Kripto parayla ödemenin engellenmesi ne anlama geliyor?

Merkez Bankası’nın kripto parayla ödemeyi yasaklayan düzenlemesi kripto para piyasasında büyük yankı uyandırdı.

Merkez Bankası’nın 16 Nisan tarihli Resmi Gazete’de yayımladığı yönetmelikte, “Ödemelerde doğrudan veya dolaylı şekilde kullanılamaz” ve buna yönelik “hizmet sunulamaz” denildi.

30 Nisan’da yürürlüğe girecek olan yönetmelikte ilk defa yapılan tanımlama ile kripto varlık, “Para, kaydi para, elektronik para, ödeme aracı, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilmeyen gayri maddi varlıklar” olarak ifade edildi.

Bu tanımlamayla Merkez Bankası’nın kripto varlıkları “kabul ettiğini” belirten Bahçeşehir Üniversitesi BlockchainIST Kurucu Direktörü Bora Erdamar, “Kripto para potansiyelinin daha iyi hedefler için değerlendirilmesi gerektiğini” söyledi.

Bahçehir Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Bora Erdamar

Bahçehir Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Bora Erdamar

Kripto paranın kullanımına neden yasak geldi?

Kısaca, şifrelenmiş, dijital bilgi olarak var olan bir tür para biçimi olarak ifade edilen kripto paralar son yıllarda dünya çapında popüler oldu. En çok bilinen ise, fiyatı 60 bin doların üzerindeki değeriyle Bitcoin.

Özellikle son yıllarda Türkiye’deki ekonominin kötüye gitmesi küçük yatırımcıları da yeni kazanç kapıları bulmaya yöneltiyor. Döviz ve borsa üzerinden yapılan yatırımların yanı sıra kripto paralar da ilgi çeken bir araç olarak görülüyor.

Statista’nın verilerine göre, Türkiye’de kripto para sahibi olanların oranı yüzde 16 ile dünyada 4. sırada yer alıyor.

Kripto varlıklara yönelik düzenleme sinyalleri bir süredir veriliyordu. Mart ayında Anadolu Ajansı’na konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, “Kripto paralarla ilgili çok ciddi kaygılarımız var” demişti.

Merkez Bankası yönetmeliğine göre, ödeme hizmeti sağlayıcıları, ödeme hizmetlerinin sunulmasında ve elektronik para ihracında kripto varlıkların doğrudan veya dolaylı olarak kullanılacağı bir şekilde iş modelleri de geliştiremeyecek.

Merkez Bankası’ndan yapılan açıklamada, kripto varlıkların düzenleme ve denetleme mekanizmasına tabi olmaması, piyasa değerlerinin aşırı oynaklık göstermesi gibi sebeplerle “telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaratma ihtimali” olduğu vurgulandı.

“Yasak, yönetmeliği dünyadan farklılaştırıyor”

Kripto paraların en büyük sorunu, geleneksel paralara kıyasla değerlerinin sürekli bir dalgalanma halinde olması. Bu nedenle yatırımcı için riskler barındırıyor. Bunun yanında ülkelerin kontrol etmesi zor bir piyasasının olması nedeniyle de bazı ülkeler sıcak bakmıyor.

Ancak diğer taraftan da ülke sistemine entegre etmeye çalışan ülkeler de var.

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Ocak ayında yaptığı açıklamada, kripto paralarla ilgili yeni bir düzenleme getirmeyi düşündüklerini söylemiş; “Kripto para bir para birimi değil. Oldukça spekülatif bir varlık” demişti.

Dünyanın en büyük kripto para borsalarından Coinbase ise çarşamba günü New York özel borsasında teknoloji şirketlerinin ağırlıkta olduğu Nasdaq endeksinde işlem görmeye başladı.

DW Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan Bora Erdamar, getirilen yönetmelikle kripto para konusunda dünyadan farklılaşıldığını söyledi.

Atılan adımla “yasak” konulduğuna vurgu yapan Bora Erdamar, “Kripto paraların ödeme aracı olarak kullanılmasının bu kadar net önünün kesilmesi düşündürücü” dedi. Erdamar, “daha esnek ve yumuşak tanımlamalar yapılırsa gelecekteki büyük teknoloji değişimlerine daha iyi uyum sağlanır” değerlendirmesini yaptı.

Ancak Erdamar, konuya “temkinli yaklaşılmasına” olumlu baktığını belirterek “Küçük yatırımcıları korumakla ilgili bir önlem alınmak isteniyorsa bunun eğitim ve danışmanlıkla sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Teknoloji Yazarı Ahmet Usta ise, yapılan düzenlemenin “olumsuz olduğu” görüşünde.

Tüketicinin mağduriyet giderilmesi yönündeki tespitleri doğru” olduğunu belirten Usta, “Gerek Amerika’da gerek Avrupa’da gerekse de Asya’da bunları engellemek yerine geleneksel sistemin içine entegre edecek adımlar atıldığı” değerlendirmesini yaptı.

“İnovasyonun önünü kesen bir durum”

Kripto paralara karşı mesafeli olan ülkeler, merkez bankaları tarafından kendi dijital paralarını çıkaracaklarını belirtiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Mart ayında açıkladığı “Ekonomi Reform Paketi”nde bu konuya değinmiş; “Dijital paranın ekonomik, teknolojik ve hukuki altyapısını oluşturacak adımları atıyoruz. Tüketiciyi koruyacak bir gözetim mekanizması tesis ederek, bankalarla müşterileri arasındaki ilişkileri daha şeffaf bir yapıya kavuşturuyoruz” demişti.

Hazine ve Maliye Bakanlığı da MB’nin dijital parayla ilgili alt yapının bu yıl sonuna kadar hazırlanacağını açıklamıştı.

Reuters haber ajansına konuşan Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Cemil Ertem, kripto paralara ilişkin daha fazla düzenlemeye gidileceğini, ilgili birimlerin de gerekli hazırlığı yaptığını söyledi.

Uzmanlar, düzenlemelerle getirilen yasaklamaların kripto paraları engelleyemeyeceğini, ayrıca dünyadaki gelişmelerin gerisinde kalınabileceğini söylüyor.

“Türkiye’deki insanlar kripto para alıp sistemin dışına kaçmak gibi bir düşünce” içinde olmadığını belirten Ahmet Usta, yasak yerine “kayıt altında ödemenin” önünün açılması gerektiğini söyledi.

Usta ayrıca, düzenlemenin “inovasyonun önünü kestiğine” dikkat çekti; “Büyük yapılar inşa ederek İstanbul’u finans merkezi haline getirmek değil; yenilikçi teknolojilerle, yenilikçi iş modelleriyle uyumlu düzenlemeler yaparak ve güven zemini oluşturarak bunu başarmamız mümkün” dedi.

Adnan Ağaç / İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Merkez Bankası Başkanı’ndan “128 milyar nerede?” sorusuna cevap

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB)  yeni Başkanı Şahap Kavcıoğlu bankanın 128 milyar dolar tutarındaki döviz rezervinin akıbetine ilişkin olarak Anadolu Ajansı’nda yer alan açıklamada, döviz alım-satım işlemlerinin Hazine ve Maliye Bakanlığı ile TCMB arasında koordinasyon halinde yapılabilmesi için Şubat 2017’de protokol imzalandığını kaydetti. Kavcıoğlu şöyle devam etti: “Protokolle sağlıksız fiyat oluşumunun engellenmesi ile döviz piyasalarındaki arz-talep dengesi ve likiditenin tesis edilmesine katkıda bulunulmuştur.”

“Kaybolmuş bir varlıktan bahsetmek mümkün değildir”

Kavcıoğlu açıklamasında “Söz konusu döviz işlemleri, işlem platformları üzerinden o günkü piyasa koşulları ve piyasa fiyatları çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Herhangi bir kesime, banka veya firmaya ayrıcalıklı döviz işlemi gerçekleştirilmesi söz konusu değildir”  diyerek şu şekilde devam etti:

“Anılan işlem platformlarında piyasa dinamiklerinden bağımsız olarak, piyasa dışı fiyatlardan belirli taraflar seçilerek işlem yapılması teknik olarak mümkün değildir. Bilanço varlık yükümlülük denkliği açısından bakıldığında ortada kaybolmuş bir varlıktan bahsetmek mümkün değildir.”

Kavcıoğlu TCMB’nin görev ve sorumluluk alanlarındaki bilgi ve verileri uluslararası standartlar dahilinde “son derece şeffaf bir şekilde” kamuoyu ile paylaştığını belirtti.

Ne olmuştu?

Merkez Bankası rezervlerinden 128 milyar doların eritildiği iddiasıyla hükümete “128 milyar dolar nerede” sorusunu yönelten ana muhalefet partisi CHP ile hükümet arasındaki gerilim tırmanıyor.

CHP’den gelen bu soruya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kimi zaman “Salgında harcadık”, kimi zaman da “Hazine’de duruyor” yanıtını vermişti. Ancak bu yanıtların detaylandırılmaya muhtaç olduğunu düşünen CHP, “128 milyar dolar nerede” sorusunu bir kampanyayla gündemde tutma kararı aldı.

Reuters haber ajansı, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifa ettiği dönemde Merkez Bankası başkanı olarak görevlendirilen Naci Ağbal’ın Mart 2021’de görevden alınmasında da rezervlerde 130 milyar dolar civarında kayba neden olan döviz satışlarıyla ilgili inceleme başlatmasının rol oynadığını bildirmişti.

Albayrak’ın bakanlığı döneminde Türkiye’deki döviz kurlarındaki hızlı yükselişlerin dengelenmesi ve kurun belli bir seviyede tutulması için kamu bankaları üzerinden rezervlerden döviz satışı yapılması rezervlerde erimeye yol açtığı gerekçesiyle bu politika sert bir şekilde eleştirilmişti.

Aynı dönemde rezervlerdeki 128 milyar dolarlık eksilme CHP tarafından da yüksek sesle sorgulanmaya başlamış ve “128 milyar dolar nerede” kampanyası başlatılmıştı.

DW / SSB, CÖ

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya’da da turizm sektörü alarm veriyor

Almanya’da Aralık ayı ortasından beri süren sıkı tedbirlerde gevşemeye gidilmesi umut edilirken yeni vaka sayılarında bu hafta görülen hızlı artış, beklenenin aksine daha sıkı bir kapanmayı gündeme taşıdı. Yeni vaka sayısının 100 bin kişide 160’ı geçmesi ve 83 milyonluk Almanya’da aşılama oranının sadece yüzde 17,8’e ulaşmış olması yakın zamanda hedeflenen muhtemel açılmaya ilişkin umutları da suya düşürdü. Almanya’da salgın verilerini takip ederek hükümete pandemi konusunda bilimsel destek veren Robert Koch Enstitüsü, DW Türkçe’ye verdiği bilgide aşının her iki dozunu olanların oranın ise yüzde 6,3 olduğunu bildirdi.

Pandeminin en olumsuz etkilediği alanlardan olan turizm sektörü de alarm veriyor. Almanya Federal İstatistik Dairesi’nin son verilerine göre, ülkede Şubat ayında kayda geçen yerli ve yabancı turistlerin konaklama sayısı 7 milyon 200 bine geriledi. Bu rakam geçen senenin aynı dönemi ile karşılaştırıldığında yüzde 76 azalma anlamına geliyor. Yerli turistin konaklama oranı yüzde 73,6 oranında düştü, yabancıların Almanya’da konaklama oranı ise yüzde 82,2 oranında gerileme kaydetti. Şubat ayında Almanya’da konaklama imkanı sunan otel, pansiyon vb. 51 bin tesisten sadece 29 bin 300’ü hizmet verebildi.

Almanlar seyahat etmeyi çok özlüyor

Almanya’da Tatil ve Seyahat Araştırma Topluluğu’nun (FUR) her yıl düzenli yaptığı kamuoyu araştırmasının sonuncusu, pandeminin damgasını vurduğu dönemde Almanların tatil özleminin tamamen yok olmadığını da ortaya koydu. Ocak ayında yapılan ankete katılanların yüzde 14’ü bir tatil planı olmadığını beyan ederken yüzde 38’i ise tatil konusunda henüz emin olmadığı cevabını verdi. Katılımcıların yüzde 49’u ise tatil planları yaptığını aktardı. 14 yaş üstü 6 bin 200 kişiyle yüz yüze yapılan ankete katılanların yüzde 42’si de “İçimde özgürlüğe kavuşmak için güçlü bir istek hissediyorum ve 2021 yılında nihayet yeniden tatil yapacak olmaktan mutluluk duyuyorum” cevabını verdi. Yine aynı araştırma, geçen yıl beş günden daha uzun tatil yapan 14 yaş üstü kişilerin yurt dışında tatil tercihinin rekor düşüş kaydettiğini ortaya koydu.

FUR’un verilerine göre, pandeminin damgasını vurduğu 2020’de Almanya içinde tatillerde 4 milyon 100 binlik artış kaydedildi, tatil için yurt dışını tercih edenlerin sayısı da neredeyse yarı yarıya azaldı. 2019’da 52 milyon 100 bin olan yurt dışı tatil satışının geçen sene 24 milyon 400 bin azalarak 27 milyon 700’e gerilediği gözlendi.

DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Almanya Seyahat Acentaları Birliği (DRV) de geçen yılın bütün Alman seyahat sektörü için “korkunç” bir yıl olduğunu, pandeminin sektörde neredeyse yaklaşık yüzde 80 zarara yol açtığını belirtti. DRV’nin bildirdiğine göre Almanların tatil ve seyahat için harcadığı para da bir gece konaklamadan itibaren yapılan geziler göz önünde bulundurulduğunda yarı yarıya azalma kaydetti. Ciro açısından bakıldığında ise bu yıl yapılan yeni rezervasyonlar geçen yılın aynı döneminin sadece yüzde 25’ine tekabül ediyor.

Yaz sonu veya daha sonrasına satışlar var

DW Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Almanya Seyahat Acentaları Birliği’nin verdiği bilgilere göre şu anda yapılan tatil rezervasyonları yaz sonu veya bu sene içinde daha ileri bir tarihe, hatta önümüzdeki yıla yönelik. Kamuoyu araştırmalarının Almanların seyahat etme isteği olduğunu gözler önüne serdiğine işaret eden DRV, şu dönemde tatil almayı planlayanlara, her şey dahil paket tatilleri tavsiye ediyor. Paket tatilde müşterilerin hukuki açıdan daha fazla güvenceye sahip olduğunu belirten DRV, bu nedenle pek çok müşterinin her şey içinde tatil konseptine ilgi gösterdiğini aktarıyor.

Şu anda seyahat piyasasına ve müşterilere yeni bir başlangıç stratejisi sunmanın önem taşıdığını vurgulayan DRV, seyahat zincirinin tamamında geçerli olacak makul bir test stratejisi ile buna bağlı hijyen ve güvenlik konsepti geliştirmek ve uygulamak gerektiğini kaydetti.

Almanya Turizm Ekonomileri Birliği (BTW) Başkanı Michael Frenzel de geçen yaza ilişkin ön satışlarla karşılaştırıldığında ciro bazında bu yaza ilişkin satışların yüzde 76 daha az olduğunu açıkladı. İlkbahar aylarında ise hatta iptallerin satışların çok daha üzerine çıktığını belirten Frenzel, ancak yılın üçüncü çeyreğinden itibaren iyileşme beklediklerine de dikkat çekti.

Tatil davranışları ve tercihleri de değişecek

Üyeleri Almanya’daki turizm sektörünün yüzde 90 cirosunu sağlayan Almanya Seyahat Acentaları Birliği (DRV), pandemiden sonraki dönemde seyahat ve tatilin, bireylerin gözünde daha da büyük önem ve değer kazanmasınının kuvvetle muhtemel olduğunu da belirtti.

Pandemiden sonra insanların daha bilinçli seyahat edeceğini, bu eğilimin zaten son yıllarda görüldüğünü kaydeden Birlik, seyahat etmenin sıradan bir eylem olmadığı gibi, aslında göründüğünden daha karmaşık olduğu gerçeğinin de pandemiyle birlikte daha da fazla anlaşıldığının altını çizdi. Bir süre önce başlattıkları #reisebewusst yani #bilincliseyahatet kampanyası çerçevesinde tüketicileri seyahatin sosyal ve ekolojik boyutlarına hassaslaştırmaya başladıklarını aktaran DRV, Instagram üzerinden de hafta bir tavsiyeler içeren programlar sunduklarını aktardı.

Türkiye en sevilen tatil ülkelerinden

DRV, Türkiye’nin 2019 yılında İspanya’nın ardından Almanya’dan turistlerin en çok tercih ettiği ikinci ülke olduğunu hatırlatıyor ve bu nedenle Türkiye’den tatil imkanı sunmanın turizmciler için büyük önem arzettiğini bildiriyor. Almanya Seyahat Acentaları Birliği, geçen sene sevilen turizm ve tatil beldelerinin yer aldığı Ege ve Akdeniz’e gidişte güvenli koridor açabildiğini hatırlatarak bu sene de Almanya ile Türkiye’nin, pandemi koşulları elverdikçe, yine bu uygulamayla tatili mümkün hale getirmelerini temenni ettiklerini belirtti. “İnsanların talepleri var, uzaklara gitme özlemleri de mecvut. Halihazırda rezervasyonlarda çekingen davrandıkları görülse de yaz ayları için Doğu Akdeniz bölgesine büyük ilgi var” ifadelerini kullanan DRV, Türkiye’ye talebin yoğun olduğunu gözlemlediklerini de belirtti.

Tatil ve Seyahat Araştırma Topluluğu’nun (FUR) ocak ayında 6 bin 200’den fazla kişi ile yüzyüze yaptığı kamuoyu araştırmasında ise seyahat etmek istenen ülkeler listesinde Türkiye, İspanya, İtalya ve Yunanistan’ın ardından dördüncü sırada yer aldı. Türkiye’de 100 bin kişide görülen haftalık yeni vaka sayısının arka arkaya günlerce 200’ün üzerinde seyretmesi üzerine, Almanya, zaten riskli ülkeler listesinde yer alan Türkiye’yi yüksek riskli ülkeler kategorisine dahil etti. 11 Nisan’dan itibaren geçerli olan derecelendirme üzerine Almanya Dışişleri Bakanlığı da Türkiye’ye yönelik şeyhat uyarısını 14 Nisan’da güncelledi.

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Erdoğan’ın “düşük faiz” planı tutar mı?

Türkiye’de siyaset gündeminin son günlerdeki başlıca konusu olarak, CHP’nin eritilen Merkez Bankası döviz rezervleri ile ilgili gündeme getirdiği “128 milyar dolar nerede?” sorusu öne çıkıyor. Bir yandan hükümet ile muhalefet arasında rezerv tartışması sürerken, diğer yandan 20 ayda 3 kez başkan değiştiren Merkez Bankası’nın yüksek enflasyon konusunda atacağı adımlar merak konusu olmaya devam ediyor.

Yeni başkan Şahap Kavcıoğlu yönetimindeki Merkez Bankası, ilk faiz toplantısını bugün gerçekleştirdi ve yüzde 19 olan politika faizinde bir değişikliğe gitmedi. Merkez Bankası’nın faiz kararı sonrasında, kısa bir süre değer kaybeden döviz kurları, ardından tekrar yükselişe geçti. Dolar kuru 8,13 seviyelerine çıkarken, Euro kuru is 9,75 seviyesini gördü.

Karar sonrası yayınlanan toplantı metninde, bir önceki başkan Naci Ağbal dönemindeki “ilave sıkılaştırma” ve “sıkı duruşun uzun müddet korunacağı” ifadelerinin çıkarılması ise dikkat çekti. Bu değişiklik, Merkez Bankası’nın faiz artırımlarının sonuna geldiğinin ve önümüzdeki aylarda faiz indirimine başlayabileceğinin işareti olarak yorumlandı. Ancak DW Türkçe’ye konuşan ekonomistlere göre, yüksek enflasyon ve küresel koşullar faiz indirimi planlarını geciktirebilir.

“Ağustostan önce faiz indirimi zor”

Faiz kararını DW Türkçe’ye değerlendiren İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Alçın, görevden alınan Naci Ağbal döneminde piyasalarda Haziran 2021 ile birlikte faiz indirimi beklentisi oluştuğunu hatırlatıyor. Ancak Ağbal yerine göreve getirilen Kavcıoğlu’nun faiz indirmekte daha istekli olmasına rağmen, şartların şimdilik oluşmadığını dile getiren Prof. Alçın, “Görünen o ki, faiz indirimi haziran değil, belki en erken ağustos ayı gibi karşımıza çıkacak” diyor.

Enflasyonda yükseliş sürüyor

Türkiye, dünyada en yüksek enflasyona sahip ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, tüketici fiyatları 2021 Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,08 artış gösterirken, yıllık enflasyon yüzde 16,19 oranında gerçekleşti.

Prof. Dr. Sinan Alçın

Prof. Dr. Sinan Alçın

Türkiye’de enflasyonun önümüzdeki birkaç ay içinde yüzde 18’lere kadar çıkması bekleniyor. Prof. Alçın’a göre, yüksek faiz ve yüksek enflasyon nedeni ile duran ekonomik faaliyetleri canlandırmak için, hükümet yeni bir kredi paketi açıklayabilir. 

“Yeni bir kredi paketi açıklanabilir”

Gelinen şartlarda Türkiye ekonomisinin hem yüksek faiz hem yüksek kur hem de yüksek enflasyon sarmalına girdiğine işaret eden Prof. Alçın, “İç talebi canlandırmak ve ekonomiyi ısıtmak için Haziran 2020’deki gibi kamu bankaları eliyle bir kredi genişlemesi ihtimali var ve bu ihtimal giderek güçleniyor” diye konuşuyor.

Merkez Bankası’nın asli görevi olan enflasyonla mücadele yanında, pandemi nedeni ile kapanan sektörler ve zora giren şirketler için oluşan kredi ihtiyacına göre hareket ettiğini belirten Alçın, “Bu nedenle haziran sonrasında Merkez Bankası’ndan bir faiz indirimi değil ama kamu bankaları eliyle yeni bir borçlanma politikası açıklanabilir” değerlendirmesinde bulunuyor.   

“Piyasanın tutunduğu ifadeler kaldırıldı”

Yeni yönetimin nisan ayında faize dokunmamasının beklentiler dahilinde olduğunu ifade eden Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ise, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, “Öte yandan karar metninden çıkarılan ifadelere baktığımızda, aslında piyasanın geçtiğimiz aylarda en çok tutunduğu noktaların kalktığını görüyoruz” diyor.

Türkei | Erhan Aslanoglu

Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu

Merkez Bankası’nın “enflasyon üzerinde faiz” vurgusunda da muğlaklık olduğunu belirten Prof. Aslanoğlu, “Merkez Bankası’nın enflasyonun ne kadar üzerinde bir reel faiz belirleyeceği konusunda belirsiz gözüküyor” diyor. Bununla birlikte nisan ve mayıs ayında enflasyonun yükselmeye devam edeceğine ve yıllık enflasyonun yüzde 17,5-19 arasında gerçekleşebileceğine işaret eden Aslanoğlu, şu görüşleri dile getiriyor: “Bu nedenle hazirana kadar faizde bir değişiklik beklemiyorum. Ama hazirandan sonra enflasyonda bir gerileme olursa, Merkez Bankası da temmuz ayı toplantısında faiz indirimine başvurabilir. Ama küresel şartlar buna kolay izin verir mi, Merkez böyle bir fırsat bulur mu, emin değilim.”

Ağbal neden görevden alındı?

18 Mart’ta Naci Ağbal başkanlığındaki Merkez Bankası, 200 baz puan artışla politika faizini yüzde 19’a çıkarmıştı. Ağbal, faiz artırımı kararından 2 gün sonra Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile görevden alınmıştı. Ağbal’ın yerine ise düşük faiz söylemleri ile tanınan hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi yazarı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu getirilmişti. Kavcıoğlu’nun yanı sıra, banka meclisi ve para politikası kuruluna da iki yeni atama gerçekleştirilmişti. Bu süreçte Ağbal’ın tam olarak hangi nedenle görevden alındığı ise belirsiz kalmıştı.

“Türkiye kendi ayağına kurşun sıktı”

DW Türkçe’ye konuşan Işık Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Evren Bolgün, küresel anlamda pandemi nedeni ile oluşan çok hassas bir süreçte Türkiye’nin Merkez Bankası başkanını görevden alarak “kendi ayağına kurşun sıktığını” söylüyor. Başta ABD olmak üzere pandemi nedeni ile ekonomilerini kapatmak zorunda kalan ama kapatmalardan çıktıktan sonra hızlı büyümeye başlayan ülkelere işaret eden Bolgün, “ABD büyümesinin yüzde 6’nın üzerinde olacağı, dünya genelindeki büyümenin ise yüzde 5,5 civarında olacağı tahmin ediliyor. Böyle bir süreçte biz kendi yaptığımız

Türkei | Evren Bolgun

Doç. Dr. Evren Bolgün

hatalar sebebiyle bu oranları yakalama şansını yitirdik” değerlendirmesinde bulunuyor.

Merkez Bankası yönetiminin değiştirildiği mart ayı sonundan bu yana Türk Lirası’ndaki değer kaybı yüzde 10’a ulaştı. Aynı dönemde, Türkiye’nin risk primi de hızlı bir yükseliş gösterdi.

Peki yakın dönemde, ekonomideki olumsuz gidişatı önlemek mümkün mü?

“İyileşme için demokratikleşme gerekiyor”

Doç. Dr. Evren Bolgün’e göre, bu sorunun yanıtı ekonomiden çok siyasi ve hukuki gelişmelere bağlı olacak. Bolgün, “Reçetenin özü hukuktur. Hukuk sistemini düzeltmeden, hukuku bağımsız ve şeffaf, uluslararası standartlara uygun hale getirmeden, yabancı yatırımcıyı da yerli yatırımcıyı da ikna edemezsiniz” diye konuşuyor.

Ekonomideki iyileşmenin tek başına Merkez Bankası’nın faiz politikası ile sağlanmasının mümkün olmadığını kaydeden Bolgün, şunları söylüyor: “Dolayısıyla ekonomideki iyileşmenin temel kaynağının ekonomi dışından gelmesi gerekiyor. Yani hukuk reformu, yargı erkinin bağımsızlaştırılması ve demokraside iyileştirmeler gerekiyor. 2018’den bu yana gelen Cumhurbaşkanlığı sistemiyle Türkiye fakirleşiyor.”

Aram Ekin Duran

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Almanya ve Rusya’nın kararları turizmi nasıl etkileyecek?

Almanya, Türkiye’de 100 bin nüfustaki haftalık yeni vaka sayısının günlerce 200’ün üzerinde seyretmesi üzerine Türkiye’yi riskli ülkelerden yüksek riskli ülkeler kategorisine aldı. Yüksek riskli bölge ilan edilmesi kara yoluyla gelecekler dışında mevcut tedbir ve uygulamalarda büyük değişikliğe neden olmasa da yaz ve sonbahar sezonu satışlarını olumsuz etkileyecek bir faktör olarak niteleniyor. Rusya da bugünden (15 Nisan) 1 Haziran’a kadar Türkiye’ye uçuşları durdurduğunu açıkladı. Bu gelişmeler ne anlama geliyor, turizm sektörü koronavirüs pandemisi gölgesinde ikinci yaza nasıl hazırlanıyor? Bu ve diğer soruları Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya’ya yönelttik.

– DW Türkçe: Almanya 40 ülkeyi yüksek risk bölgesi ilan etti ve bunlar arasında 11 Nisan’dan beri Türkiye de var. Türkiye, Almanların sevdiği bir ülke. Duyunca siz ve sektördeki arkadaşlarınız ne düşündü, ne hissetti?

Firuz Bağlıkaya: Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Covid-19 virüsü salgını ile mücadele evrensel bir mücadele. Bu noktada insan sağlığı da her şeyin önündedir. Devletlerin aldığı kararları değerlendirirken bu gerçekliğin göz ardı edilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye de insan sağlığını önceleyen bir yaklaşımla vaka sayılarının düşürülmesine yönelik adımlar atıyor. Atılan bu adımların Haziran ayı başına kadar olan süreçte olumlu neticeler vermesini bekliyoruz. Bununla birlikte turizm sektörü çalışanlarımızın aşılanma süreçlerinin başlamış olması ve Almanya’da aşılanan kişi sayısının da artmasına paralel olarak yaz döneminde Almanya’dan Türkiye’ye yönelik seyahatlerin önünün açılacağını düşünüyoruz. Türkiye, Alman dostlarımız için uzun yıllardan bu yana vazgeçilmez bir tatil destinasyonu. Alman tatil severlerin de ülkemizi çok özlediğini biliyoruz. Yaz sezonu başına kadar tüm turizm çalışanlarımızın da aşılanmasıyla birlikte Alman dostlarımızı ülkemizde sağlık ve güvenlik içine ağırlayacağımıza inanıyorum.

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya

– Rusya’nın uçak seferlerini bugünden itibaren 1  Haziran’a kadar tek taraflı durdurması sektör için ne anlama geliyor? Sonuçları neler olur?

Mayıs tatili Rusya pazarı açısından sezon açılışı anlamına geliyordu. Ancak maalesef ki artan vaka sayıları nedeniyle Rusya’nın aldığı bu karar Rusya pazarı açısından sezon başlangıcının ertelenmesi anlamına geliyor. Rus Tur Operatörleri Birliği, Türkiye’ye 15 Nisan – 1 Haziran arasında rezervasyon yapan 533 bin Rus turistin etkileneceği açıkladı. Kısıtlama kararı alınmasaydı toplamda 700-800 bin civarında Rus misafiri ağırlamaya hazırlanıyorduk. Ancak bizim öngörümüz, planlanan tatillerin tamamen iptal olmayacağı, önemli bir bölümünün ileri tarihe erteleneceği yönünde. Türkiye’de alınan pandemi önlemleri ile vaka sayılarının azaltılmasıyla birlikte 1 Haziran’dan itibaren Rusya’dan Türkiye’ye yönelik uçuşların da yeniden başlamasını bekliyoruz. Bu çerçevede turizmdeki hareketlenmenin Haziran ayından itibaren artacağını öngörüyoruz.

– Önümüzdeki yaz pandemi gölgesinde geçecek ikinci yaz ve aşıya rağmen dünya pandemiyi kontrol altına alamıyor. Turizmdeki kayıplar önceki yıllarla karşılaştırınca ne kadar? Örneğin 2019’da ne kadar turist geldi Türkiye’ye? Geçen yıl ne kadar geldi ve bu sene ne kadar bekleniyor? Ya da Almanya’dan normalde ne kadar turist gelir? Geçen yıl ne kadardı ve bu yıl ön satışlar nasıl?

Şu anda dünya genelinde 800 milyonu üzerinde insan aşılanmış durumda. Elbette aşılanmanın daha hızlı bir şekilde yapılması ve toplumsal bağışıklık oluşumunun küresel ölçekte sağlanması dünya turizmindeki hareketlenme açısından büyük önem arz ediyor. Önümüzdeki süreçte dünya genelinde aşı üretimi ve uygulamasının hız kazanacağı ifade ediliyor. Bu öngörülerin gerçekleşmesi durumda pandemiyle mücadele konusunda önemli adımlar atılmış olacağına inanıyoruz. Türkiye pandemi öncesi dönem olan 2019’da 51 milyonu aşkın misafir ile dünyada en çok misafir ağırlayan 6’ncı ülke oldu. Bu dönemde 5 milyondan fazla Alman dostumuzu ülkemizde konuk etmiştik. Pandeminin etkili olduğu 2020 yılında Türkiye’ye gelen toplam ziyaretçi sayısı 15,9 milyon kişi olurken ülkemizde ağırladığımız Alman misafirlerimizin sayısı yaklaşık 1,1 milyon oldu. Ana pazarımız konumunda olan Avrupa ülkeleri ve Rusya-BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu) pazarında aşılanma sürecinin hızlanması ve toplumsal bağışıklığın sağlanması halinde 2021 yılında ülkemize gelecek olan yabancı ziyaretçi sayısında 2020 yılına nazaran yüzde 60-70 seviyesinde bir artış elde ederek yaklaşık 20 milyon yabancı ziyaretçi sayısına ulaşacağımızı öngörüyoruz.

– Bu seneki ön satışlara baktığınızda bu klasik turist gönderen ülkelerden yapılan satışlar ne durumda?

Türkiye tarihi, kültürel zenginlikleri, doğal güzellikleri ile tüm dünyadan talep gören bir destinasyon. Ülkemiz aynı zamanda turizm tesislerinin niteliği ve misafirperverliğe dayalı hizmet kalitesi ile çok büyük rekabet avantajına sahip. Geleneksel olarak Türkiye’nin en önemli turizm kaynak pazarlarını Avrupa ülkeleri oluşturuyor. Bu ülkelerin başında ise Almanya, Rusya ve İngiltere geliyor. Bu ülkelerdeki turizm sektör temsilcileri ile gerçekleştirdiğimiz tüm görüşmelerde Türkiye’ye yönelik büyük ilgi olduğunu ifade ediyorlar. Ancak pandemi koşulları gereği tüketici ilgisi son dakika rezervasyonlara kaymış durumda. Bu çerçevede seyahat kısıtlamalarına ilişkin durumun netleşmesi ile birlikte Türkiye’ye yoğun bir talep yaşanmasını bekliyoruz.

– Sizin Almanya, Avrupa ve Türkiye hükümetinden talebiniz neler, sektördeki iflasların engellenmesi ve olumsuz gelişmelerin frenlenmesi için başka bir deyimle hangi şartlar oluşmalı, hangi destekler ve tedbirler alınmalı ki sektör en az zararla pandemiyi atlatsın?

Pandemi öncesinde dünyanın en hızlı gelişen sektörlerinden biri konumunda olan turizm, yıllık ortalama yüzde 6 büyüme oranına sahipti. Küresel turizm endüstrisi, destek olduğu alt sektörlerle birlikte dünya ekonomisinin yüzde 10’luk kısmını oluşturmaktaydı. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi (WTTC) tarafından açıklanan verilere göre 2019 yılında turizm sektörü dünya genelindeki istihdamın yüzde 10’unu oluşturmakta ve 330 milyon kişiye iş olanağı sağlamaktaydı. Pandemi öncesi dönemde 2019 yılında uluslararası seyahat sayısı 1 milyar 462 milyon kişi ile tarihin en yüksek seviyesine ulaşmış, uluslararası turizm 1,5 trilyon dolarlık bir ekonomik hacim oluşturmuştu. Tüm bu veriler turizmin dünya ekonomisi için ne kadar önemli bir sektör olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Dolayısıyla turizm ülkelerin olanakları ölçüsünde mutlaka desteklemesi ve ayakta tutması gereken bir sektör. İçinden geçmekte olduğumuz pandemi sürecinde hem insanları seyahat özgürlüğünün ne kadar kıymetli bir değer olduğunu anladılar hem de hükümetler turizmin ekonomileri harekete geçiren kaldıraç etkisinin ciddi biçimde farkına vardılar. İnanıyorum ki insan sağlığı önceliğini göz ardı etmeden tüm ülkeler bir an önce turizm sektörünün hareketlenmesi için katkıda bulunacaklardır.

Elmas Topcu

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Rusya’nın seyahat yasağı Türkiye’ye 500 bin turiste mal olabilir

Ankara, Rusya’nın Türkiye’de günde 50 binin üzerine çıkan yeni korona vakası sayıları nedeniyle aldığı seyahat kısıtlaması kararının olası ekonomik etkilerine dair tahminini açıkladı.

Açıklamaları Türk medyası tarafından aktarılan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Turist sayısında 500 bin kişiye yakın düşüş olabilir” ifadesini kullandı.

Yaz rezervasyonlarında şu anda “sıkıntı gözükmediğini” söyleyen Ersoy, “Vakaların düşüşüne göre uçuş yasağının bitiş tarihi erkene çekilebilir” diye ekledi.

Türk medyası ayrıca geçen yıl korona nedeniyle Alman turist kaybını asgari seviyelere çekebilmek için Berlin ile özel bir düzenleme yapan Ankara’nın Moskova ile de benzer bir uygulamaya gitme hedefinde olduğunu bildirdi. Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy’un bu kapsamda önümüzdeki dönemde Moskova’ya gideceği belirtildi.

Çavuşoğlu: Siyasi bir gerekçe görmüyoruz

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Moskova’nın uçuşları kısıtlama kararının ister istemez turizmi etkileyeceğine işaret ederek “Rusya’nın kararında siyasi bir gerekçe görmüyoruz” dedi.

Çavuşoğlu, Ankara’da gazetecilere yaptığı açıklamada, kararın, Rusya Sağlık Bakanlığının raporu doğrultusunda alındığını belirterek “Ruslar da gelmeyi çok istiyorlar, karar sağlık nedenleriyle alındı” ifadesini kullandı. Çavuşoğlu, uçuşların tekrar başlatılmasına ilişkin çalışmaların yürütüldüğünü sözlerine ekledi.

Moskova hafta başında yaptığı açıklama ile Rusya-Türkiye arasındaki uçuşlara 15 Nisan’dan 1 Haziran’a kadar kısıtlama getireceğini duyurmuştu.

Rus heyet Türkiye’ye gidecek

Rusya’nın aldığı kararla ilgili görüşleri sorulan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “”Dün mevkidaşımla iki defa görüşmüştüm. Yakın zamanda bir heyet göndereceklerini, burada özelikle bizim bazı bölgelerde, Muğla, Antalya, İzmir, Aydın gibi sertifikasyon uyguladığımız, yaygın uyguladığımız bir bölge, o bölgede aldığımız tedbirleri görme noktasına bir heyetin geleceğini, ona göre önümüzdeki dönem değerlendirmenin daha rahatlıkla yapılacağını söyleyebilirim” demişti.

Bakan Koca, “Bizim özellikle o bölgelerde, turizmin yoğun olduğu bölgede aldığımız tedbirleri ve sertifikasyon uygulamalarını gördüklerinde farklı bir yaklaşım içinde olacaklarını söyleyebilirim” diye eklemişti.

Türkiye’yi 2020 yılında yaklaşık 2 milyon Rus turistin ziyaret ettiği açıklanmıştı. Pandemi, geçen yıl Türkiye’nin turizm gelirlerini üçte iki oranında azaltarak 12 milyar dolara düşürmüştü.

DW/CÖ,HS

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

TCMB’nin yeni Başkanı Kavcıoğlu için karar günü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından sürpriz bir kararla Naci Ağbal’ın yerine Merkez Bankası (TCMB) Başkanlığına atanan Şahap Kavcıoğlu göreve geldiğinden bu yana faiz indirimi yapacağı yönündeki beklentileri boşa çıkarmaya çalışıyor. Ancak Nisan veya sonrasındaki aylarda Para Politikası Kurulu’nun faizi hemen indireceği yönündeki yaklaşımları doğru bulmadığını söyleyen Kavcıoğlu’nun bu mesajları kuşku yaratıyor.

Zira Kavcıoğlu, bu göreve atanmadan önce Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde yüksek faizi eleştiren ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüksek faizin enflasyonun yükselmesine neden olduğu yönündeki tezini destekleyen yazılar yazmıştı. Kavcıoğlu, 9 Şubat tarihli yazısında “Merkez Bankası’nın yüksek faiz politikasında ısrar etmemesi gerekir. Dünyada faizler sıfıra yakınken bizde faiz artışına gitmek, ekonomik sorunları çözmeyecektir. Aksine, ilerleyen dönemlerde sorunları daha da derinleştirecektir. Çünkü, faiz artışları dolaylı olarak enflasyonun artmasına yol açacaktır” ifadelerini kullandıktan sadece altı hafta sonra da Merkez Bankası Başkanı olarak atandı.

Ekonomi dünyasında, iki seneden bile az bir sürede dördüncü Merkez Bankası Başkanı olarak atanan Kavcıoğlu’nun bu göreve faiz indirimi yapması ya da gevşeme yönlü politikalara imza atması için getirildiği görüşü hakim. Bu nedenle Kavcıoğlu’nun bu ay olmasa bile faiz indirimine önümüzdeki dönemde başlaması piyasada genel bir beklenti.

Politika faizinde beklenti yüzde 19

Erdoğan’ın Ağbal’ı görevden alması sonrasında sıkı para politikasından geri adım atılacağı beklentisi ile Türk Lirası (TL) yüzde 15’e yakın değer kaybetmişti. Sürpriz görevden alma kararı, yabancı yatırımcıların da Türk varlıklarında satışa gitmesine neden olmuştu.

Ağbal’ın görevden alınması sonrasında TL’deki değer kaybı, Kavcıoğlu’nun sıkı duruşun devam ettirileceğine dair sinyalleri ve Mart ayında beklentilerden yüksek gelen enflasyonunun piyasayı bu hafta faiz indirimi olmayacağına ikna ettiği görülüyor. Reuters’ın anketine göre Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 19’da sabit tutması bekleniyor.

Faiz indirimi beklentileri arttı

Kavcıoğlu’nun atanmasından sonra bu yılın geri kalanında faiz indirimi yapılacağı yönündeki beklentiler ise arttı.

Commerzbank kur ve gelişen piyasalar analisti Tatha Ghose, DW’ye yaptığı açıklamada, bu hafta faizlerde bir değişiklik beklemediğini söyledi. Ghose, “Biz daha çok orta vadeye odaklanıyoruz. Tahminlerimizi Kavcıoğlu’nun zaman zaman söylediklerine göre temellendirmiyoruz. O sadece kısa vadede bir karar alıcıdır. Nihayetinde ya faizleri indireceğini ya da başkasıyla değiştirileceğini varsayıyoruz” diye konuştu. Dolar/TL’nin üçüncü çeyrekte 10’a yükselmesini bekleyen Ghose, sözlerini “Gelecek çeyreklerde piyasa bir dizi faiz indirimi beklemeye devam edecek” şeklinde sürdürdü.

Yüksek faiz ve ekonomiye etkisini uzun zamandır eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, geleneksel ekonomi teorisine ters bir şekilde yüksek faizin enflasyonun yükselmesine neden olduğu yönündeki görüşünü sık sık tekrarlıyor.

Kavcıoğlu’nun yatırımcı toplantısına katılan ekonomist Güldem Atabay da toplantıda Kavcıoğlu’nun “kurumun duruşunun devam ettirileceği” yönündeki ifadelerine bakarak faizlerde değişiklik beklemiyor.

Güldem Atabay I Wirtschaftswissenschaftlerin

Güldem Atabay

DW’ye yaptığı değerlendirmede “Faiz indirmeyecek en azından bu toplantıda, orada zaten piyasa hemfikir. Belki Mayıs’ta da indirmeyecek. Çünkü  Mayıs’ın 6’sında toplantı, biz 3’ünde enflasyonun 19-20 bandına çıktığını göreceğiz” diyen Atabay, sözlerini “Haziran’dan itibaren gıda fiyatları üretime bağlı bir rahatlama yaratır, manşet enflasyon düşer. Haziran’dan itibaren indirimin kapısı açılıyor” şeklinde sürdürdü.

Ancak Kavcıoğlu’nun Erdoğan’ın ısrarlarına dayanamayıp faiz indirimine başlayacağını düşünenler de var.

Londra merkezli Capital Economics’ten ekonomist Liam Peach, yazdığı bir değerlendirmede Merkez Bankası’nın faizleri 200 baz puan aşağı çekerek yüzde 17’ye indirmesini beklediğini belirtti ve “Kavcıoğlu’nun geçen ay yapılan faiz artışını tersine çevirerek Cumhurbaşkanı’na ‘iş için teşekkürler’ hediyesi vermesini bekliyoruz. TCMB (faizlerde) bir değişiklik yapmasa bile agresif gevşeme döngüsünün yakında başlaması muhtemeldir” ifadelerini kullandı.

Peach, faiz indirimi gelmesi halinde “Enflasyon yüksek seyreder, lira daha fazla değer kaybeder ve Merkez Bankası’nın 2022’de veya daha önce yönünü tersine çevirmesi gerekir” görüşünü dile getirdi.

Kavcıoğlu’ndan önce görevde sadece dört ay kalan Ağbal’ın döneminde enflasyonla mücadele kapsamında politika faizi yüzde 10,25’ten yüzde 19’a kadar yükseltilmişti. Ağbal, 18 Mart’ta beklentilerin üzerindeki 200 baz puanlık faiz artışından sonra görevden alınmıştı. Ağbal’ın genel kabul gören (ortodoks) politikaları merkeze alması ve kararlı bir duruş sergilemesi yatırımcılar arasında memnuniyet yaratmış, böylece Ağbal döneminde TL yüzde 18’e yakın değer kazanmıştı.

Ekonomi zor durumda

Erdoğan iki yıldan az zamanda üç Merkez Bankası başkanını görevden aldı. Bu süreçte kurumun güvenilirliği zedelenirken ekonominin üzerindeki baskı salgın nedeniyle daha da arttı. Yüzde 16,19’a yükselen yıllık enflasyon, yüzde 13,4’lerdeki işsizlik oranı ve TL’deki değer kaybı nedeniyle zor bir dönemden geçilirken TCMB Başkanı’nın aslında fazla bir hareket alanı bulunmuyor.

Merkez Bankası’nın yeni başkanı da yükselen enflasyon ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyümeyi desteklemek için faizlerin indirilmesi ısrarını kısıtlı imkanlar dahilinde dengelemek zorunda. Zira Merkez Bankası’nın eriyen döviz rezervleri ve Türkiye’nin yüksek dış finansman ihtiyacı, TL’yi destekleme çabalarının çok uzun soluklu olamayacağına işaret ediyor.

Seda Sezer Bilen

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Pandemide ihaleler şeffaflıktan uzaklaştı

Son dönemde kamu ihalelerinin, şeffaflığın ve rekabetin sağlanmadığı pazarlık usulüyle yapılması yaygınlaştı. Gerekçe ise pandemi.

Kamu İhale Kanunu’nun 21/b bendine göre doğal afetler, salgın hastalıklar, can ve mal kaybı tehlikesi gibi önceden öngörülemeyen veya yapım tekniği açısından özellik arz eden hallerin ortaya çıkması halinde ihaleler acil bir şekilde pazarlık usulüyle yapılabiliyor.

İki ayda 2,1 milyar lira

Ancak bu gerekçe ile yapılan ve pandemiyle ilişkisi olmayan çok sayıda ihale var. Kamu İhale Kurumu’nun istatistiklerine göre Şubat ayından bu yana, 21/b kapsamında yapılan ihaleler arasında kırmızı-yeşil mercimek tohumu alımı, Ramazan etkinlikleri hizmeti, güvenlik hizmeti, tek kişilik nevresim takımı, yemek kabı, ithal kalorifer kömürü, motorin, tatlı ve kahvaltı alımı, temizlik, araç kiralama, olimpik havuz, su deposu, otoyol, spor salonu, kapalı halı saha yapımı gibi çeşitli alanlarda ihaleler bulunuyor. Yaklaşık iki ay içerisinde gerçekleşen bu ihalelerin toplam bedeli ise 2,1 milyar lirayı geçiyor.

DW Türkçe’ye konuşan Uluslararası Şeffaflık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Oya Özarslan, 21/b maddesindeki acil hallerin, pandemi dönemindeki bütün ihalelerin pazarlık usulü ile yapılması anlamına gelmeyeceğini vurguluyor. 2020 yılında da acil ihale yapmayı gerektirmeyen çok sayıda kamu alımı yapıldığını söyleyen Özarslan, “Bunların içinde elbette salgının gerektirdiği laboratuvar hizmet alımı, dezenfektan alımı ya da işte 12 aylık serum ve ilaç alımı gibi ihaleler var elbette olması gerektiği gibi. Ancak veri setinin çok büyük bir çoğunluğunu pandemi konusuyla hiç ilgisiz ve acil ihale yapmanın hiç gerekmediği binek taşıt alımı, asfalt yapımı, kilitli parke alımı, pasta malzemeleri temini, hediyelik saat alımı, otogar yapımı, hızlı tren inşaatı gibi ihaleler oluşturuyor” diyor.

‘Pandemi araç haline geldi’

Kamunun açık ihale sisteminden uzaklaştığını dile getiren Özarslan, pandeminin bu anlamda kullanışlı bir araç haline geldiğini belirtiyor. 

Kamu İhale Kurumu’nun verilerine göre 2021 yılında 920’den fazla ihale 21/b kapsamında yapıldı.

Bu ihaleler arasında toplam bedeli 21 milyon lirayı bulan dört tane Güneş Enerjisi Santrali yapımı da var.

Şeffaflık Derneği’ne göre ise 2020’de toplam 172,5 milyar liralık kamu alımı yapılırken bunun 67,7 milyar lirası kapalı usulde olan ihalelerle gerçekleşti. 37,8 milyon liralık ihale pazarlık usulüyle, 9.4 milyon liralık ihale doğrudan temin, 19.6 milyon liralık ihale istisna kapsamında yapıldı.

Özarslan, son 16 yılda açık ihalelerin oranının yüzde 75’ten yüzde 60’a kadar düştüğünü ifade ediyor. Pazarlık usulü ile yapılan ihalelerin oranının ise yüzde 10’dan yüzde 22’ye kadar yükseldiğini belirten Özarslan, “Özellikle de 2020’de pazarlık usulü ile yapılan ihaleler yüzde 6 oranında çok hızlı bir şekilde arttı. Yani kamu açık ihale yapma sisteminden kaçınıyor. Sadece belli isteklilerin davet edildiği pazarlık usulüyle yapılan ihale sistemine doğru yöneliyor” diye konuşuyor.

“Usulsüzlükler gizleniyor”

Peki ihalelerin pazarlık usulüyle yapılması ne anlama geliyor?

Oya Özarslan, pazarlık usulüyle yapılan ihalelerde ihale koşullarına, kime nasıl ihale verildiğine ilişkin bilgilere ulaşmanın mümkün olmadığına dikkat çekiyor. İlanı yapılmayan bu ihalelerde ihale dokümanının sadece davet edilen kişilere verildiğini söyleyen Özarslan, bu şekilde ihale koşulları hakkında bilgi sahibi olunamadığı gibi olası usulsüzlüklere karşı şikâyet başvurusu imkanının da ortadan kalktığını dile getiriyor.

“Kamu kaynaklarının nasıl dağıtılacağı, şeffaf, eşit, adaletli, rekabetçi bir şekilde dağıtılıp dağıtılmadığına ilişkin halkın hesap sorabilme imkânın olması gerekiyor” diyen Özarslan’a göre, açık ihale sisteminin erozyona uğraması, şeffaflık ve hesap verebilirliği ortadan kaldırırken yolsuzluğa da imkan veriyor.

Oya Özarslan

Oya Özarslan

‘İktidara yakın şirketler alıyor’ 

Kamu ihalelerinde pandemiden önce de 21/b usulünün yoğun bir şekilde tercih edildiğini söyleyen ekonomi yazarı Çiğdem Toker ise pandemiyle bu tercihin daha da arttığını dile getiriyor.

DW Türkçe’ye konuşan Toker, “İstediği firmaları kendisi çağırabiliyor ve ilan etmek zorunda değil. En önemli kısmı da bu. 2013, 2014’ten bu yana giderek yükselen bir eğri çiziyordu 21/b usulü tercihi. Ve bu belirlenen koşullar olmadığı halde, özellikle yapım işlerinde, yollarda bu çok tercih ediliyordu. Son dönemdeki artışta pandeminin de payı var ama özellikle yeni nesil şehir hastanelerinin inşaatları açısından bakıldığında 21/b’nin çok tercih edilmiş olması dikkatimizi çekiyor” diyor.

Ekonomi yazarı Çiğdem Toker

Ekonomi yazarı Çiğdem Toker

Geçen yılın sonbahar aylarından itibaren yeni nesil şehir hastaneleri için Aydın, Samsun, Şanlıurfa ve Antalya’da yaklaşık 1 milyar liralık ihale yapıldığını ifade eden Toker, 21/b usulüyle yapılan bu ihalelerin büyük bir çoğunluğunu iktidara yakın olarak bilinen ve çok büyük ihale portföyleri olan şirketlerin aldığını vurguluyor.

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) yaptığı Ataşehir arsası ihalesinde de benzer bir durumun söz konusu olduğunu dile getiren Toker, pazarlık usulüyle yapılan bu ihaleyi de 280 milyon liraya iktidara çok yakın olan bir şirketin aldığını söylüyor. Toker, “Dolayısıyla şunu söylemek mümkün; salgın hastalık yokken bile 21/b’yi giderek tercih eden, sonuçları karartan, kamuoyuna duyurmadığı için bunu çok tercih eden iktidar Covid-19 pandemisi dolayısıyla bu tercihini yoğunlaştırmış durumda. Pazarlık usulü ihalelerin sayısındaki artıştan da bunu görebiliyoruz” diyor.

Oya Özarslan ise Dünya Bankası’nın yaptığı çalışmaya göre altyapı yatırımında dünyada en çok kamu ihalesi alan 10 büyük şirketin içinde Türkiye’den hükümete yakın 5 şirketin bulunduğunu hatırlatarak şunları söylüyor: “Hepimizin bildiği gibi mega projeler, köprüler, yollar, otoyolları, havaalanları, şehir hastaneleri gibi projelerin ihaleleri bu şirketlere verildi. Yine bu şirketlerin vergi indirimleri, teşvikler, kira ertelemeleri gibi ayrıcalıklara kolaylıkla sahip olduklarına da tanık olduk.” 

Araştırmacı Esra Gürakar’ın Kayırma Ekonomisi adlı çalışmasına da atıfta bulunan Özarslan, söz konusu çalışmaya göre kamu ihalelerin büyük bir kısmının AKP ile doğrudan bağlantısı olan 1200 şirkete gittiğini belirtiyor.

‘Hiçbir inandırıcılığı yok’

Yeni ekonomik reform paketi sonrası kamu ihaleleri için sertifikasyon sistemi getirileceği, firmaların liyakat ve yetkinliklerini belirleyen kriterlerin kamuoyuyla paylaşılacağı duyurulmuştu. Ancak Çiğdem Toker’e göre hükümet bu konuda samimi değil. Toker, “Bu ilan edildiği zaman bile hiçbir inandırıcılığı olmayan bir maddeydi. Çünkü iktidarın bugüne kadarki sicilini biliyoruz. Şeffaflık konusundaki sicilini biliyoruz. Sadece kamu ihale kanununda 2002-2003’ten bu yana kaç değişiklik yaptığını görmek, bilmek bile bu konuda hiçbir samimiyetinin olmadığını anlamaya yetecektir” diyor.

Pelin Ünker / İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Alman Sanayiciler Birliği’nden kapanma uyarısı

Almanya’da koronavirüs salgınına karşı tedbirlerin sertleştirilmesi tartışmalarına dahil olan Alman Sanayiciler Birliği (BDI), sert bir kapanma kararının ekonomiyi son derece kötü etkileyeceği uyarısında bulundu.

Almanya Redaksiyon Ağı isimli gazeteci örgütüne açıklamalarda bulunan BDI Başkanı Prof. Dr. Siegfried Russwurm, haftalar sürecek olası bir tam kapanma kararının üretimin durmasına ve tedarik zincirinin çökmesine neden olabileceği uyarısında bulundu. Endüstrinin kapısına kilit vurulduğu takdirde, 2021 yılı için hedeflenen ekonomik büyüme hedeflerinin tamamen heba olacağını belirten Russwurm, “böyle bir durumda, geçen yıl yaşanan çöküşü hiçbir şekilde iyileştiremeyiz” dedi. 

“Endüstri bir günde kapatılamaz”

Sanayi tesislerini bir günden diğerine kapatmanın da imkansız olduğunu ifade eden Russwurm, “Endüstiriyi durdurmak en az bir hafta zaman alır. Zira çok sayıda TIR hâlâ yollarda olacaktır. Kimyasal ürün tesisleri ve yüksek fırınları bugünden yarına kapatamazsınız” dedi. BDI Başkanı’na göre birkaç haftalık olası bir sert kapanmanın ardından tedarik zincirinin yeniden normal seyrine dönmesi de haftalarca zaman alabilir.

Bazı bilim insanları tarafından dile getirilen ve koronavirüsün tamamen sıfırlandığı güne kadar kapanmayı öngören “No Covid” prensibi hakkında da görüşlerini paylaşan Siegfried Russwurm, “bu güzel bir hayal ancak sadece zihinsel deneylerde gerçek olabilir” diyerek, koronavirüsle yaşamanın öğrenilmesi gerektiğini dile getirdi.

 

AFP / ET,BÖ

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle

IMF küresel ekonomi için daha iyimser

Uluslararası Para Fonu (IMF), koronavirüs pandemisinin etkisindeki küresel ekonominin Ocak ayında öngörülenden daha çabuk toparlanacağını açıkladı.

IMF, 2021’e ilişkin küresel büyüme öngörüsünü yarım puan artışla yüzde 5,5’ten, yüzde 6,0’a yükseltti. 2022 için öngörülen büyüme tahmini ise yüzde 4,4’e yükseldi. 

IMF’in “Dünya Ekonomik Görünüm” raporunda virüsün ilk görüldüğü ülke olmasına karşın pandeminin olumsuz etkisinden hızlıca çıkıp toparlanma sürecine giren Çin ekonomisinin yanı sıra ABD’nin de bu yıl içinde pandemi öncesi döneme dönmesinin beklendiği belirtildi.

ABD’den farklı bir kriz yönetimi izleyen ve aşı sürecinde Washington’ın gerisinde kalan Euro Bölgesi’nin toparlanmasının ise 2022 ortalarını bulabileceği belirtildi. Raporda Avrupa’nın kilit ekonomisi Almanya için 2021 yılına ilişkin büyüme tahmini yüzde 3,5’ten yüzde 3,6’ya çıkartıldı.

Türkiye için büyüme tahmini

Gelişmekte olan ülke ekonomilerinin bu yılki büyüme tahmini yüzde 6,3’ten 6,7’ye çıkartılırken, 2022 için öngörülen yüzde 5 sabit kaldı.

IMF’in Türkiye’ye ilişkin 2021 büyüme öngörüsünde de bir değişiklik yapmadığı görüldü. 2020’de yüzde 1,8’lik büyüme kaydeden Türkiye ekonomisinin, bu yıl yüzde 6, 2022’de ise yüzde 3,5’e büyüyeceği öngörüldü.

Türkiye için enflasyon tahmini bu yıl için yüzde 13,6; 2022 için yüzde 11,8 olarak açıklanırken, işsizlik oranının ise bu yıl 12,4, gelecek yıl yüzde 11 seviyesinde olacağı tahminine yer verildi.

Aşı dağıtımında adalet vurgusu

Özellikle aşı sürecinde hızlı ilerleyen ülkelerde ekonomik anlamda toparlanmanın da hızlı olacağı belirtiliyor. IMF Baş Ekonomisti Gita Gopinath aşının krizden çıkış yolu olduğunu vurguladı. Gopinath, daha hızlı biçimde bazı adımların atılması halinde daha etkili bir toparlanmanın da söz konusu olabileceğini, diğer yandan aşıların etki etmediği virüs varyantlarının ortaya çıkması halinde “daha uzun bir kriz süreci” yaşanabileceğini söyledi.

IWF Report Chef-Ökonomin Gita Gopinath

IMF Baş Ekonomisti Gita Gopinath

Aşı sürecinden sonra atılacak adımların da önemli olduğunu belirten Gopinath, ellerinde diğer ülkelere kıyasla çok daha az aşı bulunan yoksul ülkelere dikkat çekerek, aşıların uluslararası düzeyde adil biçimde paylaştırılması gerektiğini ifade etti. Gopinath, bazı ülkeler yaza kadar nüfusunun çoğunluğunu aşılamış olacağını, çoğu ülkenin, özellikle yoksul ülkelerin  ise belki de 2022 sonunu beklemek zorunda kalacağını söyledi.

IMF Baş Ekonomisti, özellikle gelişmekte olan ülkelerde gelir eşitsizliğinin de artmasını beklediklerini kaydetti.

rtr, AFP/SÖ,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Kaynak: DW – Deutsche Welle