Raflar el yakacak: Yüzde 30 zam beklentisi

Pandemi ile birlikte petrol üretiminde yaşanan sıkıntılar ham petrolün fiyatının hızla tırmanmasına neden oluyor. Dünya hızlı bir ekonomik hareketlilik yaşasa da enerji sektöründeki arz yükselen talebe aynı orantıda cevap veremiyor. Bu başta ham petrol olmak üzere tüm enerji ürünlerinin fiyatının artmasına neden oluyor.

Türkiye de hem petroldeki fiyat artışı hem de Türk Lirası’nın (TL) dolar karşısında hızla değer kaybetmesi yüzünden yüksek akaryakıt fiyatları ile ile karşı karşıya. Benzinin litresi Ocak ayından bugüne yüzde 10.2 zamlanırken daha çok tarım ve ticari taşımacılıkta kullanılan ve önemli bir girdi maliyeti olan dizel ise aynı dönemde yüzde 23.5 zamlandı. Bu zam artışlarıyla benzin 7.18’den 7.92 TL’ye, dizel ise 6.60’tan 8.16 TL’ye çıktı

Şimdiye kadar devlet, petrol ve kurdan kaynaklı zamları yansıtmamak için ‘Eşel’ sistemi altında akaryakıttan aldığı Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) feragat ediyordu. Ancak gelen zamlarla buradaki ÖTV payı da bitince yeni zamları tüketici direkt olarak hissedecek.

Akaryakıtta ÖTV’nin indirilmesi ya da artırılması uygulaması Eşel Mobil Sistemi (EMS) olarak adlandırılıyor. Benzin, motorin ve otogaz fiyatlarında uygulanan bu sistem ile akaryakıt ürünlerindeki fiyat hareketleri dengelenmeye ya da sabitlenmeye çalışılıyor. Ürün fiyatındaki artışa göre akaryakıttan alınan ÖTV arttırılıp azaltılabiliyor.

Devletin elinde enstrüman kalmadı

Artık devletin akaryakıt fiyatlarına müdahale edebilecek bir enstrümanının kalmadığını söyleyen Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası Başkanı Fesih Aktaş, “ÖTV’deki pay bitti. Akaryakıt üzerinde devletin dahili bundan sonra sadece KDV. Onun dışında fiyatları düşürmek için devlet kura müdahale edebilir. Ancak dolar düşerse buradaki artış da sınırlı kalacaktır” değerlendirmesinde bulunuyor.

Uluslararası piyasadaki fiyat artışlarının yansımalarının daha net olacağını söyleyen Aktaş sözlerini “Ham petrolün yılı 95 dolar seviyesinden kapatacağını düşünüyorum. Eğer bu seviye gerçekleşirse akaryakıtta 70-80 kuruşluk bir artışla daha karşılaşabiliriz. Eşel sisteminde son bir yılda devlet 33 milyar liralık bir ÖTV’den vazgeçti. Yıl sonuna kadar bu miktarın 46 milyar TL olması planlanıyor” diye sürdürüyor.

Orta sınıf ve altı zorlanıyor

Akaryakıttaki bu gelinen seviye, Türkiye’de tarımdan imalata, ulaşımdan perakendeye kadar her alanda maliyetlerin artmasına neden oluyor. Sektör temsilcilerine göre özellikle lojistik maliyetlerinin artması yakın dönemde tüketici için yeni zamlar demek.

Türkiye’de tüketicilerin hızla alım gücünün düştüğünü ve mutfakta durumun vahim olduğunu söyleyen Zincir Mağazalar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Serhan Tınastepe, konteyner sorunu ve navlun fiyatlarındaki artışın yanında akaryakıt zamlarının da fiyatlara etkisi olacağını söylüyor.

Dünya genelinde enerji ürünlerinde fiyatlar yükselişte

Dünya genelinde enerji ürünlerinde fiyatlar yükselişte

Genel olarak talebin azaldığı bir dönem yaşadıklarını ifade eden Tınastepe, tüketim alışkanlıklarının da değiştiğine dikkat çekerek “Tüketici yeni zamlara ve yüksek ücretlere alışamıyor. Orta sınıf ve altı zorlanıyor. Mutfakta bir sorun var ve tüketici önceliği mecburen buraya verince kozmetik, giyim ve teknoloji gibi alanlardan kaçınıyor. Artık tüketicilerin bu alışverişlerini ya ertelediğini ya da bir kademe düşük kalitedeki ürünleri tercih ettiğini görüyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Rafa yansıması üç kat olacak

Akaryakıttaki 5 kuruşluk zammın rafta 15 kuruş zam olarak kendini gösterdiğini belirten Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken de burada en az 3 katlık bir etki olacağını, raflardaki ürünlerin de bu ölçüde zamlanacağını söylüyor. Yapılan her zammın vatandaşa yansıdığına işaret eden Palandöken, devletin yeni adımlar atması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Palandöken, “Nakliye en temel girdi maliyetlerinden. Buradaki artış her alanı etkiliyor. Enerji gibi enflasyonu bu kadar çok etkileyen bir girdi maliyetinin devlet tarafından yeni adımlarla sübvanse edilmesi gerekiyor. Akaryakıtta hamle alanı bitse de esnafın bu zamları tüketiciye yansıtmaması için diğer vergi kalemlerinde destekler verilmeli” şeklinde konuşuyor.

En az yüzde 30 zam olacak

Çok kısa süre içerisinde tüketicilerin en az yüzde 30’luk yeni bir zamla karşılaşacağını söyleyen Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Sinan Öncel ise piyasada kurdaki artış yüzünden dengelerin değiştiğini ifade ediyor. Akaryakıttaki zamlar karşısında her üreticinin zora düştüğünü belirten Öncel, durumu bir örnekle anlatıyor:

“Bu sabah sünger almak istedik. Ancak karşı taraf parayı öğlene kadar yatırmamızı, öğleden sonra aynı fiyattan veremeyeceğini söyledi. Üstelik süngeri 20 gün sonra gönderecek. Piyasada bir öngörülebilirlik kalmadı. Ciddi seviyede oynaklık var. Sürekli yeni zamlar geliyor. Özellikle petrol ve akaryakıttaki zamlar hem lojistikte hem de hammadde temininde ciddi problemlere neden oluyor.”

Fiyat artışlarını tüketiciye aynı ölçüde yansıtmamak için çeşitli hesaplar yaptıklarını ifade eden Öncel, “Ama bu sınır geçildi. Artık yansıtmak zorundayız. Zaten üreticiler de artık dış pazarlara mal gönderiyor. Bunun nedeni de çok basit. TL’deki değersizlik. Üretici dolar kazanmak istiyor. İçerde de az olan ürünün fiyatı artıyor ayrıca. Bugün Laleli’de yabancılar bavul bavul ürün alıp gidiyor. Çünkü ucuz bir pazar var onlara göre. Bu dönemde Türkiye’ye gelen bu alıcıların uzun vadede kalıcı olmasını sağlamak gerekiyor” diye konuşuyor.

Emre Eser

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Merkez Bankası faiz için hangi kararı verecek?

Son dönemde iyice hızlanan kur artışları, 21 Ekim Perşembe günü yapılacak Merkez Bankası toplantısının önemini iyice artırdı. Piyasalardaki ağırlıklı beklenti Merkez Bankası’nın, Eylül’de başlattığı faiz indirimlerine devam edeceği yönünde.

Merkez Bankası’nın faiz kararı, kısa dönemli piyasa hareketlerinde belirleyici olacak. Ancak Merkez Bankası bu toplantıda indirimlere ara verse bile, daha sonrasında indirimlerin devam edeceği tahmin ediliyor. Bu nedenle de kısa dönemde piyasayı nasıl etkilerse etkilesin, mevcut ekonomi anlayışıyla, TL’nin bundan sonra değer kaybını sürdüreceği söylenebilir.

Erdal Sağlam

Erdal Sağlam

Beklenti anketleri ne diyor?

Toplantı öncesi piyasalarda yapılan anketlere baktığımızda Merkez Bankası’nın 50 ya da 100 baz puanlık indirim kararı vereceği beklentisinin hakim olduğunu görüyoruz. Reuters’ın anketine katılan 21 piyasa oyuncusunun 10’u 50 baz puanlık, 10’u 100 baz puanlık indirim tahminini belirtti, 1 oyuncu ise faizlerde indirim beklemediğini söyledi.

Bloomberg’in 17 piyasa oyuncusuyla yaptığı anketten ise ağırlıklı tahmin 50 baz puanlık indirim olarak çıktı. 17 kurumdan 10’u 50 baz puanlık, 3’ü 100 baz puanlık indirim tahmin etti. 4’ü faizin düşürülmeyeceğini söyledi.

İki ankette de piyasaların yılsonuna kadar faiz indirimlerinin süreceği beklentisi dile getirildi. Ekim toplantısında 17.50 veya 17’ye düşmesi beklenen Merkez Bankası politika faizinin yılsonunda 15-16.5 seviyesine inmesi bekleniyor.

Faiz indiriminde hangi oran neye yol açar?

Peki, alınacak karara göre, kurlar nasıl etkilenir? Merkez Bankası yönetiminin “Manşet enflasyon yerine çekirdek enflasyona odaklanacağız” diyerek söylem değişikliğine gitmesiyle birlikte artmaya başlayan kurlar, Eylül’deki sürpriz faiz indirimi, ardından Merkez Bankası üst yönetimindeki görevden almalarla birlikte yeni rekorlara sahne oldu. 19 Ekim salı günü bir ara 9.37 TL’nin üzerine çıkıp geri dönen dolar kuru, günü 9.30 TL’nin üzerinde kapadı.

Bu hafta 9.30 ile 9.40 TL arasında gidip gelen dolar fiyatının içinde 50 baz puanlık indirim beklentisinin olduğu, yani bu oranda bir indirimin fiyatlandığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla 50 baz puanlık indirim halinde yine aynı seviyelerde seyretmesi beklenebilir.

İndirime bu ay ara verilirse ne olur?

Merkez Bankası’nın 100 baz puanlık indirim yapması halinde ise kurların 9.40 TL’nin üzerine çıkacağı beklentisinin hâkim olduğunu görüyoruz. Teknik analizlerin bazılarında, böyle bir karar sonrası Dolar kurunun 9.7-9.8 TL’ye kadar rahatlıkla çıkabileceği tahminleri dile getiriliyor.

Sayıları az olsa da bazı piyasa oyuncularının tahmin ettiği gibi Ekim toplantısında faiz indirimine ara verilmesi halinde ise dolar kurunun 9.30 TL’nin biraz altına inebileceği konuşuluyor. Piyasa pek ihtimal vermiyor ama “faiz indirimine devam edeceğim ama şimdilik ara vereceğim” mesajını vermek için 0.25 baz puanlık indirim yapılması halinde de yine dolar kurunun 9.30 TL’nin biraz altına inebileceği konuşulanlar arasında.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası

Merkez mola verirse kurlarda düşüş kalıcı olur mu?

Piyasa çok düşük ihtimal olarak belirtse bile, hızlanan kurlar nedeniyle, Merkez Bankası’nın bu ay indirime ara verme ihtimalini göz ardı etmemek lazım. İndirim olmadığı takdirde kurlar biraz aşağı gelse bile, bunun kalıcı olmayacağı da açık. Kasım başında açıklanacak Ekim enflasyon verisiyle birlikte yeniden kurların yukarı gitmesi beklenebilir. Çünkü Eylül ayından bu yana kurlarda meydana gelen artışın, Ekim ayı enflasyon verisine yansımaya başlayacağı, büyük ihtimalle manşet enflasyonun yüzde 20’nin üzerine çıkacağı beklentisi hâkim. Tabi ki çekirdek enflasyondaki artış da önemli olacak. Ancak enflasyonun yüzde 20’nin üzerine çıkması halinde, negatif reel faiz oranı büyüyeceği için, kurların buna tepki vereceği tahmin ediliyor.

FED’in kararı da piyasaları etkileyecek

Özet olarak; piyasalarda mevcut siyasi iktidarın ve Merkez Bankası yönetiminin rasyonel para politikası tercihine geri döneceği umudu kalmadı. Bu nedenle de yönetimde baskın olan “ne olursa olsun faizleri indireceğim” hırsının kurlarda artış sonucu doğurması kaçınılmaz görülüyor.

İçeride yönetime güvensizliğin had safhaya ulaşmasının yanında, kurların önümüzdeki dönemki seyrinde, elbette ki FED’in tahvil alımlarını azaltma programını başlatması da etkili olacak. Kasım ayında olmasa bile Aralık’ta tahvil alımlarının azaltılmasına başlanacağı kesin gibi. Bunun özellikle gelişmekte olan ülkelere fon akışını daraltacağı ise uzun zamandır konuşuluyor.

İşte bu yeni küresel finans iklimi ve artan enflasyon beklentileri nedeniyle, Eylül ayından itibaren tüm dünyada faiz artışlarının hız kazandığını görüyoruz. 

Türkiye gibi faiz indiren ülkede enflasyon yüzde 1,8

Brezilya, Rusya, Pakistan, Ermenistan, Azerbaycan, Moldova, Şili, Paraguay, Peru, Romanya, Jamaika, Uruguay, Kolombiya, Macaristan, Çekya, Yeni Zelanda, Polonya, İzlanda ve Norveç, 1 Eylül-19 Ekim döneminde merkez bankalarının politika faizi artışına imza attığı ülkeler oldu. Son olarak geçtiğimiz Salı günü Macaristan Merkez Bankası iki ay üst üste faizini artırdı.

Buna karşılık bu yıl sadece 5 ülke, son iki ayda da sadece iki ülke faiz indirimine gitti. Enflasyonun yüzde 1,8 olduğu Danimarka 30 Eylül’de politika faizini yüzde -0,5’ten yüzde -0,6’ya çekti. Bu dönemde indirim yapan diğer ülke ise Eylül’de 100 baz puanlık indirim yapan, enflasyonu yüzde 20 iken politika faizini yüzde 18’e indiren Türkiye oldu.

Bu dönemde faiz arttırması gereken Türkiye’de, Merkez Bankası’nın bu kararı alacağını bekleyen piyasa oyuncusu yok. Bu tablo bile, tek başına, TL’nin değer kaybının süreceğinin göstergesi.

Erdal Sağlam

©Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya Merkez Bankası Başkanı istifa etti

Almanya Federal Cumhuriyeti merkez bankası Deutsche Bundesbank Başkanı Jens Weidmann istifasını açıkladı.

Weidmann, Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’den 31 Aralık 2021 tarihi itibarı ile görevden alınmasını rica etti. Mayıs 2011’den beri bankaya başkanlık eden Weidmann, görevden ayrılma kararını kişisel nedenlerle gerekçelendirdi.

Jens Weidmann banka çalışanlarına yazdığı mektupta “Hem Bundesbank, hem de kendim için, 10 yılı aşkın bir sürenin, yeni bir sayfa açmak için iyi bir zamanlama olduğu kanaatine vardım” ifadelerini kullandı.

Banka çalışanlarına teşekkür eden Weidmann “Faaliyet gösterdiğimiz ortam muazzam biçimde değişti ve Bundesbank’ın ödevleri arttı. Mali kriz, devlet borç krizi ve en son olarak da pandemi siyaset ve para politikalarında etkileri uzun süre devam edecek kararlara yol açtı. Benim açımdan Bundesbank’ın açık, istikrar odaklı sesinin belirgin bir şekilde duyulabilir olması önemli oldu” dedi.

Bundesbank başkanlığını Mayıs 2011’de Axel Weber’den alan ve o dönem 43 yaşında olan Weidmann Almanya tarihinin en genç merkez bankası başkanı olmuştu.

Reuters, dpa / EC, DA

©Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

IMF’den Afganistan uyarısı

Uluslararası Para Fonu (IMF) Ortadoğu ve Orta Asya’ya ilişkin Bölgesel Ekonomik Görünüm raporunda Afganistan’la ilgili uyarılarda bulundu.

Afganistan ekonomisinde bu yıl yüzde 30’a varan bir küçülme yaşanacağı öngörüsünde bulunan IMF, söz konusu ülkedeki karışıklığın ekonomik açıdan ve güvenlik bakımından etkilerinin sadece bu bölgede değil, bu bölgenin ötesinde de ciddi sonuçlar doğurmasının muhtemel olduğunu açıkladı.

Afganistan’daki durumun komşu ülkeler, Türkiye ve Avrupa’ya yönelik sığınmacı sayısında artışa neden olabileceği ifade edilen raporda, Taliban iktidarında yaşanabilecek ekonomik sıkıntılara dikkat çekildi.

Afganistan’da geçen Ağustos ayında Taliban’ın iktidara gelmesinin ardından insani yardım dışındaki yardımların kesildiği ve yabancı varlıkların da büyük oranda dondurulduğu hatırlatılan raporda, bundan dolayı Afganistan’ın yardıma dayalı ekonomisinin “ciddi mali ve ödemeler dengesi krizleriyle” karşı karşıya olduğu belirtildi.

Diğer ülkelere yardım vurgusu

“Düşen yaşam standartlarının milyonlarca insanı yoksulluğa itme tehdidi” bulunduğuna ve bunun da bir insani krize neden olabileceğine vurgu yapılan raporda, yoğunlaşması muhtemel sığınmacı akının diğer ülkelerdeki olası etkilerine de değinildi.

“Büyük çaptaki bir sığınmacı akını, sığınmacıları ağırlayan ülkelerde kamu kaynaklarına ağır bir yük getirebileceği gibi işgücü piyasalarındaki baskıyı artırabilir ve sosyal gerilimlere neden olabilir” denilen raporda, uluslararası toplumun söz konusu ülkelere yardımcı olması gerektiği belirtildi.

DW,rtr/CÖ,EC

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

TÜSİAD YİK Başkanı Özilhan: Merkez Bankası bağımsız olmalı

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı başladı. Toplantıda konuşan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan “başta Merkez Bankası olmak üzere düzenleyici ve denetleyici kuruluşların bağımsızlığının tartışma dışı olması gerektiğini” söyledi.

“Türkiye’nin geleceğine baktığımda dünyadaki jeopolitik risklerin, sosyokültürel gerilimlerin, iklim değişiminin etkilerinin ve bereketsiz, dengesiz ekonomik büyümenin mahşerin dört atlısı olarak üzerimize geldiğini görüyorum” diyen Özilhan konuşmasında bu başlıklara değindi.

“Büyümeli ve kişi başı gelirimizi artırmalıyız. Çünkü herkes refah ister” diyen Özilhan “Büyümek için öncelikle makro ekonomik istikrarı sağlamak ve sürdürülebilir büyüme sürecini başlatabilmek gerekiyor. Bu doğrultuda en önemli adımlar piyasa ekonomisinin kurum ve kurallarını güçlendirmek ve başta Merkez Bankası olmak üzere düzenleyici kurumların bağımsızlığını tartışma dışı bırakacak biçimde tesis etmektir” dedi.

Büyümenin sadece hızlı değil “istiham yaratan, yeşil ve adil bir büyüme” olması gerektiğini söyleyen Özilhan “Düşen sadece Türk Lirası’nın değeri değil, su rezervlerimiz, birbirimize güvenimiz, ihracatımızda yüksek teknoloji ürünlerin payı, mutluluk ve huzurumuz da geriliyor” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve laiklik vurgusu

“Özellikle laikliğe ve demokrasiye vurgu yapmak istiyorum” diyen Özilhan “Farklı dil, din, ırk, mezhep, etnisite, sosyoekonomik kökenden insanlardan oluşan milleti düşününce herkesi harekete geçirmek, herkesin katkısını almak, kimseyi dışarıda bırakmamak ancak demokrasi ve laiklik ile mümkün olabilir” dedi.

Özilhan “kuvvetler ayrılığının”, “denge ve denetleme mekanizmalarıyla, yargısal denetimin güçlendirilmesi, şeffaf, hesap verebilir, daha az merkeziyetçi ve etkin bir kamu yönetimi anlayışının yerleşik hale getirilmesi” gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan son iki buçuk yıllık dönemde para politikalarındaki görüş ayrılıkları nedeniyle üç Merkez Bankası Başkanı’nı görevden almış, bu adımlar Türk Lirası’na büyük darbe vururken para politikalarının öngörülebilirliği ve güvenilirliği piyasalarda zarar görmüştü. Geçen hafta Merkez Bankası Başkan Yardımcıları Semih Tümen ve Uğur Namık Küçük ile Para Politikası Kurulu üyesi Abdullah Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından görevden alınmalarının ardından Dolar/TL kuru yeniden yükselişe geçmişti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz kararının açıklanacağı Para Piyasası Kurulu 21 Ekim Perşembe günü toplanacak.

DW / EC, CÖ

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Dolar/TL kuru haftaya 9,27 ile başladı

Merkez Bankası Başkan Yardımcıları Semih Tümen ve Uğur Namık Küçük ile Para Politikası Kurulu üyesi Abdullah Yavaş’ın geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevden alınmalarının ardından yükselişe geçen Dolar/TL kuru sabah saatlerinde 9,29’u görerek yeni bir zirve yaptı. Euro/TL kuru ise 10,7 seviyesinde.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son iki buçuk yıllık dönemde para politikalarındaki görüş ayrılıkları nedeniyle üç Merkez Bankası Başkanı’nı görevden almış, bu adımlar Lira’ya büyük darbe vururken para politikalarının öngörülebilirliği ve güvenilirliği piyasalarda zarar görmüştü.

Resmi Gazete’nin 14 Ekim tarihli sayısında yer alan son atama kararı sonrası ABD Doları Türk Lirası karşısında 9,19 seviyesine çıkmış ve Türk Lirası’nın Dolar karşısında bir yıl içindeki değer kaybı yaklaşık yüzde 19 olarak ifade edilmişti. 2018 yılı başında 1 ABD Doları 3,75 Türk Lirası değerindeydi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz kararının açıklanacağı Para Piyasası Kurulu 21 Ekim Perşembe günü toplanacak.

DW / EC,CÖ

©Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

TCMB’de geceyarısı operasyonu: Üç kişi görevden alındı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcıları ile Para Politikası Kurulu (PPK) üyesi görevden alınırken, yerlerine yeni atamalar yapıldı.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer alan atama kararına göre; Merkez Bankası Başkan Yardımcıları Semih Tümen ve Uğur Namık Küçük ile Para Politikası Kurulu üyesi Abdullah Yavaş görevden alındı. Başkan Yardımcılığına Taha Çakmak getirilirken, Para Politikası Kurulu üyeliğine ise Yusuf Tuna atandı.

Atama kararı sonrası ABD Doları Türk Lirası karşısında 9.19 seviyesine çıkarak bir rekor daha kırdı. Yıl içinde yüzde 19 değer kaybeden Türk Lirası bir günde yüzde 1 daha değer kaybetmiş oldu.

TCMB’deki görev değişiklikleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile akşam saatlerinde yaptığı görüşme sonrasında geldi. Cumhurbaşkanlığı Twitter hesabından Erdoğan ile Kavcıoğlu’nun birlikte çekilmiş fotoğrafı paylaşılırken görüşmenin içeriğine dair açıklama yapılmamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son iki buçuk yıllık dönemde para politikalarındaki görüş ayrılıkları nedeniyle üç Merkez Bankası Başkanını görevden almış, bu adımlar Lira’ya büyük darbe vururken para politikalarının öngörülebilirliği ve güvenilirliği piyasalarda zarar görmüştü.

Reuters haber ajansı geçen hafta ismi açıklanmayan üç kaynağa dayandırdığı haberinde Erdoğan’ın Kavcıoğlu’na güveninin azaldığı ve aralarında son haftalarda çok az iletişim olduğu iddiasını gündeme getirmişti.

Gözler bir sonraki faiz kararında

Erdoğan, faizleri yüzde 19 seviyesine kadar çıkaran Naci Ağbal’ı TCMB Başkanlığı görevinden alarak yerine Mart ayında Kavcıoğlu’nu atamıştı. Erdoğan Haziran ayında kamuoyu önünde yaptığı açıklamada Ağustos’tan sonra faiz indirimi beklediğini belirterek Kavcıoğlu üzerindeki baskıyı artırmıştı.

TCMB, yüzde 20’ye yaklaşan enflasyon oranına rağmen  geçen ay politika faizini 100 baz puan düşürerek yüzde 19’dan yüzde 18’e indirmişti. Merkez Bankasının bu adımı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi müdahalesi olarak algılanmıştı.

TCMB’nin faiz kararının açıklanacağı bir sonraki PPK toplantısı 21 Ekim’de yapılacak.

 

rtr / BK,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Çin’in ihracatında büyük artış

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) ardından dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin ihracatı Ağustos ayının ardından Eylül’de de tahminlerin çok üstünde arttı. Çin Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre Eylül ayı boyunca yapılan ihracatta, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 28,1 oranında artış kaydedildi. Ağustos ayında da, yine geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 25,6’lık bir ihracat artışı olduğu duyurulmuştu.

Ekonomi uzmanları, Çin’in koronavirüs pandemisi nedeniyle üretimde yaşadığı sıkıntıları hızla bertaraf ettiğini, ancak yaşanan bu iyileşmenin hızının, yüksek hammadde ihtiyacı ve ikmal sıkıntıları nedeniyle düşeceğini belirtiyor.

İthalattaki artış daha az

Ticaret Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Ağustos ayında geçen senenin aynı dönemine oranla yüzde 33,1 oranında artan ithalat ise Eylül ayında yüzde 17,6’lık bir artış oranı kaydetti. Çin’in dış ticaret fazlasının da 66,76 milyar dolara yükseldiği belirtiliyor.

Çin’in Avrupa Birliği‘ne (AB) ihracatı da Eylül ayında, 2020 yılının Eylül ayına oranla yüzde 30,6 arttı. Buna karşın AB’nin Çin’e aynı dönemdeki ihracatı sadece yüzde 1,1 artış gösterdi. Çin ile Almanya arasındaki ticari ilişkilere bakıldığında da, Çin’in çok daha avantajlı olduğu görülüyor. Almanya’nın Çin’e ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla Eylül ayında yüzde 2,4 azalırken; Çin’in Almanya’ya ihracatı yüzde 37,5 oranında arttı.

 

dpa,Reuters / ET,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

IMF Türkiye’deki büyüme beklentisini yükseltti

Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda 2021 yılı için Türkiye’ye yönelik büyüme tahminini yükseltti.

Açıklanan yeni raporda, Temmuz ayındaki ara raporda yüzde 5,8 olarak tahmin edilen Türkiye’nin 2021 yılı büyümesi, yüzde 9’a çıkarıldı.

IMF, 2022 yılı için yüzde 3,3 olarak tahmin ettiği büyüme oranında ise değişikliğe gitmedi.

Raporda, Türkiye’de ortalama enflasyonun bu yıl yüzde 17, yıl sonunda ise yüzde 16,7 olacağı beklentisine yer verildi. Bir önceki raporda ortalama enflasyon beklentisi yüzde 13,6’yken yıl sonu enflasyon beklentisiyse yüzde 12,5’ti.

2022 yılı için ortalama enflasyon beklentisi yüzde 11,8’den yüzde 15,4’e; 2022 sonu enflasyon beklentisi yüzde 11,5’ten yüzde 14,5’e yükseltildi.

Cari açık/GSYH beklentisi bu yıl için yüzde -3,4’ten yüzde -2,4’e revize edilirken 2022 yılı için yüzde -1,6 olan tahmin değişmedi.

IMF, işsizlik oranı tahminini bu yıl için yüzde 12,4’ten yüzde 12,2’ye düşürürken 2022 için yüzde 11 olan tahmini sabit tuttu.

Küresel büyüme tahmini

Raporda, küresel ekonomininse 2021’de yüzde 5,9 büyümesinin beklendiği belirtildi.

IMF, Temmuz’daki raporunda, küresel ekonominin bu yıl yüzde 6 büyüyeceği tahmininde bulunmuştu.

IMF, 2022 yılı için öngördüğü yüzde 4,9’luk küresel büyüme tahminindeyse değişikliğe gitmedi.

IMF baş ekonomisti Gita Gopinath raporla ilgili olarak gazetecilere yaptığı açıklamada, “Küresel toparlanma sürüyor ancak toparlanma hızı pandemiden olumsuz etkileniyor” dedi.

IMF, dünyanın en büyük ekonomisine sahip olan ABD’deki büyüme tahminini de düşürdü.

Raporda, ABD ekonomisinin 2021 yılına ilişkin büyüme beklentisi yüzde 7’den yüzde 6’ya düşürüldü.

Almanya’nın 2021 yılı büyüme tahmini de yüzde 3,6’dan yüzde 3,1’e düşürüldü.

DW/CÖ,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Analiz: İktidar döviz kurunu kasten mi yükseltiyor?

Enflasyonla mücadelede havlu atan iktidar, yetersiz döviz rezervi nedeniyle frenleyemediği kurları bilerek gevşek bıraktı. Ancak gevşetilen kurun ipi, artık elden kaçmış görünüyor. Beklenenden çok daha önce 9 TL’yi aşan dolar kurunun “Ne zaman 10 TL’yi aşacağı” konuşulmaya başladı. İktidarın ekonomide yaptığı yanlış tercihlerden birinin daha ters teptiğini söyleyebiliriz. Berat Albayrak’ın bakanlığı sırasında, “rekabetçi kur” söylemiyle kur gevşetilmişti. Yükselen hızlı yükselince de kamu bankaları kanalıyla müdahale edilmiş, biriktirilen döviz rezervi eritilmişti.

Sarayın planı neydi, sonucu ne oldu?

Büyüyen tepkiler nedeniyle “görevden af talebi kabul edilen” Albayrak’tan sonra göreve gelen Naci Ağbal’ın Merkez Bankası başkanlığından alınmasından sonra tekrar benzer bir tercih yapıldı. Buradaki kilit nokta, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “aşırı büyüme” hırsı. Erdoğan bu nedenle hep faiz indirimi istedi. Bu ısrar nedeniyle, artması gereken bir dönemde faizlerin indirilmesine karar verildi. Döviz rezervleri de olmadığı için, faiz indirimi için bu kez “Kurların artması ihracatı artıracak, ithalatı pahalandıracak; böylece cari açık azalınca döviz ihtiyacı da azalacak” argümanı ortaya atıldı. Hatta “Böylece kurlardaki değer kaybının duracağı, enflasyonun ineceği” gibi uçuk fikirler bile ortaya çıktı.

Yabancı bankaların tahmini neydi?

Halbuki küresel emtia fiyatlarının arttığı, FED’in Kasım’da tahvil alımlarını azaltacağı, doların değer kazanacağı biliniyordu. Son günlerde bu hareket hızlandı ve tüm gelişmekte olan ülke paraları dolar karşısında değer kaybetti. Türkiye’nin gevşek kur tercihi böyle bir döneme denk gelince, TL’nin hızlı değer kaybedeceği de tahmin ediliyordu. Siyasi iktidar buna rağmen gevşek kur politikasını uygulamaya soktu ve ipin ucunu elinden kaçırdı.

Kurlar haftaya zaten 8.95 TL civarında yüksek bir seviyede başlamıştı, Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu TBMM konuşmasında “Artan kurların bizim faiz indirmemizle ilgisi yok” deyince dolar 9 TL’yi aştı. Halbuki bu seviyelere Ekim ayı sonunda gelineceği tahmin ediliyordu. Yabancı bankalar yılsonu dolar kuru tahminlerini 9.3 TL’ye yükseltmişlerdi. Şimdi ise dolar kurunun ne zaman 10 TL’yi aşacağını konuşuyoruz. Yıl sonuna gelindiğinde artık 10 TL’nin üzerinde bir dolar kuru göreceğimiz beklentisi yüksek.

Ekonomi yazarı Erdal Sağlam

Ekonomi yazarı Erdal Sağlam

Değer kaybında Türk Lirası neden rakipsiz?

Kavcıoğlu’nun “kurun faiz indirimleriyle ilgisi olmadığı” savı ise geçersiz bir bahaneden öteye gidemiyor. Yılbaşından bu yana zaten TL, tüm gelişmekte olan ülke para birimlerine göre olumsuz ayrıştı; en fazla değer kaybeden 2-3 para biriminden biriydi. Faiz indirim sözlerinin başladığı Eylül ayından bu yana ise iyice hızlandı; son günlerde açık ara, en hızlı değer kaybeden para birimi oldu. Bırakın TL’nin dolara-Euro’ya karşı değer kaybını, TL tüm para birimlerine karşı değer kaybeden bir para birimi oldu.

Türkiye’nin risk primini gösteren CDS’ler, faiz indirimi sözlerinin ortaya çıkmasından önce 380’lerdeydi, son günlerde 440’ın üzerinde. Bu da hem riskteki artış rekorunun, hem de Türkiye’nin faiz indirimi gibi yanlış para politikası uygulayarak olumsuz ayrıştığının bir kanıtı.

İhracatçılar bile şikayetçi, şimdi ne olacak?

Kurlardaki değer kaybının hızlanması amaçlanan ihracat artışı için de artık büyük bir tehdit. Yüksek kurdan en fazla kazanç sağlayan tekstil ihracatçılarının bile “Yüksek kur bize faydalı ama istikrarsız sürekli yükselen kurlarla artık hesap yapamaz hale geldik, bizi olumsuz etkiliyor” dediklerini şahit oluyoruz. İhracattaki artışın asıl nedeninin “Pandemi sonrası acil tedarik için Avrupa’nın Türkiye’yi tercih etmesi olduğu” unutuluyor. Hem imalat sanayi rakamları hem de sanayicilerin ihracat eğilimi için yaptıkları anketler, Avrupa’dan gelen talebin yumuşadığını, ihracatta artış bir süre daha devam etse de, bu yılki yüksek artış rakamlarını artık yaşanamayacağını gösteriyor.

Kurlardaki artış şimdiye kadar ihracatçılara yaramış olsa da gelinen aşamada artık ihracat için zorlayıcı bir hal aldı. Buna karşılık yüksek döviz borcu olan sektörler zor durumda. Bunların başında AVM inşaatçıları, döviz kredisi yoğun kullanan turizmciler başta geliyor. Bir süre sonra bankacılık kesimini batık krediler nedeniyle zora sokması söz konusu.

Kur artışları ilk olarak neye zam getirecek?

Bunun dışında küresel emtia fiyatlarındaki artış ithal girdi kullanan tüm sektörlerde fahiş fiyat artışlarına neden oluyor. Bunların başında yerli üretimle ithal gübre gibi temel girdilerin temin edilemediği tarım kesimi başta geliyor.

En büyük sorun ise zaten büyük artış içindeki dünya enerji fiyatlarına kurlardaki hızlı artış eklendiğinde yaşanan enerji fiyatları çıkmazı. İktidar akaryakıtta vergiden fedakarlık edip artan fiyatları tüketiciyi yansıtmamıştı ama Ekim’den  başlayarak, vergi indirim imkanı kalmayınca, tüm akaryakıt ürünlerine zamlar gelmeye başladı. Doğalgazda sadece elektrik üreticileri ve sanayicilere bir miktar zam yapıldı, tüketicinin kullandığı doğalgaza zam yapılmadı. Doğalgazda biriken zam ihtiyacının yüzde 40’ı aştığı, BOTAŞ’ın artık karşılayamayacağı, bu nedenle zamların geleceği aşikar.

Zam yapılmasa da faturayı hepimiz ödeyeceğiz

Aynı zam furyası elektrik için de geçerli. Kuraklık nedeniyle ucuz kaynak olan hidroelektrik yerine ithal kömür ve doğalgazla elektrik üretimi artırıldı. Bu da zam ihtiyacını iyice büyütüyor.

Ayrıca yapılmayan zamların da önümüzdeki dönem Hazine’den, yani halkın vergilerinden karşılanacağını da unutmayalım.

Dar ve sabit gelirli kesim zaten yaşanan pandemi ve yüksek enflasyon nedeniyle zor durumda. Buna temel ihtiyaç olan akaryakıt, doğalgaz ve elektrik zamları eklenecek, bu zamlar “iğneden ipliğe” tüm mallarda fiyatları artıracak.

Kısacası; iktidarın yanlış kur politikası toplumun tüm kesimlerini vuracak, dar ve sabit gelirliyi daha da fakirleştirecek.

Erdal Sağlam

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle