Türkiye ile Almanya arasında yeni vergi kıskacı

“Finansal Hesap Bilgilerinin Otomatik Değişimine İlişkin Çok Taraflı Yetkili Makam Anlaşması” çerçevesinde Türkiye, bu yıl ilk kez Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika ve Avusturya gibi Türkiye kökenli nüfusun yoğun olduğu ülkelerle de vergilendirme amaçlı bilgi paylaşımına başladı. Söz konusu ülkelerde ikamet eden, ancak Türkiye’de mevduat, yatırım hesapları veya sigorta poliçeleri olanların 2019 ve 2020 yıllarında sağladıkları gelir ve kazançlar artık Türk makamları tarafından Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika ve Avusturya’daki yetkili dairelere iletiliyor.

Türkiye, 2018 yılından itibaren bilgi paylaşımına geçme taahhüdünde bulunmasına rağmen sözleşmeyi uygulamaya başlamamış, Ankara’nın bu tutumu da ilgili ülkelerde “Türkiye kökenlilerin bilgilerini paylaşmayarak Türkiye’deki gelir ve varlıklarının ortaya çıkmasını engelleme çabası” olarak eleştirilmişti.

Küresel ölçekte vergi kaçakçılığıyla mücadeleyi hedefleyen anlaşma çerçevesindeki bilgi paylaşımı, Avrupa’da ikamet eden ve Türkiye’de finansal hesapları bulunan 5 milyon Türkiye kökenli için büyük önem taşıyor.

Zira bazı Türkiye kökenli göçmenler, özellikle Almanya’da Türkiye’deki gelirlerini bildirmeyerek vergi kaçırdıkları ve devletten haksız yere maddi yardım veya işsizlik parası aldıkları iddialarıyla karşı karşıya kalıyordu. Bu nedenle Ankara’nın Berlin ile otomatik finansal bilgilerini paylaşımı Almanya’da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli arasında uzun zamandır yoğun bir tartışma konusuydu.

Almanya’da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli var

Uzun süren bu tartışmanın ardından Türk makamları şimdi Almanya’da yerleşik görünen özel veya tüzel kişiler ve kuruluşların Türkiye’deki gelirleri, mevduat hesaplarının özetleri, faiz ve kâr payları gibi bilgilerini Alman makamlarıyla artık paylaşıyor. Buna emeklilik, kira, faiz gibi hesap hareketlilikleri de dahil. Bilgi paylaşımı Türkiye’de ticari şirketi olanların “pasif gelir” diye nitelenen kazançlarını da kapsıyor.

Örneğin Almanya’da yerleşik bir kişinin Türkiye’de bulunan şirketinin brüt gelirlerinin yüzde 49’u kira gelirlerinden, yüzde 51’i ise faiz gelirlerinden oluşuyor ve şirketin Türkiye’de bir bankada 260 bin euro tutarında mevduat hesabı bulunmakta ise kimlik bilgileri ve yaşadığı ülkedeki vergi numarası ile adresi ve bütün finansal hareketlilik dökümü Türkiye’den Almanya’ya iletiliyor.

Karşılıklılık esası çerçevesinde aynı mahiyetteki Türkiye’de yerleşik olup da Almanya’da yatırımı olanların gelirleri ve finansal hesap bilgileri de Almanya tarafından Türkiye ile paylaşılıyor.

Yeminli Mali Müşavir Cevdet Koçaş

Yeminli Mali Müşavir Cevdet Koçaş

Türkiye’nin paylaştığı bilgilere Almanya’da ne oluyor?

Türkiye’nin Almanya’da ikamet eden kişilerle ilgili ilettiği bu finansal bilgiler daha sonra merkezi Almanya’nın Bonn kentinde bulunan Federal Vergi Merkezi’ne aktarılıyor. Onlar da bu verileri ülkedeki vergi dairelerine yönlendiriyor. Vergi daireleri de Türkiye tarafından paylaşılan bilgileri, Almanya’daki vergi beyannameleri ile karşılaştırıyor, doğru veya eksik beyan olup olmadığını kontrol ediyor.

Almanya’da mali müşavirlik yapan uluslararası vergi hukuku uzmanı Cevdet Koçaş’a göre otomatik bilgi paylaşımı ile Almanya’da yaşayan, ama Türkiye’deki gelirlerini bildirmeyenler ile Türkiye’de ikamet edip Almanya’dan sağladıkları gelir ve kazançları tamamen bildirmemiş olan herkes sorun yaşayacak.

Uygulamayı DW Türkçe’ye değerlendiren Koçaş, anlaşma çerçevesinde her ne kadar 2019’dan itibaren finansal bilgilerin paylaşımı yapılsa da vergi dairelerinin kaçakçılık tespit etmesi halinde 10 yıl geriye dönük vergi talep edebileceğini dile getirdi.

Yani 2019 ve 2020 bilgilerini inceleyen vergi daireleri, Almanya’da yerleşik görünen bir vergi mükellefinin Türkiye’de sağladığı geliri Almanya’daki vergi beyanına dahil etmediği ve vergi kaçırdığını tespit ederse, Alman makamları bu bilgilerden yola çıkarak önceki yıllara yönelik gelir ve kazanç tahmininde bulunarak geriye dönük vergi talep edebilecek.

Türkiye’de de faaliyet yürüten uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi KPMG’nin konuyla ilgili yaptığı değerlendirmeye göre de otomatik bilgi paylaşımı ile beyan edilmemiş miras devralan kişilerin de başı ağrıyabilir. Buna göre Almanya’da ikamet eden bir kişi, Türkiye’deki varlıklarını Alman vergi dairelerine bildirmezse söz konusu varlıklarını devrettiği veya miras bıraktığı çocukları da bunu beyan etmeden devam etmeleri halinde suç işlemiş sayılacak.

Almanya’da vergi kaçırmanın cezası ne? 

Almanya’da yasalar, kasten vergi kaçakçılığı yapıldığının tespit edilmesi durumunda davalı vergi mükellefine para cezası ya da beş yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Ağır suç teşkil eden vakalarda ise hapis cezası altı aydan on yıla kadar çıkıyor.

Almanya son yıllarda vergi kaçacılığına karşı ek önlemler de aldı. Özellikle eyalet hükümetleri, ülkeden vergi kaçıranlara ilişkin bilgilere sahip anonim kişilere milyonlarca euro ödeyerek söz konusu vergi mükelleflerine dair verileri satın alma yoluna gidiyor. Almanya Federal Maliye Bakanlığı da Birleşik Arap Emirlikleri’nde gelir ve yatırımları bulunan Almanya ikametli kişi ve kurumların verilerinin yer aldığı bilgileri 2 milyon euroya satın almıştı. Mali dairelerin bu tür adımları kamuoyuna da duyurularak vergi kaçıranların kendini ihbar etmesi, sabıkasına işlemeden cezasını ödemesi çağrıları da yapılıyor.

Türkiye’de Gelir İdaresi Başkanlığı sorumlu

Türkiye, vergi kaçırılmasının engellenmesi amacıyla Avrupa ülkeleriyle otomatik bilgi paylaşımına yönelik anlaşmayı 21 Nisan 2017 tarihinde imzalamış, 31 Aralık 2019 tarihinde onaylamış, ancak bilgi paylaşımı bu sene 31 Mayıs’ta Resmi Gazete‘de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile mümkün hale gelmişti.

Anlaşmada öngörüldüğü üzere Türk makamlarının Türkiye’de yerleşik özel ve tüzel kişilere ilişkin 2019 yılından itibaren verilerini 30 Eylül’e kadar bildirmesi gerekiyordu.

Finansal hesap bilgilerinin, anlaşmaya taraf ülkeler ile karşılıklı otomatik paylaşımından Türkiye’de Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı olan Gelir İdaresi Başkanlığı sorumlu. Gelir İdaresi Başkanlığı, 31 Mayıs 2021’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile uygulamasına başlanan bilgi paylaşımı konusunda geçen yıl yayınladığı rehberi Haziran ayında güncelledi ve örneklerle olası sonuçları hakkında tüketicileri yeniden bilgilendirdi.

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da koalisyon görüşmeleri başlıyor

Almanya’da Yeşillerin ardından liberal Hür Demokrat Parti’nin (FDP) de yeşil ışık yakmasıyla Sosyal Demokrat Parti (SPD) önderliğinde yapılacak koalisyon görüşmeleri önünde engel kalmadı.

FDP’nin SPD ve Yeşiller ile koalisyona yeşil ışık yakması sonrasında konuşan parti Genel Başkanı Christian Lindner, iyimser ancak temkinli mesajlar verdi. Parti Yönetim Kurulu ve Federal Meclis Grubunun ortak oturumunda koalisyon görüşmelerine katılma kararının oy birliğiyle alındığını belirten Lindner, “Almanya için sorumluluk üstleniyoruz. Almanya’nın istikrarlı bir hükümete ihtiyacı var. Almanya yönetimsiz kalamaz. Almanya’nın toplumda, ekonomi ve devlette kapsamlı bir modernizasyona ihtiyacı var” dedi.

FDP Genel Başkanı Christian Lindner

FDP Genel Başkanı Christian Lindner

SPD ve Yeşiller ile oluşturulacak koalisyonun fırsatlar gibi sınamaları da beraberinde getireceğine işaret eden Lindner, partiler arasında büyük içeriksel farklılıklar bulunduğunu, bunun da tüm taraflar için büyük tolerans ve yeniden düşünme becerisi gerektirdiğini kaydetti. Lindner, üçlü koalisyonun başlangıçta zorunlu bir ittifak gibi görüneceğini belirterek “Bu koalisyondan daha fazlası çıkar mı, bu taraflara bağlı. Koalisyon yeniliklere imza atmalı ve Almanya için bir kazanç olmalı” diye konuştu.

Üç parti, koalisyon görüşmeleri öncesinde yapılan sondaj görüşmelerini geçen Cuma günü sonuçlandırarakortak sonuç belgesi yayımlamıştı. Aynı gün SPD, Pazar günü de Yeşiller oylama yaparak koalisyon görüşmelerine başlanması için onay vermişti. FDP’den gelen yeşil ışığın ardından koalisyon görüşmelerinin bu hafta içinde başlaması bekleniyor.

Geçmişte FDP Hristiyan Birlik partilerinin Yeşiller ise SPD’nin geleneksel koalisyon ortağıydı. Ancak 26 Eylül’deki seçimlerde SPD’nin de Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) de oyları yüzde 30’un altında kalınca üçlü koalisyon zorunluluk haline geldi.

AFP,dpa/BK,BÖ

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’ya 100 binden fazla iltica başvurusu

Alman basınında çıkan haberlere göre, bu yıl da Almanya’ya 100 binden fazla iltica başvurusu yapılacak. Welt am Sonntag gazetesinin Avrupa İltica Destek Ofisi’nin (EASO) yayınladığı verilere dayandırdığı haberine göre bu rakam şimdiden aşıldı. Habere göre, Almanya’da bu yıl Eylül ayı sonuna kadar 100 bin 278 iltica başvurusu yapıldı. 2021’de Almanya, sığınmacıların Avrupa Birliği’nde en çok tercih ettikleri ülke konumunda. Söz konusu verilere göre Almanya’ya son dokuz yıldır her yıl yüz binin üzerinde iltica başvurusu yapılıyor.

EASO verilerine göre, AB genelindeki sığınma başvuruları neredeyse korona pandemisi öncesindeki oranlara ulaştı. EASO Direktörü Nina Gregori Pazar günü Funke Medya Grubu gazetelerine verdiği demeçte, sadece geçen Ağustos’ta AB üyelerine yaklaşık 56 bin iltica başvurusu yapıldığını belirtti. Bu, Ağustos 2020’ye göre yaklaşık 16 bin yani yüzde 40’lık bir artışa işaret ediyor.

Welt am Sonntag’ın haberine göre sığınmacıların yılın ilk üç çeyreğinde en çok tercih ettiği AB ülkeleri listesinde ikinci sırada ise yaklaşık 54 bin 100 başvuru ile Fransa geliyor. Onu yaklaşık 41 bin 800 başvuru ile İspanya izliyor. AB ülkeleri İtalya, İspanya ve Yunanistan’dan AB’ye giriş yapan sığınmacıların Almanya’ya devam etmesi uzun süredir zorlaştığı için geçen yazdan bu yana Belarus üzerinden yeni bir rota oluştu.

Belarus rotası

Polonya - Belarus sınırındaki sığınmacılar (Arşiv)

Polonya – Belarus sınırındaki sığınmacılar (Arşiv)

Binlerce sığınmacı geçen Ağustos’tan bu yana Belarus üzerinden AB üyesi Polonya’ya geçmeye çalışıyor. Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko, AB’nin yürürlüğe soktuğu sertleştirilmiş yaptırımlara tepki olarak sığınmacıların Polonya ve Baltık ülkelerine geçişini engellemeyeceğini duyurmuştu. Lukaşenko’nun, kriz bölgelerinden gelen sığınmacıları organize bir şekilde AB dış sınırlarına getirdiği tahmin ediliyor. 

EASO Direktörü Nina Gregori, Ağustos ayının sığınma başvurularının artarda yükseldiği üçüncü ay olduğunu belirtti. Bunun nedenlerinden birinin de Afgan sığınmacıların yaptığı başvurular olduğunu kaydeden Gregori, sadece Ağustos ayında yaklaşık 10 bin Afgan’ın sığınma başvurusu yaptığını vurguladı. Gregori, bunların bir bölümünün son gelişmelerin ardından Afganistan’dan ayrılmayı başaran, diğerlerinin ise uzun süredir Avrupa’da bulunan ve sığınma başvurusunu yineleyen Afgan vatandaşları olduğunu söyledi. 

Alman mültecilere yardım kuruluşu Pro Asyl ise gerek Almanya gerekse diğer ülkelerin hükümetlerine Afganistan’dan gelen sığınmacıları kabul için daha fazla çaba gösterme çağrısı yaptı. Kuruluş, şimdiye kadarki adımların yetersiz olduğunu vurguladı. 

AFP/BW,EC

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman doktorlardan 12 yaş üstüne korona aşısı tavsiyesi

Alman Çocuk ve Genç Sağlığı Cemiyeti, 12 yaşından itibaren çocuk ve gençlere korona aşısı yapılmasını tavsiye ediyor. Cemiyet’in Başkanı Jörg Dötsch, Almanya Redaksiyon Ağı’na (RND) Cumartesi günü verdiği demeçte, 10 milyondan fazla çocuk ve genç ile ilgili toplanan veriler ışığında aşının “genel ve koşulsuz” olarak tavsiye edildiğini kaydetti.  

Dötsch, aşının 12 yaşından itibaren “yetişkinler için olduğu kadar acil olduğunu” kaydetti. Dötsch, risk/yarar değerlendirmesinin açık ara aşıya işaret ettiğini söyledi.

Pandemiyle mücadele için okullarda bir “ara yol” bulunmasını öneren Jörg Dötsch “Hâlâ enfeksiyonun çocuklar arasında yayılmasını istemiyoruz ancak öte yandan onların yine kapanan okullar ve isolasyon önlemlerinden muzdarip olmalarını da istemiyoruz” diye konuştu.

Almanya’da Daimi Aşı Komisyonu (Stiko) uzun süren tartışmaların ardından geçen Ağustos’ta 12-17 yaş grubu için koşulsuz aşı tavsiyesinde bulunmuştu. Almanya’da Biontech/Pfizer ve Moderna firmalarının koronavirüse karşı geliştirdiği aşıların 12 yaşından itibaren kullanımına izin veriliyor.

Mainz merkezli Biontech firması ve ABD’li ortağı Pfizer geçen Cuma günü, geliştirdikleri Comirnaty adlı koronavirüs aşısının AB’de 5-11 yaş grubunda kullanımına izin verilmesi için başvuruda bulundu. İki firma bunun için bir klinik araştırmanın sonuçlarını Avrupa İlaç Ajansı’na (EMA) ilettiklerini kaydetti.

Okullarda enfeksiyon olaylarının arttığı kaydediliyor

Okullarda enfeksiyon olaylarının arttığı kaydediliyor

Okullarda vakalar artıyor

Almanya Öğretmenler Birliği Başkanı Heinz-Peter Meidinger, Passauer Neue Presse gazetesine verdiği demeçte, “Enfeksiyon rakamları şu anda durağan gözükse de okullarda şimdiye kadar, özellikle de kıştan bu kadar önce karşılaşmadığımız bir yoğunlukta enfeksiyon olaylarıyla karşılaşıyoruz” dedi.

Meidinger, bunu ilk nedeninin bu yaş grubunun çoğunun henüz aşılanmamış olması, ikinci nedeninin ise birçok eyalette okullarda koruyucu sağlık önlemlerinin artık eskisi kadar ciddiye alınmaması olduğunu söyledi. Meidinger maske uygulamasının genel olarak kaldırılması için ise çok erken olduğunun açıkça ortada olduğunu savundu.

AFP/BW,EC

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Dost acı söyler

Bundan yaklaşık 10 gün önce Almanya Başbakanı Angela Merkel’in veda ziyaretleri kapsamında Türkiye’ye de geleceği duyurulduğunda, kendime “Neden?” diye sordum. Sonunda Erdoğan ile eğri oturup, doğru konuşmayı mı planlıyor? Belki de bu, geçen yıllarda gerçekten kalbinden geçenleri Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a söylemek için son fırsat olabilir. Zira Türkçe’de bir deyim vardır: “Dost acı söyler.” Ancak ortak basın toplantısında her zamanki gibi yine alışıldık “dostane ifadeler” kullanıldı. Merkel, Türkiye’nin önemli bir müttefik olduğunu ve Avrupa’ya göçü düzenlemek için Türkiye ile AB arasındaki mülteci mutabakatının devam ettirilmesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, bir sonraki Alman hükümetiyle de yine iyi bir işbirliği sergilemek istediğini vurguladı. Merkel’den eleştirel çıkışlar bekleyenler ise büyük bir hayal kırıklığına uğradı. 

DW Türkçe Yayınlar Yöneticisi Erkan Arıkan

DW Türkçe Yayınlar Yöneticisi Erkan Arıkan

Konu çoktu, önemli noktalar es geçildi

Erdoğan, 2005’te göreve gelmesinden itibaren Merkel ile sıkı ve karşılıklı saygıya dayalı bir diyalog oluşturduklarını söyledi. Merkel yönünden bakıldığında bunu doğrulamak mümkün. Ancak Türkiye Cumhurbaşkanı, konuşmalarında Merkel’e ve Almanya’ya oldukça sık sövüp saydı. Sürekli Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli vatandaşlara yönelik ırkçılığı suçladı. Mültecilerin Avrupa’ya akın etmesi için tekrar tekrar yaptığı sınırları açma tehditlerini de unutmamak lazım… Erdoğan şimdi ise Merkel’in geçen 16 yıldaki ortak toplantılarında hep ölçülü ve çözüm odaklı bir duruş sergilediğini söyledi. Ayrıca görev süresince Avrupa Birliği’nin içinden geçtiği krizlerin üstesinden başarıyla geldiğini de… İşte tam da bu noktada Başbakan Merkel’in elini kaldırıp “Evet bunu yaptım. Peki, siz ne yaptınız Sayın Cumhurbaşkanı?” demesi gerekirdi. Elbette Merkel asla böyle bir şey yapmaz, ne yazık ki. Almanya Başbakanı, her zaman her soruna ve her devlet başkanına pragmatik ve ölçülü şekilde yaklaşır. Pragmatik ve ölçülü olmak… Bunlar Türkiye Cumhurbaşkanı’ndan da beklenirdi.

Merkel’den diplomasi örneği

Gerek Türkiye gerekse Almanya’daki birçok kişi, bu son buluşmada sadece dostlar arasında konuşulacak konulara da yer verilmesini isterdi. Başbakan’ın Türkiye’de tutuklu bulunan Alman vatandaşlarına değinmesi olumlu bir şey olabilir, ancak yeterli değil. Zira Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de tutuklu bulunan Alman vatandaşlarının sayısı “çift haneli rakamlarla” ölçülüyor. Merkel “Konu terörizm olduğunda bazen çok farklı görüşlerimiz var” derken adeta diplomasinin tipik bir örneğini verdi.

“Her şeyi biliyoruz ama görüşlerimiz farklı.” Bu noktada başbakana hak vermek lazım. Türkiye Cumhurbaşkanı’na göre onu veya hükümetini eleştiren herkes terörist. Parasını dövize yatıran, terörist. Neredeyse tüm muhalif politikacılar terörist. Bazı Covid önemlerini yeterli olmamakla eleştiren doktorlar terörist. Yurtların, kalacak yerlerin yetersizliğinden dem vuran öğrenciler, onlar da terörist. Neredeyse yüzde 95’i aynı şeyi yazan Türk basınına dahil olmayan gazeteciler de terörist. Başbakanın basın toplantısında işte tüm bu konulara, basın, fikir ve toplanma özgürlüğüne değinmesini beklerdim. Zira ne demişler: “Dost acı söyler!”

Erkan Arıkan

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanların dörtte üçü ezana karşı

Köln Belediyesinin camiden ezan okunmasıyla ilgili başlattığı pilot projeyle ilgili tartışmalar sürüyor.

Civey kamuoyu araştırmaları şirketinin yaptığı ankette yüzde 64’lük kesim, “Ezanı kilise çanları gibi normal karşılayıp karşılamadıkları” şeklindeki soruya “Kesinlikle hayır” yanıtı verdi. Ankete katılanların yüzde 18’i ezanı normal karşılayacağını belirtirken kararsızların oranı yüzde 6 olarak kaydedildi.

İnternet üzerinden 5 bin 11 kişiyle yapılan ankette ezana “hayır” diyenlerin partilere dağılımına bakıldığında aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) dikkat çekiyor. AfD seçmeninin yüzde 98’i Almanya’da camilerde ezan okunmasına karşı çıkarken, Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ve liberal Hür Demokrat Parti (FDP) seçmeni de yüzde 88 ile ezan karşıtlığında ortalamanın üstünde yer aldı. Yeşiller ve Sol Parti seçmeninde ise yaklaşık yüzde 50’lik kesim ezana “hayır” derken yüzde 40’lık kesim ezan okunmasını desteklediğini bildirdi.

En fazla onay gençlerden

Ankete katılan tüm yaş gruplarında çoğunluğun ezana karşı olduğu görüldü. Ezana onayın en yüksek olduğu kesim, yaklaşık yüzde 25’lik oranla 18-29 yaş grubu oldu. Ezana karşı olanların oranı Almanya’nın doğusunda yüzde 78, batısında yüzde 76 olarak kaydedildi.

Ezana bakışta Hristiyanların Katolik ve Protestan mezhepleri arasında da farklılık görüldü. Katoliklerin yüzde 82’si ezana karşı görüş bildirirken bu oran Protestanlarda yüzde 71 oldu. Herhangi bir mezhebe bağlı olmayanlarda ret oranı yüzde 76 olarak kaydedildi.

İki yıl denenecek

Türklerin yoğun olarak yaşadığı Köln kentinin yönetimi geçen hafta Perşembe günü, başvuru yapılması ve belli kurallara uyulması durumunda camilerde Cuma günleri ezan okunabilmesini öngören bir pilot proje başlattığını açıklamıştı.

İki yıl geçerli olacak pilot uygulama kapsamında müezzinler beş dakikayı geçmemek koşuluyla 12.00 ile 15.00 saatleri arasında açıkta ezan okuyabilecek. Bunun için her caminin özel olarak başvurması gerekecek. Başvuruyu yapan camilerin bulundukları semtlere göre karar verilecek. Ezan sesinin belli bir desibeli aşmaması ve ezan izni alan camilerin yakındaki binalarda oturanları bilgilendirmeleri de şart koşuluyor. Ayrıca camilerden ezanla ilgili konularda bir de muhatap belirlemesi istenecek.

Projeye eleştiriler

Köln Belediyesinin açıklaması sonrasında bu adımın siyasi İslam’ın gücünü artıracağı, özellikle Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın etkisinde olmakla suçlanan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne ayrıcalık tanımak anlamına geleceği yönünde eleştiriler dile getirilmişti.

Köln Belediye Başkanı Henriette Reker ise eleştirilere karşı projeyi savunarak, ezana izin vermenin Alman anayasasının güvencesi altındaki din özgürlüğü ilkesine ve kentte yaşayan Müslümanlara yönelik bir saygı göstergesi olduğunu vurgulamıştı.

 

KNA / BK,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da yeni hükümete bir adım daha yaklaşıldı

Almanya’da 26 Eylül’de yapılan Federal Meclis seçimlerinin ardından, Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokratlar (FDP) arasında, olası koalisyon görüşmelerine zemin hazırlamak için yapılan ön görüşmelerde anlaşma sağlandı.

Her üç partinin temsilcileri tarafından kaleme alınan ortak metinde, “İddialı ve dayanıklı bir koalisyon sözleşmesi imzalayabileceğimize inanıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Her üç parti bir sonraki adımda, üzerinde anlaşmaya varılan taslağı kendi kurullarına onaylatacak. 

SPD parti yönetim kurulu Yeşiller ve FDP ile koalisyon kurulması yönünde varılan uzlaşmanın ardından yaptığı toplantıda koalisyon görüşmelerine yeşil ışık yaktı. Parti yönetimi kararı oy birliği ile aldı.

Yeşiller, koalisyon görüşmelerine başlanması konusunda pazar günü düzenleyeceği kongrede karar verecek. FDP kanadında ise parti yönetimi koalisyon görüşmelerine başlanmasına yönelik kararını pazartesi günü açıklayacak. 

Scholz yeni hükümetten umutlu

 

Kurulması planlanan yeni koalisyon hükümetinde Başbakan olması beklenen SPD’li Olaf Scholz, “sondaj görüşmeleri” olarak da adlandırılan ön görüşmelerde anlaşma sağlanmış olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, yeni hükümetin hedeflerinin ilerleme ve son 100 yılın en büyük modernizasyon hamlesi olacağını ve bu konularda başarı sağlayacaklarına inandığını ifade etti.

Scholz ayrıca, partilerin sondaj görüşmelerinde ortaya koyduğu yapıcı tavrın dikkate değer olduğunu dile getirdi.

Ön görüşmelerde üç partinin birçok temel noktada mutabakata vardığı sızan bilgiler arasında. Buna göre, seçimlerden birinci parti olarak çıkan SPD’nin en önemli vaatlerinden, asgari ücretin saatinin 12 euroya çıkarılmasını diğer iki parti kabul etti.

 

dpa,Reuters / ET,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Sol Parti ve Yeşiller’den Merkel’e çağrı

Almanya’da muhalefette olan partilerden Sol Parti ve Yeşiller, Başbakan Angela Merkel’den Türkiye ziyaretinde siyasi tutukluların durumunu gündeme getirmesini istedi.

Sol Parti Eş Genel Başkanı Susanne Hennig-Wellsow AFP‘ye yaptığı açıklamada tutuklu HDP’li siyasetçileri kast ederek “Angela Merkel’in görev süresinin sonunda nihayet bir kez olsun açık ve seçik bir biçimde Türkiye’de soruşturmalara maruz kalan demokratik muhalefet için çaba göstermesini çok arzu ediyorum” dedi.

Sol Parti Eş Genel Başkanı Susanne Hennig-Wellsow

Sol Parti Eş Genel Başkanı Susanne Hennig-Wellsow

Hennig-Wellsow, Merkel’in ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile buluşmasında “yanlış anlaşılmaya mahal vermeyecek şekilde Türkiye’de tutuklu Alman vatandaşlarının serbest bırakılması için çaba göstermesini” istedi.

Özdemir’den Merkel’e çağrı

Yeşiller Milletvekili Cem Özdemir de Merkel’den temaslarında net ifadeler kullanmasını istedi. Merkel’in “Erdoğan’ın otoriter hükümdar şovunun” bir parçası olmaması gerektiğini söyleyen Özdemir Almanya Başbakanı’nın “Erdoğan’ın zindanlarında çürüyen insanların serbest bırakılmasını talep etmesi gerektiğini belirtti.

Yeşiller partisi milletvekili Cem Özdemir

Yeşiller partisi milletvekili Cem Özdemir

Özdemir Bochumlu Mahmut Güneş gibi Alman vatandaşlarının da cezaevinde olduğunu söyledi. Almanya’da gastronomi alanında faaliyet gösteren Kürt kökenli Mahmut Güneş, sosyal medya paylaşımlarında “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle Salı günü Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada iki yıl on ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Güneş, Ağustos ayı başında Kayseri’de gözaltına alınarak, tutuklanmıştı.

Dışişleri Bakanlığı’nın Çarşamba günü yaptığı açıklamaya göre Türkiye’de tutuklu Alman vatandaşlarının sayısı 10’dan fazla.

Merkel’in İstanbul ziyaretinde sivil toplum temsilcileri, insan hakları örgütleri ve diğer partilerin temsilcileriyle görüşüp görüşmeyeceği merak konusu olmuştu.

DW Türkçe’nin bu konudaki sorunu yanıtlayan Federal Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Merkel’in ziyaretinde sadece Türkiye Cumhurbaşkanı ile görüşmesine odaklandığını söylemişti.

Sebert bununla birlikte “vatandaşlık hakları, sivil topluma yaklaşım ve bu konu başlığı altına alınabilecek her şeyin her zaman Başbakan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Federal Hükümet temsilcilerinin Türk hükümeti temsilcileriyle buluşmalarında gündem maddesi olduğunu” belirtmişti.

DW, AFP / EC, JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman iç istihbarat başkanı: NSU cinayetlerinde cevapsız kalan çok soru var

Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) Başkanı Thomas Haldenwang, aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütünün bugüne kadar tüm yönleriyle aydınlatılamadığını belirterek, “halen cevapsız pek çok soru işareti var” dedi.

Haldenwang, “Mediendienst Integration” adlı sivil toplum kuruluşunun 8’i Türk 10 kişiyi öldüren NSU terör örgütünün ortaya çıkışının 10’uncu yıldönümü vesilesiyle düzenlediği, “Güvenlik makamları ne tür dersler çıkarttı?” başlıklı etkinliğine katılarak çarpıcı açıklamalar yaptı.

NSU cinayetlerinin bugüne kadar tüm yönleriyle aydınlatılamamış olmasından son derece rahatsızlık duyduğunu belirten Haldenwang, güvenlik kurumlarının geçmişte büyük hatalar yaptığını kabul etti, ancak bu hatalardan ders çıkardıklarını, tekrarlanmaması için önemli adımlar attıklarının da altını çizdi.

“Yas tutuyoruz”

Haldenwang, konuşmasına başlangıcında, 2000-2007 yılları arasında NSU tarafından öldürülen 8’i Türk, 10 kişinin adlarını tek tek okuyarak, onları anmak istediğini söyledi.

“Onlar asla unutulmamalı” diyen Haldenwang, “Ben Nürnberg’de öldürülen Enver Şimşek’i, yine Nürnberg’de öldürülen Abdurrahim Özüdoğru’yu, Hamburg’da öldürülen Süleyman Taşköprü’yü, Münih’de öldürülen Habil Kılıç’ı, Rostock’ta öldürülen Mehmet Turgut’u, Nürnberg’de öldürülen İsmail Yaşar’, Münih’te öldürülen Theodoros Boulgarides’i, Dortmund’da öldürülen Mehmet Kubaşık’ı,  Kassel’de öldürülen Halil Yozgat’ı ve Heilbronn’da öldürülen Michele Kiesewetter’i düşünüyorum. Ölümlerin yasını tutuyoruz” ifadelerini kullandı.

NSU kurbanları: Enver Şimşek, Abdurrahim Özüdoğru, Süleyman Taşköprü, Habil Kılıç, Michele Kiesewetter, Mehmet Turgut, İsmail Yaşar, Theodorus Boulgarides, Mehmet Kubaşık ve Halit Yozgat

NSU kurbanları: Enver Şimşek, Abdurrahim Özüdoğru, Süleyman Taşköprü, Habil Kılıç, Michele Kiesewetter, Mehmet Turgut, İsmail Yaşar, Theodorus Boulgarides, Mehmet Kubaşık ve Halit Yozgat

Haldenwang, kurbanların ailelerinin yalnızca sevdiklerini kaybetmediklerini, aynı zamanda güvenlik makamlarının onları haksız yere şüpheli görmeleri nedeniyle acılar çektiklerini, mağdur olduklarını, bundan da üzüntü duyduklarını söyledi.

“Utanç” vurgusu

İç istihbarat başkanı, cinayetleri önleyememiş olan, yürütülen soruşturmalarda çok büyük hatalar yapmış olan güvenlik makamlarının “utanç duyarak” hatalarla yüzleşmek durumunda olduğunu da vurguladı.

NSU terör örgütü, 2000-2007 yıllarında 1’i Yunanlı, 8’i Türkiye kökenli göçmeni ırkçı saiklerle öldürmüş, ancak güvenlik makamları aynı silah ve aynı kişiler tarafından işlenen cinayetler ile ilgili olarak yürüttükleri soruşturmalarda, cinayetlerin arkasında aşırı sağcıların olabileceği şüphesi üzerinde durmamıştı. Cinayetlerin arkasında uyuşturucu kaçakçılığı, namus davası, mafya bağlantılarının olabileceği iddia edilmiş, aile fertleri şüpheli olarak görülüp aylarca sorgulanmıştı.

Cinayetlerin arkasında aşırı sağcı NSU’nun olduğu, 2011 yılı Kasım ayında, terör hücresinin iki üyesi Uwe Böhnhardt ile Uwe Mundlos’un, başarısız bir banka soygunu sonrasında, bir karavanda ölü bulunmalarının ardından ortaya çıkmıştı. Terör hücresinin hayattaki tek üyesi Beate Zschaepe ise Münih’teki yargılama sonrasında hapis cezasına çarptırılmıştı.

İmha edilen dosyalar

2018 yılında iç istihbarat teşkilatı BfV’nin başına getirilen Haldenwang, NSU ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkarılması için yürütülen çalışmalara destek sözü verirken, geçmişte imha edilen bazı dosyalarla ilgili olarak da açıklamalar yaptı.

“Pek çok belge gerçekten de imha edildi. Bu noktada ilgili kamu görevlisi, Lothar Lingen’ın, çok ciddi bir şekilde görevini kötüye kullandığını kabul etmek gerekiyor” diyen Haldenwang, bu konuda yürütülen birçok soruşturmaya rağmen, bu belgeleri neden imha ettiği bilgisini Lingen’den edinemediklerini anlattı.

İmha edilmeye çalışılan bazı belgeleri yeniden bir araya getirmeye çalıştıklarını, ancak bazı bilgilerin hala “eksik olduğunu” vurgulayan BfV Başkanı, “Bu, güvenlik birimlerinin de hiçbir şekilde hoşnut olmadıkları bir durum” ifadesini kullandı.

Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Thomas Haldenwang

Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Thomas Haldenwang

Toplantıda gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Haldenwang, bir gazetecinin “Siz NSU’nun gerçekten de sadece üç kişiden oluşan bir hücre olduğuna inanıyor musunuz?” sorusuna ilginç bir karşılık verdi.

Uzun süre kaçak yaşayan NSU üyelerinin, geçimlerini sadece banka soygunlarıyla karşılamış olabilecekleri konusunda şüpheler olduğunu, daha geniş bir aşırı sağcı ağın kendilerine finansman desteği vermiş olabileceğinin düşünüldüğünü ifade eden Haldenwang, ayrıca, NSU’nun kurbanlarını nasıl seçtiği, cinayetleri neden o şehirlerde işlediği gibi konularda da birçok soru işaretinin bulunduğunu dile getirdi.

BfV başkanı, ardından şu ilginç değerlendirmesini paylaştı:

“Daha birçok, önemli, cevaplanması gereken sorular var. Hessen İç İstihbarat Teşkilatı çalışanı Andreas Temme’nın rolü de halen açıklığa kavuşmadı. Benim için de hala cevapsız pek çok soru var. Heilbronn’daki Kiesewetter cinayeti buna dahil. Orada da başka kişilerin rol oynamış olduğunu düşünmek mümkün. Ben bu sorulara yanıt verebilsem dünyanın en mutlu insanı olurdum. Burada şunu vurgulamak isterim, biz büyük bir ciddiyetle, elimizdeki tüm imkanları kullanarak bu sorulara yanıt vermek için çaba gösterdik.”

Haldenwang’ın gündeme getirdiği Andreas Temme, Hessen Eyaleti istihbaratının eski çalışanı. NSU kurbanlarından Halit Yozgat, 6 Nisan 2006 tarihinde Kassel’de, internet salonunda öldürülmüş, cinayet sırasında Anayasayı Koruma Teşkilatı çalışanı Andreas Temme’nin de olay mahallinde bulunduğu ortaya çıkmıştı. Ancak cinayeti görmediğini iddia eden Temme, pek çok soruyu yanıtsız bıraktı.

“Rahatsız edici duygu”

BfV Başkanı Haldenwang, bugüne kadar çok sayıda soruşturma yapmalarına, binlerce belgeyi incelemelerine rağmen daha fazla bilgiye ulaşmadıklarını söylerken, “Bir noktada çabalarınızda sona geliyorsunuz. Geride ise ki bu duyguyu ben de taşıyorum, çok ama çok rahatsız edici bir duygu kalıyor. Ben de daha fazlasını yapmak isterdim. Ama bir noktada imkanlarınız tükeniyor. Ve şu anda içinde bulunduğumuz durum da bu” ifadesini kullandı.

Skandaldan çıkartılan dersler

Konuşmasında, güvenlik makamlarının geçmişteki yanlış uygulamaları için özeleştiri yapan Haldenwang, NSU konsundaki hatalardan dersler çıkardıklarını, güvenlik ve istihbarat birimleri arasında koordinasyonu geliştirdiklerini, aşırı sağla mücadele eden birimleri yeni personeller alarak güçlendirdiklerini anlattı.

BfV başkanı, bir gazetecinin “NSU nedeniyle başta göçmen kökenliler, Müslümanlar ve Yahudiler olmak üzere, devlet kurumlarına, iç istihbarat teşkilatına güvenlerini yitirmiş olanlara ne söylemek isterdiniz?” sorusuna da şu karşılığı verdi:

“Bize güvenlerini kaybetmiş olan ya da güven duymayanların faaliyetlerimize, son yıllarda yaptıklarımıza ve önümüzdeki dönem yapacaklarımıza daha yakından bakmasını dilerim.”

Almanya’daki farklı toplum kesimlerinin, azınlıkların, aşırı sağ saldırılara hedef olmaması için bütün enerjileriyle çalıştıklarının altını çizen Haldenwang, “Herhangi bir saldırının önlenmesi, olduğu takdirde aydınlatılması için elimden gelen herşeyi yapacağımı, bunu diğer güvenlik kurumlarıyla birlikte yapacağımızı söyleyebilirim” ifadelerini kullandı.

NSU üyelerinden Beate Zschäpe Münih'teki Eyalet Yüksek Mahkemesi'nde yargılandı

NSU üyelerinden Beate Zschäpe Münih’teki Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde yargılandı

Aşırı sağ büyük tehdit

Almanya demokrasisi ve güvenliği için aşırı sağın çok ciddi tehlike oluşturmaya devam ettiğini vurgulayan Haldenwang, “1990 yılından bu yana 228 kişinin aşırı sağ şiddeti sonucu hayatını kaybetmesi bu tehdidin ciddiyetini gözler önüne seriyor” dedi.

Son dönemde güvenlik birimleri ya da ordu içinde ortaya çıkarılan aşırı sağcı oluşumlara dikkat çeken BfV başkanı, diğer güvenlik kurumlarıyla birlikte kararlı bir mücadele yürüttüklerini aktardı.

Güvenlik makamları bünyesinde aşırı sağcılar varsa, bunların mutlaka tespit edilerek uzaklaştırılması gerektiğinin altını çizen Haldenwang, “Gri alanlara müsaade edilmemeli. Aşırı sağcı olduğu tespit edilenlere güvenlik birimlerinde yer yok” dedi.

Mağdurlar hayal kırıklığı yaşıyor

“Mediendienst Integration” adlı sivil toplum kuruluşunun düzenlediği etkinliğe, BfV başkanının yansıra, NSU davasında müdahil avukatlar arasında yer alan Seda Başay Yıldız ve Demokrasi ve Sivil Toplum Enstitüsü (IDZ) Başkanı Dr. Matthias Quent de katıldı.

NSU tarafından 2000 yılında Nürnberg’de öldürülen Enver Şimşek’in ailesinin avukatı Seda Başay Yıldız, cinayetlerin aydınlatılması için verilen sözün tutulmadığını, Haldenwang’ın “elimizdeki tüm imkanları tükettik” sözlerine de katılmadığını söyledi.

Avukat Seda Başay Yıldız

Avukat Seda Başay Yıldız

Yıldız, Hessen istihbaratının eski çalışanı Andreas Temme ile ilgili dosyaya uygulanan gizlilik kararının kaldırılabileceğini söyleyerek, “Elimizden geleni yapıyoruz diyorsunuz o zaman neden bazı dosyalara gizlilik kararı uygulanıyor? Gerçekten aydınlatmak istiyorsunuz o zaman bu dosyalar üzerindeki gizlilik kararı kaldırılırsın” dedi.

“Müvekkillerim hayal kırıklığı yaşıyor” diyen Yıldız, hukuk devletine güvenlerini kaybeden Enver Şimşek’in kızı ve eşinin artık Türkiye’de yaşadıklarını ve NSU’nun tüm yönleriyle aydınlatılması yönünde de umutlarının kalmadığını söyledi.

Avukat Yıldız, NSU hücresine destek veren aşırı sağcı ağın ortaya çıkartılamadığını, başsavcılığın bunu sağlayacak soruşturmayı yürütmediğini kaydetti.

İstihbarat teşkilatları ve adli kovuşturma makamlarının oynadıkları rolün açıklığa kavuşturulmadığını söyleyen Yıldız, iç istihbarat teşkilatının bizzat dosyaları imha ederek ya da gizlilik kararı alarak NSU’yu aydınlatma çabalarını da engellediğini savundu.

Avukat Yıldız, “Bu nedenlerden ötürü artık müvekkillerimin hiçbir beklentisi kalmadı” dedi.

“Kökenleri çok derinde”

Demokrasi ve Sivil Toplum Enstitüsü (IDZ) Başkanı Dr. Matthias Quent de yaptığı konuşmada, NSU’nun aydınlatılamadığını, üçlü terör hücresine destek veren ağın da ortaya çıkartılamadığını söyledi.

2011 yılında NSU’nun ortaya çıkmasıyla birlikte büyük bir şok yaşandığını ancak ortaya çıkartılanların sadece buzdağının görünen kısmı olduğunu vurgulayan Quent, ırkçılık ve aşırı sağ tehdidinin sadece bir güvenlik meselesi olarak görülmemesi gerektiğini kaydetti.

NSU konusunda sadece güvenlik birimlerinin değil bilim ve medya dünyası dahil tüm toplumun başarısız sergilediğini söyleyen Quent, ırkçılık sorununun sosyolojik kökenlerine inmeden çözüm üretilemeyeceğini söyledi.

“Irkçılık ve aşırı sağın kökenleri çok derinlerde ve bunları ne hapishaneler ne de cep telefonları takipleriyle çözebiliriz” diyen Quent, toplumda radikalleşmeyi önleyecek tedbirler alınmasının büyük önem taşıdığını, çok kültürlü bir toplumda birlik ve beraberliğin sağlanmasına odaklanılması gerektiğini kaydetti.

Değer Akal

©️ Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da enflasyon 28 yıl sonra yüzde 4’lere çıktı

Artan enerji fiyatları Almanya’da enflasyonu son 28 yılın en yüksek seviyesine taşıdı. Enflasyon Eylül ayında, 1993 Aralık ayında kaydedilen yüzde 4,3’lük oranın ardından ilk kez, yüzde 4’ün üzerine çıktı. Eylül’de enflasyon, bir önceki yıl Eylül ayına göre yüzde 4,1 olarak saptandı.

Federal İstatistik Dairesi, Eylül ayında enflasyonda kaydedilen artışta enerji piyasalarındaki gelişmelerin rol oynadığına işaret etti. Daire yetkilisi Christoph-Martin Mai, enerji fiyatlarında bir önceki yıla göre yüzde 14,3’lük artış kaydedildiğini belirterek, bu yılın başında yürürlüğe sokulan karbondioksit vergisinin de enerji mamullerindeki fiyat artışlarında etkili olduğunu ifade etti. Şirketler, Ocak ayından bu yana yakılan dizel, benzin, kalorifer yakıtı ve doğalgaz sonucu oluşan karbondioksit salınımı için ton başına 25 euro ödüyor. Mai, geçen yıla göre kalorifer yakıtında yüzde 76,5, benzinde yüzde 28,4, doğalgazda yüzde 5,7 ve elektrikte yüzde 2 oranında fiyat artışı yaşandığını belirtti.

Gıda enflasyonu yüzde 4,9’a çıktı

Gıda maddelerinde de artış yüzde 4,9 ile alışılmışın üstünde gerçekleşti. Sebzede yüzde 9,2’ye varan fiyat artışları kaydedilirken süt ürünleri ve yumurta yüzde 5,5 pahalandı.

Enflasyon tüketim malları ve hizmetlerde de kendini hissettirdi. Taşıt fiyatları yüzde 6,4, mobilya fiyatları yüzde 4,4 artarken hizmetlerde yüzde 2,5’lik artış gerçekleşti. Kiralar da yüzde 1,4 oranında arttı.

Almanya’da enflasyon oranı Temmuz ayında yüzde 3,8, Ağustos ayında yüzde 3,9 olarak kaydedilmişti.

“Yüzde 5 yönünde ilerleyecek”

Münih Üniversitesine bağlı ekonomik araştırmalar enstitüsü “ifo”, enflasyonun önümüzdeki aylarda yüzde 5 seviyesine doğru yükselmeye devam edeceği öngörüsünde bulundu.

Ifo Enstitüsünün şirketlerle yaptığı anketlere dayandırdığı raporda, firmaların artan masrafları henüz tüketiciye tamamen yansıtmadığına, tedarik sıkıntısındaki artış sonucu pek çok perakendecinin fiyat artışına gitmeyi düşündüğüne işaret edildi.

 

rtr,dpa / BK,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle