Türkiye’nin kripto para çılgınlığı

Türk Lirası’nın her geçen gün değer kaybettiği Türkiye’de alternatif yatırım aracı arayışında kripto paralar ilgi çekiyor.

„Blokzincir Kripto Paralar Bitcoin – Satoshi Dünyayı Değiştiriyor“ kitabının yazarlarından olan danışman Dr. Vedat Güven „Rağbet yüksek, neden? Çünkü biz yüksek enflasyon ve faizlerden dolayı paramızı korumak durumunda olan kişileriz“ diyor.

Türk Lirası geçen yıl değerinin yarısını kaybederken, Nisan ayında yıllık enflasyon 20 yılın en yüksek seviyesi olan yaklaşık yüzde 70’e dayandı.

Türkiye’de geleneksel olarak altın ve gayrimenkul gibi daha istikrarlı varlıklar tercih edilirken, son yıllarda kripto varlıklar alternatif bir yatırım olarak ön plana çıkmaya başladı.

„Türkiye’de şu anda hesabı olan 5,5-6 milyon kişi var. Aileleriyle birlikte bu şu an Türkiye’de 10-12 milyon kişiyi ilgilendiren bir konu haline geldi,“ şeklinde konuşan Dr. Vedat Güven, şöyle devam ediyor: „İkincisi maalesef toplumda emek harcamadan, öğrenmeden „Kısa yoldan zengin olayım, kısa yoldan köşeyi döneyim“ zihniyeti dünyaya göre daha fazla.“

Ekonomi yönetimi, devlet bankaları aracılığıyla döviz satarak ve dövize erişimi kısıtlamak için yeni kararlar alarak liradaki düşüşü durdurmaya çalışıyor ancak kurdaki yükseliş durmuyor.

Türkiye’deki ilgiyi değerlendiren Ünsal Hukuk Bürosu’nun kurucu ortaklarından avukat Burçak Ünsal „Türk Lirası’na güven tüm çabalara rağmen tesis edilemedi. İnsanlar daha küçük yatırımlarla ve daha az sofistikasyon gerektiren şekilde coinlere yatırım yapıyor. Çünkü borsa, gayrimenkul, yabancı para vs. pahalı, güvenilir değil, vergi ve komisyon ücretleri var“ diyor.

Ünsal „Bir öğrenci, bir emekli çok mütevazi rakamlarla kripto yatırımı yapabiliyor. Belki kredi kartı yok ve borçlu ama yine de kripto yatırımı mümkün“ şeklinde konuşuyor.

Türkiye’de kripto paraya talep

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Türkiye’de faaliyet gösteren kripto varlık platformları da, televizyon kanalları ve tanıtım panolarında yer alan reklamlarıyla yatırımcıları hızlı bir şekilde zengin olma vaadiyle hesap açmaya ve onlarla ticaret yapmaya teşvik etmeye çalışıyor.

„Mantar gibi kripto borsalar çıkıyor“

Türkiye’nin ilk kripto para platformu BtcTurk’ün işlem hacmi CoinGecko verilerine göre son 24 saatte 424,3 milyon dolar civarındayken, bir diğer yerel platform Paribu’nun işlem hacmi ise 203,5 milyon dolar seviyelerinde. Türkiye’de faaliyet gösteren yaklaşık 40 kripto para borsası bulunuyor.

Hukukçu Ünsal „Bütün bunlara rağmen Türkiye en fazla kripto para işlemi hacminde dünyadaki 5’inci veya 6’ncı sırada. Bu yüzden de çok ciddi bir komisyon geliri var. Bu iştah kabartıyor ve mantar gibi  borsalar çıkıyor veya yabancı borsalar Türkiye’ye giriyor“ diyerek, sözlerini şöyle sürdürüyor: „Biz de 6-7 tanesiyle çalıştık Türkiye’ye soktuk. Ve yarattıkları hacim, işlem hacmi, getirdikleri direkt yatırım, know-how gerçekten inanılmaz.“

Dalgalanmalar kripto paralarda da yaşanıyor. Toplam piyasa değerine göre en büyük kripto para birimi olan Bitcoin, Perşembe günü son 16 ayın en düşük seviyelerine düştü ve Cuma günü erken saatlerde kayıpların bir kısmını toparlayarak 29 bin 500 dolara çıktı.

Burcak Ünsal - Anwalt in Istanbul
Burçak ÜnsalFotoğraf: Privat

Bazı kripto para uzmanları bu ay meydana gelen keskin düşüşü dipten satın alma fırsatı olarak değerlendirirken, son derece değişken doğası göz önüne alındığında ve ABD Merkez Bankası Fed’in faiz oranlarını artırmaya başladığı bir ortamda kripto paralarla ilgili bir öngörüde bulunmanın oldukça zor olduğu belirtiliyor.

Çok mu geç kalındı?

Türkiye’de büyük bir hızla büyüyen bu alanın henüz yasal çerçevesi de oluşturulmuş değil.

Geçen yıl kripto para platformu Thodex’in  kurucusunun yaklaşık 2 milyar dolarlık kripto para ile yurtdışına kaçmasının ardından mevzuat eksikliğine ilişkin endişeler arttı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) geçen yıl mal ve hizmet ödemelerinde kripto para kullanımını yasaklama kararı almasının ardından hâlâ yasal düzenlemenin yapılması bekleniyor. Vergi konusunda da bugüne kadar herhangi bir adım atılmadı.

Türkiye’de kripto para platformu kuran yabancı yatırımcılara danışmanlık da veren avukat Ünsal „Türkiye’de bugüne kadar bu konuyla ilgili çıkartılmış yeterli bir mevzuat yok, öncelikle sıkıntı bu“ diyor ve Merkez Bankası’nın yönetmeliğinin „yeni dünya tandansına aykırı“ olduğunu belirtiyor.

Ünsal „Türkiye kesinlikle çok geç kaldı. Daha fazla gecikmeden doğru ve kapsamlı bir mevzuatla sağlıklı güvenilir bir sektör kurulmalı“ şeklinde konuşuyor.

TCMB tarafından ödemelerde kripto para kullanımına yönelik olarak alınan ani yasak kararı, Türk makamlarının kripto paralara yaklaşımı hakkında kafalarda soru işaretleri yarattı.

Kripto para uzmanı Dr. Vedat Güven de bunun yanlış yönde atılmış bir adım olduğunu düşünüyor. „Türkiye’ye çok maliyeti olan bir karar. Bir an önce kaldırılması lazım. Blok zincir projelerinde bir değer vardır, değer aktarımı vardır. Bu değer transferi mutlaka kripto para ile yapılır“ diyen Güven şöyle devam ediyor „Siz kripto para ödeme içeren projeleri yasaklarsanız blok zincir projeleri yasaklamış olursunuz. Bu çok yanlış. Kendi kendimize engel oluyoruz.“

Blok zincir, Bitcoin işlemlerinin işlendiği ve Bitcoin’e ev sahipliği yapmak için icat edilen, işlemlerin kaydedildiği bir tür dijital hesap defteri. Günümüzde diğer birçok kripto para birimi de blok zincir teknolojisine dayanıyor.

Bitcoin yatırımcıları ve Anonymous Musk’a öfkeli

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Ukrayna’nın yeniden inşası İstanbul’dan başlayabilir

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan savaşta 78 gün geride kaldı. Bu süreçte çok sayıda insan evinden olurken şehirler harabeye döndü. Son günlerde ise başkent Kiev ve batı bölgelerde çatışmalar sonlanırken savaş ülkenin doğu ve güney bölgelerinde devam ediyor.

Aynı zamanda Ukrayna’da ekonomik ve sosyal hayatın yeniden toparlanması ise zorlu bir süreç gerektiriyor. Kiev’de bulunan ve Türkiye Ukrayna İş İnsanları Derneği (TUİD) Başkanlığı’nı yürüten Burak Pehlivan’a göre ekonomik ve sosyal hayatın yeniden yapılanması için Türk yatırımcıların da katılım gösterdiği ilk uluslararası görüşmeler başlamış durumda.

DW Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan Burak Pehlivan ABD, Kanada ve Avrupalı ülkelerin katılımı ile şu an çevrimiçi olarak Ukrayna’nın sosyal ve ekonomik olarak yeniden inşası için görüşmelerin yapıldığını ve Türk yatırımcıların da bu toplantılara davet edildiğini söyledi.

Pehlivan, çevrimiçi görüşmeleri takiben ilk somut adımların atılacağını ve dünyanın önemli şehirlerinde bu çerçevede bazı konferanslar düzenleneceğini belirtti. Pehlivan’a göre Ukrayna’nın yeniden inşası için gerçekleştirilecek ilk toplantı çok büyük ihtimalle İstanbul’da olacak. Bu konuda ilk temasların yapıldığını ifade eden Pehlivan, savaş öncesinde Ukrayna ekonomisinde önemli bir rolü bulunan Türk iş dünyasının bundan sonraki süreçte de bu rolünü koruyacağının altını çizdi. İstanbul, geçtiğimiz günlerde Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine de ev sahipliği yapmıştı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre 2021’de Türkiye, Ukrayna’ya 2,9 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirirken ithalatta bu 4,5 milyar dolar olmuştu. Ayrıca Türk yatırımcıların savaş öncesinde ülkede 4,5 milyar dolarlık yatırımı bulunuyordu.

İstanbul'da Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki görüşmeler
İstanbul’da Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki görüşmelerFotoğraf: Sergei Karpukhin/TASS/dpa/picture alliance

30 bin kişiye istihdam sağlıyordu

Pehlivan, savaş öncesinde Türk firmaların Ukrayna’da 30 bin kişiye istihdam sağladığını şimdi bu sayının 15 bine indiğini ifade ediyor. Buna göre savaşın başlaması ile birlikte ülkedeki yabancı yatırımlar önemi ölçüde etkilendi. Bundan Türk yatırımları da payına düşeni aldı. Bazı Türk yatırımlarının tamamen bazılarının ise kısmen etkilendiğini anlatan Pehlivan, „Bu süreçte cephe bölgelerinde kalan bazı yatırımlar tamamen zarar gördü. Fabrikası, deposu, santrali ve ürünleri zarar gören yatırımcılar var. Aynı zamanda savaştan kısmen etkilenen yatırımcılar da oldu. Bir kısmı yaşanan zararı hiçe sayarak faaliyetlerine devam etti. Ve daha çok Lviv gibi şehirlerde çok az etkilenen yatırımcılar da oldu. Onlar operasyonlarına hala güçlü şekilde devam ediyorlar” dedi.

Ukrayna’nın savaş sürecinde ekonomik olarak da bir mücadele verdiğini aktaran Pehlivan, oradaki Türk yatırımlarının devam eden faaliyetlerinde istihdamın korunmasının ise ülke için oldukça kritik olduğunu vurguluyor. Buna göre Ukrayna, her bölgede ekonomik hayatın işlemesi için çaba gösteriyor. Pehlivan, pandemi sonrası uzaktan çalışma alışkanlığının yerleşmesinin Türk yatırımcılar için bu anlamda bir avantaja dönüştüğünü, savaşın Kiev kapılarına dayanması ile çoğu Türk vatandaşının ülkeyi terk ettiğini ama uzaktan çalışma yöntemiyle bir şekilde işleyişi yeniden sağladıklarını anlatıyor. Pehlivan, istihdam noktasında ise ülkede kalan Ukrayna vatandaşlarının işlerine sahip çıktığını dile getiriyor.

Mağazalar yeniden açılıyor

Savaşın doğu ve güney bölgelere kayması ile son günlerde çoğu ülke Ukrayna’daki büyükelçiliklerine yeniden dönmeye başladı. Aynı hareketin ekonomik ve sosyal hayatta da yaşandığını söyleyen Pehlivan, „Bu süreçte cirolarının tamamını kaybeden Türk firmaları var. Ama şu anda Lviv gibi şehirlerde neredeyse çoğu mağazasını çalıştıran Türk yatırımları da var. Hatta perakende sektörü ülkede Türk yatırımcıların ağırlığında çalışmaya devam ediyor. Mağazalar ilk zamanlarda kapanmıştı ama şu an neredeyse kapanan mağazaların yarıdan fazlası açıldı. Bu Türk mağazaları binlerce kişiye istihdam sağlıyor. Gıda, perakende, medikal ve hafif sanayi hızla toparlanmaya başladı. Kalıcı bir barışın sağlanması hepimizin dileği. Ama bu süreçte ekonominin de bir şekilde ayakta kalması gerekiyor. Hem Avrupa hem de Ukrayna bunu çok önemsiyor. Ukrayna’nın yeniden inşası için 100 milyar dolara yakın destek verilecek. Bu uzun bir süreç. Ancak bugünden bu yönde adımlar atmak çok daha önemli“ diye konuştu.

Lviv'de Rus füzesiyle vurulan bir elektrik trafosu
Lviv’de Rus füzesiyle vurulan bir elektrik trafosuFotoğraf: Omar Marques/AA/picture alliance

Hasar tespiti çağrısı

Gıda ve medikal gibi sektörlerdeki hızlı iyileşmeden bahseden Burak Pehlivan, madencilik, inşaat ve ağır sanayide ise tam tersi bir durum olduğu bilgisini paylaşıyor. Aynı zamanda Türk yatırımcılara bir çağrı yapan Pehlivan, yatırımları tamamen zarar gören iş insanlarından yaşadıkları zararın tespiti noktasında çalışma yapmasını istiyor.

Ukrayna’da 700’ün üzerinde Türk yatırımcı, giyim, kuyumculuk, makine sanayi, inşaat, inşaat malzemeleri, deri, tekstil ve gıda gibi sektörlerde faaliyet gösteriyordu.

Ukrayna ombudsmanlığının bu konuda bir yol haritası paylaştığını aktaran Pehlivan, „Ağır zarar gören yatırımlar var. Özellikle işgal edilen bölgelerde. Bu konuda ne yapılacağı da belli. Bu yatırımlarda oluşan zararlar daha sonra telafi edilecek. Ancak bizim yatırımcılarımızın oluşacak hasarın tespitini gerçekleştirmesi gerekiyor. Bunu ne kadar erken yaparlarsa o kadar iyi olur“ ifadelerini kullandı.

Pehlivan’a göre Ukrayna’da faaliyet gösteren firmalardan en fazla etkilenenler ise daha çok kamuya çalışanlar. Buna göre işlerinin önemli bölümü ya da tamamı kamu ile olan firmalar ödeme almakta zorlanıyor. Ukrayna’da kamu ile iş yapan Türk şirketleri daha çok inşaat ve enerji alanında faaliyet gösteriyor.

Ukrayna ekonomisinin savaşla beraber başlayan Rusya ablukasından oldukça etkilendiğini bunun da tüm dünya ekonomileri tarafından hissedildiğini söyleyen Pehlivan, ablukanın Türk yatırımlarını da vurduğunu anlatıyor. Pehlivan, şöyle devam ediyor: „Limanlarda ve bazı bölgelerdeki ablukalar çok önemli üretim alanları vuruyor. Bugün gıda da yaşananlar ortada. Ülkede zaman zaman bazı ürünlerin üretimi ile ilgili kısıtlamalar da getiriliyor ama bunlar daha çok iç piyasayı korumak adına. Asıl önemli olan abluka yüzünden üretim süreçlerinin aksaması. Ülkedeki yabancı yatırımcılar bundan etkilendi. Türk yatırımları da bunu yaşadı. Ülkedeki ekonomik canlanmanın hızlanması için öncelikle ablukaların kalkması lazım. Ablukaların kalkması sadece Ukrayna’ya değil tüm dünyaya olumlu etki gösterecektir.“

Pehlivan’ın paylaştığı bilgilere göre savaşla beraber ülkedeki işletmelerin yüzde 32’si kapanmıştı ancak mayıs ayında açık olan işletme oranı yeniden yükselişe geçti. Firmaların yüzde 65’i de ciddi ciro kayıpları yaşadı. Önümüzdeki günlerde tablonun daha net ortaya çıkacağını ifade eden Pehlivan cirolarda daha yüksek düşüş olacağını ve ekonominin de en az yüzde 40 küçüleceğini aktardı. Ancak Pehlivan, toparlanma süreci ve desteklerle bu sürecin de olumlu seyredebileceğini belirtti.

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Bitcoin Afrika’da istikrarsızlık riskine rağmen popüler

Orta Afrika Cumhuriyeti, Afrika’da Bitcoin’i resmi para birimi olarak kabul eden ilk ülke oldu. Başkan Faustin Archange Touadera’nın hükümeti, bu tartışmalı adımı „Orta Afrika vatandaşlarının koşullarını iyileştireceğini“ ve ülkeyi „dünyanın en cesur ve en ileri görüşlü ülkeler haritasına yerleştireceğini“ belirterek savundu.

Siyasi gözlemciler ve finansal analistler, kripto para birimini benimsemenin ülkenin sorunlarına bir çözüm olmadığı konusunda uyarıyor. Zengin altın ve elmas yataklarına rağmen Orta Afrika Cumhuriyeti, iç karışıklıklar nedeniyle dünyanın en yoksul ve az gelişmiş ülkeleri arasında yer alıyor.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Afrika bölüm başkanı Abebe Aemro Selassie kripto para birimlerini kabul ederken finansal şeffaflığın ve bir yönetim çerçevesine sahip „sağlam“ bir ödeme sisteminin olması gerektiğinin altını çiziyor.

Orta Afrika Cumhuriyeti Dijital Ekonomi Bakanı Justin Gourna Zacko ise Bitcoin’i savunuyor. DW’ye verdiği demeçte „Kripto para birimleri ile artık merkez bankası kontrolü yok“ diyen Zacko, „Paranız var, bir iş için bir yatırımcıya gönderiyorsunuz, herhangi bir para biriminde alıyorsunuz, onu dolar, euro, CFA frangı veya naira olarak elden çıkarabiliyorsunuz“ şeklinde konuştu.

Ülke şu anda Afrika’daki diğer eski Fransız kolonilerinin çoğuyla birlikte para birimi olarak Fransız destekli CFA frangı kullanıyor. Rusya ve Fransa kaynak zengini ülke üzerinde nüfuz sağlamak için yarışırken, bazı muhalifler Bitcoin’in benimsenmesini CFA’yı istikrarsızlaştırma girişimi olarak algılıyor.

Bitcoin yasası acele ile çıkartıldı

Parlamento Üyesi Rachelle Ngakola da söz konusu yasaya karşı çıkıyor. DW’ye konuşan Ngakola „Onlardan (politikacılardan) böyle bir yasayı geçirmeden önce tüm garantileri sağlamalarını istedik. Çok aceleleri var – bunu desteklemiyorum“ değerlendirmesinde bulundu.

Sivil toplum kuruluşu „Citoyen debout et solidaires Centralafrique“nin sözcüsü Akandji Kombé, sivil toplum temsilcilerinin de endişeli olduğunu söylüyor. Kombe, DW’ye yaptığı açıklamada yasayı „Kripto para birimleriyle ilgili bu yasa aceleyle kabul edildi, şeffaf değil ve ulusal egemenlik, özgürlük ve Orta Afrikalıların çıkarlarına tamamen aykırı“ sözleriyle eleştirdi.

İstikrar sorunu

Bitcoin’in resmi para birimi olarak kabul edilmesi başkent Bangui’de gündemdeki en önemli konulardan biri. DW’ye konuşan bir kent sakini „Nüfusun internete erişiminin olmadığı bir ülkede, kripto para birimi gibi dijital para hakkında konuşmak şaka gibi“ diyor. Dünya Bankası’na göre, ülkede nüfusun sadece yüzde 10’unun internete erişimi var.

Bazı internet kullanıcıları kripto parayı finansal bağımsızlık biçimi olarak görürken, bazıları ise kripto paranın istikrarsız olabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Bitcoin’in değeri, son aylarda keskin bir düşüş yaşamadan önce geçen yıl yüzde 150 artarak 68 bin 991 dolar rekoruna ulaşarak büyük dalgalanmalar gördü. 13 Mayıs itibarıyla 30 bin dolardan işlem gören Bitcoin’in Perşembe günü ise değeri 30 bin doların altına düşmüştü. 

Bu dalgalanmaya rağmen kripto para birimini savunanlar, özellikle hiperenflasyona karşı güvenli bir varlık olarak kripto paranın gelişmekte olan ülkelerdeki insanlar için yararlı olduğunu dile getiriyor. High-Tech Founder Fund’ın Genel Müdürü Alex von Frankenberg de bu görüşü paylaşıyor. „Afrika için bu çok büyük bir fırsat. Yine de herkesin katılması önemli“ diyen Alex von Frankenberg, ancak altyapının iyileştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Bitcoin yatırımcıları ve Anonymous Musk’a öfkeli

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Yoksul ülkeler Bitcoin için uygun adaylar

Finansal sisteme Bitcoin’in paralel olarak girişi için daha yoksul ülkelerin uygun adaylar olduğunu söyleyen von Frankenberg, Afrika ve Orta Amerika ülkeleri başta olmak üzere dünya çapında 2,3 milyar insanın banka hesaplarına erişimi olmadığını belirtiyor. Von Frankenberg, tam da bu noktada Bitcoin’in bir ödeme aracı olarak ideal olduğunu sözlerine ekliyor. Geleneksel para birimlerine göre kripto para biriminin en önemli avantajı, 21 milyon jetonla sınırlı olması ve kimsenin onu tek başına kontrol edememesi.

„Bitcoin sağlam, enflasyonist olmayan bir para. Milyarlarca insanın paralarını ve dolayısıyla işlerini ömür boyu gelecek için kalıcı olarak korumasına izin veriyor“ diyen von Frankenberg, „Bitcoin’in özellikle yoksul ülkelerde yaşam standardını önemli ölçüde yükselteceğine inanıyorum“ görüşünü dile getiriyor.

Kara para aklama endişesi

Kripto para biriminin kullanımının yaygınlaşması, bunun para aklama amacıyla kullanılabileceği endişesini de artırıyor.

High-Tech Founder Fund’ın yöneticisi von Frankenberg, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Bitcoin ile ilgili yasal düzenleme hazırlığında olan Panama için kara para aklama yönünün rol oynamadığı görüşünde. Kara para aklamanın  Bitcoin için temel neden olamayacağını ifade eden von Frankenberg, Bitcoin kullanan ülkelerde kara para aklama faaliyetlerinin olabileceğini ama bunun diğer finansal sistemlere kıyasla daha düşük olacağını iddia ediyor.

Kripto para uzmanı von Frankenberg’e göre Bitcoin blok zincirindeki tüm işlemler sonsuza kadar saklanıyor ve herkes tarafından görülebiliyor. Von Frankenberg Bitcoin adreslerinin anonim olduğunu, ancak bir isim veya şirketin bir Bitcoin adresiyle ilişkilendirilmesi halinde, bu işlemin arkasında kimin bulunduğunun şeffaf bir şekilde görülebildiğini aktarıyor. „Bu yüzden Bitcoin kara para aklama, terörizmin finansmanı gibi faaliyetler için uygun değil“ diyor.

Latin Amerika ülkelerinden El Salvador dünyada Bitcoin’i resmi para birimi olarak kullanmaya başlayan ilk ülke oldu. El Salvador hükümeti geçen yıl aldığı bu kararın ardından kripto para biriminin kullanımını teşvik etmek için, kullanıcıların herhangi bir işlem ücreti ödemeden hem Bitcoin hem de ABD dolar ile dijital olarak ticaret yapmasına olanak sağlayan „Chivo Cüzdan“ adlı bir uygulama başlattı.

Finansal sistem için istikrarsızlık riski

Ancak bu karar IMF’den eleştiri aldı. Washington merkezli finans kurumu, El Salvador hükümetine kripto para birimini resmi ödeme aracı olarak kullanmayı bırakması çağrısında bulundu.

Berlin Hür Üniversitesi Latin Amerika Araştırmaları Enstitüsü’nde öğretim görevlisi olan Christian Ambrosius, DW’ye verdiği demeçte, El Salvador „finansal sisteminin istikrarını riske atıyor“ değerlendirmesini yapıyor. Para biriminin kötüye kullanılması konusunda da uyarıda bulunan Ambrosius, „El Salvador’u kara para aklama için çekici bir yer yapan dolarınız ve Bitcoin’iniz var“ diyor. Bitcoin’in para transferlerini basitleştireceğini ve ucuzlatacağını düşünmeyen Ambrosius, Bitcoin’i yasal ödeme aracı yapmak için hükümetlere ihtiyacı olmadığını ifade ediyor.

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Konut paketi kime yarayacak?

Konut piyasasındaki sıkıntının önüne geçmek için hükümet tarafından yeni konut paketleri açıklandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın duyurduğu paketlere göre ilk defa konut sahibi olacaklara 2 milyon lira değerine kadar evler için aylık 0,99 faiz oranı ile 10 yıl vadeli kredi finansmanı sağlanacak. Döviz ve altınını satarak bu paketten yararlanmak isteyenler için ise faiz oranı aylık 0,89 olacak. Ayrıca kamu tarafından yarım kalan binaların tamamlanması için müteahhitlere 20 milyar liralık destek aktarılacak.

DW Türkçe’ye değerlendirmelerde bulunan uzmanlara göre bu durum fiyatlar üzerindeki olumsuz baskıyı arttıracak, üstelik konut satın almakta zorlanan dar gelirlilerin de bu paketlere erişimi güncel şartlarda oldukça zor.

İhracatçılara 100 milyar lira, turizmcilere de 50 milyar liralık kredi imkânı yaratıldığını belirten Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz, inşaat sektöründen gelen yoğun destek talebi üzerine hem satış tarafında hem de üretim aşamasında konut piyasası için de böyle bir destek paketinin açıklandığını belirtiyor. Yılmaz’a göre açıklanan bu paket çok büyük bir etkiye sahip olmayacak.

Tamamlanmamış konutlara destek önemli

Bu paketlerin yan etkilerinin hissedileceğini söyleyen Gayrimenkul Değerleme Uzmanı Ahmet Büyükduman ise buradaki en önemli parçanın tamamlanmamış konutlara verilecek destek olduğunu ifade ediyor. 20 milyar liralık desteğin 50-60 bin civarındaki inşaat halindeki konutun bitirilmesine fayda sağlayacağını anlatan Büyükduman, müteahhitlerin kendi finansmanları ile bu sayının 100 bine yaklaşabileceğini ve bunun da oldukça durgun olan piyasada bir kıpırdanmaya ve harekete neden olabileceğini söylüyor.

Hem kiralık hem de satılık konutlarda yaşanan problemin kaynağında son 3 yıldır yeterince gerçekleşmeyen konut arzının olduğu belirtiliyordu. Türkiye’nin yılda yaklaşık 700 bin adet yeni konut üretimine ihtiyaç duyduğunu belirten gayrimenkul uzmanları, son yıllarda bu seviyeden düşüşün fiyatları hızla arttırdığını yaşanan sorunun artan taleple birleşince bir krize dönüştüğünü dile getiriyor.

Açıklanan paketlerdeki destekler daha çok sıfır konutları kapsıyor. Türkiye Sinai Kalkınma Bankası (TSKB) Gayrimenkul Değerleme Genel Müdürü Makbule Yönel Maya da yeni konutlardaki fiyatlara dikkat çekiyor. İstanbul’da ortalama metrekare satış fiyatının yeni konutlarda 14 bin liralardan başladığını aktaran Makbule Yönel Maya, 100 metrekarelik bir evin bile 1,4 milyon lira olduğunu ancak merkez ilçelerde bunun 6 milyon liralara çıktığını vurguluyor.

Buna göre yeni konuta erişmekte zorlanan vatandaşlar yaklaşan deprem riskine rağmen 20-30 yaşındaki binalara mecbur kalıyor. Bu binalardan daire satın alıyor ya da kiralama yapıyor.

90 bin sıfır satılık konut

Gayrimenkul Uzmanı Nilüfer Kas da sıfır konutlarda yetersizliğin altını çiziyor. Satılık ev ilanlarının istatistiklerine göre Türkiye genelindeki satılık sıfır daire sayısının şu anda 97 bin, İstanbul’da ise 14 bin adet olduğunu belirten Kas, „Bu sayıdan yüzde 10 düşmek gerekiyor. Çünkü bazı ilanların süresi geçmiş ya da kopya olabiliyor. Ama bunlar çıktıktan sonra Türkiye’de yaklaşık 90 bin, İstanbul özelinde ise 12 bin adet satışta sıfır konut olduğunu söyleyebiliriz“ diyor.

Peki konut fiyatları yüksekken, satılık konut sayısı da bu kadar düşükken bu paket daha çok kimlere yarayacak?

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz, konut finansman paketlerini yaklaşan seçim öncesi biraz göstermelik bir adım olarak gördüğünü söylüyor. Dar gelirlilerin konuta erişiminin zor olduğunu belirten Yılmaz, „2 milyon liraya kadar konutlar destekleniyor ama yoksul kesim için bunun bir anlamı yok. Bu kime yarayacak? Zaten yüksek geliri olanlara, yüksek tasarrufa sahip ailelerin çocuklarına yarayacak. Onlar bu fırsatı değerlendirebilir. Ama sorunu çözecek bir adım değil“ ifadelerini kullanıyor.

Gayrimenkul Değerleme Uzmanı Ahmet Büyükduman da bu paketlerin daha yüksek gelirli aileler için bir fırsat olduğunu ve onların ev sahibi olmayan çocukları için kolaylaştırıcı bir yol oluştuğunu ifade ediyor. Büyükduman, bu uygulamanın kısa süre içerisinde fiyatları da arttıracağını belirtiyor.

Kamil Yılmaz: Dar gelirli o taksitleri ödeyemez

Paketlerin konut fiyatları üzerinde yükseltici bir etkisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kamil Yılmaz da gelir transferinden bahsediyor. Yılmaz, şunları söylüyor: „Enflasyonun yüzde 70 olduğu bir ortamda yıllık faizi yüzde 12,5 gibi bir oranda olan finansmandan bahsediyoruz. İnanılır gibi değil. Kamu bankaları vasıtasıyla gerçekten bir gelir transferi oluyor. Gerçekten bir dar gelirli konut alabilseydi o zaman iyi bir uygulama olabilirdi. Ama dar gelirli alamıyor. Bu gelir transferi olsun. Dar gelirli ay sonunu zor getiriyor. Öyle bir peşinat ödeme imkânı yok. O taksitleri ödeyemez. Nasıl böyle bir ödeme içine girebilir? Bu kimlere yarayacak? Yüksek gelirli ailelere yarayacak“

Buna göre 1 milyon liralık kredi kullanımında aylık yaklaşık 14 bin lira, 2 milyon liralık kredi kullanımında ise aylık yaklaşık 28 bin liralık bir taksit ödemesi oluşuyor.

Yılmaz’a göre bu noktada konut fiyatlarının ve kiraların da düşmesini beklemek yanlış. Buna göre yapılan adımlar fiyatları düşürmeyeceği gibi artış hızını bile düşürmeyebilir.

Yatırım yapana T.C. pasaportu | Emlak sektörü endişeli

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Küçük ev üretimi desteklenmeli

Gayrimenkul Değerleme Uzmanı Ahmet Büyükduman ise İstanbul gibi şehirlerde olmasa da taşra bölgelerinde 500 bin liralara ev bulunabildiğini ve o bölgelerde ciddi bir hareketin yaşanabileceğini belirtiyor. Konut sorununun çözülmesi için en önemli adımın üretimin artması olduğunu ifade eden Büyükduman, „Bu noktada verilecek desteklerin de küçük konut üretimine yönlendirilmesi gerekiyor. Artık 60-70 metrekarelik evlerin üretimi için daha fazla finansman verilmeli. Bu konut üretimini arttıracaktır. Ayrıca ilk defa ev sahibi olanlara yönelik adım atılması da bize gelecek için farklı işaretler veriyor. Önümüzdeki dönemde ilk defa konut sahibi olacak kişilere yönelik yeni destekler görebiliriz“ şeklinde konuştu.

„Şartları takip etmek zor“

Prof. Dr. Kamil Yılmaz, bu paketlerde sunulan şartların ise tam olarak takip edilemeyeceğini de aktarıyor. Kayıt dışılığın bu kadar yüksek olduğu bir ortamda bunun takibinin mümkün olmadığını ifade eden Yılmaz, „Yüksek maliyetlerle üretim yapan inşaat şirketi bu enflasyonist ortamda nasıl fiyatını bir yıl sabit tutarak ayakta kalabilecek? Bu şartların uygulanması da oldukça zor“ diyor.

Sunulan paketlerden birine göre de altın ve döviz bozdurarak yapılacak ev alımlarında faiz oranı 0,99 yerine 0,89 olarak uygulanacak. Kur Korumalı Mevduat uygulamasında artık sona gelindiğini anlatan Prof. Dr. Kamil Yılmaz, bu paketin de tamamen Türk Lirası için çıkarıldığını belirtiyor.

Yangına körükle gidiliyor

Özellikle son bir günde 15 lira seviyesini aşarak Türk Lirası karşısında 15,20-15,24 bandına kadar yükselen doların durdurulamadığını ifade eden Yılmaz, „Zaten bu kesim de dar gelirlileri kapsamıyor. Zaten birikimi ve geliri yüksek olan bir kesimden bahsediyoruz. Zengin kesime bir transfer daha var. Böyle olmaması gerekiyor. Oysa diğer taraftan yüksek enflasyon var. Burada enflasyonla bir mücadele de göremiyoruz. Üstelik bu gibi adımlarla yangına körükle gidiliyor. Yakında enflasyon 3 haneyi görecek. Yani buradaki hesap ne? Bilinmiyor. Kim seçime 3 haneli enflasyonla gitmek ister. Açıklaması zor. Bunun bir kazanını da yok. Çok dar bir kesim kazançlı çıkıyor. O da faaliyetlerini enflasyona göre ayarlayabilen kısım. Onun dışındaki tüm sabit ücretliler bu kaybı yaşıyor. Şimdi mecburen temmuz ayında yeni bir zam yapılmak zorunda. Çünkü ocak ayından haziran ayına kadar 100 lira 40 liralık bir değer kaybı görmüş olacak“ diye konuşuyor.

Durum böyle olunca doğal olarak vatandaş için konut piyasasındaki sıkışık durumun ne kadar süreceği çok önemli. Uzmanlar bu konuda bir zaman dilimi paylaşamıyor. Ancak gelecek için bir öngörü var. O da yaşam alanlarının küçülmesi.

Araştırma: Kiralık konutlara ilgi azalıyor

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Gittikçe zorlaşan bir durum var

Vatandaşların gelirleriyle konut sahibi olmanın orantılı olduğunu anlatan TSKB Gayrimenkul Değerleme Genel Müdürü Makbule Yönel Maya, „Konut sahibi olamıyorsanız ne yapacaksınız? Ya daireleri küçülteceksiniz ya da merkezden uzaklaşacaksınız. Bu tüm dünyada böyle. Artık ortalama konut tipleri de küçülüyor. Eski 3+1 daireler ile yeni 3+1 daireler arasında bile büyük bir fark var. Eskiden bu evlerin tüm alanlarını yaşam alanı olarak kullanabiliyordunuz ama artık bu pek mümkün olmuyor. Önümüzdeki dönemde metrekareler küçülecek. Ama bu üst gelir grubu için farklı. Onlar için tersine evlerde büyüme ve lüksleşme var“ diyor. Konuta erişimin orta gelir ve orta gelirin altı için her geçen gün zorlaştığını belirten Maya, bir kısım vatandaşların ise İstanbul’dan kendi memleketine dönüş yapabileceğini söylüyor.

Ahmet Büyükduman ise küçük evlerde yaşamanın gelecek günlerde bir tercih değil zorunluluk olacağını ifade ediyor.

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Dolardaki yükseliş sürecek mi?

Türkiye’de döviz kurları yeniden yükselişe geçerken, Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarının bu durumdan nasıl etkileneceği merak konusu oldu. DW Türkçe’ye konuşan ekonomistlere göre, döviz kurlarındaki artış eğilimi sürdükçe, KKM hesaplarının kur farkı ve yüksek enflasyondan korunması mümkün olmayacak. 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) art arda gelen faiz indirimleri sonucunda, Aralık ayı sonunda 18 TL’yi geçerek tüm zamanların rekorunu kıran dolar kuru, alınan bir dizi önlem sonucunda son aylarda 14 TL seviyelerine demir atmıştı. Ancak Amerikan Merkez Bankası’nın (Fed) politika faizini beklentiler yönünde 50 baz puan artırması, küresel ölçekte doların diğer para birimleri karşısında son 20 yılın en güçlü seviyesine çıkmasına neden oldu. Dolar/TL 15 lirayı aşarak 2022 yılı içerisinde gördüğü en yüksek seviyeye ulaştı. Dolar kuru 10 Mayıs Salı günü içerisinde 15,25 seviyelerine kadar çıkarken, Euro kuru ise 16,10 TL seviyelerinden işlem gördü.

Fed’in faiz artırımı tetikledi

ABD Merkez Bankası (Fed) 4 Mayıs’ta gerçekleştirilen toplantı sonrasında, politika faizini beklendiği şekilde 50 baz puan artırdı. Böylelikle Fed 2000 yılından bu yana en yüksek miktarlı faiz artışını gerçekleştirmiş oldu. Kararın ardından konuşan Fed Başkanı Jerome Powell, önümüzdeki aylarda 50 baz puanlık faiz artışlarının devam edeceği mesajını vermişti.

Dolar/TL, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi sonrasında 15 TL seviyesine yaklaşmış, ancak Merkez Bankası tarafından yapılan döviz satışları ile 15 TL barajını aşması engellenmişti. TCMB’nin bugüne kadar dolar kurunu 15 TL’nin altında tutabilmek için haftalık 3-4 milyar dolarlık satış yaptığı tahmin ediliyor.

Peki döviz kurlarındaki bu yükseliş sürecek mi?

Dolar neden yükseliyor?

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Bolgün: Dolardaki yükseliş sürecek

Döviz kurlarındaki yükselişi DW Türkçe’ye değerlendiren ekonomist Doç. Dr. Evren Bolgün, Fed’in önümüzdeki aylarda da faiz artışlarına devam edeceğini hatırlatıyor. Bu süreçte dolar kurunun artmaya devam edeceğini vurgulayan Bolgün, „Fed’in önümüzdeki iki toplantısında 50’şer baz puandan yüzde 1 kadar önümüzdeki 3 ayda bir artış olacak. Bu demek oluyor ki, doların kısa vadede kuvvetlenmemesi için hiçbir sebep yok. O yüzden önümüzdeki 1 ila 3 aylık periyod sıkıntılı“ diyor.

Doç. Dr. Evren Bolgün
Doç. Dr. Evren BolgünFotoğraf: Privat

Dolar kurunda 15 TL sınırının önemli bir eşik olduğunu kaydeden İntegral Yatırım Araştırma Müdürü Seda Yalçınkaya Özer ise, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, „2022’de güçlü dolar teması, her koşulda bütün finansal piyasalarda hissedilecek. Türkiye’de ise 15 TL seviyesi önemli bir direnç noktasıydı. Bu seviyenin üzerinde kalmaya devam ettiği sürece, ılımlı yöndeki yukarı hareketin de sürmesini bekliyoruz“ diye konuşuyor.

Özer: Yıl sonu kur tahmini yapmıyoruz

Piyasa oyuncularına göre, Türkiye’de dolar kurundaki artış sürecek olsa da, ekonomideki belirsizlikler nedeni ile dolar kuru tahmini yapılamıyor.

Ekonomideki mevcut gelişmelere bakıldığında yıl sonu için öngörülebilir bir kur tahmini yapmanın çok zor olduğunu ifade eden Seda Yalçınkaya Özer, „Yıl sonu kur beklentisi tahmini yapmıyoruz açıkçası. Çünkü bunun bu ortamda, hem yurtiçi ortamında hem yurtdışı ortamında doğru bir şey olduğunu ve iyi bir öngörü sunabilecek ortamın olduğunu düşünmüyoruz. O nedenle bizim yıl sonu tahminimiz yok“ şeklinde konuşuyor. 

İntegral Yatırım Araştırma Müdürü Seda Yalçınkaya Özer
İntegral Yatırım Araştırma Müdürü Seda Yalçınkaya ÖzerFotoğraf: privat

Köksal: TL mevduata olan güven azaldı

DW Türkçe’ye konuşan Finansal Okur Yazarlık ve Erişim Derneği (FODER) Başkanı Atilla Köksal da, Türkiye’de küçük yatırımcıların son 20-30 yıldaki alışkanlıklarından yavaş yavaş vazgeçtiğine işaret ediyor.

Bugüne kadar finansal sistem içindeki varlıkların üçte birinin TL mevduatta, üçte birinin başta dolar olmak üzere döviz hesaplarında, üçte birinin de borsa gibi diğer enstrümanlarda değerlendirildiğini anlatan Köksal, şunları söylüyor: „Genelde TL mevduatlar hep enflasyonla başa baş seviyelerde getiri sağlamıştı Türkiye’de. Vatandaş, TL mevduatın istikrarına güveniyordu. Fakat geçen yıldan itibaren enflasyon yükselirken, faizleri düşürmeye başladık. Mevduatın reel getirisi eksi 40’lar gibi bir seviyeye geldi. Şu an parayı TL mevduatta tutmak, en büyük hata gibi görünüyor. Bu ne yazık ki iyi bir gelişme değil.“

Finansal Okur Yazarlık ve Erişim Derneği (FODER) Başkanı Atilla Köksal
Finansal Okur Yazarlık ve Erişim Derneği (FODER) Başkanı Atilla KöksalFotoğraf: privat

„Türk ekonomisine bakış düzelmiyor“

Doların güçlenmesi ile birlikte Türk Lirası’nda yaşanan değer kaybı, yüksek enflasyon ve cari açık gibi nedenlerle Türkiye’nin küresel piyasalardaki kredi risk primi (CDS) 700 baz puanın üzerindeki rekora yeniden yaklaşmış durumda.

Uluslararası piyasalarda Türkiye’ye ilişkin görüntünün bozulmaya devam ettiğini belirten Doç. Dr. Evren Bolgün’e göre, özellikle CDS’lerde düzelme sağlanmadan Türk ekonomisine dair olumsuz algı değişmeyecek. 

Bolgün, „Dolar değer kazanıyor, dolar endeksi değer kazanıyor. Petrol de nispeten değer kazanmaya devam ediyor. Dolayısıyla Türkiye’nin ithalat maliyeti yükü artmaya devam ediyor ve ülke risk primi artıyor. En önemli sorun aslında bir açıdan bu“ diyor.

KKM sisteminin bütçeye yükü

Döviz kurlarındaki hareketlenme ile birlikte, KKM sisteminde birikecek mali yük de bir diğer tartışma konusu. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Başkanı Alpaslan Çakar, geçtiğimi günlerde katıldığı bir TV programında nisan sonu itibariyle Korumalı Mevduatta (KKM) 782 milyar TL’ye ulaşıldığını açıklamıştı. Çakar, KKM ile Merkez Bankası rezervlerinin 9 milyar dolar arttığına da işaret etmişti.

Ancak döviz kurlarındaki artış, KKM’nin Hazine üzerindeki yükü ağırlaştıracak. Tahminlere göre, KKM sistemi bütçeye yaklaşık 40 milyar dolarlık ek yük getirebilir.

„KKM, yükselen kura karşı koruyamaz“

Doç. Dr. Evren Bolgün, „Bu yükün bütçe üzerine getireceği maliyet zaten bu yılın sonuna kadarki en büyük handikap olacak. Oradaki senaryolar çok geniş. Tabii bu kurun nereye kadar seyredeceği o anlamda önemli“ değerlendirmesinde bulunuyor.

Bolgün’e göre, dövizdeki artış ve yüksek enflasyonla birlikte, KKM sistemine geçen vatandaşlar da yakın dönemde birikimlerini koruyamayacak. Bolgün, şu görüşleri dile getiriyor:

„Bugün (dolarda) 15,30’ları görsek ya da yarın görsek, zaten nisan ayında yapmış olduğumuz 3 aylık kur korumalı mevduatı başa baş dolar/TL seviyesini çok kısa bir süre içerisinde yakalamış olacak. Yani bunu şunun için söylüyorum: Artık o taraftaki faizin sizi kura karşı koruması gibi bir durum söz konusu değil.“

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle

AB’nin Rus petrolü ikilemi

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy için şu açık; „Rusya’ya petrol ambargosu uygulanması bir zorunluluk“. Kiev’in Avrupa Birliği’ne (AB) gönderdiği mesajların satır aralarında, petrol ambargosunu  içermeyen her yeni yaptırım paketinin Moskova’da „bir gülümseme ile karşılandığı“ saklı. Zelenskiy Nisan ayında yayınladığı bir video mesajında baskıyı artırmış ve „Rusya’ya karşı yeni yaptırım paketi Rus petrolünden feragat etmeyi içermeli“ demişti. Ancak kömür ithalatındakinin aksine AB, petrol ithalatına son verme konusunda tereddütlü bir tutum benimsiyor. Ekonomik zararın devasa boyutlara ulaşmasından endişe ediliyor. ABD, Kanada ve Avustralya çoktan Rusya’ya petrol ambargosu uygulamasını hayata geçirirken federal hükümet ve AB şu ana kadar bunu reddeti.

Almanya Ekonomi Bakanı Robert Habeck’in açıklamasına göre, son haftalarda Rus petrolünün Almanya’daki petrol tüketimindeki payı yüzde 35’ten yüzde 12’ye geriledi. Böylelikle Rusya’ya Ukrayna işgali nedeniyle petrol ambargosu uygulanması ihtimali de giderek güçleniyor. AB Komisyonu’nun çarşamba günü Rusya’ya yeni yaptırım paketini açıklaması bekleniyor. Alman haber ajansı dpa’nın edindiği bilgilere göre, bu pakette petrol ambargosu da yer alacak.

Almanya’nın ham petrol merkezi

Federal hükümet, petrol ambargosu konusundaki tartışmada baştan bu yana olası bir ambargonun özellikle Almanya’nın kuzeydoğusunda yakıt tedariki açısından sonuçları olabileceği gerekçesiyle çekimser davrandı. Polonya sınırındaki Brandenburg eyaletinde bulunan Schwedt kentinde bölgeye Rus ham petrolünden yapılan ürünleri tedarik eden merkezlerden biri bulunuyor. PCK Rafinerisi’nin verdiği bilgilere göre, tüm bölgedeki benzin, gazyağı, motorin ve kalorifer yakıtının neredeyse yüzde 90’ı bu tesisten karşılanıyor. Burada, Rus ham petrolünden 20 farklı yakıt üretiliyor.

Tesis, petrolü Druzhba boru hattı aracılığıyla doğrudan Rusya’dan temin ediyor. Rafinerideki işlemler, Rus petrolünün yüksek kükürt oranına göre ayarlanmış durumda. Üretim ayarlarından diğer kalitedeki petrollere göre yapılacak bir değişikliğin oldukça meşakkatli olacağı belirtiliyor. Bu konudaki dikkat çekici noktalardan biri de Schwedt’teki rafinerinin sahibi. PCK Rafinerisi’nin hisselerinin çoğu Rus enerji şirketi Rosneft’in elinde bulunuyor. Almanya Ekonomi Bakanı Habeck, Twitter’den yayınladığı bir videoda, „Elbette Rus petrolünü rafine etmemekle ilgilenmiyorlar“ demişti.

Schwedt'teki PCK Rafinerisi
Schwedt’teki PCK RafinerisiFotoğraf: Hardy Graupner/DW

Saksonya-Anhalt eyaletindeki Leuna’da bulunan rafineride de büyük oranda Rus ham petrolü işleme tabi tutuluyor. Saksonya-Anhalt, Saksonya ve Thüringen eyaletlerindeki 1300 benzinliğe petrol ürünleri arz eden bu rafineride de olası bir Rus petrolü ambargosuna karşı çözümler aranıyor. Leuna’daki rafinerinin işletmecisi Totalenergies Rus petrolünün yıl sonuna kadar ikame edilebileceği konusunda iyimser; Almanya Ekonomi ve İklim Bakanı Habeck ise bunun daha da hızlı gerçekleşebileceğini belirtiyor.

Sadece Schwedt’teki rafineride yılda 12 milyon ton ham petrol işleniyor; bu Rusya’dan ithal edilen petrolün üçte birinden fazlasını oluşturuyor. Bavyera Radyosu’nun araştırmasına göre, Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesine kadar burada yılda 300 milyon ton ham petrol işleme tabi tutuldu. 2021’in son çeyreğinde Almanya Rusya’ya sadece petrol için bir milyar eurodan fazla ödeme yaptı.

Ekonomi Bakanlığı’nın hazırladığı enerji güvenliği raporunda, „Teknik açıdan Scwedt’tki rafineriye Rostock ve Danzig limanlarından alternatif tedarik sağlanması mümkün“ ifadeleri yer aldı. Greenpeace enerji uzmanlarından Steffen Bukold da, Rostock’tan tanker petrolü için oluşturulacak bir boru hattının Schwedt’in ihtiyacının yüzde 60’ını karşılayabileceği görüşünde.

AB ve Rusya’nın kara altını

Avrupa Birliği 2019 yılında, petrol ihtiyacının dörtte birini Rusya’dan karşıladı. Almanya ihtiyacı olan enerjinin yüzde 36’sını petrolle üretiyor ve bu değerlerle Avrupa ortalamasında yer alıyor. Ancak Malta, Kıbrıs ve Yunanistan gibi ülkelerde durum daha farklı. Yunanistan’da, petrol enerji tüketiminin yaklaşık yarısını karşılıyor. Malta ve Kıbrıs’ta ise bu oran yüzde 80’den fazla. Petrolün büyük bölümü, Rusya’ya olan coğrafi yakınlıktan ötürü  Rusya’dan temin ediliyor. Daha önceki yaptırım müzakerelerinde, özellikle Macaristan, Almanya ve Avusturya ayak diremişti. İsveç, Danimarka ve Finlandiya da petrol ambargosu konusunda çekimser davranıyor.

Ancak AB için petrolün ikamesi doğal gaza kıyasla en azından teoride daha kolay; zira enerji uzmanı Kai Eckert’in DW’ye açıklamasına göre, tankerlere yüklenen petrolün dünyanın her yerine gönderilmesi mümkün. Uzman sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) aksine bunun için altyapının da mevcut olduğunu belirtiyor. Ancak tüm bunların maliyetleri artıracağı ve petrolün fiyatını yükselteceğine dikkat çekiliyor. Eckert, „Rusya’dan gelen petrol, Druzhba boru hattı üzerinden oldukça istikrarlı bir nakliye fiyatıyla sevk ediliyordu. Şimdi ithalat için başka ülkelere geçilirse, bu neredeyse sadece deniz yoluyla yapılacak ve orada nakliye maliyetleri ve teslimat süreleri daha yüksek olduğundan bu da fiyata yansıyacak“ değerlendirmesini yapıyor.

Peki petrolü başka ülkelerden ithal etmek mümkün mü? AB ve Almanya alternatif arayışı içinde. Almanya Ekonomi Bakanı Habeck, geçen ay bu amaçla Birleşik Arap Emirlikleri’ne bir ziyaret düzenlemişti. Bunu Venezuela ve İran mı zileyecek? Şayet bu sorunun yanıtı „evet“ ise öncelikle bu ülkelere uygulanan yaptırımların kaldırılması gerekiyor. AB en azından ABD ile demokratik bir partnerlik ilişkisine sahip; ABD Avrupa’ya naklettiği petrolün miktarını şimdiden yükseltti.

Greenpaece'in Schwedt'teki protestoları:
Greenpaece’in Schwedt’teki protestoları: „Petrol değil barış“Fotoğraf: Patrick Pleul/dpa/picture alliance

Hedef Rus petrolünden „bağımsızlık“

Almanya Ekonomi Bakanı Habeck, Almanya’nın yıl sonuna kadar Rusya’dan patrol ithalatından „neredeyse bağımsız“ olmasını istiyor. Ancak bu hedefe nasıl ulaşılabileceği ile ilgili birçok ayrıntı belirsiz. Yenilenebilir enerji arzının genişletilmesi uzun sürerken alternatif enerji kaynakları da henüz netleşmiş değil. Birçok AB ülkesinde de benzer bir durum söz konusu. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Komisyon Başkan Yardımcısı Josep Borrell, son açıklamalarında AB’nin hızlı bir petrol çözümü üzerinde çalıştığını açıkladı. Borrell, „Hiçbir şey masadan kalkmış değil, petrol ve doğal gaz yaptırımları da buna dahil“ dedi.

Almanya’nın elinde ayrıca 50 yıl önceki petrol krizi nedeniyle stoklanmış petrol rezervleri bulunuyor. Federal Ekonomi Bakanlığı’nın bir raporunda, bu rezervlerle 200 gün Rusya’dan ithalat yapılmadan petrol ihtiyacının karşılanabileceği belirtiliyor. Ancak aynı raporda ham petrolün kalitesinin ve nakliyat olanaklarının gözetilmediğine dikkat çekiliyor. Özetle; Schwedt gibi boru hattına bağımlı bölgeler için ani bir ithalatı durdurma kararının sorun oluşturabilir.

Bununla birlikte, ekonomik zararın, en azından Almanya için yönetilebilir seviyede kalması bekleniyor. Berlin’in ambargoya karşı çıkmasının ardında ise başka nedenler var; Putin’in olası bir petrol ambargosu durumunda gazı da kesmesinden endişe ediliyor. Doğal gazın kesilmesinin ise birçok ülkenin yanı sıra Almanya üzerinde de çok ciddi etkileri olacağı tahmin ediliyor.

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Fed’in kararı Türkiye’yi nasıl etkileyecek?

Amerikan Merkez Bankası Fed’in, dün gerçekleşen Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısında faizleri beklendiği gibi 50 baz puan artırmasıyla  Türkiye’nin de dahil olduğu gelişmekte olan ülke piyasalarında bir rahatlama oldu.

Fed’in faiz artışlarında daha az agresif olacağı açıklamasıyla üç gündür düşen gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasaları toparlanmaya geçti. Son dönemde Türkiye’nin de dahil olduğu riskli gelişmekte olan ülke varlıklarına yönelik risk iştahının azalmasında Fed’in faiz artışlarında agresif davranıp davranmayacağına yönelik belirsizlik rol oynuyordu. 

Ancak Türkiye özelinde yüksek enflasyon ve para politikalarına dair endişeler devam ediyor.

Türkiye’de enflasyon yüzde 70’e dayandı

Fed’in faiz kararının açıklamasının ardından Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) da bugün Nisan ayı enflasyon oranını  duyurdu. Verilere göre, tüketici fiyat endeksinde (TÜFE) Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 7,25, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,97 artış gerçekleşti.

Veri sonrası Dolar/TL 14,70 seviyelerinden 14,95’lere yükseldi.

Londra merkezli Capital Economics’ten kıdemli ekonomist Jason Tuvey, Türkiye’de 20 yılın zirvelerine yükselen enflasyon ortamına, genişleyen cari işlemler açığına ve Fed’in sıkılaştırmaya gittiği bir ortamda „Politika yapıcıları ‚yeni ekonomik modele‘ bağlı kalırken yön değişikliği yaparak faiz oranlarını yükseltmek üzere olduklarına dair hiçbir işaret yok. Politika ayarlarının önümüzdeki aylarda değişmeden bırakılmasını bekliyoruz“ değerlendirmesini yaptı.

Enflasyon yüzde 70’e dayanmasına rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan enflasyonu düşürmeden „düşük faiz“ politikasında ısrara devam ediyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) son Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tutmuştu. Bir sonraki PPK toplantısı ise 26 Mayıs’da gerçekleştirilecek.

Ekonomist Timothy Ash, „Bu, gıda ve enerji fiyatlarındaki artışlarla ilgili olduğu kadar, aynı zamanda Türkiye’deki para politikasının olağanüstü başarısızlığıyla da ilgili – ve Erdoğan’ın alışılmışın dışındaki perişan para politikasının toptan başarısızlığıyla ilgili“ görüşünü dile getirdi. Ash, değerlendirmesini „Düşük faiz oranları enflasyona neden olur. Nokta. Olgu. Gerçeklik. Erdoğan bunun tam tersini söylemek için ekonomiyi yeniden yazmaya çalışıyor ki bu da dünyayı düz olarak adlandırmanın ekonomideki eşdeğeridir“ şeklinde sürdürdü.

TCMB eski başekonomisti iktisatçı Hakan Kara da sosyal medya paylaşımında Türkiye’nin enflasyonda dünya sıralamasında dördüncü olduğuna dikkat çekti.

Nisan’da en yüksek fiyat artışı gıdada

Ana harcama grupları itibarıyla Nisan ayında artışın yüksek olduğu ana gruplar sırasıyla, yüzde 13,38 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 7,43 ile konut, yüzde 6,96 ile giyim ve ayakkabı oldu.

Kuru soğan yüzde 69,30 ile aylık olarak en fazla fiyat artışı gösteren madde olurken kuru soğanı yüzde 45,27 ile kıvırcık ve yüzde 42,26 ile domates izledi.

Enerji fiyatlarında Nisan’da yüzde 7,62 oranında aylık artış görüldü. Yıllık enerji fiyat artışı ise Nisan itibariyle yüzde 118.

ÜFE’de yüzde 121,8’lik artış

TÜİK verilerine göre ÜFE bir önceki aya göre yüzde 7,67, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 121,82 artış gösterdi.

Nisan 2022’de, endekste kapsanan 409 maddeden 27 maddenin ortalama fiyatında düşüş gözlenirken 45 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı. 337 maddenin ortalama fiyatında ise artış kaydedildi.

ENAG’a göre enflasyon yüzde 156,86

Bir grup akademisyenin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) hesaplamasına göreyse Nisan ayında enflasyon yıllık bazda 156,86 ve aylık bazda yüzde 8,68 oldu.

Seda Sezer Bilen

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Göçmen girişimciler ırkçılıktan şikayetçi

Almanya Federal İstatistik Dairesi’nin verileri, ülkede istihdamda yer alanların yüzde 25,9’unun bir göç geçmişi olduğunu ortaya koyuyor. Serbest meslek sahipleri içinde ise bu oran yüzde 23,1. Göç kökeni olanların bütün girişimciler arasındaki oranıysa yüzde 21,5.

Friedrich Naumann Vakfı ile Almanya Startup Birliği’nin 394’ü göç kökenli toplam 2013 girişimciyle yaptıkları yıllık araştırma ise şirket kurmanın önündeki engellerin zaten fazla olduğu Almanya’da, göç geçmişine sahip olanların daha büyük sorunlarla karşı karşıya kaldığını gözler önüne serdi.

En büyük sorunlardan biri sermaye bulma

Araştırmaya göre, özellikle Almanya’da doğmamış, yani ailesi değil bizzat kendisi göç etmiş kişilerin risk sermayesi veya özel yatırımcı desteği gibi yollardan sermayeye ulaşımı Almanya’da doğmuş olanlara göre çok daha zor. Ayrıca devlet desteğine erişimde de bu grup Almanya ortalamasının gerisinde. Nitekim araştırmaya katılan göçmen girişimcilerin yüzde 43’ü kamu destekli sermaye bulmada zorluk çektiğini belirtirken göçmen kökenli olmayanlarda bu oran yüzde 36’yla 7 puan daha az.

Araştırmaya katılan 394 göç kökenli girişimcinin sıkıntı yaşadığı bir diğer alan da Almanca. Özellikle Almanya’daki devlet dairelerinde temel iletişim dilinin hâlâ Almanca olduğuna dikkat çekiliyor. Raporda „Bu da anadili Almanca olmayanlar açısından büyük engel teşkil ediyor“ tespitinde bulunuluyor. Araştırmaya katılan 394 girişimciden yüzde 59’u birinci kuşak göçmen, yani Almanya’ya sonradan gelmiş oldukları belirtiliyor. 

Gorillas çalışanları, çalışma koşullarının iyileştirilmesi amacıyla eylemler düzenlemişti.
Gorillas çalışanları, çalışma koşullarının iyileştirilmesi amacıyla eylemler düzenlemişti. Fotoğraf: picture alliance/dpa

Göçmen kökenli girişimcilerin bir diğer sorunu da ilişkiler ağı

Almanya’da kendi işini kurmak isteyen, kendisi ya da ailesinde göç geçmişi olanların bir diğer sorunu da Almanya’da faaliyet yürütmek istedikleri işte iyi bir ağa sahip olmamaları.

Araştırmanın katılımcılarından Ada Health’in kurucusu Gülşah Wilke, „Geçmişinde göç hikayesi olanların startup kurması ve ilerlemesi önündeki en büyük engellerden biri iyi bir ağa sahip olmamaları“ diye konuşuyor. Bu nedenle kendisinin de aralarında bulunduğu, özellikle teknoloji alanında faaliyet gösterenlerin yer aldığı „2hearts“ adlı platformu kuran Wilke, bu yolla göç kökeni olan ve teknoloji alanında çalışmak isteyenlerin bir araya geldiğini, birbirilerine tecrübelerini aktardıklarını ve desteklediklerini belirtiyor. 

Başka bir sorun da ırkçılık

Göç kökeni olan startupçıların sıklıkla dem vurduğu bir diğer sorun da ırkçılık. Girişimciler, devlet dairelerinden bankalara, kiralık yer aramadan sermaye bulmaya dek pek çok alanda önyargı ve ırkçılıkla karşılaştıklarını aktardı.

Alman hükümetinin yaptırdığı ve sonuçları Perşembe günü açıklanan bir araştırmada da halkın yüzde 90’ının „Almanya’da ırkçılık var“ söylemine katıldığını ortaya koymuş, araştırmaya katılanların yüzde 22’si bizzat ırkçılık yaşadığını aktarmıştı.

Göçmen Girişimci Raporu da Almanya dışında doğan her üç girişimciden birinin, özellikle kuruluş aşamasında ırkçılık yaşadığını gösteriyor. Raporda, araştırmaya katılan 394 startup kurucusundan üniversiteyi Almanya dışında bir ülkede tamamlayanların ırkçılıkla karşılaşma oranı yüzde 51 olarak saptandı. Bu kişiler, Almanya’da devlet dairelerinin, bankaların, yatırımcıların, partnerlerinin veya emlak sahiplerinin kendilerine ayrımcı davrandığını beyan etti.

Araştırmanın bir diğer çarpıcı sonucu da birinci kuşağı yüzde 32’sinin, ikinci kuşak göçmen kökenlilerin de yüzde 17’sinin şirketlerini kurarken kökenleri nedeniyle ayrımcılık yaşadığını söylemesi. 

Almanya Federal Eğitim ve Araştırma Bakanı Bettina Stark-Watzinger ise göç geçmişine sahip girişimcilerin Almanya’daki startup camiasında önemli bir rolü olduğu görüşünde. Bakan Stark-Watzinger’e göre bu şirketler Almanya’nın ekonomik geleceğini belirliyor ve önemli istihdam alanları yaratıyor.

İkinci kuşak girişimcilerde Türkiye kökenliler başı çekiyor

Göçmen Girişimciler Raporu’na katılan 394 göç kökenli startup kurucusunun yüzde 23’ü Doğu Avrupa’dan, yüzde 14’ü Güney Asya’dan ve yüzde 11,7’si de Batı Avrupa’dan geliyor. Bu coğrafi dağılıma ülkeler bazında bakıldığındaysa girişimcilerin en çok geldiği ülkelerin köken olarak Rusya, Hindistan ve Polonya’dan olduğu görülüyor. 

İkinci kuşak göç kökenli startup kurucularındaysa bu dağılım değişiyor. İkinci kuşak girişimcilerde yüzde 18 ile Türkiye kökenlilerin yüksek olduğu görülüyor. Onları yüzde 7 ile Polonya kökenliler, yüzde 6 ile de İtalya kökenliler takip ediyor. Bu da aileleri işçi göçüyle gelen grupların torunlarının da kendi işlerinin patronu olmadaki istekliliğini ortaya koyuyor.

Almanya’da son yılların en başarılı startup girişimleri olarak, koronavirüse karşı aşıyı bulan Özlem Türeci ile Uğur Şahin’in biyoteknoloji alanında faaliyet yürüten şirketi BioNTech ile pandeminin başında kurulan ve vatandaşların market alışverişlerini evine getiren kurye hizmeti şirketi Gorillas sayılıyor.

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Rus turistlere kolaylık: Mir kartla ödeme

Türkiye, bu yıl turizm gelirini pandemi öncesi seviyelere çıkartarak Türk Lirası’ndaki değer kaybı ile derinleşen ekonomik krizi bir nebze frenlemeyi hedefliyordu. Ancak Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları nedeniyle bu planın sekteye uğraması riski bulunuyor.

Türkiye Rusya’ya sadece enerji konusunda değil, turizmde de bağımlı durumda. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2019 yılında 26,3 milyar dolar düzeyindeydi.

NATO üyesi Türkiye, Batı ülkelerinin Rusya’ya yönelik yaptırımlarına katılmadı. Enflasyonun son 20 yılın zirvesine ulaştığı Türkiye’de hükümet derinleşen ekonomik krizin ortasında hem Rusya hem de Ukrayna ile dengeli bir politika yürütmeye çalışıyor.

Türkiye açısından turizm gelirleri, cari açığı azaltmak için hayati önem taşıyor. Rusya’ya yönelik yaptırımlar ile ödeme sistemlerindeki ve uçuşlardaki kısıtlamalar nedeniyle Rus turist sayısında düşüş olacağı endişeleri artarken, Türk hükümeti Rus turistleri çekmek için Rus ödeme sistemi Mir’in Türkiye’de kullanımını yaygınlaştırmaya çalışıyor.

Ruslar Mir kart ile ödeme yapabilecek

ABD’li banka ve kredi kartları Mastercard ve Visa, Ukrayna işgali nedeniyle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i cezalandırmayı amaçlayan ABD yaptırımlarının bir parçası olarak Rusya operasyonlarını askıya almıştı. Ancak Türkiye, Visa ve Mastercard’ın askıya alınmasını baypas ederek Rus turistlerin Türkiye’ye seyahat etmesini kolaylaştıracak bir formül buldu. Türkiye’deki Ruslar, banka hesaplarının Rusya’nın kendi ulusal ödeme sistemi Mir aracılığıyla erişebiliyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati Nebati, turizm sezonunun başlamasıyla Visa ve Mastercard engellemelerinden dolayı Rus turistlerin harcamalarında herhangi bir sıkıntı yaşamayacaklarını belirterek, „Mir ve TROY var. TROY’u yurt dışında kullanamıyorlar ama Mir kart çok iyi kullanılıyor ve katlamalı gidiyor. Mir kartta herhangi bir sorun yaşamayacaklar“ açıklamasını yaptı.

Türkiye’deki işletmelerin Mir kart kullanım oranının yüzde 15’ler civarında olduğunu aktaran Nebati, bankaların bunu artırmak için çalışmalar yürüttüklerini söyledi.

Ukrayna Merkez Bankası geçen ay yaptığı açıklamada Türkiye’nin dahil olduğu ülkelere Mir kart sistemi ile yapılan ödemeleri kabul etmemeleri çağrısı yapmıştı.

Rusya – Ukrayna savaşı Antalya’da turizmi nasıl etkileyecek?

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Mir kart nedir?

Rusya, 2014 yılında Kırım’ın ilhakı nedeniyle bazı Rus bankalarına ve iş insanlarına yönelik Batı yaptırımlarının ABD merkezli Mastercard ve Visa ile yapılan işlemleri engelleyebileceği korkusuyla, Rusça’da „Dünya“ veya „Barış“ anlamına gelen kendi kartlı ödeme sistemi Mir’i oluşturdu. Mir daha sonra Rusların seyahat ettiği ve yaşadığı bazı yabancı ülkelerde de kullanılmaya başlandı.

Rusya Merkez Bankası internet sitesindeki bilgilere göre Mir kart, Rusya Federasyonu’nun yanı sıra Ermenistan, Kırgızistan, Kazakistan, Belarus, Vietnam, Türkiye ve Kıbrıs dahil olmak üzere 12 ülkede kabul ediliyor. 2021 yıl sonu itibarıyla kullanılan Mir kart sayısı 113,6 milyona ulaştı.

Türkiye’de Mir kart ile yapılan ödemeler şu anda İş Bankası, Ziraat Bankası ve VakıfBank tarafından kabul ediliyor. İş Bankası, iki ülke arasındaki ticari ilişkilere atıfla 2019 yılında Mir kartı kabul etmeye başlamıştı. Ziraat Bankası da birkaç ay sonra İş Bankası’nı takip etmişti.

Türkiye’deki Rusların halihazırda Mir kart ve nakit dışında ödeme yapmak için başka seçeneği bulunmuyor. Basında, Türk bankalarının, Batı’nın Moskova’ya yönelik yaptırımlarını ihlal etme korkusuyla Türkiye’ye yeni gelen Ruslar için banka hesabı açma konusunda temkinli olduklarına dair haberler çıktı. 24 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana binlerce Rus, güvenli bir sığınak olarak gördükleri Türkiye’ye geldi.

„Türkiye’nin kendini korumaya çalışması anlaşılabilir“

Türkiye’nin girişimlerinin Rusya’ya yönelik yaptırımları atlatmak olarak yorumlanabileceği konusunda uyarılar da yapılıyor.

Ekonomist Güldem Atabay, DW’ye verdiği demeçte, hem Rusya hem de Ukrayna ile Karadeniz’de komşu olan Türkiye’nin hem Rusya hem de Ukrayna ile siyasi ve ekonomik ilişkilerinin „girift“ olduğuna dikkat çekti.

„Almanya nasıl enerji ambargosu koyamıyorsa Rusya’ya, Türkiye’nin de kendini korumaya çalışması anlaşılabilir“ şeklinde konuşan Atabay öte yandan Halkbank’a karşı ABD’nin İran yaptırımlarını delme suçlamasıyla açılan davayı hatırlatarak dikkatli olunması gerektiğinin altını çizdi.

Atabay „Rusya’dan enerjiyi alıp Batı’ya satmak gibi çabalar olursa o zaman Türkiye haklı durumdan haksız duruma düşecektir. O açıdan bu tür girişimlerin potansiyelinin yüksek olduğu bir ülke olduğumuz düşünülürse, petrol ürünlerinin alınıp burada işlenmesi gibi şeyler duymaya başlarsak, Rusya’nın Batı ambargosunu delme aracı haline gelirse, o sıkıntı olabilir“ ifadelerini kullandı.

Londra merkezli BlueBay Asset Management stratejisti Timothy Ash, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili yaklaşımında dikkatli olması gerektiğini belirtti.

Ash, Twitter’dan yaptığı paylaşımda, „Nebati, Rus turistlerin Türkiye’yi ziyaret ederken ödeme sorunu yaşamayacaklarını söylüyor – burada aktif olarak savaştan (Ukraynalıların sefaleti ve Rus savaş suçları) ve yaptırımlardan yararlanmaya çalışmak suçlamalarıyla karşılaşmak konusunda arada ince bir çizgi var“ ifadelerini kullandı.

Türkiye turizm hedeflerine ulaşabilir mi? 

Türk hükümeti, pandemi öncesi seviyelere geri dönerek Covid-19 salgını sonrası bir toparlanma umuyordu. Bakan Nebati, „Turizmde 45 milyon turist, 35 milyar dolar gelir hedefimizi geçeceğimize inanıyorum“ şeklinde konuştu.

Rusya’da bu yıl beklenen yüzde 10 ekonomik daralma ile birlikte Türkiye’nin turizm hedefleri gerçekleşmesi konusunda şüpheli olduğunu belirten ekonomist Atabay sözlerini şöyle sürdürdü: „Ben o seviyeye ulaşabileceğimizi düşünmüyorum. Sadece Mir sistemi ile ticaret yapabilmenin ötesinde Rusya’da bu sene yüzde 10’dan fazla daralma beklentisi var. Paraları değer kaybetmiş durumda, enflasyon çıkmış durumda. Dolayısıyla Rus turistlerin, Rus halkının alım gücü düşmüş durumda. Bir kısım Rus vatandaşı da tatil yapmaktan vazgeçecek. Ödeme sorunu da buna eklenecek. Bir yandan gelecekler ödemeler nasıl yapılacak. Karşılıklı bu konuda sistemler kurulacak, bana çok gerçekçi gözükmedi.“

Savaş Türkiye turizmini vurdu

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Geçen yıl Türkiye’ye gelen toplam turist sayısının yüzde 19’unu Ruslar oluştururken, onu yüzde 12,5 ile Almanya ve yüzde 8,3 ile Ukrayna izledi. 2019 yılında yaklaşık 51,7 milyon yabancı turist Türkiye’yi ziyaret etti ve turizm geliri tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 34,5 milyar dolara ulaştı. 2019 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Rus turist sayısı 7 milyonu aşmıştı. Turizm Bakanlığı verilerine göre, geçen yıl Türkiye’yi yaklaşık 4,5 milyon Rus ve 2 milyon Ukraynalı turist ziyaret etti.

Kaynak: DW – Deutsche Welle

Bayram tatilinin maliyeti ne?

Bu yıl Ramazan Bayramı ile birlikte tatil sezonu da açılıyor. Turizmciler pandemi nedeniyle zor geçirdikleri iki yılın yaralarını bu yaz sarmayı planlıyordu ancak Rusya’nın Ukrayna’yı işgali bu planın bir kısmını bozdu. Savaş nedeniyle bu iki önemli turizm pazarından Türkiye’ye gelen turist sayısında önemli bir kayıp bekleniyor. Durum böyle olunca tatile çıkan her bir yerli turist sektör için oldukça önemli.

Peki bayram tatili için rezervasyonlar ne durumda? Sektör temsilcileri bayramın yaz öncesi döneme denk gelmesine rağmen rezervasyonlarda önemli bir artışın başladığını söylüyor. Buna göre kimi bölgelerde doluluk yüzde 60’ı aşarken kimi bölgelerde de yüzde 80’lik doluluk yakalanmış durumda.

Havaların ısınmasıyla birlikte tatil refleksinin de canlandığını söyleyen Türkiye Otelciler Federasyonu Başkan Yardımcısı Bülent Bülbüloğu, bayram ile birlikte bu durumun rezervasyonlara yansıdığını ve bayram tatilinin hareketli geçeceğini belirtiyor. Hem vatandaşın hem de turizmcinin pandemi boyunca tatilden tam olarak beklediğini bulamadığını ifade eden Bülbüloğlu, „Son iki seneyi pandemi yüzünden farklı değerlendirmek lazım. Sağlıklı bir değerlendirme için 2019’a bakmak gerekirse de o istatistikleri yeniden yakalamak biraz zor. Ancak önünüzdeki günlerde artış bekliyoruz“ dedi.

Bu bayram tatilinin erken bir döneme denk geldiğini ifade eden otel işletmecisi Barış Öztürk ise buna rağmen vatandaşların hissedilebilir bir tatil hareketi gerçekleştireceğini söyledi. İki kötü geçen senenin ardından beklentiyi düşürdüklerini anlatan Öztürk, şu anki yoğunlukların ise oldukça olumlu olduğunu belirtti.

Maliyet artışı zorluyor

Ancak yerli turist her ne kadar tatil konusunda istekli olsa da önünde maliyet artışı gibi önemli bir engel var. Zira Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından mart ayında açıklanan enflasyon istatistiklerine göre lokanta ve otellerdeki fiyat artışı yıllık yüzde 60, ulaştırma grubunda ise yüzde 99 oldu.

İşletme maliyetlerindeki artışa dikkat çeken Bülent Bülbüloğlu, „Enerji, gıda ve personel giderleri bu süreçte çok arttı. Ayrıca alım gücünün de düştüğünü unutmamak lazım. Biz geçtiğimiz yıl 500 liraya sattığımız odayı bu yıl bin liraya 1500 liraya satamayız. Mecburen kendi kâr marjımızı düşürmek zorundayız. Hatta bazen bu marjı sıfıra çekmek durumundayız. Odaları doldurmak için 1500 lira yerine 700-800 lira yapıyoruz“ ifadelerini kullandı.

Urla’da otel işletmeciliği yapan Barış Öztürk de artan maliyetlerin otelcileri oldukça zorladığını ve bu süreçte bazı otellerin kapalı kalmayı tercih ettiğini belirtiyor. Otellerin mecburen fiyat artışı yaptığını aktaran Öztürk, „Bu artış bazı bölgelerde yüzde 60 şeklinde yansıtılırken bazı bölgelerde yüzde 100’ü buluyor“ diyor.

Fiyat artışlarının en fazla yaşandığı bölgelerin başında Çeşme, Bozcaada, Kaş ve Bodrum gibi yerler geliyor. Öztürk’e göre bu bölgelerdeki sınırlı yatak kapasitesi ve yoğun talep fiyatların da artmasına neden oluyor. Türkiye’de hala sınırlı bir kesimin düzenli olarak tatile çıkabildiğini belirten Öztürk’e göre önümüzdeki süreçte fiyatlar daha da artacak ve tatil yapmak zorlaşacak. Bülent Bülbüloğlu ise son yıllarda değişen alışkanlıkların da bazı bölgelerde yoğunluğa ve fiyat artışlarına neden olduğunu söylüyor. Ayrıca Bülentoğlu’na göre şu anda Rus turistlerin tercih ettiği bölgeler diğer tatil yörelerine göre daha ucuz.

Savaş Türkiye turizmini vurdu

To view this video please enable JavaScript, and consider upgrading to a web browser that supports HTML5 video

Tercihi ve süreyi değiştiriyor

İç pazardaki turizm hareketinin oldukça önemli olduğunu aktaran Bülbüloğlu, düşen alım gücü ile birlikte vatandaşların tatillerini de küçülttüğünü belirtiyor. Buna göre geçen yıl 5 yıldızlı otellerde kalanlar bu yıl 4 yıldızlı ya da daha uygun fiyatlı otelleri tercih ediyor. 5 gün tatil yapan 4 güne, 4 gün yapan 3 güne düşürüyor. İnsanların bu yıl biraz daha zorlanacağını ifade eden Bülbüloğlu, mali imkanların da tatile çıkma konusunda temel unsur haline geldiğinin altını çiziyor.

Bülent Bülbüloğlu, tatilin maliyeti için ise şu değerlendirmelerde bulunuyor: „Bayram ve diğer tatillerde özellikle yerli turistin sevdiği bölgelerde hızlı fiyat artışları olabiliyor ama bu dönemde vatandaşlar yabancı turistlerin tercih ettiği yerleri seçtiğinde bu fiyat artışlarından o kadar etkilenmeyebilir. Bugün Marmaris’te gecelik 300 liraya da oda var 30 bin liraya da. Yine Ege’de bir otelde kişi başı 500 liraya konaklayabilirsiniz ama aynı zamanda Ege’de bir butik otelde gecelik 1500 liraya da konaklayabilirsiniz. Buradaki maliyet tercihlere göre şekillenecektir. Ancak bu yıl 3 kişilik bir ailenin 3 günlük bir otel tatili 3 bin lira seviyesinde. Geçen yıla göre tüm seçenekler arttı.“

Otobüs seferlerinde azalma var

Maliyetlerdeki artış sadece deniz, kum ve güneş tatili için yola çıkacakları etkilemiyor. Otobüsçülere göre artan maliyetler yüzünden bilet fiyatlarının katlanması memleket ziyaretine gidecek olan vatandaşı da zorluyor. Buna göre İstanbul’daki Esenler otogarından çıkan otobüs sayısı geçtiğimiz yıllara göre ciddi oranda azalacağı tahmin ediliyor.

Türkiye Otobüsçüler Federasyonu (TOFED) Başkanı Birol Özcan, İstanbul’dan bayram için yapılacak sefer sayısında önemli bir düşüş olduğunu söylüyor. Şu anda otobüslerde yüzde 80’lik bir doluluk oranının yakalandığını belirten Özcan’a göre bu yüksek doluluk oranı bir anlam ifade etmiyor. Bundan 3 yıl önce bayram tatillerinde İstanbul’dan günde 2 bin 500 otobüsün çıkış yaptığını hatırlatan Özcan bu yıl en fazla günde 1600 seferin görüleceğini anlatıyor.

Eski bayramların tadı yok

Otobüs biletlerinin genelde tek yön olarak alındığını ve hareketin de azaldığını aktaran Özcan, „Eskiden bayramlarda değil her tatil döneminde hareket olurdu. İnsanları yılda 3-4 kez memleketlerine giderdi. Bakın şöyle anlatayım artık bagajlar boş gidiyor boş geliyor. Önceden insanlar memleketlerine hediyeler götürürdü sonra dönüşte memleketinden şehirlere gıdasını getirirdi. Şimdi ne buradan gidenin ekonomik durumu var ne orada olanın ekonomik durumu var. Durum böyle olunca bayramlarda gidişler de gelişler de azalıyor. Eski bayramların tadı yok“ diyor.

Artan otoyol ve mazot ücretlerinin otobüs firmaları için sürdürülemez olduğunu ifade eden Özcan’a göre pahalı bilet fiyatları da yolcuların seyahatini engelliyor. Bu konuda otobüs yolculuğunun devlet tarafından desteklenmesi gerektiğini söyleyen Özcan, „İstanbul-Van seferi 550 lira, bunu biz isteyerek yapmadık. Otobüsler paralı köprüleri, yolları kullanmak zorunda. Bu çok büyük bir maliyet. Otobüs çoğu zaman boş geliyor. Bir sefer otobüsün lastiğini almak için bile para kazandırmıyor. Bugün İstanbul’dan Elazığ’a gidip gelmek 17 bin liralık yakıt demek. Diğer masrafları ekleyince sefere çıkmanın bir anlamı kalmıyor“ şeklinde konuşuyor.

 

Kaynak: DW – Deutsche Welle