Anket: Almanlar ikinci bir ‘kapanma’ bekliyor

Almanya’da koronavirüs vakalarındaki artış nedeniyle Başbakan Angela Merkel ve eyalet başbakanları çarşamba günü bir toplantı yapacak. Cuma yapılması beklenen toplantı, vaka sayılarındaki artış nedeniyle öne çekildi.

“Almanya’da yeniden tedbirler sıkılaşacak mı?” sorusu sorulurken yapılan bir kamuoyu anketi katılımcıların büyük bölümünün bir “kapanma” olacağını düşündüklerini ortaya koydu.

Pandeminin başlamasının ardından Almanya’da tam karantina önlemleri uygulanmadı. Ancak ilkbahar aylarında okullar, ana okulları, üniversiteler, restoranlar ve mağazalar kapatıldı, etkinlikler iptal edildi ve aynı aileden olmayan bireylerin dışarıda ve evlerde bir araya gelmesi engellendi. Bu kez de buna benzer bir “kısmi kapanma” ihtimali konuşuluyor.

Alman haber ajansının YouGov’a yaptırdığı anketin sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 63’ü vaka artışları üzerine hükümetin ve eyaletlerin benzer bir karar alabileceğini düşünüyor. Buna inanmayanların oranı yüzde 23’te kalırken fikir beyan etmeyenler ise yüzde 13 oldu.

Berlin'de düzenlenen koronavirüs tedbirlerine karşı gösteriden bir kare

Berlin’de düzenlenen koronavirüs tedbirlerine karşı gösteriden bir kare

Almanya’nın Trendi

ARD’nin Almanya’nın Trendi anketine katılanlar içinde her iki kişiden biri ise virüsün yayılmasını önlemek için belirlenen tedbirleri orantılı buluyor. Katılımcıların yüzde 51 oranında kişi bu yönde görüş bildirdi. Bu oran bir önceki ay yapılan anket sonuçlarına göre yüzde 8 daha az bir oran.

Ankete katılanların yüzde 32’si ise yürürlükteki tedbirlerin yeterli olmadığını ve yüzde 15’i ise fazla olduğunu belirtti.

Bild gazetesinin haberine göre Merkel, kısmi bir kapanmadan yana. Enfeksiyon sayılarının çok yüksek olduğu kentler ve bölgeler dışında, okul ve anaokulları kapatılmadan tedbirlerin sıkılaştırılması öngörülüyor. Gazete hükümetin özellikle etkinlik ve restoranlara yönelik sıkı tedbirler getirmeyi planladığına yer verdi.

dpa,DW/GA/BÖ

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da polis şiddetine Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan tepki

Almanya’nın Köln kentinde hafriyat şirketi işleten 29 yaşındaki Türk vatandaşı Yüksel Aker’in iş yerinde polisler tarafından darp edildiği iddiaları üzerine açıklama yapan Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, konunun takipçisi olduklarını söyledi.

Bu ve benzeri olayların sorumlularının adalet önünde hesap vermelerini beklediklerini kaydeden Aksoy, “Alman makamlarının şiddet uygulayan polis mensupları hakkında gerekli adımları ivedilikle atmalarını ve Almanya’da son dönemde özellikle göçmenlere ve Müslümanlara yönelik artış kaydeden  polis şiddeti vakaları karşısında daha duyarlı davranmalarını bekliyoruz”  ifadelerini kullandı.

DW Türkçe’ye konuşan Yüksel Aker, 21 Ekim’de meydana gelen olayda polislerin kendisine “nedensiz yere saldırdığını” ileri sürdü. Kardeşinin aynı parsel üzerindeki firmasında kamyon sürücüsü olarak çalışan bir personelle tartıştıklarını aktaran Aker, bu kişinin polisi arayarak şikayetçi olduğunu, bunun üzerine polisin şirketi bastığını söyledi.

Şoför, Yüksel Aker’in kendisine balta ile saldırdığını ileri sürerken Aker bu iddiayı yalanladı. “Bana yumruk atmak için üzerime hücum etti, ben geri çekilince kamyona çarptı. Muhtemelen o sırada yaralandı. İş yerinde herkes bu olayı gördü” diye konuşan Aker, “Olaydan 20 dakika sonra polis şirketi bastı. Gelir gelmez ellerimi kelepçelediler ve iş yerimde arama yaptılar” dedi. Aker arama sırasında herhangi bir balta bulunamadığını aktardı.

Polislerin bir buçuk saat ifadesini aldıklarını anlatan Aker, “Bu süre içinde asla gergin bir ortam oluşmadı. Hatta polislere içecek ikram ettim” diye konuştu.

Yüksel Aker polislere direnmediğini söyledi.

Yüksel Aker polislere direnmediğini söyledi.

Kamera kayıtlarına incelemek üzere el konuldu

İfadesini alan polislerin daha sonra özel cep telefonu ve iş yeri telefonları ile şirket araçlarına, incelemek üzere el koymak istediklerini anlatan Aker, “Arama iznini görmeden buna izin vermeyeceğimi söyledim. Üstelik işlerimi cep telefonlarımla yürütüyorum. Telefonları verirsem müşterilerimle irtibatımın kesileceğini söyledim. Arama ve el koyma yetkileri olduğuna dair belgeleri olup olmadığını sordum. Bunun üzerine iş yerimi mühürlemekle tehdit ettiler” dedi.

Polislerin iş yerindeki güvenlik kamerasını söktüklerini, o andan itibaren de tavırlarının birdenbire sertleştiğini ileri süren Aker, “Kameralar devre dışı kalınca altı polis üzerime çullandı. Beni yere, çamura yatırdılar ve yeniden kelepçelediler. Bu sırada  defalarca tekme ve yumruk  vurdular” diye konuştu.

Polislerin daha sonra özel ve iş yeri cep telefonlarını ve şirket araçlarının anahtarlarını da alarak gittiklerini belirten Aker, “Ama gitmeden önce benim için bir de ambulans çağırmışlar” dedi. Yüksel Aker’e bir hafta iş göremez raporu verildi.

Köln  Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü  Ralf Remmert, Aker’in polislerle ilgili iddialarının soruşturulduğunu belirtirken, Aker hakkında da polis memurlarına tehlikeli şekilde yaralamak üzere saldırıda bulunmak ve direnmek suçlamalarıyla soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Yüksel Aker hakkında açılan soruşturma ile ilgili olarak, “Polislere kesinlikle direnmedim. Sadece yüzüme darbe almamak için başımı korudum” diye konuştu.

 

Tuncay Yıldırım

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman hükümetinden Erdoğan’a Macron ve cami yanıtı

Alman hükümet sözcüsü Steffen Seibert, bugün Berlin’de yaptığı açıklamada, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransa Cumhurbaşkanı Emmauel Macron hakkında yaptığı açıklamaları “Bunlar kesinlikle ve hiçbir şekilde kabul edilemez küçük düşürücü ifadeler” şeklinde değerlendirdi.

Seibert, “bunun özellikle de arka planında İslamcı bir fanatik tarafından işlenen cinayetin bulunması sebebiyle kabul edilemez olduğunu” ifade etti. 

Seibert, Erdoğan’ın Berlin’deki Mevlana Camii’ye yapılan polis baskınına ilişkin eleştirilerine de yanıt verdi. Polisin yasalar ve hukuk çerçevesinde işini yaptığını söyleyen Seibert, “Almanya’da inancını barışçıl şekilde yaşayanlar, anayasal koruma altındadır” şeklinde konuştu.

“Yeni bir dip nokta”

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas da bugün yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın Macron’a yönelik açıklamalarını “saldırı” olarak nitelendirerek bu saldırıların “yeni bir dip nokta” olduğunu söylemişti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmauel Macron

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmauel Macron

Almanya’nın radikal İslamcılarla mücadelede Fransa ile dayanışma içinde olduğunu ifade eden Maas, İslamcı terörle mücadelenin ırkçılık ve İslamofobi ile aynı kefeye konulmaması gerektiğini vurgulamıştı.

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Bu Macron denilen zatın Müslümanlarla derdi nedir? Macron’un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var. İnanç özgürlüğünden anlamayan ve kendi ülkesinde yaşayan milyonlarca farklı inanç mensubu insanlara bu şekilde davranan bir devlet başkanına başka ne denilebilir. Öncelikle bir akli noktada kontrol” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan bugün de Fransız mallarına boykot çağrısıyaptı.

Erdoğan, Berlin’deki camiye düzenlenen polis baskınıyla ilgili olarak Twitter hesabından “Berlin’deki Mevlana Camii’nde sabah namazı saatinde gerçekleştirilen, Avrupa’yı Orta Çağ karanlığına her geçen gün biraz daha yaklaştıran ırkçılık ve İslam düşmanlığından beslendiği apaçık ortada olan, inanç hürriyetini tümden yok sayan polis operasyonunu şiddetle kınıyorum” mesajını paylaşmıştı.

dpa,DW/HS,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman hükümeti: AKP ve Milli Görüş arasında artan bir temas var

Alman hükümeti, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Milli Görüş arasındaki bağlantı konusunda yöneltilen bir soru önergesini yanıtladı. Almanya’da iç istihbarat birimi Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından izlenen Milli Görüş, Müslüman Kardeşler örgütüyle de ilişkilendiriliyor.

Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen’in soru önergesine verilen yanıtta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve partisi AKP ile Milli Görüş arasında giderek artan bir temas bulunduğu belirtildi. 

Alman hükümetinin yanıtında Erdoğan’ın ideolojik ve siyasi köklerinin Milli Görüş hareketine uzandığına işaret edilerek AKP’nin kuruluşunun ardından Milli Görüş’ün Erdoğan’ı “hain” olarak gördüğü, uzun bir süre bağlantıların zayıf kaldığı, ancak özellikle 2016 yılındaki darbe girişimi sonrasında temasın yoğunlaştığı kaydedildi.

Müslüman Kardeşler bağlantısı

Soru önergesine verilen yanıtta ayrıca Milli Görüş ve Müslüman Kardeşler örgütü yöneticileriyle Ankara’daki Diyanet İşleri Başkanlığı ve Almanya’daki Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) arasındaki bağlantılara da işaret edildi. Alman hükümeti, bu bağlantıların ortak organize edilen etkinliklerde de görüldüğünü belirtti.

Hükümetin yanıtında, “Türk devletinin Almanya’daki Türkiye kökenli topluluklar üzerinde nüfuz kurma çabalarının devam ettiği, ayrıca Ankara’nın Alman toplumundaki siyasi irade oluşumu ve karar alma mekanizmalarına etki etmeye çalıştığı” tespitine de yer verildi.

“İlk kez telaffuz edilmesi memnuniyet verici”

Soru önergesini veren Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen, Alman hükümetinin “Erdoğan’ın ideolojik ve siyasi köklerinin antidemokratik Müslüman Kardeşler örgütüne dayandığını ilk kez resmen telaffuz etmesinin memnuniyet verici olduğunu” belirterek “İslamcı-milliyetçi Erdoğan ağı, Almanya’da kamu güvenliği önünde bir tehlikedir ve devlet tarafından teşvik edilmek yerine yok edilmelidir” dedi.

Almanya’da DİTİB’in çeşitli eyaletler tarafından desteklendiğine işaret eden Dağdelen, dış politikada da Alman hükümetini “Türkiye’nin neo-Osmanlıcı politikalarına karşı Avrupa’da ortak bir tavır takınılmasını engellemek” ve “AB’de bölünmüşlüğü teşvik etmekle” suçladı.

AFP/BK,HS

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Merkel: Bizi çok zor aylar bekliyor

Almanya Başbakanı Angela Merkel, koronavirüs pandemisi konusundaki uyarılarını hafta sonu da yineledi. Bild gazetesinde yer alan habere göre Merkel pazar günü partisi Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) eyalet meclis grup başkanları ile yaptığı görüntülü toplantıda, “Bizi zor, çok zor aylar bekliyor” dedi. Habere göre, Başbakan gelecek aylar içerisinde koronavirüs vakalarının sayısının hızlı bir şekilde artacağını ve dışarıda büyük etkinliklerin düzenlenmesinin mümkün olmayacağını tahmin ediyor.

Başbakan Merkel’in bugün korona kabinesinde eyaletlerin yetkili bakanları ile görüşmelerde bulunması bekleniyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel haftalık video podcast’inde de, “Şu an için yapmamız gereken; temasları azaltmak, çok daha az insanla bir araya gelmek” demişti. Her cumartesi yayınladığı video mesajla vatandaşlara seslenen Merkel, “Nispeten rahat geçen yaz bitti, şimdi zor aylarla karşı karşıyayız” demiş ve herkesin bir süre ailesi dışındaki temasları önemli ölçüde azaltması gerektiğini kaydetmişti.

Yetkili sağlık kuruluşu Robert-Koch Enstitüsü’nün verdiği bilgilere göre, Almanya’da son 24 saat içerisinde 8 bin 685 yeni koronavirüs vakası kayda geçti. Ancak söz konusu sayının hafta sonu daha az sayıda test yapılması ve veri aktarımındaki gecikmeler nedeniyle gerçek verileri yansıtmadığı ifade ediliyor. Son eklenen vakalarla birlikte Almanya’da toplam koronavirüs vaka sayısı 437 bin 866’ya yükselirken ölü sayısı da 24 artarak 10 bin 56’ya çıktı.

dpa,Reuters/BÖ,GA

©Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Maas: Erdoğan’ın Macron’a saldırıları yeni bir ‘dip nokta’

 

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, başkent Berlin’de Erdoğan-Macron gerginliğine ilişkin açıklamalarda bulundu. Maas, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Macron’a yönelik “saldırılarını” “yeni bir dip nokta” olarak nitelendirdi.

Almanya’nın radikal İslamcılarla mücadelede Fransa ile dayanışma içinde olduğunu ifade eden Maas, Fransa’nın Ankara Büyükelçisi’ni istişarelerde bulunmak üzere geri çağırmasını da “büyük bir anlayışla karşıladığını” söyledi. Maas, İslamcı terörle mücadelenin ırkçılık ve İslamofobi ile aynı kefeye konulmaması gerektiğini belirterek, bunu yapan herkesin “sorumsuz” olduğunu ve “toplumu bölmek isteyenlerin amacına hizmet ettiğini” ifade etti. Maas, “Biz bunu kabul etmeyeceğiz” dedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un öldürülen öğretmenin cenazesinden bir görüntüsü

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un öldürülen öğretmenin cenazesinden bir görüntüsü

Erdoğan: Hakikaten kontrolden geçmesi lazım

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, pazar günü partisinin Malatya 7.Olağan İl Kongresi’ndeki konuşmasında Fransa Cumhurbaşkanı Emmauel Macron hakkındaki tepki çeken sözlerini yinelemişti. Erdoğan, “Şu an Fransa’nın başındaki zat şaşırmış yatıp kalkıp Erdoğan’la uğraşıyor. Sen önce kendine bak. Bu bir vaka. Hakikatten kontrolden geçmesi lazım” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, cumartesi günü Avrupa’da artan İslam düşmanlığının endişe verici işaretleri ile karşı karşıya kalındığını dile getirmiş ve buna Fransa’da başı kesilerek öldürülen öğretmen Samuel Paty cinayetinin ardından Cumhurbaşkanı Macron’un radikal İslam’a karşı açtığı savaşı örnek göstermişti.

Erdoğan konuşmasında, “Bu Macron denilen zatın Müslümanlarla derdi nedir? Macron’un zihinsel noktada bir tedaviye ihtiyacı var. İnanç özgürlüğünden anlamayan ve kendi ülkesinde yaşayan milyonlarca farklı inanç mensubu insanlara bu şekilde davranan bir devlet başkanına başka ne denilebilir. Öncelikle bir akli noktada kontrol” ifadelerini kullanmıştı. Açıklamalar üzerine Fransa Ankara Büyükelçisi’ni istişarelerde bulunmak üzere geri çağırmıştı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, derste düşünce özgürlüğü konusu işlenirken Muhammed Peygamber karikatürlerini kullanması sonrası radikal İslamcı olduğu tahmin edilen bir saldırgan tarafından başı kesilerek öldürülen öğretmen Samule Paty’yi anma töreninde “Karikatürlerden ve çizimden vazgeçmeyeceğiz” demişti. Ayrıca Fransa’da cinayet sonrası İslamcı çevrelere yönelik polis baskınları artırılmıştı.

dpa,DW/BÖ,GA

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya Sağlık Bakanlığı: Yeteri kadar grip aşımız var

Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, grip aşısı temininde sıkıntılar yaşandığı yönündeki eleştirileri geri çevirdi. Spahn, bu yılki grip sezonu için 26 milyon 675 bin doz aşının satın alındığını belirtti.

Neue Osnabrücker Zeitung da bir Sağlık Bakanlığı sözcüsünün söz konusu aşılardan hâlâ 7 milyon 400 bin adet kaldığını ve önümüzdeki haftalardan itibaren yıl sonuna kadar tedarik edileceğini söylediğini bildirdi. Sözcü, ilaç toptancıları, eczane ve doktor muayenehanelerine sağlanacak aşıların yoğun talebi karşılayacak miktarda olacağını ifade etti.

Doktorlardan aşı uyarısı

Federal Sağlık Bakanlığı böylece bazı hekim örgütlerinin grip aşılarının yetersiz olduğuna ilişkin şikayetlerine de yanıt vermiş oldu. Hekimler, bazı bölgelerde grip aşılarının tükendiğini belirtiyor. Çocuk ve Gençlik Doktorları Birliği (BVKJ) aşıların risk altındaki hastalar için bile yeterli olmadığını açıkladı.

Sağlık Bakanı Spahn, korona salgını nedeniyle halkı bu yıl grip aşısı konusunda daha duyarlı olmaya çağırmıştı. Spahn, böylece sonbahar ve kış aylarında grip ve korona vakalarında aynı anda büyük oranda bir artışın önüne geçilmesinin planladığını belirtiyor.

Sağlık Bakanlığı ısmarlanan 27 milyon doza yakın aşının geçen grip sezonundaki gereksinimin yaklaşık iki katı olduğunu belirterek, geçen sezon temin edilen 21 milyon doz aşının 14 milyonunun insanlara enjekte edildiğini açıkladı.

Grip aşısı kimlere öneriliyor?

Grip aşısı, özellikle ileri yaştakilere ve kronik rahatsızlığı olanlara öneriliyor. Ayrıca hamilelerin ve tıp alanında çalışanların gribe karşı aşı olmaları da tavsiye ediliyor. Koronovirüs salgını nedeniyle risk grubunda olmayanlara da grip aşısı yapılması tavsiye edilmişti. Ancak Daimi Aşı Komisyonu (STIKO), bu durumda acil aşıya gereksinim duyan risk grupları için tedarikte sıkıntılar oluşabileceği uyarısında bulunmuştu.

Gençlerde daha fazla etkili

Aşının etkisi uygulanan kişilere göre değişiklik gösteriyor. Aşı bazı kişilerde tam etki gösterip korunma sağlarken, bazı durumlarda etkisiz kalabiliyor ve aşı yapılan kişi gribe yakalanabiliyor. Robert Koch Enstitüsü’nün açıkladığı verilere göre grip aşısının koruma etkisi genç yetişkinlerde yüzde 80’leri bulurken, yaşlılarda bu oran yüzde 40 ile 60 arasında değişiyor.

Enstitüden yapılan açıklamada yılda yaklaşık 400 bin kişinin aşı sayesinde gribe yakalanmaktan kurtulduğu ifade edildi.

dpa,KNA/TY,GA

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Merkel: Temastan kaçının

RKI Başkanı: Almanya’da durum ciddi Almanya Başbakanı Angela Merkel, haftalık video podcast’inde, “Şu an için yapmamız gereken; temasları azaltmak, çok daha az insanla bir araya gelmek” dedi.

“Nispeten rahat geçen yaz bitti, şimdi zor aylarla karşı karşıyayız” diyen Merkel, herkesin bir süre ailesi dışındaki temasları önemli ölçüde azaltması gerektiğini kaydetti. Her cumartesi yayınladığı video mesajla vatandaşlara seslenen Merkel’in geçen haftaki mesajı büyük yankı uyandırmıştı. Merkel bu haftaki mesajının devamında da “Geçen haftaki söylediklerim bu hafta da kelimesi kelimesine geçerlidir” diyerek aynı mesajı tekrarladı.

Merkel geçen haftaki video mesajında halka maske, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uyma çağrısı yapmıştı. Vatandaşlara aile üyeleri dışındaki kişilerle teması belirgin bir şekilde azaltma ve zorunlu olmayan her türlü seyahatten vazgeçme çağrısı yapan Merkel, “En geç bu haftadan beri koronavirüs pandemisinin çok ciddi bir aşamasında olduğumuzu biliyoruz” demişti. Küresel salgının yaklaşık altı ay önceki başlangıcından çok daha hızlı bir şekilde yayıldığına dikkat çeken Merkel, bu şartlar altında sadece sosyal mesafeyi korumanın ve koruyucu maske takmanın yeterli olmadığını söylemişti.

Merkel’in bu çağrısı farklı tepkilere neden olmuş ve tartışmaya yol açmıştı. Alman Hekimler Birliği Başkanı Klaus Reinhardt, halkın tedirgin edilmemesi gerektiğini savunmuştu. Reinhardt, “Halkı salgını hafife almaya sevk etmek değil ama, korku iklimi yaratmaya da gerek olmadığını” belirtmişti. 

Almanya Başbakanı bugünkü video mesajında, geçen haftaki mesajının geniş bir kesim tarafından olumlu karşılandığını belirterek teşekkür etti.

Alman Robert Koch Enstitüsü’nün (RKI) cumartesi sabahı açıkladığı yeni rakamlara göre, Almanya’da koronavirüse bağlı ölümlerin sayısı cuma gününe kadar toplam 10 bin 3’e ulaştı. Bir önceki güne göre virüs yüzünden 49 kişinin daha hayatını kaybettiği Almanya’da yeni enfeksiyon sayısı 14 bin 714 olarak açıklandı. Bu, önceki günden aktarılan bazı geç kayıtlar içerse bile, yeni bir rekor artış kaydedildiği anlamına geliyor.

Başbakan Merkel’in tartışma yaratan önceki video mesajının yayınlandığı 17 Ekim’de vaka sayısı yaklaşık 7 bin 800 idi.


Merkel, eylül ayı sonunda yaptığı açıklamada vakaların her hafta aynı artış seyrini izlemesi halinde, yıl sonuna kadar günde 19 bin 200 yeni vakaya ulaşılacağı uyarısında bulunmuştu.

Almanya’da koronavirüs pandemisinden hayatını kaybedenlerin sayısı cumartesi günü itibarıyla 10 bin eşiğini aştı.

dpa,afp/ MK,EC

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da koronavirüs aşısı merkezleri kuruluyor

Almanya, koronavirüs aşısının gelecek yılın başlarında bulunacağından yola çıkarak ülke çapında aşı merkezleri kurulması için hazırlıklara başladı.

Bild gazetesinin haberine göre federal hükümet eyalet yönetimlerine bu hafta gönderdiği mektupta, 10 Kasım tarihine kadar aşı merkezi kurulmasını istedikleri yerlerin adreslerini göndermesini istedi. Ülke çapında 60 merkezin kurulması planlanıyor. Aşının eksi 78 derece depolanması gerektiği ve aile doktorlarının muayenehanelerinde buna uygun ekipman bulunmadığı için özel aşı merkezlerinin kurulmasının zorunlu olduğu belirtiliyor.

Spahn: Aşılama altı ay alır

Sağlık Bakanı Jens Spahn ise toplumun çoğunluğunun aşılanmasının en az altı ay süreceğini tahmin ediyor. Spiegel‘e bir açıklama yapan Spahn, aşı hazır olur olmaz “altı ya da yedi ayda aşı olmak isteyenlerin büyük bir kısmı aşılanabilir” şeklinde konuştu. Spahn koronavirüs aşısının mecburi olmayacağını da sözlerine ekledi.

Öte yandan aşı geliştirme çalışmaları tüm dünyada hızla devam ederken halihazırda 40’tan fazla aşının klinik testleri yapılıyor.

Almanya’da günlük yeni vaka sayıları iki gündür 11 binin üzerinde. Robert Koch Enstitüsü’nün (RKI) açıklamasına göre son 24 saat içinde koronavirüs taşıdığı tespit edilen kişi sayısı 11 bin 242. Perşembe günü bu sayı 11 bin 287 olarak açıklanmıştı. Buna göre Almanya’da koronavirüse yakalananların toplam sayısı 403 bin 291 olarak kayıtlara geçti. Virüse bağlı olarak hayatını kaybedenlerin sayısı ise 49 kişi artarak 9 bin 954’e yükseldi.

Bu arada, Dünya Tabipler Birliği Başkanı Frank Ulrich Montgomery, Almanya’da günlük yeni vaka sayısının 20 bine yükselmesi halinde ekonomik ve toplumsal hayatın kısıtlanmasının gündeme gelebileceğini söyledi. Bu sayıların durumun kontrolden çıkmış olduğu anlamına geleceğini belirten Montgomery, “O durumda sağlık daireleri açısından enfeksiyon zincirlerini takip etmek ve kırmak mümkün olmayacak ve ikinci bir kapanma tehlikesi baş gösterecek, çünkü virüs başka şekilde frenlenemeyecek” söyleminde bulundu.

AFP / SSB,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman Bakan Roth: Türkiye sadece bir cumhurbaşkanı değil

Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth, gündemdeki konulara ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı. 

DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Roth, Almanya’nın Doğu Akdeniz’deki gerilimini düşürmek için Türkiye ile Yunanistan arasında yürüttüğü arabuluculuk, Türkiye’nin AB süreci, Dağlık Karabağ ihtilafı, Türkiye’deki insan hakları, HDP’ye ve muhalefete yönelik politika, genç işsizliği gibi konularda son gelişmeleri yorumladı.

Devlet Bakanı Michael Roth’a yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

DW Türkçe: Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim bir süredir AB’yi de etkiliyor. Berlin iki taraf arasında arabuluculuk yürütüyordu ancak olumlu gittiği düşünülen süreçte, Türkiye’nin yeniden Doğu Akdeniz’e sondaj gemisini göndermesi üzerine, Alman Dışişleri Bakanı Maas Türkiye ziyaretini iptal etti… Süreç neden sekteye uğradı? Maas neden ziyaretini iptal etti?

Şu anda iki NATO üyesi devletin arasında keskin bir gerilimin tırmanmakta oluşu, (…) çok acı veren bir süreç. Biz sadece konseyin görevlendirmesi üzerine, dönem başkanı olarak arabuluculuk değil, aynı zamanda Türkiye ile geleneksel olarak çok yakın olan ilişkilerimizi, burada başka bir askeri tırmanışı engellemek için kullanmak istiyoruz. Sonunda, ziyaretin iptal edilmesine yol açan, Türkiye’nin yenilenen provokasyonu oldu. Ben bunun ne amaçla, neyi sağlamak için yapıldığını bilmiyorum. Bu tür provokasyonlar bizi tek bir milimetre ileriye götürmeyecek. Bu bölge zaten halihazırda çok hassas. Suriye’deki iç savaş, İsrail ve komşuları arasındaki zorlu durum nedeniyle zaten yeterince sorunlarımız var. Şimdi neden bunların tepesine ilave güçlükler yükleniyor? Ben şundan oldukça eminim: Enerji kaynakları, doğal kaynakları ile ilgili ihtilafları işbirliği içerisinde de çözebiliriz. Tabii ki Kıbrıs ve Yunanistan dayanışmamıza güvenebilir. Ama aynı zamanda da, bu tırmanışı, mümkün olduğu ölçüde, aynı göz hizasındaki diyalog, görüş alışverişi zeminine getirmek için çalışıyoruz. Ama siyaset ve diplomasi böyle bir şey. Hayal kırıklığı ve ihtilaftan muaf değilsiniz. Yine de iyimseriz ve çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

AB son zirvede Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini “provokasyon” olarak nitelendirerek kınadı, Türkiye’nin bu faaliyetlerine son vermemesi halinde AB’nin yaptırım uygulaması gündemde. Ankara’ya göre gerilimi tırmandıran Atina. Yunanistan’ın AB’den Gümrük Birliği’ne son vermesi, Berlin’in Türkiye’ye silah ambargosu uygulanması talebi… Bunlar da pek de öyle gerilimi düşürecek nitelikte durmuyor sanki…

Kesinlikle doğru değil. Türkiye’de yıllardır hukuk devleti alanında devasa boyutlarda gerileme yaşanıyor. İnsan hakları, basın özgürlüğü baskı altında, ifade özgürlüğü bir Avrupa ülkesinde olması gerektiği gibi değil, buna rağmen üyelik müzakerelerine son vermedik, dondurduk. Geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye ile ortak değerler zemininde, mümkün olduğu ölçüde yakın bir işbirliği çıkarımıza. Ama bazı şeylerin Türkiye’de, iç siyasette kötüleştiğini ve Türkiye’nin bölgede gerilimin tırmanmasına yol açtığını göz ardı edemeyiz. Ben kim gerilimi önce başlattı tartışmasını lüzumsuz buluyorum. Şunu açıkça söylemem gerekiyor: Türkiye çok bilinçli ve aleni bir şekilde, sürekli yinelediği tabu ihlalleri yoluyla bazı şeyleri itekliyor. Ama bu, aslından çok daha yakın bir işbirliği hedefleyen Avrupa ülkelerinin partnerlik yoluyla işbirliğine uymayan bir politika. Almanya ve AB, gerçekten büyük bir hızla müzakerelerde yol almaya hazır. Ama Türkiye’de günümüzde yaşanan gelişmelere gözlerimizi kapatamayız. Bu nedenle, silah ve savunma sanayi alanındaki işbirliği, destek olunabilecek alanlarda en aza indirildi. Türkiye’nin askeri faaliyetleri konusunda biz silah ve savunma sanayi angajmanımızı azalttık. Çünkü Federal Hükümet silah ihracat politikamız yangına körükle gitmeyi değil, gerilimlerin azaltılmasına katkı sağlamayı hedefliyor.

“Gümrük Birliği müzakerelerini, ilerleme için bir zemin görmediğimiz için dondurduk”

Peki, ya Gümrük Birliği? Askıya alınır mı?

Bu konuda AB’de farklı görüşlerin ortaya konduğu bir tartışma var. Biz, bu tür yaptırımlar hakkında ciddi bir istişare yürütmek zorunda kalmamak için yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Ancak Avrupalı liderler, Aralık’ta AB Konseyi’nde güncel gelişmeler ışığında bu konuyu görüşecek. Biz zaten Gümrük Birliği müzakerelerini dondurduk. Türkiye’yi cezalandırmak istediğimiz için değil. Tam da aksine, ilerleme için bir zemin görmediğimiz için dondurduk. ‘More for more’ ifadesinde olduğu gibi gayet tabii ki bazı alanlarda ilerleme olduğu takdirde çekici bir teklifimiz olur. Ama insan hakları, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü, çoğulcu basın alanlarında ilerleme olmadığı müddetçe daha yakın iktisadi işbirliği söz konusu olamaz. Ama bunu Türk partnerlerimiz biliyor çünkü ne mutlu ki açık bir diyalog yürütüyoruz… 

Aralarında tanınmış Alman hukukçuların da olduğu bazı uluslararası uzmanlar, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki taleplerinin haklı yanlarının da olduğuna dikkat çekiyor. Ankara’nın taleplerine, beklentilerini de dikkate alacak şekilde karşılıklı adımlar atılabilir mi?

Ciddi görüşmeleri reddeder, tek taraflı eylemler ve provokasyonlarla süreci zora sokarsanız taraflar arasında yakınlaşma sağlanamaz. Bir masaya oturarak karşılıklı konuşulsa, çözüm bekleyen konuları açıklığa kavuşturabilirsiniz. Hepimizin fosil yakıtları terk ettiğimiz bir dönemde, yenilenebilir enerji ve iklimin korunmasından söz ettiğimiz bir dönemde, enerji ve doğal kaynaklar hakkında bu tür ihtilaflar yaşamak zorunda bırakılmamız yaşadığımız bu döneme uymuyor. Yinelemek istiyorum: Çözüme kavuşturulması gereken, açıkta kalan konular varsa bunları müzakere masasında, yapıcı bir şekilde tartışmalı ve çözümler bulunmalı. Ama şu anda yaşadığımız süreç üzerimizde yapıcı etki yaratmaktan çok uzak. Bu nedenle diyalog sağlanabilmesi için çabalıyoruz… Türkiye’ye her vesileyle, ‘gerilimi tırmandırmayı bırakın’, ‘provokasyona son verin’, ‘niye böyle yapıyorsunuz, bununla hiçbir şey elde edemezsiniz’ sinyalini vermeye çalışıyoruz…

Yunanistan, Kıbrıs, Mısır, Ürdün, İtalya ve Filistin Özerk Yönetimi Doğu Akdeniz Gaz Forumu kapsamında bir araya geldi, Türkiye dışlandı. Ankara’nın kendisini bölgede dışlanmış hissetmesini anlayabiliyor musunuz? 

Müdahil olunabilecek çok farklı formatlar olabilir. Ben, Doğu Akdeniz’de farklı ortaklar arasında işbirliğinin geliştirilmesini olumlu buluyorum. Türkiye de yıllar öncesinde örneğin İsrail ile ilişkilerini daha yapıcı bir düzleme taşıma girişimlerinde bulundu… Türkiye’nin çok güçlü ve angaje bir şekilde AB’ye ve üye ülkelerine yakınlaşma süreci vardı… Daha birkaç yıl öncesine kadar Türkiye’deki Kürt azınlığı ile de yapıcı bir diyalog vardı. Farklı etnik grupların olduğu bir ülkede uzlaşma, barış ve güzel bir partnerlik içerisinde birlikte yaşama konusunda umutlar vardı… Ama geldiğimiz noktada bundan geriye ne kaldı?… Konu Türkiye’nin herhangi bir diyalogdan dışlanması değil. Mesele, yapıcı tutum takınan, kendilerini barış ve bölgesel işbirliği konusunda sorumlu hissedenler arasında mümkün olan ölçüde güçlü bir işbirliğinin inşa edilmesi. Ben, Türkiye’nin buradan dışlanmak istendiğini görmüyorum. Bu aynı zamanda da daha çok gerilime, kutuplaşmaya yönelmiş bir politikanın sonuçları. Bu politika, bu bölgede tehlikeli bu nedenle de bu politikayı aşabilmek için çalışıyoruz. Ama buna herkes katkısını sunmak zorunda. 

Peki, Türkiye mevcut politikasından vazgeçmezse Aralık’te ne olur?

Barış konusunda sorumluluk alan bir dış politika askeri gerilimin tırmanmasına izin vermez. Ama seçenekler masada. AB zaten defalarca bu konuyu ele aldı. Yaptırımlar ve başka araçlar mevcut. Ama hedefimiz bu araçlara başvurulması değil. Biz ihtilafları siyasi olarak çözmek için olağanüstü bir çaba içerisindeyiz. Doğu Akdeniz yeterince hassas, yeterince tehlikeli. Yeni bir gerilim istemiyoruz. 

“Bizde de, Suriye’den paralı askerlerin, ihtilafa müdahil edildikleri yönünde bilgi var”

Türkiye sadece Doğu Akdeniz’e değil, Kuzey Kıbrıs’a, Suriye’ye, Libya’ya ve son olarak da Dağlık Karabağ’a da müdahil olan bir aktör. Türk Hükümeti Libya ve Azerbaycan’a silah ve radikal İslamcı yabancı savaşçılar göndermekle suçlanıyor. Bu konuyla ilgili olarak Alman Hükümeti ve AB’nin elinde olan bilgiler nelerdir? Ankara’nın Dağlık Karabağ ihtilafında oynadığı rol nedir?

En azından şu aşikar: Türkiye şimdiye kadar, ön koşulsuz görüşmelerin başlaması yönünde çağrı yapmaya hazır olduğunu göstermedi. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) liderliğindeki bu görüşmelere ivedilikle ihtiyacımız var. Fransa, Rusya ve ABD, AGİT kapsamındaki bu diyalog sürecinde çok önemli bir rol oynuyorlar. Bu acilen yeniden canlandırılmalı. Ermenistan ve Azerbaycan arasında bu tür bir diyalogu fiilen imkansız kılan koşulların öne sürülmesi hiçbir şey getirmez… Evet, bizde de, Suriye’den paralı askerlerin, aleni bir şekilde ihtilafa müdahil edildikleri yönünde bilgi var ve biz ayrıca Türkiye’nin defalarca Azerbaycan’a yakın ortaklığını yinelediğini de duyduk. Bu bağlamda Türkiye çok merkezi bir rol oynuyor. Benim umut verici bir sinyal olarak gördüğüm konu, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Ermeni Patriği ile buluşması ya da buluşacak olması. Bu sinyal, Türkiye’nin de bugüne kadar binlerce kişinin ölümüne yol açan bu korkunç askeri çatışmalarda yeniden yapıcı bir role dönmesi umudunun doğmasını sağlıyor. Çünkü artık silahlar susmalı, en azından insani bir ateşkes konusunda uzlaşı sağlanmalı ve sonrasında müzakerelere ihtiyacımız var. Görünen şu: Donmuş ihtilaflar yeniden alevlenebiliyor. Bu nedenle, kalıcı bir barışı tesis edebilmek ve bölgesel bir işbirliğine imkan sağlayabilmek için Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ihtilafı gerçekten çözüme kavuşturabilmek için, girişiminde bulunmalıyız. Bu bizim için çok çok önemli.

“Bunlar lütuf değil, Türkiye’nin yükümlülükleri”

Almanya AB Dönem Başkanı, Kasım ayı itibarıyla de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin dönem başkanlığını üstlenecek. Türkiye’de hukuk devleti ve insan hakları ihlalleri ile yoğun bir şekilde ilgileneceksiniz. Birkaç hafta önce gazeteci Can Dündar’ın mal varlığına el konuldu… Ahmet Altan ve Osman Kavala örneğinde olduğu gibi AİHM kararları uygulanmıyor…. 

Avrupa Konseyi’nin önemine dikkat çeken sorunuz için teşekkürler. Avrupa Konseyi’ne üyeliği ile birlikte Türkiye, yıllar önce, insan hakları ve hukuk devleti konularında bazı yükümlülükler altına girdi. Yani mesele Almanya ve Türkiye arasındaki ikili gerilim değil, mesele şu: Türkiye taahhüt altına girdiği yükümlülüklerine bağlı kalmıyor, bunları yerine getirmiyor. Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamıyor oluşunu büyük bir endişe ile izliyoruz. Ama bu Avrupa Konseyi üyesi olmanın bir ön koşulu. Gayet tabii ki aciliyet gerektiren bu konuları konuşacağız… AİHM ve kararları insan haklarına riayet edilmesini güçlendirmek için var. Türkiye’de AİHM kararlarının uygulanmıyor oluşu üzücü. Görüşmelerimizde bunun sonuçsuz kalamayacağını açıkça ortaya koyacağız. Rusya’yı da Avrupa Konseyi’nde tutabilmek için çok yoğun çaba harcadık. Ülkeleri atmak çıkarımıza değil. Çünkü bunun ağır bedelini insanlar ödemek zorunda kalacak. Çünkü ancak bir ülke Avrupa Konseyi’ne üye olduğunda yurttaşları kendi çıkarlarını AİHM önüne taşıma hakkına sahip. Bizler devletler taahhüt ettiklerini yerine getirmemeleri halinde ne olacağını konuşmak zorundayız… Bunlar lütuf değil, Türkiye’nin yükümlülükleri…

Türk yargısının, HDP’ye karşı yürüttüğü süreçleri siz de takip ediyorsunuz. Seçilmiş pek çok milletvekili ve belediye başkanı hapiste. HDP ve Türk muhalefetiyle irtibatınız, diyalogunuz var mı?

Öncelikle şunu söylemek isterim. Türkiye’de tüm siyasi temsilcilerle, yani sadece AK Parti ile değil, CHP ve HDP ile irtibat var. Geçmiş yıllarda defalarca Türkiye’nin güneydoğusundan yerel yöneticilerle görüşmeler yaptım. HDP ile görüşmeler yaptım. Gayet tabii ki bunu sürdüreceğiz. İktidar temsilcileri kadar muhalefetle görüşmek demokrasinin bir parçası. Biz Türkiye’nin güneydoğusundaki, muhalefetteki siyasetçileri dışlama politikasına son verilmesini çok umut ediyoruz. Net dayanışma sinyalleri veriyor, bunları Türk Hükümeti temsilcileri ile görüşmelerimizde de dile getiriyoruz.

Peki, Türk Hükümeti’nin AB’den talep ettiği vize serbestisi konusunda adım atılacak mı? 

Türkiye ile ilişkileri yeni bir evreye taşımak, bağımızı daha da güçlendirmek bizim çıkarımıza. Ama bu ön koşulsuz olamaz. Gerilimler, insan hakları standartları ve hukuk devleti alanlarında kısıtlamalar sürdüğü müddetçe öylesine avantajlar tanıyamayız… Türkiye, vize serbestisi için gerekli çoğu kriteri yerine getirdi. Ama hukuk devleti, yargı bağımsızlığı gibi önemli konularda koşulları yerine getirmedi. Türkiye bu koşulları yerine getirirse o zaman vize serbestisi de tanınır. Bunlar hediye değil. Bunlar şeffaf, anlaşılır koşullara dayanıyor. 

“Bu zor dönemde Türkiye’yi unutmayacağız”

AB Dönem Başkanı Almanya’nın temsilcisi olarak Türkiye’deki insanlara vermek istediğiniz mesaj var mı?

AB’de, Türkiye ile bu denli yakın ilişkileri devam ettiren başka bir ülke yok. Ben özellikle de Türkiye’de, demokrasi ve hukuk devletine özlem duydukları, barışçıl bir yaşam istedikleri, kendilerini Avrupa’ya ait hissettikleri, Avrupa’yı özgürlüklerin, refahın ve güvenliğin anavatanı olarak gördükleri için, bakışlarını eskiden olduğu gibi, umutla, AB’ye yönelten çok sayıda insanın ilgisi ve angajmanına, çok değer veriyorum. Bizler de tüm Türklere, işbirliği ve dostluk için elimizi uzatıyoruz. Kaybedecek çok şey var… Bu nedenle tüm siyasi sorumlular, hep ne denli büyük bir mirasa sahip olduğumuzu, geride bıraktıklarımızı göz önünde bulundurmalı. Ve krizlerle sarsıldığımız bu dönemde birlikte barışçıl bir şekilde yaşamamızın, dostluğumuzu iyileştirmenin ne denli önemli olduğunu düşünmeliyiz.

Ve özellikle şu anda çok zor bir durumda bulunan çok sayıdaki Türk gençlerini düşünüyorum. Genç işsizliğinin çok dramatik bir şekilde artıyor olduğunu Almanya’da ve AB’de büyük bir hassasiyetle dikkate alıyoruz. Genç Türklerin, tıpkı genç Almanlar, genç Fransızlar, genç İtalyanlar gibi iyi, özgür, korkmadan farklı olabildikleri, baskı olmadan, kendi perspektifleriyle, kendileri, aileleri, dostları için hayatlarını inşa edebilecekleri bir yaşam istediklerini biliyorum. AB, Türkiye için bir hedef ve çıpa olmaya devam ediyor. Bizler mümkün olan yakın bir ilişkiye ilgi duyuyoruz. Bu zor dönemde Türkiye’yi unutmayacağız. Özellikle halkı. Türkiye sadece bir cumhurbaşkanı, sadece bir bölge değil. Türkiye 80 milyon insan. Onlarla yakın ilişki istiyoruz. İyileştirmek isteriz. Geleneksel yakın ilişkiler üzerine inşa etmek isteriz. 

Elmas Topcu, Aydın Üstünel

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle