Eski Başbakan Schröder’in imtiyazları elinden alındı

Almanya’nın eski başbakanlarından Gerhard Schröder, Rusya ile ilişkileri nedeniyle emekli başbakanlıktan doğan imtiyazlarının bir kısmını kaybetti. 1998-2005 yıllarında iki dönem başbakanlık yapan Sosyal Demokrat Parti’li Schröder’in sahip olduğu imtiyazlar, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Putin ile yakın dostluğu ve Rus şirketlerindeki yöneticilik görevleri nedeniyle yoğun tartışmalara neden olmuştu.

Federal Meclis Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen bir yönetmelik değişikliğiyle, eski başbakan Schröder’in, başbakanlık ve vekillikten doğan emeklilik maaşı ve koruma polisi hakkı hariç bütün imtiyazları kaldırıldı. Schröder’in emekli başbakan olarak Almanya Federal Meclisi‘nde bir ofisi ve beş personeli bulunuyordu. Personel maaşı ve seyahat giderleri için 2016’dan beri Schröder’in yıllık gideri sadece bu kalemde 419 bin ile 557 bin euro arasında oldu. İmtiyazların kaldırılmasıyla Schröder ofis personeli, seyahat giderleri ve şoför hakkını kaybetmiş oldu.

Ekibi görevi bırakmıştı

Aralarında yıllardır ona eşlik eden ofis yöneticisinin de bulunduğu ekibi, Mart ayında kamuoyunda ayyuka çıkan sert eleştiri ve tartışmalar üzerine görevi fiilen bırakmış, mecliste başka bölümlere kaydırılmak üzere başvuruda bulunmuştu. Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaş üzerine Almanya ve Avrupa’daki siyasilerin neredeyse tamamı Moskova ve Putin ile arasına mesafa koyarken veya geçmişteki yakınlığı nedeniyle özeleştiride bulunurken, Schröder ısrarla bugüne kadar Putin’i savunmayı sürdürdü.

78 yaşında olan Gerhard Schröder’in Mart ayı ortasında kendi inisiyatifiyle Moskova’ya gitmesi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşüp Ukrayna savaşını sonlandırabileceğine inanması, „gerçeklikten kopuşu konusunda son nokta“ olarak yorumlandı.

Aleyhinde 14 başvuru var

Gerhard Schröder, 2005 yılında partisinin genel seçimlerdeki mağlubiyeti sonrasında başbakanlık görevinden ayrılmış, ancak alışılmışın dışında bir adım atarak, ara vermeden Rus enerji sektörüne yönetici olarak geçmişti. O zamandan beri bu görevleri ve Putin ile dostluğu yoğun tartışmalar yarattıysa da ne partisinden ihraç edilebildi ne de başka yaptırımlar uygulandı.

Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açtığı 24 Şubat’tan beri ise Schröder’den duyulan rahatsızlık daha da büyüdü. Almanya’da partiden ihraçların önündeki hukuki engeller büyük olduğundan, partisi Sosyal Demokrat Parti, Schröder’i defalarca kendi rızasıyla partiden ayrılmaya davet etti. SPD Genel Sekreteri Lars Klingbeil ve Eş Genel Başkanı Saskia Esken defalarca bu yönde çağrılar yaptıysa da Schröder kulak asmadı. 

Schröder ve Putin, 2018'de Moskova'daki FIFA Dünya Kupası açılışında.
Schröder ve Putin, 2018’de Moskova’daki FIFA Dünya Kupası açılışında.Fotoğraf: A. Druzhinin/TASS/dpa/picture-alliance

SPD Eş Genel Başkanı Saskia Esken, defalarca „Gerhard Schröder yıllardır işadamı olarak hareket ediyor. Onu eski başbakan olarak algılamaya son verin. Schröder, parasını Rus devlet şirketlerine çalışarak kazanıyor. Biz, ondan Rus şirketlerindeki görevlerine son vermesini defalarca talep ettik. Başarılı bir eski başbakan imajını kurtarabilmesi için o görevleri bırakmasının şart olduğunu söyledik. Taleplerimize kulak asmadı” şeklinde açıklamalarda bulundu, ancak Schröder yine geri adım atmadı.

İmtiyazlara yeni koşul eklendi

Bütçe komisyonundan geçen yönetmelik değişikliği ile Schröder’in ofisinin kapatılmasına, şoförü de dahil çalışanlarının dağıtılmasına karar verildi.  Düzenleme, bütün emekli başbakanlara ilişkin bir değişiklik olarak uygulamaya giriyor. Schröder vesilesiyle yapılan değişiklikteki en çarpıcı nokta, emekli başbakanlara tanınan imtiyazların bundan böyle sırf eski başbakan olmasına yani konumuna değil, emekli olduktan sonra üstlendiği faaliyetlerin eski başbakan olmasıyla ilintili olması şartına bağlanıyor. Buna, projelere destek vermesi, vatandaşlarla istişare ve buluşmalara katılması, etkinliklerde konuşmacı olarak yer alması gibi görevler örnek gösteriliyor.

Perşembe günü Federal Meclis Bütçe Komisyonu’ndan geçen düzenlemeye hükümet ortağı partiler SPD, Yeşiller ve FDP dışında ana muhalefetteki Hristiyan Birlik’in de destek verdiği bildiriliyor. Hristiyan Birlik ittifakı, Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisi ile sadece Bavyera’da örgütlü kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik’ten (CSU) oluşuyor.

Schröder ne kadar kazanıyor? 

2005’teki genel seçimleri partisi SPD kaybettikten hemen sonra Rus enerji sektörüne transfer olan Gerhard Schröder, o zamandan beri Rus kamu devi Rosneft’in Denetleme Kurulu Başkanlığı görevi ile Rusya ve Almanya’yı Baltık Denizi üzerinden bağlayan doğal gaz boru hatlarını inşa eden Nord Stream şirketinin Hissedarlar Komitesi Başkanlığı görevlerini yürütüyor. Rus gazetesi Kommersant’ın bildirdiğine göre Schröder sadece Rosneft’ten yılda 600 bin euro para kazanıyor.

Schröder, Nord Stream projesini, başbakanlığı döneminde Rusya lideri Putin ile ortaklaşa hayata geçirmişti. Zaten asıl tepki yaratan da, oluşumunda başbakan olarak yer aldığı bir projenin, siyasi hayatından hemen sonra yönetiminde görevler alması oldu.

Hannoversche Allgemeine gazetesinin bir haberine göre, eski başbakan Schröder, federal başbakanlık görevinden aylık 7 bin 62 euro emekli maaşı alıyor. Buna, Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanlığı ve milletvekilliğinden kaynaklanan ilave emekli maaşı da ekleniyor.

Schröder’e bir darbe de bugün Avrupa Parlamentosu’ndan geldi. AP’deki vekillerin çoğunluğunun desteğiyle kabul edilen bir tasarı ile eski Almanya başbakanının da oligarkların bulunduğu yaptırım uygulanan kişiler listesine alınması talep edildi. Rus şirketlerindeki görevlerini bırakarak bunu engellemenin Schröder’in elinde olduğu vurgulandı.

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman elektrikli otomobil üretiminde büyük ivme

Otomotiv sektöründe dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alan Almanya’da geçen yıl 328 bin elektrikli otomobil üretildi. Almanya İstatistik Dairesi’nin paylaştığı bilgilere göre bu rakam, 2020 yılına oranla yüzde 85,8, 2019 yılına kıyasla ise yüzde 268 oranında artışa tekabül ediyor.

Açıklanan sayılar, ülkedeki otomobil fabrikalarında hâlâ çok daha fazla içten yanmalı motorlu araç üretildiğini ortaya koysa da, iki tür arasındaki fark hızla azalıyor. Buna göre 2021 senesinde, benzin ve dizel otomobil üretimi, bir yıl öncesine oranla yüzde 23,3 azalarak 2,2 milyon araç sayısına geriledi.

Elektrikli otomobil ihracatında da büyük artış

Almanya’nın elektrikli otomobil ihracatı da geçen sene, toplamda 12,6 milyar euro değerinde yaklaşık 300 bin araçla 2020’ye kıyasla yaklaşık iki katına çıktı (yüzde 92,4 artış).

Aynı zamanda Almanya’ya ithal edilen elektrikli otomobil oranı da bir yılda yüzde 75,8 oranında arttı. Bu bağlamda ülkeye 2021 yılı boyunca, toplam değeri 7,5 milyar euro olan yaklaşık 292 bin elektrikli araç ithal edildi. Almanya’da üretilen elektrikli araçların en büyük alıcısı ise İngiltere ve Fransa oldu. Fransa aynı zamanda Almanya’ya en çok elektrikli otomobil satan ülke konumunda bulunuyor.

Tesla nihai inşaat ruhsatını almasa da Berlin’de inşaata devam ediyor

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

 

AFP / ET,TY

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Araştırma: Sığınmacılar istihdam piyasasına uyum sağladı

Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü’ne (DIW) bağlı danışmanlık şirketi DIW Econ ile „Tent Partnership for Refugees“ adlı mülteci örgütü tarafından ortaklaşa yapılan bir araştırmaya göre, Almanya’dasığınmacıların  istihdam piyasasına entegrasyonunda olumlu sonuçlar elde edildi.

Araştırmaya göre, sığınmacı istihdam eden Alman firmalarının üçte ikisi olumlu tecrübeye sahip olduklarını aktarırken, on firmadan dokuzu ise sığınmacı istihdam etmeye devam edeceklerini bildirdi. Firmalar bu kararlarına, ekonomik ve sosyal avantajlarını gerekçe gösterdi.

Araştırmada, 2015-2021 yılları arasında Almanya’ya sığınan göçmenleri istihdam eden orta ve büyük ölçekli yüz firmanın görüşlerine başvuruldu. Firmaların üçte ikisinin Almanya’da „mülteci krizi“ olarak anılan 2015 yılından sonra sığınmacı istihdam etmeye başlandığı bildirildi. Birçok firma, sığınmacıların istihdam edilmesine „olumlu toplumsal etkileri“ neden gösterdi. Araştırmanın sonuçlarına göre, firmaların yüzde 80’i bu karar sayesinde „işveren olarak çekiciliklerinin“ arttığını bildirirken yüzde 56’sı ise bu sayede çalışanların işyeri ile kurduğu aidiyet hissinin güçlendiğini açıkladı.

Araştırmanın sonuçlarına göre, firmalar sığınmacı istihdamından ekonomik olarak da fayda sağladı. Firmaların yüzde 60’ı bu sayede uluslararası piyasalarda daha başarılı şekilde faaliyet gösterdiklerini belirtirken, bunu artan yenileşim gücü, iyileşen karar süreçleri ve çeşitlilik ile gerekçelendirdi. Firmaların yüzde 61’i yaratıcılığın da arttığını belirterek sorunların çözümünde sığınmacıların daha farklı bakış açılarına sahip olduğunu belirtti.

Firmalar, sığınmacıların istihdamında karşılaşılan sorunlara ise lisan bilgisindeki yetersizliği, yabancı diplomaların tanınmasındaki zorlukları ve bürokratik engelleri örnek gösterdi. Ancak firmaların yüzde 88’i, 2022 yılında yeni sığınmacıları istihdam etme konusunda kararlı olduklarını açıkladı.

DIW Yönetim Kurulu Üyesi Alexander Kritikos, „Sığınmacılar Almanya istihdam piyasası için büyük bir potansiyel“ diye konuştu. Tent örgütünün Almanya Başkanı Andreas Wolter ise Afganistan veUkrayna’dan gelen sığınmacılarla  ilgili olarak firmalarda ve kamusal alanda destek programlarının güçlendirilmesini talep etti.

2015’de Almanya’ya yaklaşık 890 bin sığınmacı gelmişti.

KNA,DW / BÖ,ET

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Avrupa maske ile vedalaşıyor

Avrupa’da bahar ayları ile birlikte koronavirüs vaka sayıları azalmaya devam ederken Avrupa ülkeleri de korona önlemlerinde gevşetmeye gidiyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) bir süre önce açıkladığı havayolu ulaşımında maske zorunluluğunun kaldırılmasına yönelik uygulama Pazartesi günü yürürlüğe girdi. Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA) ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) yetkilileri bir süre önce yaptıkları açıklama  ile havalimanı ve uçuşlarda maske zorunluluğunun 16 Mayıs’tan itibaren kaldırılacağını duyurmuştu. Ancak zorunlu olmamakla birlikte yolcuların maske takması hâlâ tavsiye ediliyor. Almanya hava sahasında ise uçuşlarda maske zorunluluğu devam edecek. Almanya Sağlık Bakanlığı, Almanya’daki uçaklarda maske zorunluluğunun süreceğini açıkladı. Almanya’da otobüs ve tren yolculuklarında da maske takma mecburiyeti sürüyor.

Avusturya’da ise koronavirüs ile bağlantılı tüm seyahat kısıtlamaları yürürlükten kaldırıldı. Hükümetten yapılan açıklamada, yeni bir virüs varyantının ortaya çıkması halinde test, kayıt ve karantina zorunluluğunun yeniden yürürlüğe girebileceği belirtildi. Avusturya’da seyahatlerde „3G şartı“ olarak bilinen aşılı, iyileşmiş olma veya negatif test ibraz etme şartı aranıyordu.

Koronavirüs pandemisi döneminde Fransa'nın Cannes kentinde bir belediye otobüsünde yolculuk yapanlar - (30.04..2020)
Arşiv – Salgın döneminde Fransa’nın Cannes kentinde bir belediye otobüsünde yolculuk yapanlar – (30.04..2020)Fotoğraf: Reuters/E. Gaillard

Fransa’da otobüs ve trenlerde maske zorunluluğu kalktı

Koronavirüs önlemlerinin gevşetildiği Fransa’da da otobüs ve trenlerde maske zorunluluğu kaldırıldı. Bu kararla birlikte ülkede sadece huzurevleri ve hastanelerde maske takma zorunluluğu devam ediyor. Buralara girişte ziyaretçiler aşılı ya da iyileşmiş olduklarını veya negatif test sonucunu ibraz etmek zorunda.

Fransa Sağlık Bakanı Olivier Veran, maske zorunluluğunun gevşetilmesi ile ilgili olarak, „Bu bizim kısıtlamaları kaldırma stratejimiz ile örtüşüyor“ dedi. Bakan Veran, „Beşinci dalgayı henüz tamamen arkamızda bırakmış olmasak da durumda iyileşme gözlemliyoruz“ ifadesini kullandı.

Fransa’da Salı günü uluslararası bir organizasyon olan, dünyaca ünlü Cannes Film Festivali başlayacak. Festivalde de maske zorunluluğunun uygulanmayacağı bildirildi.

Geçtiğimiz aylarda birçok Avrupa ülkesi iç mekanlarda maske takma zorunluluğunu kaldırmış, yalnızca hastaneler, huzurevleri, tren ve otobüslerde maske takma zorunluluğuna devam edilmişti.

 

AFP / BÖ,ET

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Dünya için Ekmek’ten Hindistan’a destek

Almanya merkezli insani yardım örgütü Dünya İçin Ekmek, G7 ülkelerinin Hindistan’ın buğday ihracatı yasağına yönelik eleştirilerini kabul edilemez olarak nitelendirdi.

Yardım örgütünün Dünya Gıda Sorumlusu Francisco Mari, Tageszeitung gazetesine yaptığı açıklamada, „Hindistan hükümeti ihracatı durdurarak kendi ülkesindeki açlığı önlemek istiyorsa, bu konuda haklıdır“ dedi.

Mari, aksi takdirde hükümetin çiftçilerden satın alarak 500 milyon yoksul Hintli’ye sağladığı sübvansiyonlu buğday tedariğinde kısıtlamaya gitmek zorunda kalabileceğini ifade etti.

Hindistan’da ihracatçılar dünya piyasa fiyatlarındaki aşırı artış nedeniyle çiftçilerden tahılları hükümetin belirlediği fiyatın üzerinde satın alıyorlar.

Mari söz konusu uygulamanın doğru olmadığnı belirterek, tepkisini, „Bu, Hindistan’ın dünya pazarına bağımlı olmamak için son 10-15 yılda inşa ettiği çok hassas sistemi tehlikeye atıyor“ sözleriyle dile getirdi. Hindistan hükümetinin sabit fiyat uygulaması nedeniyle birçok çiftçinin buğday yetiştiriciliğinden vazgeçmediğini vurgulayan Mari, Hindistan’ı bu konuda eleştiren Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir’e de tepki gösterdi.

„G7, örneğin daha az tahılı enerjiye ya da hayvan yemine dönüştürerek milyonlarca ton ek buğday sağlayabilirdi“ diye konuşan Mari, şu anda Almanya’da buğdayın yüzde 80’inin „tabakta değil, depoda ya da hayvan yemliklerinde bulunduğu“ eleştirisini getirdi.

Francisco Mari ayrıca Alman hükümetine çağrıda bulunarak, „Federal Hükümet, Almanya’nın buğday tüketimini nasıl azaltabileceğine bakmalı“ ifadesini kullandı.

Hintli bir tarım işçisi
Hintli bir tarım işçisiFotoğraf: Channi Anand/AP Photo/picture alliance

G7’ye Rusya çağrısı

Verdiği röportajda G7 ülkelerine de seslenen Mari, „G7’nin, yaptırımlara rağmen Rusya’nın tahıl ihraç etmeyi sürdürmesi ve bunun kalıcı olması gerektiğini bir kez daha belirtmesi gerekir“ diyerek bu tür sinyallerin piyasada yeterince ürün bulunmasına yol açacağı için fiyatları da düşürebileceğini kaydetti.

Buu yıl rekor düzeyde tahıl hasadı beklediğini açıklayan Rusya, Ukrayna savaşından önce de Ukrayna’dan daha fazla buğday ihraç ediyordu.

Öte yandan Mari, Tunus ve Mısır gibi ülkelere acil ve bürokrasi engeli olmadan yardım edilmesi çağırısında bulundu. Tunus’un yüzde 45, Mısır’ın ise yüzde 35 oranında kalori gereksinimlerini buğday ihracatıyla temin ettiklerine vurgu yapan Mari, „Bu durumda Uluslararası Para Fonu‘nun, etkilenen devletlere temel gıdalara yönelik sübvansiyonlarını azaltması şartını getirmesi ölümcül bir durum“ dedi. Uzman, IMF’nin bu taleplerine Federal Hükümet‘in karşı çıkması gerektinin de altını çizdi.

 

KNA / TY,ET

Kaynak: DW – Deutsche Welle

NATO’da Finlandiya ve İsveç için uzlaşı arayışı

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Gayrıresmi Toplantısı’na Finlandiya ve İsveç’in İttifak’a üye olma talepleri damga vurdu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin söz konusu iki ülkenin NATO üyeliğine  ilişkin „olumlu bir düşünce içerisinde değiliz“ açıklaması sonrası gözler Türkiye’nin tavrına çevrildi.

NATO Genel Sekreter Yardımcısı Mircea Geoana Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili endişelerinin giderilebileceğinden emin olduğunu söyledi. Geoana, pazar günkü oturum öncesi yaptığı açıklamada „Türkiye önemli bir müttefik ve dostlar ile müttefikler ile ilgili endişelerini açıkladı“ dedi. Geoana, „Söz konusu ülkelerin NATO üyeliğine başvurması halinde NATO’nun onları karşılayabilmek için uzlaşı için gereken tüm koşulları sağlayabileceğinden eminim“ şeklinde konuştu.

Toplantıya katılmak üzere Berlin’e giden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, dün Finlandiya ve İsveçli mevkidaşları ile üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Çavuşoğlu, toplantı sonrası Twitter’den yaptığı açıklamada görüşmenin içeriğine dair bilgi vermedi.

Görüşmeyle ilgili Twitter hesabından paylaşımda bulunan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde ise „Kötüleşen güvenlik durumunu ve NATO’nun açık kapı politikasını ele aldık“ dedi.

Türkiye’nin itirazı sürüyor

Çavuşoğlu, üçlü görüşme öncesinde yaptığı açıklamada „Müttefik olacak bir ülke, açıkça PKK/YGP’ye, her gün bize saldıran, askerimizi, polisimizi ve sivillerimizi şehit eden bir terör örgütüne destek vermemesi gerekiyor“ ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu
Dışişleri Bakanı Mevlüt ÇavuşoğluFotoğraf: Xander Heinl/photothek/picture alliance

Türkiye’nin tavrının değişmediğini ifade eden Çavuşoğlu, „NATO üyeliği meselesi başka bir konu. Burada özellikle Türkiye’nin tutumunun sebebi gayet açık ve net“ dedi. NATO’nun bir müttefiklik olduğunu belirten Dışişleri Bakanı, „Bu neyi gerektirir? Sadece bir güvenlik meselesi değil omuz omuza dayanışma gerektirir. Her alanda özellikle güvenlik konusunda bir tehdit olduğu zaman. Burada maalesef bu bahsettiğiniz ülkeler, PKK/YPG’lere çok açık destek veriyor. Bu da halkımızın hissiyatını olumsuz yönde etkiliyor, gözümüzün önünde ve tüm uyarılarımıza rağmen. Dolayısıyla müttefik olacak bir ülke, açıkça PKK/YGP’ye, her gün bize saldıran, askerimizi, polisimizi ve sivillerimizi şehit eden bir terör örgütüne destek vermemesi gerekiyor. Ayrıca PKK ile mücadelemizden dolayı bize yönelik kısıtlamalar getirdiler“ dedi.

İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde ile Finlandiyalı mevkidaşı Pekka Haavisto, Berlin’deki toplantıya konuk statüsünde katılıyor. NATO ile şu ana iyi komşuluk ilişkileri sürdüren ancak tarafsızlık politikası nedeniyle herhangi bir askeri ittifakın üyesi olmayan iki ülke Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi sonrası bu politikayı değiştirme sinyali vermişti. Finlandiya geçen hafta askeri tarafsızlık politikasını sona erdirerek NATO’ya katılma başvurusu yapma kararı aldıklarını açıklarken İsveç’in de yakın bir tarihte benzer bir adım atması bekleniyor. Ancak söz konusu iki ülkenin NATO’ya katılabilmesi için kendi parlamentolarının yanı sıra İttifak üyesi  ülkelerin tümünün onay vermesi gerekiyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock, Finlandiyalı ve İsveçli mevkidaşları ile Berlin'de
Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock, Finlandiyalı ve İsveçli mevkidaşları ile Berlin’deFotoğraf: Thomas Koehler/photothek/picture alliance

İyimser açıklamalar

Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto, Türkiye’nin itirazı ile igili olarak, „Bu meseleye bir çözüm bulacağımızdan eminim“ diye konuştu ancak bunun bir gecede gerçekleşeceği ile ilgili bir söz veremeyeceğini belirtti. Türkiye’nin suçlamalarına da karşılık veren Haavisto, terörizmle mücadelenin ülkesi için en önemli konulardan biri olduğunu ve ülkesinin IŞİD’le mücadeleye yaptığı katkının bunun en önemli kanıtlarından biri olduğunu belirtti.

Hırvatistan Dışişleri Bakanı Grlic Radman da Türkiye, Finlandiya ve İsveç ile görüşmelerin üçlü zirvenin ardından „iyi yolda“ olduğunu ifade ederek „Bugün dayanışma göstermek ve tek sesle konuşmak için görüşmelerden iyi bir sonuç alacağımızı umuyorum“ dedi.

Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ise Türkiye’yi tutumundan vazgeçmeye ve iki İskandinav ülkesinin olası üyeliğini onaylamaya çağırdı. Asselborn, „Şayet bu iki ülke bunu istiyorsa, kaldı ki isteklerinin bu doğrultuda olduğu görülüyor, 30 üye ülkenin hiçbiri buna karşı çıkmamalıdır“ dedi.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock da Almanya’nın bu iki ülkenin NATO’ya üyelik başvurusunu „hızlı, çok hızlı şekilde onaylayacağını“ ifade ederek İsveç ve Finlandiya’nın başvurusunun ardından bir „kesinti“ olmaması gerektiğini ifade etti. „NATO savunmaya dayalı bir ittifak ve öyle kalacak“ diyen Baerbock, „Ancak aynı zamanda açık kapı politikası yürüten bir ittifak ve İsveç ile Finlandiya’nın parlamentolarının ve toplumlarının üyelik yönünde bir karar alması halinde biz de onlara hoş geldin deriz“ şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan cuma günü yaptığı açıklamada Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğini veto edebileceği sinyali vermiş ve „Şu anda İsveç ve Finlandiya ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz ama olumlu bir düşünce içinde değiliz” ifadesini kullanmıştı. Türkiye’nin tutumu NATO içinde tartışmalara neden olmuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye'nin iki İskandinav ülkesinin NATO üyeliğine olumlu bakmadığını açıklamıştı
Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin iki İskandinav ülkesinin NATO üyeliğine olumlu bakmadığını açıklamıştıFotoğraf: Yves Herman/REUTERS

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise Türkiye’ninİsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine kapıları kapatmadığını ancak İskandinav ülkeleriyle müzakereler yapmak ve Ankara’nın terörist faaliyetler olarak gördüğü faaliyetlere, özellikle de İsveç’tekilere, kısıtlama getirilmesini istediğini söyledi. Reuters’e röportaj veren Kalın, „Kapıyı kapatmıyoruz. Ama temelde bu konuyu Türkiye’nin ulusal güvenlik meselesi olarak gündeme getiriyoruz“ diye konuşmuştu.

Reuters,dpa,DHA/BÖ,JD

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Scholz: Finlandiya ve İsveç’le NATO daha güçlü olacak

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Rusya lideri Vladimir Putin’de Ukrayna’da 2 buçuk aydır devam savaşla ilgili bir yumuşama görmediğini söyledi. Cuma günü Putin’le bir saatten fazla süren bir telefon görüşmesi yapan Scholz, Rusya liderinin mevcut durumdan ancak Ukrayna ile uzlaşma ile çıkabileceğini anlaması gerektiğini; ancak olası bir barışın şartlarını Moskova’nın belirleyemeyeceğini söyledi.

Haber portalı t-online’a konuşan Scholz, Rusya’nın başlangıçta koyduğu hedeflerinin hiçbirine ulaşamadığını, Ukrayna’nın teslim olmayarak kendini çok iyi savunduğunu kaydetti. Batı ittifakının pozisyonuna da değinen Scholz, “NATO geri çekilmedi. Tam tersine doğu kanadındaki güçlerini artırdı. Şimdi ittifak İsveç ve Finlandiya’nın da NATO’ya katılmasıyla daha da güçlü olacak” dedi.

Bir başka NATO üyesi Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, söz konusu iki ülkenin ittifaka katılmalarına sıcak bakmadıklarını belirterek “İskandinav ülkeleri ne yazık ki terör örgütlerinin adeta misafirhanesi gibi. PKK’sı, DHKPC’si İsveç’te, Hollanda’da yuvalanmış durumdalar” demişti.

Ukrayna’ya silah sevkiyatı sürecek

Ukrayna’ya silah sevkiyatına devam edeceklerini de belirten Scholz, “Çünkü amacımız Rusya’nın işgalini sona erdirmek” diye konuştu. Rusya’nın şimdiye kadarki askeri kaybına dikkat çeken Scholz, bunun Sovyetleri Birliği döneminde 10 yıl süren Afganistan’ın işgali sırasında kaybettiğinden çok daha fazla olduğunu ifade etti.

 “Putin’in Rus imparatorluğunu genişletme gibi bir çılgınca fikri yüzünden tüm dünya bedel ödüyor” diyen Scholz, savaş yüzünden özellikle gelişmekte olan ülkelerde yaşanan tahıl kıtlığına dikkat çekti. Almanya Başbakanı bu nedenle, Rusya’yı caydırmak amacıyla yaptırımların süreceğinin altını çizdi.

dpa / GY, HT

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman güvenlik birimlerinde 327 aşırı sağ vakası

Almanya Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser ile güvenlik birimlerinin temsilcileri, Almanya’daki istihbarat, ordu ve emniyet birimlerinde 1 Temmuz 2018- 30 Haziran 2021 döneminde tespit edilen aşırı sağ vakalarını açıkladı.

Buna göre, söz konusu zaman diliminde şüphelenilen 860 olayda güvenlik birimi çalışanının aşırı sağ ile bağlantısı soruşturuldu. Soruşturma sonucunda 327 vakada „anayasal düzene düşmanlık beslendiğine dair ipuçları bulunduğu“ kaydedildi. Raporu açıklayan ve göreve geldikten sonra en önemli ağırlık noktalarından birinin aşırı sağ ile mücadele olduğunu da söyleyen İçişleri Bakanı Nancy Faeser, incelenen 860 vakadan 533’ünde ise özgür demokratik anayasal düzene karşı çaba tespit edilmediği, şüphelerin yer olduğu sonucuna varıldığını duyurdu.

Tespit edilen aşırı sağcı vakaların dağılımıysa şöyle: 189 vaka eyalet güvenlik birimlerinde, 138 vaka da federal güvenlik birimleride ortaya çıkarıldı.

Federal sisteme sahip Almanya 16 eyaletten oluşuyor. Federal düzeyde bir emniyet teşkilatı ve istihbaratı dışında bir de eyaletlerin emniyet teşkilatları ile istihbarat birimleri bulunuyor. Görev dağılımı büyük ölçüde coğrafi temelli idari sisteme göre belirlense de terör veya casusluk gibi vakalarda konuya federal birimler de el atabiliyor.

Almanya Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser
Almanya Federal İçişleri Bakanı Nancy FaeserFotoğraf: Bernd von Jutrczenka/dpa/picture alliance

Daha çok chat gruplarında aşırı sağcı eğilimler tespit edildi

Bugün güvenlik güçlerindeki aşırı sağcı tehlikeye dair raporu sunan İçişleri Bakanı Faeser, en çok vakanın sosyal paylaşım gruplarındaki yazışmalarda kayda geçenler olduğunu duyurdu. Bu yolla tespit edilen aşırı sağ vakasının 152 olduğu, bunda da sosyal paylaşım sitelerindeki aşırı sağcı gruplara üyelik olduğunu kaydetti. Paylaşım sitelerinde gecen yıllarda öne çıkan Whatsapp ve Telegram grupları olmuştu.

143 vakada da anayasal düzene karşı olan gruplara üyelik veya onlarla ilişkili olma tespitinin yapıldığı aktarildı.

Güvenlik güçlerindeki aşırı sağ vakalarından 141’inin de siyasi hakaret vakası olduğu, bunlarda da genelde insan onurunu zedeleyen, göçmen kökenli, Müslüman veya Musevileri aşağılayan, dışlayan, onlarla dalga geçen veya o grupları başka şekilde aşağılayan görüş veya açıklamalarda bulunanların oluşturduğu haber verildi.

Güvenlik güçleri saflarında olup aşırı sağ eğilimleri tespit edilien memurlar arasındaki bir diğer yaygın vakanın da propaganda veya aşırı sağcı etkinliklere katılmak şeklinde görüldüğü bildirildi.

2020’de yapılan ilk durum raporunda, Alman güvenlik birimlerinde tespit edilen aşırı sağ vakası 319 olarak açıklanmıştı. İnceleme metodunda yapılan iyileştirmelerin da sayesinde gelecekte güvenlik güçleri içinde karanlıkta kalmış daha da fazla aşırı sağ vakanın ortaya çıkarılmasının beklendiği de raporda belirtilen bir başka nokta.

Güvenlik birimleri içindeki aşırı sağcı eğilimlerin ortaya çıkarılması talebi çok sayıda gösteride de dile getiriliyor. Frankfurt'taki bu gösteride
Güvenlik birimleri içindeki aşırı sağcı eğilimlerin ortaya çıkarılması talebi çok sayıda gösteride de dile getiriliyor. Frankfurt’taki bu gösteride „aşırı sağcı ağları ortaya çıkarın“ yazıyor. Fotoğraf: picture-alliance/dpa/F. Rumpenhorst

Rapordaki önemli bir diğer tespitin de Alman güvenlik birimlerinde üstü örtülü bir aşırı sağcı ağ olduğuna işaret eden ipucu bulunmadı saptaması olduğu dikkat çekiyor. Almanya’da özellikle aşırı sağcı terör örgütü Nasyonal Sosyalist Yeraltı’nın (NSU) ortaya çıkmasından sonra, güvenlik birimlerinde bir asiri sağcı ağ veya derin devlet yapılanması iddiaları ortaya atılmıştı.

Cuma sabahı açıklanan raporda büyüteç altına alınan bir diğer alan da Alman ordu Bundeswehr’deki vakalar. Oraya dair incelemeleri de askeri istihbarat teşkilatı yürütüyor. Son yıllarda ordu mensubu aşırı sağ eğilimli bazı askerlerin, kendileri için ordu envanterinden silah ve mühimmat depoladıkları ortaya çıkarılmıştı.

Emniyet birimleri içinde ise en çok sağ eğitimli polisin Hessen, Berlin ve Türkiye kökenlilerin en yoğun yaşadığı Kuzey Ren-Vetsfalya (KRV) eyaletlerinde görüldüğü dikkat çekti. En çok soruşturmanın da raporun tutulduğu zaman diliminde 179 incelemeyle KRV‘de yapıldığı, onu 74 vaka ile Berlin’in izlediği, Berlin’i de 60 vaka ile Hessen’in izlediği haber veriliyor.

Uluslararası uzmanlar, güvenlik güçleri saflarındaki aşırı sağ eğilimlerin veya vakaların ortaya çıkması önündeki en büyük engelin, memurların, asker ve polislerin birbirilerine karşı gösterdiği kayıtsız şartsız dayanışma ve bu sebeple susma ve ifade vermeme olduğuna dikkat çekiyor.

AFP/ETO,EC

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Tarım ürünlerinde üretici fiyatlarında rekor artış

Almanya Federal İstatistik Dairesi‘nin açıkladığı yeni verilere göre, mart ayında tarım ürünlerinde üretici fiyatları rekor seviyede artış gösterdi. 2021 yılının aynı dönemine oranla Mart 2022‚de tarım ürünlerinde üretici enflasyonu yüzde 34,7’ye ulaştı. Bu da istatistiklerin tutulmaya başlandığı 1961 yılından bu yana kayıtlara geçen en büyük artış. Sadece Şubat-Mart arasında bu alanda artışın yüzde 15 olduğu bildirildi. Bitkisel ürünlerde söz konusu artışın yüzde 42,1, hayvansal ürünlerde de yüzde 29,5 olduğu açıklandı. 

Bitkisel ürünlerdeki artışta 2020 Temmuzu’ndan bu yana zaten artan tahıl fiyatlarının etkili olduğu bildiriliyor. Federal İstatistik Dairesi, mart ayında tahıl fiyatlarındaki üretici fiyatları artışının yıllık bazda yüzde 70’i bulduğunu da haber verdi. Ukrayna savaşının çıkmasıyla tahılda arzın sınırlanmasının zaten yükselen küresel bazdaki fiyatların daha da fazla tırmanması sonucunu doğurduğu da kaydedildi. 

Ayçiçek yağı sıkıntısı üzerine talebin arttığı kolza yağında da üretici fiyatlarının yüzde 70 tırmandığı kaydedildi. Bu sektörde de Karadeniz Bölgesi’nden ürün tedariğinin sağlanamaması üzerine küresel çapta arz sorunu yaşandığı belirtiliyor.  

Almanya’nın neredeyse ihtiyacının bir buçuk katı üretim yaptığı patateste de fiyat artışı dikkat çekti. Patateste üretici fiyatlarının yüzde 91,7 zamlandığı belirtildi. 

Lebensmittel | Fleisch, Obst und Getreide | Thumbnail
Fotoğraf: Slast20/YAY Images/IMAGO

Meyve ise ucuzladı

Meyvedeyse üretici fiyatlarının yüzde 12 düşüş kaydettiği bildirildi. Üretici fiyatı  ile çiftçinin tarım ürününü tüccara satarkenki malın satış fiyatı kast ediliyor. Tarımda üretici fiyatlarının artması tüketici fiyatlarının da zamlanmasına neden olduğu için büyük önem arzediyor. Almanya Tarımcılar Birliği, Ukrayna savaşının da etkisiyle önümüzdeki aylarda tüketici enflasyonunda daha da artış yaşanacağını açıkladı.

Tarım ürünlerindeki artışta en etkili faktörün yakıt ve gübre fiyatları olduğu belirtiliyor. Bu ürünlerin son aylarda zamlandığı da dikkate alındığında üretici fiyatlarında artış yaşanması, bunun da tüketici fiyatlarına yansıyacağı öngörülüyor.

Tahılda zamlanma spekülasyonlar yüzünden

Alman tarımcılık uzmanı Hans Herren, tahıl fiyatlarındaki artıştan gıda ürünleri üzerinde spekülasyon yapan şirketleri sorumlu tuttu. Süddeutsche Zeitung’a konuşan Herren, „Son haftalarda tahılda görülen artış büyük ölçüde gıdada spekülasyon yapılmasından kaynaklanıyor. Gıda ürünlerinde spekülasyon yapılabiliyor olması inanılmaz bir şey“ diye tepki gösterdi.

Hans R. Herren
Hans R. HerrenFotoğraf: AP

Herren, borsada gıda ürünleri üzerine spekülasyon yapanların hedefinin yapay bir kıtlık veya sıkıntı yaratmak, söz konusu ürünü büyük miktarlarda depolamak ve daha sonra da fiyatı arttığında pahalıya satarak rekor kazanç sağlama üzerine kurulu olduğunu belirtiyor. Alman uzman Herren’in sözlerine göre, zaten bütün dünyada tahıl piyasasının yüzde 80‘ini Archer Daniels Midland, Bunge, Cargill ve Louis Dreyfüs Company isimli dört şirket elinde tutuyor.

Tarımcılık uzmanı Herren’e göre, gıdada spekülasyonla oluşan küresel çaptaki yoksulluk ve açlıkla mücadelede en büyük sorumluluk hükümetlere düşüyor, Herren „Gıda bir insan hakkı, ticareti daha iyi bir düzenlemeye tabi olmalı“ diye vurguluyor. „Ancak sektör çok güçlü ve pozisyonunu savunuyor, Washington ve Brüksel’deki lobileri çok güçlü ve etkili“ diye de ekliyor.

Öte yandan Ukrayna savaşı nedeniyle en büyük tarım ürünleri üreticileri olan ABD ve Avrupa’da gübre sıkıntısı nedeniyle hasatın kötü, rekoltenin düşük olmasından endişe ediliyor. Bu konuda da konuşan tarımcılık uzmanı Herren, gübre de Rusya, Belarus ve Ukrayna’nın dünyanın önde gelen ihracatçı ülkeleri olduğuna dikkat çekiyor ve ayrıca sanayi ülkelerini tarımsal ürünlerin büyük kısmını biyoenerji veya hayvan yemi olarak kullanmaya son vermeye çağırıyor. „Dünyanın başka yerlerinde insanlar açlık çekerken, buna böyle devam edilemez“ diye tepki gösteriyor.

Tarımcılık uzmanı Hans Herren, 1995’te Dünya Gıda Ödülü’ne layık görülmüş, kurucusu olduğu ve Afrika ülkelerine kendilerine yardım programları sunan Biovision Vakfı 2013 yılında Alternatif Nobel Ödülü’nü almıştı. 

13 Mayıs Cuma ve 14 Mayıs Cumartesi günleri, G7 ülkeleri Tarım Bakanları Almanya’nın Stuttgart kentinde biraraya geliyor. Almanya Tarım ve Gıda Bakanı Cem Özdemir’in seçim bölgesi olan Stuttgart’ın evsahipliği yapacağı iki günlük toplantıda gıdada küresel çapta alınacak tedbirler masaya yatırılacak.

KNA,dpa/ETO,EC

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’dan PKK yasağının kaldırılması talebine ret

Alman hükümeti, ülkede 1993 yılından bu yana yasaklı olan PKK’nın yasağın kaldırılmasıyla ilgili başvurusuna olumsuz yanıt verdi.

İçişleri Bakanlığı sözcüsü, Kürdistan İşçi Partisinin (PKK) Almanya’da „yabancı aşırılıkçı ve terörist örgüt“ olarak sınıflandırıldığını ve bu niteliklerin Alman mahkemelerinin çeşitli kararlarıyla teyit edildiğini hatırlattı. Sözcü, İçişleri Bakanlığının şu an bu sınıflandırmada bir değişiklik yapmak için herhangi bir neden görmediğini kaydetti.

PKK, yasağın uygulamaya konduğu 1993 yılından bu yana koşulların değiştiğini, örgütün artık Almanya’da suç işlemediğini ve dolayısıyla iç güvenlik için bir tehdit oluşturmadığını savunarak yasağın dayanağının kalmadığını öne sürmüştü.

dpa/BK,TY

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle