kalp ilaçları. Hepsinde sıkıntı yaşıyoruz“ diyen Kaynak, şu an sipariş verilemeyen ilaç sayısının 274’ü bulduğunu belirtiyor.

Özellikle de çocuk ilaçlarında durum kritik. Bebekler ve küçük çocuklar hap yutamadıkları için ilaçları sıvı halinde almaları gerekiyor. Örneğin ateş ve ağrı durumlarında Parasetamol ya da Ibuprofen içeren tatlı şuruplar. Almanya’da bu ilaçlardan yılda 10 milyon paketten fazla satılıyor. Şimdi ise eczane rafları neredeyse bomboş. Penisilin ve antibiyotik içerikli şuruplarda da benzer bir durum söz konusu.

Eczacı Fatih Kaynak, yaz aylarında da tedarik sıkıntısı yaşadıklarını, ancak sipariş verilen bir ilacın iki hafta kadar sonra temin edilebildiğini, şimdi ise durumun gerçekten ciddi bir hal aldığını belirtiyor. Daha önce sipariş verilecek ilaçları alışveriş listesinde biriktirdiklerini anlatan Kaynak, şimdi ise bir ilacı buldukları anda sipariş verdiklerini, teslimatın yine de garanti olmadığını belirtiyor. Kaynak, „Sıkıntısı çekilen bir ilaçtan 50 paket sipariş ediyorsam belki 5 tanesi geliyor“ diyor.

Hastanelerde yer kalmadı

Bu nedenle semtteki eczacılar dayanışma yoluna gitmiş. Sistemde bir ilaç gördüklerinde birbirini haberdar ediyor ya da birbirine ilaç yardımı yapıyorlar. Ebeveynler de sosyal medya gruplarında benzer bir dayanışma içinde. Hangi ilaç hangi eczanede var, alternatif ne ilaçlar kullanılabilir, bu forumlarda bilgi alışverişinde bulunuluyor. Ancak evdeki küçüklerin ateşini düşürmek mümkün olmadığında genelde tek yol kalıyor, o da hastaneye gitmek.

Ağırlıklı olarak küçük yaştaki çocukları etkileyen solunum yolu virüsü RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs), durumun ciddiyetini daha da artırıyor. Hastanelerin çocuk bakım üniteleri dolup taşarken hayati tehlike taşıyan çocuk hastalar bile saatlerce sıra beklemek zorunda kalıyor, klinikler dolu olduğu için eve gönderilenler oluyor.

Eczacılar ilaçları kendileri hazırlamaya başladı

Bir değer sorun, hastanelerde de ilaç sıkıntısının baş göstermesi. Pek çok hastane eczanesi, acil durumlar için ateş düşürücü şurupları kendileri hazırlamaya başladı. Normalde eczaneler yılda yazılan 12 milyon ila 14 milyon ilacı kendileri hazırlıyor. 2021 yılında 1,3 milyar paket ilaç satıldığı düşünüldüğünde eczanelerin kapasitesi oldukça düşük kalıyor. Eczacının ilacı kendisinin hazırlaması yüksek ek maliyet anlamına geliyor.

Çocuklar için ateş düşürücü şurupları kendileri hazırlayan eczanelere soruyoruz. Hammadde, personel maliyeti ve harcanan zaman hesaba yansıtılsa bir şişe şurubun fiyatının 20 euroya yükseleceğini anlatıyorlar. Eczacı Kaynak, kendisinin de şurupları bizzat hazırlamayı düşündüğünü belirtiyor ve „Bir çocuk yüksek ateşle kıvranıyorsa fiyatın ne önemi var?“ sorusunu yöneltiyor.

İlaç şirketleri: Üretim maliyeti karşılamıyor

Halbuki Almanya’da şu an yaşanan ilaç sıkıntısının temelinde de fiyat faktörü yatıyor. Alman ilaç sanayisi açısından bazı ilaçların üretimi, maliyeti karşılamıyor. Örneğin parasetamol içeren bir şişe ateş düşürücü şurup için resmi sağlık sigortalarının ilaç şirketine ödediği miktar sadece 1,36 euro. Bu miktar on yıldır yükseltilmedi. Halbuki parasetamol hammaddesinin fiyatı sadece bu yıl yüzde 70 arttı.

İlaç şirketi Teva, parasetamol içerikli ateş düşürücü şuruplarda „ratiopharm“ markasıyla Almanya’nın en büyük tedarikçisi konumunda. Teva’nın Genel Müdürü Andreas Burkhardt, hızla yükselen etken madde ve üretim fiyatlarına işaret ederek resmi sigortaların ödediği miktarın sabit kalmasının ilaç üretiminden zarar edilmesini beraberinde getirdiğini belirtiyor ve „Hiçbir şirket uzun vadede buna dayanamaz“ diyor.

İhtiyacın yüzde 90’ını tek bir şirket karşılıyor

Bundan 12 yıl önce piyasada ateş düşürücü şurup üreten 11 şirket varken bu yıl Mayıs ayında bir üretici daha piyasadan çekildi. Ratiopharm, piyasadaki ihtiyacın yüzde 90’ını karşılar hale geldi. Bu durumun sürdürülmesinin imkansız olduğunu belirten şirket, yaz aylarında eczanelerin kış için verdiği ön siparişleri iptal etti. Bu da eczanelerin buldukları ilaçları stoklamalarına yol açtı. Federal İlaç ve Tıbbi Ürünler Enstitüsü, bu nedenle ilaçları piyasada bulmanın daha da zorlaştığını, ayrıca ilaçların dağılımında bölgeler arasında dengesizlikler oluştuğunu belirtiyor.

Çocuk Doktorları Birliği Başkanı Thomas Fischbach da, „Ateş düşürücü şurup gibi basit ilaçların bulunamaması acizlik göstergesidir. Bu tür ilaçları üreten çok az şirket var. Bunun nedeni de Almanya’daki sabit fiyat uygulaması nedeniyle üretimin ucuz maliyetli Çin ve Hindistan gibi ülkelere kaydırılmış olması“ diyor. Fischbach, bu ülkelerden sevkiyat zincirinde yaşanan mevcut sorunların da ayrı bir darboğazı beraberinde getirdiğini söylüyor.

Piyasada daralmanın sonuçları

Önemli ilaçların bulunmasında yaşanan sıkıntının nelere yol açabileceği 2022 yılı başında meme kanseri ilacı Tamoksifen örneğinde görüldü. Ağır hasta insanların acilen kullanması gereken bu ilacın muadili bulunmuyor. Üretici firmanın maliyet baskısı nedeniyle üretimi durdurması darboğaza yol açtı. Bunun üzerine Federal İlaç ve Tıbbi Ürünler Enstitüsü devreye girerek acil durum nedeniyle tamoksifen içerikli ilaçların Almanya’da ruhsat izni bulunmasa bile yurt dışından ithal edilip kullanılabileceğini açıkladı. Bu izin darboğazı gideremedi. Tamoksifen hala sıkıntı yaşanan ilaçlar arasında yer alıyor.

„Devlet üretsin“ talebi

Doktorlar ve muhalefetten politikacılar Alman hükümetine acilen harekete geçme çağrısı yapıyor. Federal hükümet ve eyalet hükümetlerinin bir ilaç tedarik zirvesi düzenlemesi, sağlık bakanlarının üreticiler ve toptancılarla görüşmesi ve komşu ülkelerden sevkiyat için çaba gösterilmesi talep ediliyor.

Uzmanların vurgu yaptığı bir talep de hayati önemdeki ilaçların üretiminin devlet kontrolüne alınması. İlaç sanayisi ise resmi sağlık sigortalarının ilaçlara ödediği miktarın artırılmasını talep ediyor. İlaç şirketleri, sigortaların sabit fiyat ödemesine dayanan anlaşmaların, piyasadaki tedarikçi sayısı yeterli düzeye gelinceye kadar askıya alınmasını teklif ediyor. Sağlık Bakanlığının ise bu teklife yanaşması, mevcut planlar ışığında pek olası görünmüyor.

DW Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/almanyada-ilaç-krizi-çocukları-vurdu/a-64127348

Scholz’dan Noel mesajında birlik vurgusu

Almanya Başbakanı Scholz, yayınladığı Noel mesajında toplumdaki birlik duygusunun önemini dile getirdi. Scholz, Ukrayna Savaşı’nın neden olduğu zorlu süreçte, bu birlik sayesinde önemli adımlar attıklarını vurguladı.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, yayınladığı Noel mesajında 2022 yılının önemli gelişmelerine dikkat çekerek toplum içinde birlik çağrısında bulundu.

Başbakan Scholz video mesajında, „Noel’e bir hafta kaldı. Pek çok kişi bayram günlerinin, sevdikleri ile, dostlarıyla, aile ile bir araya gelecek olmanın sevincini yaşıyor. Bunlar aynı zamanda, özellikle böylesi zor bir dönemde birlik olma günleri“ ifadelerini kullandı. 2022’nin çok zorlu bir sene olduğunu dile getiren Başbakan Scholz, özellikle bayram günlerini Rus bombalarından kaçarak ve sevdiklerinin hayatlarından endişe duyarak geçirmek zorunda kalan Ukraynalılar için bu durumun geçerli olduğunu belirtti.

Artan enerji fiyatları

Mesajında, „Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının sonuçlarının, Almanya’da da enflasyon, artan fiyatlar ve enerji tedariğinin artan maliyetleri ile hissedildiğini“ vurgulayan Başbakan Scholz, ülke olarak birlik olduklarını ve bu duruma kendilerini hazırlayabildiklerini dile getirdi.

Tam bu günlerde, Almanya enerji ağına likit gaz (LNG) taşıyan ilk tankerin yanaştığını bildiren Olaf Scholz, bunu „İyi bir işaret ve birlik olmanın nasıl bir fayda sağlayacağının bir göstergesi olduğunu“ belirtti. Federal Meclis ile Eyaletler Meclisi’nin, vatandaşlara yönelik mali yardımların organize edilebilmesi için ilgili gerekli tüm tasarıları onaylamasının da önemine vurgu yapan Scholz, bu sayede „Yüksek elektrik faturası, yüksek doğal gaz faturası, yüksek ısınma faturası ve sıkıntı yaratan tüm enerji faturalarına karşı“destek sağlanabildiğini ve fiyatların aşağıya çekilebildiğini aktardı.

Almanya Başbakanı Scholz, konuşmasının sonunda, „Bugünlerde hissettiğimiz bu birlik olma durumunu bu şekilde devam ettirmeliyiz“ diyerek, „İyi Bayramlar“ diledi.

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/scholzdan-noel-mesajında-birlik-vurgusu/a-64133590

Kaynak: DW Deutsche Welle / DW / ET,EC

Almanya’da ilaç krizi çocukları vurdu

Almanya’da yaz aylarında başlayan ilaç sıkıntısının boyutu giderek büyüyor. Solunum yolu hastalıkları nedeniyle hastaneler dolarken özellikle çocuklar için gerekli ateş düşürücü şuruplarda sıkıntı yaşanıyor.

Almanya’nın başkenti Berlin’de bir eczanedeyiz. Eczacı Fatih Kaynak, bilgisayar ekranında merkezi ilaç sipariş sistemini gösteriyor ve siparişi yapılamayan ilaçlar listesinin giderek uzadığını anlatıyor. „Antibiyotik, ağrı kesici, tansiyon ilacı, mide ve kalp ilaçları. Hepsinde sıkıntı yaşıyoruz“ diyen Kaynak, şu an sipariş verilemeyen ilaç sayısının 274’ü bulduğunu belirtiyor.

Özellikle de çocuk ilaçlarında durum kritik. Bebekler ve küçük çocuklar hap yutamadıkları için ilaçları sıvı halinde almaları gerekiyor. Örneğin ateş ve ağrı durumlarında Parasetamol ya da Ibuprofen içeren tatlı şuruplar. Almanya’da bu ilaçlardan yılda 10 milyon paketten fazla satılıyor. Şimdi ise eczane rafları neredeyse bomboş. Penisilin ve antibiyotik içerikli şuruplarda da benzer bir durum söz konusu.

Eczacı Fatih Kaynak, yaz aylarında da tedarik sıkıntısı yaşadıklarını, ancak sipariş verilen bir ilacın iki hafta kadar sonra temin edilebildiğini, şimdi ise durumun gerçekten ciddi bir hal aldığını belirtiyor. Daha önce sipariş verilecek ilaçları alışveriş listesinde biriktirdiklerini anlatan Kaynak, şimdi ise bir ilacı buldukları anda sipariş verdiklerini, teslimatın yine de garanti olmadığını belirtiyor. Kaynak, „Sıkıntısı çekilen bir ilaçtan 50 paket sipariş ediyorsam belki 5 tanesi geliyor“ diyor.

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/almanyada-ilaç-krizi-çocukları-vurdu/a-64127348

Kaynak: DW Deutsche Welle / Sabine Kinkartz

Almanya’da önlenen darbe planının şifreleri

Almanya’da darbe yoluyla iktidarı devirmeyi planlayan aşırı sağcı bir gruba düzenlenen operasyon ülkede geniş yankı buldu.

Peki Almanya’da binlerce polisin katıldığı operasyonda yakalananlar kim? Yakalananlar amaçlıyordu? Kendilerini „Reichsbürger“ (İmparatorluk Vatandaşları) olarak tanımlayan aşırı sağcı hareket ile bağlantıları ne? Aşırı sağ uzmanları, karşı karşıya bulunulan tehdit için ne diyor?

DW Türkçe, yaşanan gelişmeler hakkında merak edilenleri derledi:

Dev operasyonun hedefinde kim var?

Çarşamba sabahı erken saatlerde, Federal Başsavcılık ve yaklaşık 3 bin polisin katılımıyla başlayan operasyonun hedefinde, kendilerini „Reichsbürger“ (İmparatorluk Vatandaşları) olarak adlandıran aşırı sağcılarla bağlantılı bir „terör örgütünün“ yer aldığı açıklandı.

Ülkenin 11 eyaletinde ağır silahlı özel timlerin de katıldığı operasyonlar sırasında 130’u akşın binaya baskınlar düzenlenerek arama yapıldı.

Aralarında askerlerin ve sağcı popülist Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) bir eski milletvekilinin de bulunduğu 25 şüpheli gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan birinin Avusturya’da bir diğerinin de İtalya’da gözaltına alındıkları, yakalananlardan birinin de Rus vatandaşı olduğu açıklandı.

Neyle suçlanıyorlar?

Başsavcılık, 50 kişiyi Almanya Federal Cumhuriyeti’ni yıkmak için terör örgütü kurmakla suçluyor.

Darbe girişimi hazırlıklarının Kasım 2021 itibarıyla silah temin etme, atış talimleri yapma ve yapılanma çalışmalarıyla başlatıldığının tespit edildiği açıklandı.

Bu ağın üyelerinin „anayasal kurumlara saldırmaya, Federal Meclis’e silahlı baskın düzenlemeye hazırlandıkları, demokratik hukuk devletini devirmeyi hedefledikleri ve bunun yol açması muhtemel ölümleri de göze aldıkları“ belirtiliyor.

Federal Başsavcılığın paylaştığı bilgilere göre, şüpheliler elektrik kesintilerine yol açacak saldırılarla iç savaşı andıran koşulların oluşmasını sağlamayı, Alman hükümetini devirerek de siyasi yönetimi devralmayı planladı.

Hatta yönetimin devralınması halinde, kimlerin hangi bakanlıkları üstleneceğinin de belirlendiği, bir isim listesi olduğu belirtiliyor.

Başsavcılığa göre şüpheliler demokratik kurumları reddediyor, Almanya’nın „derin devlet“ üyeleri, gizli ve gayrimeşru bir devlet yönetimi yapısı tarafından yönetildiğine, Reichsbürger ağının da bunlara karşı mücadele etmesi gerektiğini savunuyor.

Bu gerekçeyle de aşırı sağcı bu hareket bünyesinde, darbe girişimi için bir askeri kanat oluşturulduğu belirtiliyor.

Operasyonun hedefindeki askeri kanat neden „çok tehlikeli“?


„Terör örgütü“ olarak adlandırılan bu oluşumda hem halen Alman ordusu Bundeswehr’de görev yapan askerlerin hem de özel askeri eğitim almış eski askerlerin yer aldığı, yine Doğu Alman ordusunda da görev yapmış eski askerlerin de grubun üyeleri arasında bulunduğu belirtiliyor.

Başsavcılık kaynakları, bu nedenle bu yapının „çok tehlikeli“ olarak sınıflandırıldığına dikkat çekiyor, bu yapıya karşı yürütülen operasyonların da bu nedenle dev bir kadro ağır silahlar ve özel timler eşliğinde yürütüldüğünü aktarıyor.

Başsavcılığın Alman basınıyla paylaştığı bilgilere göre darbe hazırlığı yapan oluşumda liderlik rolünü üstlenen iki kişi var. Biri, 71 yaşındaki Heinrich XIII P. R., diğeri de 69 yaşındaki Ruediger v. P. , hatta grup, yönetimin ele geçirilmesi halinde Almanya’nın yeni devlet başkanının da Heinrich XIII P. R. olmasını öngördü.

Yine sağcı popülist Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) eski milletvekillerinden Birgit Malsack-Winkemann’ın da şüpheliler arasında yer aldığı, grubun eski bir hakim olan Malsack-Winkemann’ın darbe sonrasında adalet bakanlığı görevini üstlenmesini öngördüğü kaydedildi. Malsack-Winkemann, milletvekilli görevinin sona erdiği 2021 yılından itibaren yeniden hakim olarak Berlin’de görev yapıyor.

Rusya’dan destek aldılar mı?

Başsavcılığa göre grubun liderlik rolünü üstlenen isimler Almanya’da inşa edilecek yeni rejim için Rus makamlarıyla irtibata geçmeye çabaladı. Rus vatandaşı Vitalia B. de bu hedefe ulaşılması için destek olmaya çalıştı. Ancak başsavcılık, şüphelilerin bu girişimlerine Rus makamlarından olumlu karşılık aldıklarına dair henüz bir bulguya ulaşmadıklarını duyurdu.

Bu arada bu bilgilerin basına yansıması üzerine Rusya’dan da açıklama geldi. Rusya’nın Berlin Büyükelçiliği yaptığı açıklamada, Almanya’daki Rus diplomatik temsilcilerinin terör grupları temsilcileri ve yasadışı yapılarla hiç bir iletişimi olmadığına vurgu yaparken, Kremlin Sözcüsü Peskov, operasyonlar için „Almanya’nın iç meselesi” açıklamasını yaptı.

Kendilerini „Reichsbürger“ olarak adlandıranlar kim? Ne amaçlıyorlar?


Aşırı sağcı Reichsbürger hareketi, hem radikal hem şiddet eğilimli olduğu gerekçesiyle Alman güvenlik güçleri tarafından son yıllardaki en ciddi iç tehdit olarak görülüyor.

Alman iç istihbarat teşkilatı BfV’nin 2022 yılı raporuna göre bu hareketin Almanya’da yaklaşık 21 bin destekçisi bulunuyor. 

Bu hareket bünyesinde şiddet eğiliminin çok yüksek olması, güvenlik makamları için önemli bir endişe kaynağı oluşturuyor. BfV’ye göre bu hareket içerisinde yer alan en az 500 kişinin silah ruhsatı bulunuyor.

Bu hareketin destekçileri Almanya Federal Cumhuriyeti ve demokratik, anayasal kurumlarını kabul etmiyor. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi rejiminin sonunu getiren müttefik devletlerin halen Almanya’yı gizli gizli yönettiğine iddia ediyorlar. Bazıları yeniden Alman İmparatorluğu’nun inşasını savunuyor.

Kısaca „Reichsbürger“ olarak nitelendirilseler de aslında homojen bir yapılanmadan söz etmek güç. Farklı eyaletlerde farklı yapılanmalar mevcut. Almanya Federal Cumhuriyeti’ni tanımadıkları için vergi ödemeyenler var. Hatta „kendi ulusal topraklarını“ ilan edenler, kendi pasaport ve ehliyetlerini basanlar da var. İnternet sitelerinde, mevcut düzene karşı mücadelelerini sürdürmekle övünüyorlar.

Koronavirüs salgını sırasında bu hareketin daha da radikalleştiği belirtiliyor. Korona önlemlerine karşı çıkan ve „Querdenker“ olarak adlandırılanların desteği ile açıklanan önlemlere karşı protesto gösterileri düzenlediler, salgın önlenmelerine uymayı reddettiler. Yerel yöneticilere saldırılarda bulundular, bu saldırılarını da videoya çekip sosyal ağlarda paylaştılar.

İç istihbarat teşkilatının son raporunda bu hareket üyelerinin „ciddi şiddet eylemleri yapmaya istekli“ olduklarının altı çizilmişti.

Son yıllarda bu hareket bünyesinde yer alanlar, cinayete teşebbüs ya da cinayet suçlamasıyla hakim karşısına da çıktı. 

Uzmanlar ne diyor?

DW’nin sorularını yanıtlayan aşırı sağ ile mücadele eden Amadeu-Antonio Vakfı Genel Müdürü Timo Reinfrank, düzenlenen operasyon ve yakalanlara yöneltilen suçlamaların boyutunun kendisini de şoke ettiğini söyledi.

Almanya’da bir darbe gerçekleştirilmesinin neredeyse imkansız olduğunu söyleyen Reinfrank, „Çünkü kamu ve anayasal düzen çok güçlü. Ama bu insanlar, bunu yapabileceklerine inanıyorlar.  Bu aynı zamanda bu insanların kendi hayal dünyalarında ne denli kapana kısıldıklarını da gösteriyor“ diye konuştu.

Bu operasyonla gün ışığına çıkan bilgilerin, ABD’de 6 Ocak 2021’de meydana gelen Kongre baskınına benzer olayların Almanya’da da yaşanabileceğini gözler önüne serdiğini aktaran Reinfrank, „Anayasa ve güvenlik güçlerinin meşruiyetini tanımıyorlar, bu da ideolojilerinin şiddeti meşru görmesine yol açıyor“ dedi.

Aşırı sağ uzmanı bu nedenle ağırlıklı olarak yerel siyasetçileri ve politikacıları hedef aldıklarını çünkü kasıtlı olarak devlet düzenini yıkmak istediklerini söyledi.

DW/ DA,HS

Kaynak: DW Deutsche Welle

Almanya çifte vatandaşlık için düğmeye bastı

Almanya’da hükümet, vatandaşlığa geçişleri kolaylaştıracak ve Türkler için çifte vatandaşlığı mümkün kılacak reform için düğmeye bastı.

Almanya’da hükümet, Alman vatandaşlığına geçişleri kolaylaştıracak ve çifte vatandaşlığı mümkün kılacak yasa tasarısı için düğmeye bastı.

İktidardaki Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti’nin (FDP) koalisyon sözleşmesinde de yer alan vatandaşlık kanunundaki reform için onay sürecinde ilk adım atıldı.

Almanya İçişleri Bakanlığından Cuma günü yapılan açıklamada, ilgili yasa tasarısının „neredeyse hazır“ olduğu ve kısa süre içinde diğer bakanlıklara gönderileceği bildirildi. Bakanlıkların onayının ardından tasarı kabinede de kabul edildikten sonra meclis oylamasına gidilecek. Daha öncesinde „Bild“ ve „Süddeutsche Zeitung“ gazeteleri tasarının koalisyon ortakları arasında „büyük ölçüde mutabık kalınan“ ayrıntılarını haberleştirmişti.

Tasarının sunum bölümünde Almanya’da vatandaşlık kanununun günümüzün çeşitliliğe dayanan göç toplumunun gereklerine göre modernize edilmesi gerekliliğine işaret edilerek Almanya’da vatandaşlığa başvuru oranlarının düşüklüğüne dikkat çekildi.

Başvuru oranı yüzde 1,3’lere kadar indi

Almanya’da 2021 yılı sonu itibarıyla yabancı uyruklu 10 milyon 700 bin kişi yaşıyor. Aralarında 5,7 milyonu, on yılı aşkın süredir Almanya’da ikamet ediyor. Mevcut düzenlemelere göre sekiz yıllık yasal ikamet sonrasında Alman vatandaşlığı alınabilmesine rağmen bu imkandan yararlananların oranı çok düşük. 2019 yılında vatandaşlık başvurusu hakkına sahip kişilerin sadece yüzde 1,3’ü başvuruda bulundu. Bu oran Avrupa Birliği içinde ortalama yüzde 2 civarında.

Onay süreci başlatılan yasa tasarısına göre Alman vatandaşlığına başvuru için ülkede ikamet edilmesi gereken süre, sekiz yıldan beş yıla indiriliyor. Okul ya da meslekî başarı, son derece iyi Almanca bilgisi veya kamu yararına faaliyetler gibi yollarla entegrasyonda „özel başarı“ göstermiş kişiler için bu süre 3 yıla kadar inebilecek.

Yabancı uyruklu ebeveynlerin Almanya’da doğmuş çocukları, anne ya da babanın beş yıldır Almanya’da resmi ikametinin bulunması şartıyla otomatikman Alman vatandaşı olabilecek. Şimdiye kadar bu süre sekiz yıldı.

Eski „misafir işçi“lere jest

Alman hükümeti, „misafir işçi“ olarak çoğu 60’lı yıllarda geçici olarak Almanya’ya gelen ancak burada kalan kişilerin durumunu da reform planlarında göz önünde bulundurdu.

Aralarında Almanca bilmeyen çok sayıda kişinin bulunduğu 67 yaş üstündeki bu grubun Alman vatandaşlığı alabilmesi için aranan dil şartı kaldırılıyor, bunun yerine sözlü iletişimde bulunulabilmesi yeterli sayılıyor. Koalisyon sözleşmesinde de yer alan bu planla, Alman hükümeti „misafir işçi“ kuşağının ülkenin kalkınmasına yaptığı özel katkıya duyulan takdiri göstermeyi hedefliyor.

Türkler çifte vatandaş olabilecek

Reformun en önemli maddelerinden biri ise milyonlarca Türk’ün Alman vatandaşlığına geçmesini engelleyen, çifte vatandaşlık önündeki engellerin kaldırılması. Tasarıda, „topluma entegrasyon için dil bilgisi, eğitim, meslekî beceri ve özgürlükçü demokratik temel düzene bağlılığın, bir kişinin bir ya da birden çok vatandaşlığa sahip olmasından çok daha önemli olduğu“na işaret ediliyor.

Türk vatandaşlarının şimdiye kadar Türk ya da Alman vatandaşlığı arasında seçim yapması, Alman vatandaşlığına geçebilmek için Türk vatandaşlığından çıkması gerekiyordu.

Wiese: Alman pasaportunun üstündeki tozu alıyoruz

SPD’nin içişleri uzmanı Dirk Wiese, tasarıyı savunarak „Alman pasaportunu kelepirleştirmiyoruz, üzerindeki tozu alıyoruz“ dedi. Wiese, amaçlarının Almanya’ya çalışmak için gelen insanların buraya yerleşmesi ve burada kendini evinde hissetmesi olduğunu söyledi.

Sol Parti Meclis Grubu da yasa tasarısını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Sol Parti göç politikaları sözcüsü Gökay Akbulut, „Alman vatandaşlığına sahip olmayan yaklaşık 12 milyon kişi, Almanya’daki vatandaşlığa geçiş potansiyelinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda vatandaşlığa başvuru oranları Avrupa’daki diğer ülkelerle kıyaslandığında çok düşük“ dedi.

FDP Meclis Grubu Başkanı Christian Dürr ise konuyla ilgili koalisyon içinde daha istişarelere ihtiyaç olduğunu belirterek „Sadece çalışarak kendi geçimini sağlayabilen ve yasalarımıza uyan kişilerin Alman vatandaşlığına geçebilmesi gerekiyor“ diye konuştu. Dürr, partisi FDP açısından „göçü sosyal güvenlik sistemlerine değil, istihdam piyasalarına yönlendirmenin“ önem taşıdığını vurguladı.

Kaynak: DW Deutsche Welle
dpa,AFP,epd/BK,HS
https://www.dw.com/tr/almanya-çifte-vatandaşlık-için-düğmeye-bastı/a-63892687

İklim değişikliği ruh sağlığını da olumsuz etkiliyor

Alman ruh sağlığı uzmanlarına göre küresel ısınma ve bunun sonuçları ruh sağlığını da olumsuz etkiliyor.

Alman Psikiyatri, Psikoterapi, Psikosomatik Tıp ve Nöroloji Cemiyeti (DGPPN) iklim değişikliğinin ruh sağlığını olumsuz etkilediği uyarısını yaptı. Başkent Berlin’de bir açıklama yapan DGPPN, sağlık sisteminin iklim değişikliğinin ruh sağlığında yarattığı olumsuz sonuçlara hazırlıklı olmadığını, psikiyatrik tedavi olanaklarının artırılması gerektiğini savundu.

DGPPN’nin yaptığı analize göre yerkürede her bir derecelik ısınma akıl hastalıklarını da yüzde 0,9 oranında artırıyor. Aşırı sıcaklıklar intiharların artmasına neden oluyor, olağan olmayan hava şartları travma sonrası stres bozukluğu vakalarını çoğaltıyor, tıp dünyasında solastalji ya da iklim anksiyetesi gibi yeni sendromlar teşhis ediliyor.

Kişinin çevre koşullarının değişmesi ya da tahrip olması nedeniyle hissettiği acıya solastalji adı veriliyor.

Kirli hava da intiharları tetikliyor

DGPPN Başkanı Andreas Heinz „Artan hava sıcaklıkları, hava kirliliği, seller, kuraklık, fırtınalar ya da yangınlar gibi doğal felaketler aşırı derecede strese neden oluyor“ dedi. Berlin Charite Hastanesi Psikiyatri ve Psikoterapi Kliniği’nin direktörlüğünü de yapan Heinz, havadaki partiküllerdeki artışın da intihar sayılarının artmasına neden olduğunu söyledi. Heinz doğal felaketler nedeniyle iş, ev, çevre gibi temel hayat koşulları tahrip olan insanlarda yaygın bir biçimde anksiyete ve depresyon görüldüğüne işaret etti. Buna bir örnek olarak da ABD’de Katrina Kasırgası sonrası New Orleans’ta yaşayan hemen her üç kişiden birinde bir travma sonrası stres bozukluğu tespit edildiğini ifade etti.

Heinz kadınların, zayıf sosyal ağlara sahip olanların ve düşük sosyoekonomik statüdeki insanların iklim değişikliğinin etkilerine daha açık olduğunu da sözlerine ekledi.

„İklim değişikliği ruh sağlığını tehdit ediyor. Sağlık sistemi ise buna hazırlıklı değil“ denilen DGPPN açıklamasında, iklim değişikliği nedeniyle psikiyatrik tedavi imkanlarının da artırılması gerektiği belirtildi. Siyasetçilerden bu maksatla harekete geçmeleri istendi.

dpa, KNA / EC, TY

Kaynak: DW Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/i̇klim-değişikliği-ruh-sağlığını-da-olumsuz-ekiliyor/a-63782436

Baerbock’tan idam cezalarını kaldırma çağrısı

8. İdam Cezası’na Karşı Dünya Kongresi Berlin’de başladı. Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock tüm dünyaya idam cezasını kaldırma çağrısı yaptı.

İdam Cezası’na Karşı Dünya Kongresi’nin sekizincisi, Almanya’nın başkenti Berlin’de 125 ülkenin temsilcilerin katılımıyla başladı. Ensemble Contre la Peine de Mort (İdam Cezasına Karşı Hep Beraber) adlı sivil toplum kuruluşu tarafından düzenlenen dört günlük kongre ilk kez Almanya’da yapılıyor.

„İran’daki durumu endişeyle takip ediyoruz“

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock kongrede tüm dünyaya idam cezasını kaldırma çağrısı yaptı. Almanya’nın idam cezasını her koşulda reddettiğini söyleyen Baerbock bu cezanın İran gibi otoriter ülkelerde muhalifleri sindirmek için kullanılmasını „endişeyle“ takip ettiklerini söyledi.

Baerbock otoriter ülkelerin güncel durumda „idam cezasını en kötü suçların cezalandırılması için değil, kendi açılarından yanlışa sempati duyan ya da sadece kendi fikrini ifade eden kişileri cezalandırmak için“ kullandığını belirtti.

İran’da birkaç gün önce ilk kez protestolara katılan bir kişiye idam cezası verilmişti. Baerbock İran’da başka göstericilerin de idam cezası tehdidi altında olduğunu söyledi.

Hukuk hatalarının düzeltilememesi tehlikesi

Almanya Adalet Bakanı Marco Buschmann da konuşmasında idam cezasının infazının „hukuk hatalarının düzeltilememesi tehlikesini içinde taşıdığını“ belirtti. Buschmann cezanın sonuç bakımından da „hapis cezasına kıyasla daha caydırıcı olduğu iddiasının da kanıtlanamadığını“ belirtti.

Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın verilerine göre dünyada 80 ülkede yasalar idam cezası vermeyi mümkün kılıyor. Halen 55 ülkede cezanın infaz edilebildiği ancak bu ülkelerin sayısının gittikçe azaldığı belirtiliyor.

Zambiya ve Liberya’dan idam cezasını kaldırma sözü

Kongreye katılan ülkelerden Zambiya ve Liberya yakın zamanda idam cezasını kaldırma sözü verdi. Dünyada en son Batı Afrika ülkelerinden Sierra Leone idam cezasını kaldırdı. Sierra Leone Adalet Bakanı Mohamed Lamin Tarawalley kongrede yaptığı konuşmada idam cezası ile siyasi iktidarların karşıtlarını sindirdiğini ve bunu istemediklerini belirtti.

AFP, dpa / EC, TY

Kaynak: DW Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/baerbocktan-t%C3%BCm-d%C3%BCnya-%C3%BClkelerine-idam-cezas%C4%B1n%C4%B1-kald%C4%B1rma-%C3%A7a%C4%9Fr%C4%B1s%C4%B1/a-63765151

Radikalleşen iklim eylemleri cezalandırılmalı mı?

Sanat eserlerine yiyecek fırlatmak, kendini boru hattına yapıştırmak ya da yolları kapatmak. Almanya’da radikalleşen iklim eylemleri tartışmalara neden oluyor.

Berlin’in Frankfurter Allee Caddesi’nde eylemleriyle yolu kapatan iklim aktivistlerine yoldan geçen biri sinirle seslendi: „Annen seni neden aldırmadı?“

Bu tepki, „Son Kuşak“ (Letzte Generation) gibi çevreci grupların sivil itaatsizlik eylemlerine ilişkin Almanya’da artan fikir ayrılıklarının bir tezahürü. Mantık çerçevesinde olduğu sürece gelecek mücadelesi için her yolun denenmesi gerektiğini düşünenlerle, dikkat çekici bu tür taktiklerin suçla bağdaştığı görüşünü savunanlar arasındaki fikir ayrılığı büyüyor.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser de konuya ilişkin „Suç işleniyorsa ve diğer insanlar tehlikeye atılıyorsa, meşru protesto sınırı aşılıyor demektir. Bunların demokratik tartışmayla bir ilgisi yoktur. Failler hızlı ve istikrarlı bir şekilde yargılanmalıdır“ ifadelerini kullanıyor.

Aktivistler suçlanıyor

Faeser, bu konuşmayı Son Kuşak adlı grubun geçen hafta başkent Berlin’de ambulansın kullanması gereken bir sokağı kapatmasının ardından yaptı. Ambulanstaki hasta daha sonra hayatını kaybetti. Bazıları eylem nedeniyle oluşan gecikmenin hastanın hayatına mal olduğunu söyledi, bazıları da hastanın ölümünden sadece eylemlerin sorumlu tutulup tutulamayacağını sorguladı. Bu hafta Berlin acil servislerinden yapılan açıklamada ise eylemciler nedeniyle yaratılan trafiğin hastanın ölmesine neden olduğu belirtildi.

Bazı politikacılar, yaşanan bu trajedinin yasaların sivil itaatsizlik eylemlerine karşı sertleştirilmesi gerektiğini gösterdiğini söylüyor.

„Gelecek için Cumalar“ (Fridays for Future) yürüyüşleriyle karşılaştırıldığında Almanya’daki Son Kuşak adlı grup, gazete manşetlerinde yer edinecek, daha görünür olan eylemleri tercih ediyor. Yalnızca 2022 yılında üyeleri onlarca otoyolu ve şehrin içinden geçen anayolları ve havalimanı pistlerini bloke ettti, Katar’la enerji anlaşmasını protesto etmek amacıyla Ekonomi Bakanlığı’nın binasına zarar verdi ve üyeleri kendilerini petrol boru hatlarına yapıştırdı. Bunun yanı sıra Münih, Frankfurt, Potsdam ve Berlin’deki ünlü sanatmüzelerinde de eserlere yiyecek fırlattılar.

Tablolar kalın bir camla korunduğu için zarar görmedi, ancak aktivistler kültüre saldırmanın mesajı iletmede iyi bir yol olup olmadığına ilişkin Almanya’da sıcak bir tartışma başlatacağının başından beri farkındaydı.

Freiburg Üniversitesi’nden protesto hareketleri konusunda uzman olan Lena Herbers, DW’ye yaptığı açıklamada, aktivistlerin onaylanan protestolardan ziyade daha radikal eylemleri tercih ettiğini çünkü onlarca yıldır tercih edilen birinci yolun,iklim krizi konusunda yeterli değişikliğe neden olmadığını ifade etti.

Protesto hareketlerinin değişen doğasına işaret eden Herbers, „Aktivistler, artık hızlı değişimler gerektiren bilimsel olarak da onaylanmış olan bu dramatik duruma zor kullanarak işaret etmeye çalışıyorlar“ dedi.

Protesto yöntemleri değişiyor

Yeni protesto yöntemleri, muhalefetteki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) tarafından sivil itaatsizliğin cezalarının artırılmasına gerekçe olarak sunuluyor. Muhafazakâr Hristiyan Birlik partileri, gerekirse hapis cezası uygulanmasını istiyor.

Lena Herbers ise muhafazakârların bu çağrılarının hareketi „gayrimeşrulaştırma stratejisinin bir parçası“ olarak görüyor.

Herbers ayrıca „Aktivistlerin doğrudan çağrılarına cevap vermek yerine ’suç eyleminden‘ bahseden politikacılar aktivistleri suçlularla bir tutuyor. Bu noktada eylemleri artık meşru görülmüyor ve kanun koyucular da taleplere cevap vermekten kaçınabiliyor“ ifadelerini kullandı.

Muhafazakâr partiden tepkiler

CSU lideri ve Bavyera Eyaleti’nin Başbakanı Marks Söder’in çağrıları geçen hafta başkent Berlin’de de yankılandı. CSU Meclis Eyalet Grup Başkanı Alexander Dobrindt, Son Kuşak’ı „iklim anarşistleri“ olarak adlandırdı ve „radikalleşmenin daha ileri gitmesinin önüne geçmek için daha ağır cezalar hak ettiklerini“ söyledi.

Protesto uzmanı olan Herbers, „Şiddet içermeyen ancak yasal da olmayan direniş önemli değişiklikler getirebilir. Almanya’da sivil itaatsizlik 1970’lerden beri sosyal hareketlerin bir pratiği olarak oluştu ve örneğin NATO’nun ülkeye daha fazla nükleer silah yerleştirmesini engellemede başarılı oldu“ görüşünde.

Hükümet ortakları Sosyal Demokrati Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) ise tartışmayı uzaktan izliyor. Aktivistleri eleştiriyorlar ancak cezaları artırma düşüncesini reddediyorlar. FDP Genel Sekreteri Bijan Djir-Sarai, Alman adalet sisteminin sivil itaastsizlikle baş edecek „yeterli aracı“ olduğunu söyledi. SDP’nin parlamento sözcüsü de Son Kuşak çevreci grubunun taklitçilere ilham olmasından korktuğunu, ancak suç olarak sayılması için yapılan „popülist çağrıları“ da gereksiz bulduğunu dile getirdi.

Kaynak: DW Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/radikalleşen-iklim-eylemleri-cezalandırılmalı-mı/a-63729342

Almanya’da enflasyon zirve yaptı: Hissedilen oran çok daha fazla

Pahalı enerji ve gıda, Almanya’da enflasyonu yeniden yaklaşık 50 yılın en yüksek seviyesine ulaştırdı. Enflasyon 7,8 olarak açıklandı. Ürünlerde fiyat artışı günden güne artıyor. TRT Deutsch Berlin’de hissedilen enflasyon oranını vatandaşa sordu.
Euro Bölgesi’nde enflasyon rekor kırdı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin etkisiyle ağustosta yıllık enflasyon yüzde 9,1’e ulaştı.

Avrupa İstatistik Ofisi EUROSTAT, Avrupa Birliği ve Euro Bölgesi’nin ağustos ayına ilişkin yıllık enflasyon verilerini paylaştı.

Enflasyon artışına en fazla yüzde 3,95 ile enerji ürünleri neden oldu.

Avrupa Birliği’nde temmuzda yüzde 9,8 olan yıllık enflasyon ise, ağustosta yüzde 10,1 oldu.

Enflasyon oranı 15 AB ülkesinde çift haneye çıktı.

Almanların yüzde 40’ı faturaları ödemekte zorlanacak

Almanya’da yükselen enerji fiyatları ve hayat pahalılığı gündemde…

Ülkenin kamu yayıncısı tarafından yapılan ankete göre, Almanların yüzde 40’ı kışın enerji faturalarını ödemekte güçlük çekeceğini düşünüyor.

Anket sonuçları, gaz ve elektrik maliyetlerindeki yüksek artışların, Almanların geleceğe olumsuz ekonomik beklentilerle bakmasına neden olduğunu ortaya koydu.

Buna göre, katılımcıların yüzde 83’ü işlerini kaybetme endişesi taşıyor.

Hissedilen enflasyon daha fazla

Almanlar hissedilen oranın daha yüksek olduğu görüşündeler.

TRT Deutsch Berlin’de hissedilen enflasyon oranını vatandaşa sordu. Enflasyonun yüzde 40 ila 60 olarak hissedildiğini söyleyen vatandaşlar her şeyin pahalılaştığını ve arık anlam veremediklerini dile getirdi.

Önceden 10 euroya mal olan şeyin şimdi bir şekilde 20 euroya mal olduğunu aktaran vatandaşlar zammı her gün fark ettiklerinden şikayet ediyorlar.

Her şeyin kaçıyor gibi geldiğini söyleyen vatandaş, „Buna hiç alışamadık, diğer ülkeler buna çok alıştı. Bizim konfor alanımıza girilmiş gibi oldu“ dedi.

Kaynak: TRT Haber

https://www.trthaber.com/haber/dunya/almanyada-enflasyon-zirve-yapti-hissedilen-oran-cok-daha-fazla-709272.html

Almanlar pahalılığı protesto ediyor

Almanya’da sol ve sağ akımlar hükümetin kriz yönetimini protesto ediyor. Hükümet, toplumsal kargaşa çıkmasından endişe duyuyor. Marcel Fürstenau, vatandaşın hoşnutsuzluğunu anlayabildiğini belirtiyor.

Ekonomi Bakanı Robert Habeck, Ukrayna savaşının sürdüğü ve enflasyonun yükseldiği bir dönemde Almanya’nın yeni Angela Merkel’i konumunda. Sağ popülist parti Almanya için Alternatif (AfD) içinse ideal öcü rolünde. 2021’de görev süresi sona erdiğinde aşırı sağ cenah, önce mülteci politikası, ardından da koronavirüs politikası nedeniyle dönemin başbakanına cephe almıştı. Düzenledikleri tüm gösterilerde ortalığı „Merkel gitmeli!“ sloganıyla inletiyorlardı.

Eylül 2022’de, Rusya’nın komşu Ukrayna’yı işgalinden beş ay sonra, AfD lideri Timo Chrupalla öfkenin dozunu giderek artırıyor ve sürekli olarak „Habeck’in ekonomik savaşından“ bahsediyor. Böylece Yeşiller partili politikacıyı, tüm federal hükümet adına hayatın her alanında artan fiyatlar ve muhtemel bir ekonomik durgunluk için günah keçisi ilan ediyor.

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/almanyada-sosyal-soğuğa-karşı-sıcak-sonbahar/a-63076904

Marcel Fürstenau
Yorum

Deutsche Welle Almanya