Poliste ırkçılık araştırmasının iptaline tepki büyüyor

Avrupa Konseyi’ne bağlı “Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu” (ECRI) tarafından Alman emniyet teşkilatındaki ırkçı eğilimleri tespit etmek amacıyla tavsiye edilen bir bilimsel araştırmanın İçişleri Bakanlığı tarafından “Zaten polisin ayrımcılık yapması yasak, araştırmaya gerek yok” gerekçesiyle iptal edilmesine tepkiler sürüyor.

Adalet Bakanı Christine Lambrecht şüphelilerin gerekçe yokken ten rengi ve görüntülerine göre değerlendirildiği “ırksal profilleme” (Racial Profiling) uygulamasına yönelik araştırmanın yapılması gerektiğini belirterek, kimseye yönelik genel bir suçlamada bulunma amacı taşımadığını, mevcut durumun tespiti açısından bunun gerekli olduğunu söyledi.

Lambrecht Pazartesi günü Alman kamu televizyonu ARD’de katıldığı “Morgenmagazin” adlı programda, emniyet teşkilatında ırkçılık araştırması yapılması konusunda İçişleri Bakanı Horst Seehofer ile yeniden görüşeceğini belirterek, “Bu hiç kimseyi genel zan altında bırakmakla ilgili değil. Aksine, sadece durumu tespit etmek ve nerede durduğumuzu ve nasıl karşı koyabileceğimizi bilmekle ilgili” diye konuştu.

Koalisyon ortağı ve muhalefetten tepki geldi

Hristiyan Sosyal Birlik partili İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in, yasak olması nedeniyle polisin ten rengi ya da dış görüntüsünden dolayı hiç kimseyi mağdur etmediğini belirterek, bu konudaki şikayetlerin istisnai durumlardan kaynaklandığını açıklamasına koalisyonun küçük ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin (SDP) genel başkan yardımcısı Kevin Kühnert’ten de tepki geldi. Kühnert, “Spiegel” dergisine verdiği demeçte, İçişleri Bakanının bu kararıyla polise “iyilik yapmadığını” belirterek, “Bir araştırma bu konudaki tartışmalara gerçekler doğrultusunda nesnellik kazandırabilir. Seehofer şimdi bu fırsatı heba ediyor” dedi.

İçişleri Bakanlığı’nın emniyet teşkilatında olası ırkçı eğilimler üzerine yapılacak bilimsel çalışmaya karşı çıkmasına muhalefet de tepki gösterdi.

Yeşiller’in içişleri uzmanı Irene Mihalic Seehofer’i “inatçı bir inkarcılıkla” suçladı. Bakanın tutumunu Japonların ünlü “üç maymun” benzetmesiyle eleştiren Mihalic, “Polis teşkilatı içinde ırkçılık vakası olduğu tartışmasızdır” diye konuştu. Yeşiller partili politikacı, “Çözüm geliştirebilmek için sorunun ne kadar büyük olduğunu bilmemiz gerekiyor” dedi.

Sol Parti Genel Başkan Yardımcısı Martina Renner de yaptığı açıklamada, “Yetkililer ırkçı yapılar ve tutumlarla ilgili açık söylem ve bilimsel çalışmaları bu şekilde engellediği sürece hiçbir şey değişmeyecek” dedi.

“Önemli bir fırsatı kaçırıyor”

Öte yandan Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi Başkan Vekili Bernhard Franke, Pazartesi günü Berlin’de yaptığı açıklamada, İçişleri Bakanı’nın araştırmayı iptal etmekle emniyetteki ilgili davaları değerlendirmek ve temel araştırmalar yapma konusunda önemli bir fırsatı kaçırdığını söyledi.

Franke Bakan Seehofer’in, “Emniyette ırkçılığın pratik olarak mevcut olmadığı ve bu nedenle daha fazla araştırılmasına da gerek bulunmadığı yönündeki açıklamasının geçerli olmadığını dile getirerek,bu tür bir araştırma yapılması halinde destek olacaklarını kaydetti.

dpa, TY/BK

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da maske zorunluluğunun kaldırılması tartışması

Almanya’nın Mecklenburg-Vorpommern eyaleti Ekonomi Bakanı Harry Glawe’nin mağazalarda koruyucu maske zorunluluğunun kaldırılmasını gündeme getirmesi ülkede tartışmaya yol açtı.

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili Glawe’nin önerisi, partisinin Pazartesi günü Berlin’de yapılan yönetim kurulu toplantısında destek bulmadı. Katılımcıların aktardığına göre, parti Genel Başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer, koronavirüs salgını ile mücadele için maske takma zorunluluğunun “gerekli ve önemli” olduğunun altını çizdi.

Maske zorunluluğunun kaldırılmaması konusunda uyarıda bulunan CDU’lu Sağlık Bakanı Jens Spahn da “normale dönme isteğini ve sabırsızlığı” anlayışla karşıladığını, ancak koronavirüsün hâlâ etkili olduğunu vurguladı. Sağlık Bakanı, “Kapalı mekanlarda gereken mesafenin sağlanamadığı durumlarda maskenin gerekli olduğunun” altını çizdi.

Mecklenburg-Vorpommern’in önerisi

Almanya’nın kuzeydoğusundaki Mecklenburg-Vorpommern eyaletinin Ekonomi Bakanı Harry Glawe Welt am Sonntag gazetesine yaptığı açıklamada, koronavirüs vaka sayısı düşük kaldığı sürece mağazalarda maske zorunluluğunun uygulanması için bir neden göremediğini söylemişti. Almanya’da vaka sayısının en düşük olduğu eyalet konumundaki Mecklenburg-Vorpommern’in Ekonomi Bakanı, mağaza ve dükkanlarda maske zorunluluğunun Almanya çapında kaldırılmasını tercih edeceğini de sözlerine eklemişti.

Mecklenburg-Vorpommern Ekonomi Bakanı’nın önerisine Saksonya ve Aşağı Saksonya’dan destek geldi. Saksonya Sosyal İşler Bakanı Petra Köpping, “Alışverişte maske zorunluluğundan vazgeçilip vazgeçilmeyeceğini inceliyoruz” derken, Aşağı Saksonya’dan da yaz tatili sonrasında mağaza ve dükkanlarda maske zorunluluğunun kaldırılmasını değerlendirecekleri açıklaması geldi.

Bavyera kesinlikle karşı

Bavyera ve Rheinland-Pfalz eyaletleri ise maske uygulamasının kesinlikle sürdürülmesinden yana. Bavyera Başbakanı Markus Söder, “Maske zorunluluğunu kesinlikle gevşetmeyeceğiz veya kaldırmayacağız” dedi. Söder, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, maskenin koronavirüsün yayılmasının önlenlenmesindeki önemli araçlardan biri olduğunu ifade etti.

Rheinland-Pfalz eyaleti Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada da, “koronavirüs hâlâ etkili ve hâlâ tehlikeli” denilerek, virüsün yerel düzeydeki yayılmasının bu tehlikenin bir göstergesi olduğuna dikkat çekildi. Açıklamada, maske zorunluluğunun kaldırılmasının “yanlış bir mesaj” olacağı belirtildi.

Alman Perakendeciler Birliği (HDE) Başkanı Stefan Genth ise sağlık açısından mümkün olduğu takdirde satışlar açısından maske zorunluluğunun kaldırılmasının olumlu olacağını söyledi. Genth, ancak bu konuda kararın siyasetçiler ve hekimler tarafından verilmesi gerektiğini belirtti.

AFP,dpa/JD,BK

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya: ABD askerleri için 10 yılda 1 milyar euro harcandı

Alman hükümetinin ülkede konuşlu ABD birlikleri için son 10 yılda bir milyar euroya yakın harcama yaptığı açıklandı. Alman Maliye Bakanlığı’nın Sol Parti milletvekili Brigitte Freihold’un soru önergesine verdiği yanıta göre söz konusu meblağın yaklaşık üçte birine denk gelen 648 milyon 500 bin euroluk katkı payı askeri binaların inşaatı ve 333 milyon 900 bin euro ise savunma ek giderleri için ödendi.

ABD Savunma Bakanlığı ise Almanya’daki birlikler için çok daha fazla miktarlarda kaynak ayırıyor. Pentagon’un 2020 yılı bütçesi için geçen yıl yaptığı tahminlere göre bu yıl için Almanya’daki birlikler için 8 milyar 125 milyon dolarlık (yaklaşık 7 milyar 234 milyon euro) harcama öngördü. Almanya ise ülkedeki Amerikan askerleri için geçen yıl 132 milyon 400 bin euroluk ödeme yaptı.

Amerikan vergi mükellefleri açısından ABD’in yurt dışındaki en maliyetli askeri varlığı Almanya’da bulunuyor. ABD birlikleri Almanya’daki Ramstein üssünden Afganistan ve Irak’taki birliklerine takviye yapıyor. Landstuhl’da bulunan üste ise ABD’nin ülke dışındaki en büyük askeri hastanesi bulunuyor. Stuttgart’ta ise komando birlikleri konuşlu. Wiesbaden ve Grafenwöhr’de ise Avrupa’nın en geniş tatbikat alanları bulunuyor.

ABD’de Donald Trump yönetimi, Almanya’yı savunmaya yeterince harcama yapmamakla eleştiriyor. Trump, Almanya’daki 35 bin civarındaki askeri varlığını zaltacağını ve yaklaşık 9 bin 500 askerin Almanya’dan çekileceğini açıklamıştı. Almanya’dan çekilen ABD askerlerinin Polonya’da konuşlandırılması planlıyor. Ancak bazı ABD’li senatörler birliklerin Almanya’dan çekilmesine itiraz ediyor.

DW,dpa, TY/BK

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’dan Büyükada eleştirisi: Aktivistlere verilmiş siyasi bir mesaj

Almanya’da federal hükümetin İnsan Hakları Temsilcisi Bärbel Kofler, Büyükada Davası’nda çok sayıda insan hakları aktivistinin hapis cezasına çarptırılması kararını eleştirdi.

Bärbel Kofler

Bärbel Kofler

“Bu cezalar Türkiye’de insan hakları ve hukuk devleti için mücadele edenlere verilmiş korkunç bir mesajdır” diyerek, Türk adaletine, aktivistler hakkında verilen hükümlerin temyiz sürecinde “hızlı ve adil bir biçimde” yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

Büyükada Davası’ndan çıkan karara bir tepki de Hristiyan Demokrat Parti’den (CDU) geldi. CDU İnsan Hakları Uzmanı Michael Brand, davanın sonucunu “utanç hükmü” olarak nitelendirdi. Türkiye’yi despotizmle suçlayan Brand, “Hakkında beraat kararı verilenlere karşı suçlamalar ne kadar uydurma ve asılsızsa, haksız yere hapse mahkum edilenlere yönelik suçlamalar da aynı şekilde uydurma ve asılsızdır” diye konuştu. Brand da, bu hükmün Türkiye’deki insan hakları savunucularına “siyasi bir tehdit mesajı” olmasından endişe ettiğini ifade etti. 

Dört insan hakları savunucusuna hapis cezası

Temmuz 2017’de Büyükada’da “İnsan Hakları Savunucularının Korunması ve Dijital Güvenliği” başlıklı toplantıya katıldıkları gerekçesiyle haklarında “terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla dava açılan 11 insan hakları savunucusunun karar duruşmasında dört sanık hapis cezalarına çarptırılırken yedi sanık hakkında beraat kararı verilmişti.

İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Af Örgütü Onursal Başkanı Taner Kılıç “örgüt üyeliği” iddiasından 6 yıl 3 ay, hak savunucuları Günal Kurşun, İdil Eser ve Özlem Dalkıran ise “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Mahkeme, dava kapsamında yargılanan diğer sanıklar Nalan Erkem, İlknur Üstün, Ali Gharavi, Peter Steudtner, Veli Acu, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli hakkında ise beraat kararı vermişti.

DW,KNA / SÖ,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Merkel’den yaşlılara teşekkür

Almanya Başbakanı Angela Merkel, koronavirüs pandemisinde sergiledikleri duruş ve anlayışları için yaşlı vatandaşlara teşekkür etti. Merkel haftalık video mesajında, tek başına yaşayan ya da huzurevlerinde kalanlar için haftalarca çocuklarını ve torunlarını görememenin ve onlara sarılamamanın “şüphesiz sürecin en acı tarafı olduğunu” dile getirdi.

Almanya Başbakanı, “Bu zorluklara rağmen ileri yaştakilerin çoğunda, temas sınırlamalarına yönelik zorunlu politikalarımıza karşı öfke değil, anlayış gördüm” şeklinde konuştu.

Her ne kadar virüs özellikle yaşlılar için tehlike oluştursa da bunun bir yalnızlaşma sürecine dönüşmemesi gerektiğine dikkat çeken Başbakan, bu nedenle yaşlılar için bakımevleri ve hastanelerde virüse karşı özel koruma önlemleri alınırken, karar alma özgürlüğü gibi temel haklarının göz ardı edilmemesi konusunda, hükümetle eyaletler arasında görüş birliği olduğunu ifade etti.

“Yaşlıların dışarı çıkmaya korktuğu bir ülke olmayacağız”

Huzurevleri ve bakımevlerinin pandemi sürecinde “örnek teşkil edecek çözüm odaklı bir tutum sergilediklerini” belirten Merkel, asemptomatik olsalar dahi bakımevlerindeki yaşılara test uygulanmasının da alınan önlemlerin bir parçası olduğunu dile getirdi.

Merkel ayrıca, “Sokakları ve trafiği yalnızca en sağlıklı ve gençlere ait olan; özellikle yaşlıların virüs kapma korkusundan dışarı çıkmaya korktuğu bir ülke olmak istemiyoruz” diyerek her vatandaşın temel hijyen ve sosyal mesafe kurallarına uymakta gösterdikleri dikkat nedeniyle, yaşlılara teşekkür amacıyla basit şeyler yapabileceğini de sözlerine ekledi.

Yaşılara yardım amaçlı kurulan yeni girişimlere de dikkat çeken Başbakan, “Bu girişimlerin uzun soluklu olması beni sevindirir. Virüs artık günlük hayatımızın bir parçası olmadığında dahi, kuşaklar arası bu tür bir destek ihtiyacı her daim olacaktır” diye konuştu.

AFP,dpa / SÖ,ET

©️ Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da internette nefret suçlarına ağır cezalar geliyor

Almanya’da Eyalet Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen yeni düzenlemeye göre, internet ve sosyal medya aracılığıyla işlenen nefret suçlarına ve aşırı sağcı suçlara daha ağır cezalar getiriliyor. İlgili yasalarda yapılan değişiklik, internet ortamındaki nefret suçlarının takibatının daha iyi yapılmasını amaçlıyor.

Düzenlemeye göre Facebook, Twitter gibi sosyal medya platformları, aşırı sağcı, ırkçı söylemleri ya da halkı kışkırtıcı, taciz, tecavüz ya da ölüm tehdidi içeren paylaşımları sadece silmekle yetinmeyip bu tür paylaşımları derhal Federal Emniyet Teşkilatı’na bildirmekle yükümlü olacak.

Sosyal medya platformları, faillerin yakalanabilmesi için paylaşımların yapıldığı bilgisayarların IP adreslerini de emniyet birimlerine iletecek.

Şifreler de paylaşılacak

Yeni yasal düzenlemeyle terör ya da cinayet gibi ağır suçlarda, kullanıcıların sosyal medyaya giriş şifrelerinin hâkim kararıyla yetkililere verilmesinin önü de açıldı. Kullanıcıların giriş parolaları şifreli bir şekilde kayıt altında tutuluyorsa, sosyal medya kuruluşları parolaları şifreli şekliyle yetkililere iletecek.

Yeni düzenlemeyle, sosyal medya üzerinden başka bir kişiyi yaralama, cinsel taciz ya da örneğin aracına zarar vermekle tehdit etmek, ölümle tehdit etmek gibi “nitelikli suç” kapsamına alınıyor.

Böylece bu suçu işleyenlere verilecek cezalar da ağırlaştırılıyor. İnternet yoluyla tehdit suçu işleyeneler iki yıla, ölümle tehdit etmek suçunda üç yıla, hakaret suçu işleyenler de iki yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecek.

Mevcut düzenlemede halihazırda fiili olarak işlenmiş suçların kamuoyunda desteklenmesi suç kapsamındaydı. Bundan böyle suç işlenmeden önce yapılan duyurular da suç kapsamına alınıyor.

Sağlık görevlilerine yönelik suçlar

Yerel politikacılara, sağlık personeline saldırının cezası da artıyor. Bundan böyle federal ve eyalet düzeyinde görev yapan politikacıların yanı sıra yerel politikacılara yönelik işlenen suçlar da ilgili ceza kanunu kapsamına alınacak.

Ayrıca acil servislerde görevli sağlık personeline; doktor ve hasta bakıcılara saldıranlar tıpkı itfaiye, asker ya da polise yönelik saldırılarda olduğu gibi artık beş yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecek.

Antisemit saikle işlenen suçlar da bundan böyle daha ağır cezalandırılacak. Yeni yasa kapsamında yerel politikacılar, gazeteciler ya da gönüllü hizmet sunanlar, adres bilgilerinin paylaşılmasını engelleyebilecek. Şimdiye kadar, yetkili makamlardan bazı şartlar altında yapılan başvurular sonucu üçüncü kişilerin isim, adres, medeni durum ve vatandaşlık bilgileri alınabiliyordu.

dpa/MK,JD

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya 2038’e kadar kömürü terk edecek

Almanya’nın fosil enerji kaynaklarını tamamen terk etmesini öngören çıkış stratejisi Cuma günü yapılan oylamalarda hem Federal Meclis hem de Eyalet Temsilciler Meclisi’nden onay aldı.

Kabul edilen yasa taslağı, en geç 2038 yılına kadar kademeli olarak kömürün terk edilmesini ve kömür yakıtlı termik santrallerin kapatılmasını öngören somut bir yol haritası içeriyor.

Süreç içinde yapısal yardımlar için 40 milyar euroluk kaynak ayrılacak. Bu kaynakla kömür bölgeleri olarak bilinen Kuzey Ren-Vestfalya, Saksonya-Anhalt, Saksonya ve Brandenburg eyaletlerinde ekonomik yeniden yapılandırma programları ve altyapı çalışmaları finanse edilecek. Kömür üretiminin yapıldığı eyaletlerde enerji üretiminin hidrojen teknolojisine yönlendirilmesi ve böylelikle yeni istihdam yaratılması planlanıyor. Kömür santrali işletmecilerine de tesislerin vaktinden önce kapatılması nedeniyle milyarlarca euroluk tazminat ödenecek.

Alman hükümetinin fosil yakıtların terk edilmesi için oluşturduğu komisyon bir buçuk yıl önce hazırladığı raporda, bu planın en geç 2038 yılına kadar gerçekleştirilmesi tavsiyesinde bulunmuştu. Almanya halihazırda yıllardır kömür santrallerini aşamalı olarak enerji üretiminden çekmekle birlikte, iklim hedefleri doğrultusunda bu sürecin daha hızlı ilerletilmesi gerekliliği doğmuştu.

“Fosil enerji çağı kapandı”

Almanya Ekonomi Bakanı Peter Altmaier Federal Meclis’te yaptığı konuşmada kömürün terk edilmesini “nesilleri ilgilendiren tarihi bir proje” olarak nitelendirerek “Almanya’da fosil enerji çağı bu kararla birlikte geri döndürülemeyecek bir şekilde kapanmıştır” diye konuştu.

Çevre Bakanı Svenja Schulze de ilk santralin bu yıl içinde, çevreye en zararlı sekiz santralin de iki yıl içinde kapatılacağını belirterek “Böylece Almanya, aynı zamanda hem kömürü hem de nükleer enerjiyi terk eden ilk sanayi ülkesi olmuştur” dedi.

Muhalefetten eleştiri

Muhalefetteki Yeşiller partisi ve Sol Parti ise hükümeti yeterince kararlı davranmamakla suçladı. Yeşiller partisi eş başkanı Annalena Baerbock, kömürü terk etme kararının çok gecikmiş bir adım olduğunu belirterek hükümeti çok önemli konularda komisyonun önerilerini dikkate almamakla suçladı. Baerbock, aslında kömürden çıkış için 2038 yerine 2030 yılının da mümkün ve gerekli olduğunu kaydetti.

Sol Parti’nin enerji politikaları uzmanı Lorenz Gösta Beutin de “Bugün çevre için kara bir gün” dedi.

Çevre aktivistleri, kömürün daha erken terk edilmesi talebiyle Federal Meclis önünde ve 50 kentte protesto gösteileri düzenledi.

dpa/BK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da etek altı fotoğrafı çekenlere 2 yıla kadar hapis cezası verilebilecek

Federal Meclis kadınların etek altından fotoğrafını çekenlere 1 yıldan 2 yıla kadar hapis ya da para cezası öngören yasayı kabul etti. Bluz üstünden göğüs bölgesinin fotoğraflanması da aynı şekilde suç kapsamına alındı. Yasa, Almanya’da sonbaharda yürürlüğe girecek.

Adalet Bakanı Christine Lambrecht, “Bir kadının eteğinin altını ya da göğüs bölgesini fotoğraflamak mahrem alanının edepsiz bir biçimde ihlal edilmesidir” dedi. Bu tür edimlerin kabul edilemez olduğunu belirten Lambrecht, fotoğraf çekmenin sadece kişisel hakların değil aynı zamanda kişinin cinsel olarak kendisini belirleme hürriyetinin de ihlali olduğunu söyledi.

Almanya Adalet Bakanı Christine Lambrecht

Almanya Adalet Bakanı Christine Lambrecht

Yasa kapsamında ayrıca ağır yaralı kazazedelerin ya da hayatını kaybeden insanların fotoğraflarını çekmek de cezaya tabi oldu. Bu tür fotoğrafların her türden insani terbiyeye aykırı olduğunu belirten Lambrecht, “Sık sık bu sırada hayat kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışan ekiplere de engel olunuyor” diye konuştu. Lambrecht, “İnsanların ölmüş anne babalarının ya da çocuklarının fotoğraflarının yayılmasıyla yeni bir acı yaşamalarına engel olmalıyız” dedi.

Psikolojik sonuçları var

Almanya’da şimdiye kadar etek altından çekilen fotoğraflar kabahat kapsamında değerlendirilerek düşük para cezalarıyla cezalandırılıyor, ancak bu cezalar caydırıcı olmuyordu. Hrıstiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) hukuk politikaları sözcüsü Jan-Marco Luczak, “Önemli bir cezaî boşluğu doldurmuş olduk ve ceza hukukunu bu noktada sertleştiriyoruz” diye konuştu. Luczak, fotoğraflı saldırıların kurbanları aşağıladığını, onlara zarar verdiğini ve genellikle bunların psikolojik sonuçları da olduğunu belirtti.

Feminist Pinkstinks örgütünden Nils Pickert, etek altı fotoğrafların daha ziyade kalabalık insan gruplarının bulunduğu otobüs, tren, festival, kulüp ya da bar gibi yerlerde çekildiğini söyledi. Pickert, “Kadınları filme almak için kamusal alandaki tuvaletlere küçük kameralar yerleştiren insanlar var” dedi. Pickert, bu kişilerin genellikle fotoğraf ya da görüntüleri kendileri için çektiklerini ancak sık sık tanıdıklarıyla ya da internette paylaştıklarını söyledi. Etek altının yanı sıra bluz üstü fotoğrafların da yaygın olduğunu belirten Pickert, “Örneğin karşınızdan yürüyen merdivenle gelirken cep telefonumda bir şey okuyormuş gibi yapıp aslında göğüslerinizin fotoğrafını çekiyor ya da filme alıyor olabilirim” dedi.

“Ceza hukukuyla yanıt vermek yanlış yol”

Essenli avukat Jenny Lederer konuya özel yasa çıkartılmasını eleştirdi. Gizlice fotoğraf çekmenin hiç kuşkusuz yakışıksız ve terbiyesiz bir davranış olduğunu ve toplumun konuya hassas hale getirilmesi gerektiğini belirten Lederer, tekil bir olguyu suç unsuru olarak tanımlamanın doğru olmadığını ifade etti.

“Ceza hukuku istenmeyen bir duruma karşı kullanılacak son araç olmalı. Sorunla baş etmek bakımından gerçekten de bu, ağır bir kılıçtır” diyen Lederer, “Bence ceza hukukuyla yanıt vermek yanlış bir yol” şeklinde sözlerini sürdürdü. Lederer, etek altı fotoğraflarını kabahat olarak tanımlamayı ve para cezası verilmesini sürdürmek gerektiğini söyledi. Ağır cezaların caydırıcılığının şüpheli olduğunu belirten Lederer suçun kanıtlanmasının da zorluğuna dikkat çekti.

dpa / EC, HS

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman sosyal medya yasası Türkiye’ye örnek olur mu?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sosyal medya platformlarının kontrol altına alınmasına ilişkin açıklamaları sonrasında, Ankara’da bu alanda yeni bir yasal düzenleme yapılmasının planlandığı yönünde haberler medyaya yansıdı. Hazırlandığı bildirilen düzenlemeye Almanya’daki yasa referans gösteriliyor.

Almanya’da son yıllarda artan aşırı sağcı propaganda ile ırkçı ve nefret söylemleriyle mücadele amacıyla hazırlanan kanun 1 Ekim 2017’de yürürlüğe girdi. Yasal düzenleme, geçen sene yaşanan aşırı sağcı saldırılardan sonra revize edildi. Kanun; hakaret, kötüleme, iftira, kamuoyunu suça teşvik etme, halkı kışkırtma, şiddet görselleri paylaşma ve tehdit gibi internet üzerinden yapılan suç içerikleriyle daha etkin mücadeleyi hedefliyor. Kanunla, kullanıcıların şikayetlerinin kısa sürede incelenmesi, işleme konması ile nefret ve diğer suçların önlenmesi amaçlanıyor.

Almanya’daki yasada neler var?

Sosyal Medya Platformlarında Hukuki Uygulamanın İyileştirilmesi Yasası (Netzwerkdurchsetzungsgesetz, kısaca NetzDG) adlı kanunun içeriğini beş maddede özetlemek mümkün. İlki, kullanıcıların şikayetlerinin efektif biçimde değerlendirilmesini ve işleme konmasını öngörüyor. Yasa, sosyal medya platformlarını, kullanıcıların şikayetini aracısız ve kolay yoldan ulaştırabileceği bir sistem kurmakla yükümlü kılıyor.

Bildirilen şikayetlerin dikkate alınmasını, suç teşkil eden içeriğin olup olmadığının incelenmesini ve suç teşkil ettiği belli olanların 24 saat içinde silinmesini veya engellenmesini, suç oluşturan bütün içeriklerin de şikayetin ulaşmasını müteakip bir hafta zarfında silinmesini veya engellenmesini veya sorumlu bir birime yönlendirilmesini zorunlu kılıyor. Yasa ayrıca, onların alacağı karara itaat edilmesini, kullanıcının da şikayetinin akıbeti hakkında bilgilendirilmesini ve alınan kararın gerekçelendirilmesini zorunlu tutuyor.

Rapor yükümlülüğü

Kanunun öngördüğü bir diğer yükümlülük de sosyal medya şirketlerinin rapor tutması. Kanun koyucu, söz konusu platformları, yılda iki kez kendilerine ulaşan şikayetler konusundaki faaliyetlerine dair rapor hazırlamakla sorumlu tutuyor. Raporda, şikayete dair rakamlar, kararların alınmasında izlenen yol, söz konusu platformların bu tür işlemler için kaç kişi istihdam ettiği gibi bilgilerin yer alması talep ediliyor. Kanun koyucu ayrıca raporun internette herkese açık biçimde yayınlanmasını da zaruri kılıyor.

Almanya’daki sosyal medya kanunu, platformların etkin bir şikayet işlem sistemi olmaması veya onun doğru işlememesi halinde bundan sorumlu olan kişiye 5 milyon euroya kadar para cezası verilmesini mümkün kılıyor. Platformun işletici şirkete ise 50 milyon euroya kadar cezayı öngörüyor. Para cezası, sorumlu platformların şikayet işlem faaliyeti raporunu hazırlamaması halinde de mümkün.

Temsilci atama zorunluluğu

2017 yılında yürülüğe giren kanunun sosyal medya kuruluşlarını, merkezlerinin nereden olduğundan bağımsız Almanya’daki para cezası veya sivil davalarda muhatap alınacak bir temsilci atamasını ve bu kişinin kim olduğunu kendi sayfalarında da duyurmasını öngörüyor. Gerekli durumlarda bir başvurunun kısa sürede işleme konmasını garantilemesini de talep ediyor. Bunun yerine getirilmemesi halinde de yine para cezası verilmesi mümkün.

Almanya’da kişisel haklarının zedelendiğini düşünen her vatandaş sorumlu şirketten kendisine yönelik saldırıyı yapan kişi hakkında bilgi talep etme hakkına da sahip. Bu bigilendirme medeni hukuk çerçevesinde zaten halihazırda mümkün. Sosyal medya kanunu bunun hukuki açıdan uygulanmasını garantiliyor. Sosyal medya platformları, suç işlediği zannı olan kişiler hakkında, mağdura onun hakkında bilgi verme yetkisine kavuşuyor, ancak bu sadece yetkili bir mahkemenin kararı ile mümkün. 

Uzmanlar yasaya nasıl bakıyor?

Medya hukuku uzmanı Prof.Dr.Wolfgang Schulz, bütün büyük sosyal medya platformlarının Almanya’da resmi bir temsilci atadığını, yasanın bu kısmının hayata geçtiğini söylüyor. Problemli bulduğu kısım ise paylaşımların silinmesine ilişkin pratikteki uygulama. DW Türkçe’ye konuşan Schulz, son üç yıla dair çok miktarda veri toplanmasına rağmen sağlıklı bir bilanço çıkarmanın zor olduğunu söylüyor. Bunun da içeriği hukuka aykırı olmadığı halde silinen paylaşımların oranının bilinmemesinden kaynaklandığını belirtiyor.

Siber güvenlik uzmanı Muhammed Taşkıran ise başından beri çok tartışmalı olan ve üç yıldır yürülükte olan yasanın pratikte öngörüldüğü gibi işlemediği gözlemini yaptıklarını söylüyor. DW Türkçe’ye konuşan Taşkıran, platformların yoğun iş yükü ve yetersiz kaynak nedeniyle 24 saatte silme ve yetkili kurumlara bildirme sorumluluğunu yerine getiremediğini vurguluyor. Facebook kadar kullanıcısı olmasa da milyonlarca kullanıcısı bulunan büyük platformların ve hatta yasayı çok ciddiye alan şirketlerin bile karşılaştıkları paylaşım yoğunluğuyla başetmekte zorlandığını, bu nedenle pek çok platformda nefret ve ayrımcı paylaşımların kalmaya devam ettiğini söylüyor. Buna rağmen Taşkıran uygulamanın yasa koyucuya nefret, ayrımcılık, ırkçılık ve şiddete çağrı gibi suç teşkil eden içerikle mücadelede sosyal medya platformlarına baskı yapma yetkisini sağladığını da belirtiyor.

Almanya’daki sosyal medya yasası toplumda da yoğun tartışmalara neden oluyor. Bir yandan bireylerin nefret söylemlerinden korunmasını, sosyal medyada aşırı sağcı propaganda ile suçların engellenmesini sağlayacak hukuki çerçeve sağlandığı görüşü hakim, diğer yandan düşünce özgürlüğüne sansür getirdiği endişesi ifade ediliyor. En çok eleştirilen noktalardan biri de sosyal medya platformlarının bir içeriğin akıbeti konusunda kendilerinin karar vermesi. Almanya Özgürlük Hakları Toplumu (GFF), yasanın revize edilmesiyle en azından Facebook ve Twitter gibi kuruluşlarda şikayetlerden sorumlu bir birim kurmanın yükümlü hale gelmesini olumlu değerlendiriyor. Bu sayede bir şikayet üzerine silinen içeriğe itiraz hakkı doğduğu, itirazın haklı bulunması halinde yeniden paylaşılmasının da mümkün olduğu belirtiliyor.

Totaliter ülkeler Almanya’daki yasayı örnek alır endişesi

Leibniz Medya Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Prof.Dr.Wolfganz Schulz, pek çok çevre tarafından övülen yasal düzenlemenin dünya çapında ilk olması itibarıyla alt yapı ve örnek teşkil ettiğini, bunun da riskler içerdiğini hatırlatıyor. Şirketlere sorunlu içeriği silme özgürlüğü tanındığından, kimilerinin devletle sorun yaşamamak adına temel hak ve özgürlükler kapsamına giren, ancak “sorunlu” olabilecek içerikleri de hemen silebildiğini belirtiyor.

Uzman Schulz, ikinci büyük riskin ise yasanın başka ülkelere örnek teşkil etmesi olduğunu belirtiyor. Almanya’nın düşünce özgürlüğü, temel insan hakları ile hukuk devleti normları yüksek bir ülke olduğunu, otokratik rejimlerin Almanya’daki yasayı referans göstererek kötüye kullanabileceği tehlikesine dikkat çekiyor. Suç tanımının sınırlarının kesin ve net çizilmediği bazı ülkelerde sosyal medya yasasının sansüre veya muhalif sesleri susturmaya yönelik kullanılabileceğine dikkat çeken Schulz, yasayı model alan bazı ülkelerde örneğin suç tanımının kesin ve net olmayıp, yoruma açık kalmasıyla düşünce özgürlüğünün kısıtladığını belirtiyor.

Singapur, Hindistan, Malezya, Brezilya gibi ülkelerin yasaya yoğun ilgi gösterdiğini belirten Schulz, iletişimi tamamen kontrol altına almak isteyen sistemlerde bunun sansür sonucunu doğuracağını belirtiyor. “Bakın, bu yasa Almanya gibi bir hukuk devletinde de var, onlarda varsa bizde neden olmasın” diyerek eleştirel sesleri kesmede kullanabilecekleri tehlikesine dikkat çekiyor. Almanya’daki yasanın benzerini uygulamaya koyan kimi ülkelerde yapılan araştırmalarda, suç tanımının açık ve net yapılmayıp, hükümetlerin müdahalesini mümkün kılan, yoruma açık formülasyon içerdiğini, yasanın başka ülkelerce üstlenilmesi halinde bu noktaya çok dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor. Türkiye’deki yasal düzenlemeye dair planları bilmediğini, ancak suç tanımının sınırlarının net çizilmesinin gerektiğini, ilaveten bir devlet dairesinin yani bağımlı bir yapının kurularak denetimin de ona bırakılmasının engellenmesi gerektiğini söylüyor.

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

İki bakan seyahat uyarısının kaldırılması için Berlin’de

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy bugün Almanya’ya geliyor. Çavuşoğlu Alman mevkidaşı Heiko Maas ile Ersoy da Almanya Ekonomi Bakanı Peter Altmaier ile temaslarda bulunacak. Gündemde Almanya’nın Türkiye’ye yönelik seyahat uyarısının yanı sıra Libya ve Suriye var.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy

Alman hükümet yetkililerine Türkiye’de turizm tesislerinde ve havalimanlarında korona salgınına karşı alınan önlemleri anlatacak olan bakanlar, Türkiye’ye yönelik salgın nedeniyle uygulanan seyahat uyarısının kaldırılmasını talep edecek.

Alman hükümeti, koronavirüs pandemisi nedeniyle Mart ayında dünya çapında koyduğu seyahat uyarısını 32 Avrupa ülkesi için kaldırmıştı. Türkiye’nin de aralarında olduğu yaklaşık 160 ülke içinse seyahat uyarısının 31 Ağustos’a kadar sürdürülmesi planlanıyor.

En çok tercih edilen üçüncü tatil ülkesi

Türkiye, Alman turistlerin İspanya ve İtalya’dan sonra tatillerini geçirmek için tercih ettikleri üçüncü ülke konumunda. Resmi rakamlara göre geçen yıl beş milyondan fazla Alman turist Türkiye’de tatil yaptı. Ancak Türkiye’nin riskli bölge olarak tanımlanması ve hükümetin seyahat uyarısı Alman turistleri bu yıl Türkiye’de tatil yapmamaya sevk ediyor.

Ankara, bu durumu değiştirmek için yoğun diplomatik çaba gösteriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu maksatla havalimanları, oteller, yeme içme tesislerinde sağlık ve hijyen koşullarının yerine getirildiğini belgeleyen Sağlıklı Turizm Sertifikasyon Programı’nı başlattı. Sahillerde güvenlik mesafesi konuldu, havuzlarda havlular ambalajlandı, havalimanı ve otellere termal kameralar devreye sokuldu.

Turist sayısı yüzde 99 azaldı

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’ye Mayıs ayında 30 bin ziyaretçi gelirken yabancı turist sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 99,26 oranında azaldı. Yılın ilk beş ayında ziyaretçi sayıları da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 66,35 oranında geriledi.

Yeşiller partili siyasetçi Cem Özdemir, ziyaret öncesinde Almanya Yazı İşleri Ağı’na verdiği mülakatta koronavirüs tedbirlerinin siyasete malzeme edilmemesi gerektiğini söyledi. Özdemir, “Almanya’daki korona seyahat uyarıları siyasi anlaşmalar için pazarlık malzemesi değildir. Sağlığın korunmasına yararlar ve bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da kavraması gerekir” dedi.

Özdemir, Türkiye’ye yönelik seyahat uyarısının Robert Koch Enstitüsü Türkiye’yi riskli bölge olarak tanımladığı müddetçe de sürmesi gerektiğini ifade etti.

Almanya’ya ziyaretler nasıl?

Almanya’da pandemiden sorumlu Robert Koch Enstitüsü, Türkiye’yi yaklaşık 130 ülke ile birlikte riskli bölgeler arasında göstermişti. Riskli ülkelerden Almanya’ya yapılan ziyaretlerde gelenler 14 gün boyunca karantinaya alınıyor. Seyahate en geç 48 saat kala PCR testi yaptırmış olan ve test sonucu negatif çıkanlar bu uygulamadan muaf tutuluyor.

dpa / EC, HS

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle