Eczacıbaşı Topluluğu’ndan koronavirüsle mücadeleye 10 milyon liralık destek

Eczacıbaşı Topluluğu, yeni tip koronavirüsle (Kovid-19) mücadelede toplumun her kesiminin katkı sağlaması amacıyla 10 milyon liralık kaynak ayırdı.

Eczacıbaşı Holding’den yapılan açıklamada, şirketin, salgınla mücadelede ilk günden bu yana sağlanan desteğin bugün itibarıyla 4,5 milyon lira düzeyine ulaştığı, ayni katkıların süreceği bildirildi.

Desteklerin süreceğinin belirtildiği açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı Milli Dayanışma Kampanyası’na 2 milyon lirayla destek verildiği kaydedildi. Toplam ayni ve nakdi katkılar için 10 milyon liralık kaynak ayrıldığı aktarıldı.

Açıklamada, mücadelenin ilk günlerinden bu yana ulusal ve yerel makamların Eczacıbaşı ürünlerine olan ihtiyaçlarının imkanlar dahilinde karşılanmaya çalışıldığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi.

“Üretim tesislerimizin olduğu bölgelerdeki sağlık kurumlarına katkı sağlıyoruz. Bu kapsamda; Cumhurbaşkanlığı tarafından 65 yaş üstü vatandaşlara dağıtımı başlayan kolonyalar konusunda talep edilen desteği karşılamanın yanı sıra, sağlık personeline hizmet vereceğini açıklayan otellere de hijyen için gerekli olan tüm dezenfektan ürünlerimiz, temizlik kağıtları ve kimyasal ürünlerimizle destek veriyoruz.”

Üç boyutlu yazıcılar hastanelerin ihtiyaçlarını karşılamak için hizmet

VitrA İnovasyon Merkezi’nin sahip olduğu üç boyutlu yazıcılarla hızlı üretim imkanlarının, öncelikle bölgedeki hastanelerin medikal parça, araç ve gereç ihtiyacını karşılamak üzere hizmete sunulduğu anlatılan açıklamada, şu bilgiler yer aldı:

“Sağlık Bakanlığı tarafından kronik rahatsızlığı nedeniyle evden çıkması yasaklanan, sağlık sorunları nedeniyle evlerinde kalan arkadaşlarımız olmasına rağmen, başta hijyen ürünleri olmak üzere ülkemiz ihtiyaçlarına yönelik üretimi sürdürmek ve bu zorlu süreci istihdam kaybı yaşamadan atlatmak için var gücümüzle çalışıyoruz.”



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

Yaşar Holding’den ‘Milli Dayanışma Kampanyası’na 1,5 milyon liralık destek

Yaşar Holding İcra Başkanı Mehmet Aktaş, yaptığı yazılı açıklamada, kurum olarak Türkiye’yi de etkileyen yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle tüm tedbirleri aldıklarını ve bu süreçte üretimi aralıksız sürdürdüklerini aktardı.

Sağlık Bakanlığının yönlendirmeleriyle çalışanların sağlığını korumak için tüm önlemleri aldıklarını vurgulayan Aktaş, Türkiye’nin sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşabilmesi için de kontrollerini artırdıklarını ifade etti.

Mehmet Aktaş, şunları kaydetti:

“Yaşar Topluluğu olarak her zaman olduğu gibi bu zor günlerde de ülkemizin yanındayız. ‘Biz Bize Yeteriz Türkiyem‘ kampanyası kapsamında, topluma ve sağlık konusundaki çalışmalara da katkı sağlamak amacıyla 1,5 milyon liralık destek veriyoruz. Bunun yanı sıra toplum sağlığı için pandemi ile mücadele kapsamında gece gündüz mücadele veren sağlık çalışanlarımıza sağlıklı ve besleyici ürünlerimizi ulaştırarak, onlara güç vermeye çalışıyoruz.”



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

TÜSİAD Başkanı Kaslowski: Türkiye sorunlarla mücadelede yalnız kalmamalı

AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Simone Kaslowski, koronavirüs salgınının yayıldığı her ülkede ekonomi üzerinde benzer etkiler yaptığını, Türkiye ekonomisinin de finansal piyasalar, dış ticaret ve iç talep olmak üzere üç farklı kanaldan etkilendiğini anlattı.

Bu yıl hem turizm hem de ihracat gelirlerinde önemli bir gerileme görüleceğini aktaran Kaslowski, diğer taraftan iç talepte bir daralma yaşandığını, pek çok sektörün hizmetlerini salgının yayılım hızını azaltmak için durdurduğunu söyledi.

Kaslowski, dış talebin zayıf olduğu, turizm gelirlerinin önemli ölçüde azaldığı bir ortamda dengeli büyümenin çok mümkün görünmediğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Bu yıl büyümenin oldukça cüzi oranlarda gerçekleşmesi beklenmeli. 2. çeyrekte iç ve dış talep aynı anda duracak, ekonomide büyük ölçüde daralma yaşanacak. Salgının seyri eğer tahmin edildiği gibi yaz aylarında azalacaksa iç talep 3. çeyrekte geri dönecektir ama küresel ekonomide özellikle Avrupa’da ekonomik kriz çok daha uzun sürecek. Bu nedenle yılın 2. yarısında dış talepten büyük bir katkı beklememek gerekir. 2020 iç talep ağırlıklı büyüyeceğimiz bir yıl olacak. Biz olumlu düşünerek küçük de olsa pozitif bir büyüme yakalayacağımıza inanıyoruz. Enflasyon üzerinde petrol başta olmak üzere emtia fiyatlarındaki düşüş olumlu etki yapıyor, ancak döviz kurunda artış sürüyor. Enflasyon yıl sonunda yüzde 9-10 civarında kalabilir. Turizm ve ihracat gelirlerindeki kayıplar nedeniyle çok sınırlı bir cari açık bu yıl görebiliriz.”

Merkez Bankası döviz rezervinde son aylarda hızlı bir gerileme olduğuna işaret eden Kaslowski, döviz likiditesine özellikle dikkat edilmesi gereken bir döneme girildiğini dile getirdi.

Kaslowski, uluslararası kurumlarla iş birliğine her zamankinden daha fazla önem verilmesi gerektiğine dikkati çekerek, “Küresel finansal risklerle mücadele uluslararası iş birliği içerisinde yürütülmeli. Bu amaçla pek çok uluslararası kurum şimdiden önemli fonlar ayırdı. Fed pek çok ülkeyle döviz swap hattı açtı. Türkiye de bu sorunlarla mücadelede yalnız kalmamalı.” ifadelerini kullandı.

“Paketin genel büyüklüğü ekonominin büyüklüğü ile orantılı olmalı”

Simone Kaslowski, destek programının temel amacının istihdamı korumak ve işletmelerin devamlılığını sağlamak olması gerektiğini, mevcut ekonomik yapının korunamadığı durumda, salgın geçtikten sonra ekonomiyi ayağa kaldırmak için çok daha uzun bir süreye ve daha fazla kaynağa ihtiyaç duyulacağını dile getirdi.

Ne kadar erken ve yaygın destek verilirse yapıyı muhafaza etmenin o kadar mümkün olacağını vurgulayan Kaslowski, şunları ifade etti:

“Bu nedenle destek programının odağı işletmelerin nakit akışlarındaki bozulmanın zincirleme iflaslara neden olmasını engellemek ve istihdam kayıplarını en aza indirmek olmalı. Bunun yanında genel makroekonomik dengelerin sarsılmaması ve finansal bir krize neden olmaması için de tedbirler alınmalı. Döviz likiditesinde sorun yaşanmaması için Fed ile swap hattı açılması ya da alternatif dış kaynak bulunması için girişimlerde bulunulması bu anlamda önemli olacaktır. Paketin genel büyüklüğü ise ekonominin büyüklüğü ile orantılı olmalı. Yurt dışı örnekler verilen desteklerin Avrupa’da milli gelirin yüzde 20’leri civarında olduğunu gösteriyor. Ülkemizin kaynakları maalesef daha sınırlı ve enflasyon tehlikesi büyük, ancak etkileri nedeniyle neredeyse savaş durumuna benzetilen böyle bir dönemde istihdamın ve ekonomik sistemin korunması zorunlu. İstihdamın ve işletmelerin devamlılığını sağlama hedefi doğrultusunda destek paketlerinin milli gelirin yüzde 10’u seviyesinde bir büyüklüğe ulaşmasını beklemek daha gerçekçi olacaktır. Elbette öncelik ve birincil koşul ise Bilim Kurulu’nun virüsün yayılım hızını azaltmak için tavsiyelerine uymak olmalı. Çünkü insan hayatı her şeyden kıymetli ve sağlık sistemimizin devamlılığı esastır.”

Artık bilim insanlarının uyarılarını hem devletlerin hem de iş dünyasının daha da fazla dikkate almasının önemine işaret eden Kaslowski, küresel risklere bu gözle bakılması gerektiğini vurguladı.

Kaslowski, salgının etkileri ile mücadele ederken iklim değişikliğiyle, plastik kirliliğiyle uzun vadeli mücadelenin de zayıflatılmaması gerektiğini vurgulayarak, “Aksine daha güçlü adımları kararlılıkla atmalıyız. Kurumların yetersiz olması onlara ihtiyaç olmadığını değil, uygulamada yetersiz kaldıklarını gösterdi. Küresel koordinasyon ve iş birliğini hızlı ve verimli şekilde sağlamak, yeni dönemde üzerinde çalışmak zorunda olduğumuz bir gerçek. Sınırların içine kendimizi kapatmanın çare olmadığı bir kez daha görüldü. Pek çok ülke birbirlerine bilimsel veri aktarımı, test kitleri, sağlık ekipmanları, hatta sağlık personeli göndererek destek verdi. Bence bunlar gelecek yeni döneme ilişkin umutlu olmamız için iyi işaretler.” diye konuştu.

“Hane halkına doğrudan destekler gündeme gelmeli”

Simone Kaslowski, krizle mücadelenin, tüm ülkelerde bir süreç yönetimini ve pek çok alanda etkili adımların hayata geçirilmesini gerektirdiğini belirterek, “Ülkemizde istihdamı korumak ve özellikle küçük işletmeleri, esnafı, ticaret erbabını, kendi işinde çalışan kişileri desteklemek açısından yeni adımlara ihtiyaç var. Her ne kadar vergi ertelemeleri ve finansmana erişim açısından kolaylıklar sağlansa da burada bankacılık sektörü kaynakları tek başına herkese yetemeyecektir.” diye konuştu.

Merkez Bankası’nın bankalara çok ciddi likidite sağladığını, işsizlik fonuna likidite sağlamak için tahvil alımlarına da başladığını anımsatan Kaslowski, ancak bu kadar riskli bir ortamda kredibilitesi iyi olan firmaların öne çıkacağını söyledi.

Kaslowski, bu nedenle Kredi Garanti Fonu’nun teminat gösteremeyecek durumda olan küçük işletmeler için kritik olduğunu vurgulayarak, “Burada maliyet avantajı olduğu için şimdiden firmalar arasında bir yarış başladı, limitler yetmiyor.” dedi.

Salgın nedeniyle ücretleri ödeme zorluğu yaşayan firmaların kısa çalışma ödeneğinden faydalandığını, bu ödeneğin ücreti belli bir tavana kadar karşılayabildiğini aktaran Kaslowski, “Ödeneğe başvuru koşulları bir miktar kolaylaştırıldıysa da bu imkandan son 3 yılda en az 450 gün SGK primi ödemiş olma koşuluna uyabilen çalışanlar yararlanabilecek. Bu dönemin koşulları dikkate alınarak, süre şartlarının daha fazla çalışanı kapsayacak şekilde hafifletilmesi düşünülebilir.” ifadelerini kullandı.

Kaslowski, halen önemli bir oranı temsil eden kayıt dışı çalışanların bu desteklerden yararlanma şansına hiç sahip olamadığına işaret ederek, salgın durumunda devletin herkese elini uzatması, dolayısıyla hane halkına doğrudan desteklerin de gündeme gelmesi gerektiğini söyledi.

“Salgın sonrası normale dönüşün planlanması gerek”

Kaslowski, vergi kolaylıklarının tüm sektörlere değil sadece “mücbir sebep” tanımındakilere sağlandığına dikkati çekerek, şunları ifade etti:

“Bu yeterli değil. Desteklerin işletmelerimizin olağan faaliyetlerinin sürdürülebilirliği anlayışıyla formüle edilmesi gerek. Çünkü salgının etkisi geçtiğinde üretime hızla ve sorunsuz geri dönebilmemiz lazım. Bu işletmelerimiz istihdam, vergi, inovasyon, katma değer ve ihracatı sürdürülebilir kılan unsurlardır. Cirosu belli bir oranın üzerinde düşen herkese kolaylık sağlanmalı. Ayrıca seçilen sektörlerin tedarik zincirlerinin nasıl etkilendiği de mutlaka hesaba katılmalı. Destekler tasarlanırken kısa vadede ekonomiye can suyu vermek ne kadar önemliyse, salgın sonrası normale dönüşün de planlanması gerekir. Bu nedenle uzun vadede yatırım ortamına zarar verebilecek serbest piyasa uygulamalarından uzak bazı düzenlemelerden de kaçınılmalıdır. Örneğin bankacılıkta yapılacak düzenlemeler Basel kriterlerinden fazla uzaklaşmamalı, ticaret kanunu ve şirketlerin sermaye yapılarına ilişkin kararlar alınacaksa yatırımcı beklentilerini olumsuz etkilememesine dikkat edilmeli.”

Üyeleri için finansmana erişim, vergi ve istihdamın en öncelikli konular olduğunu belirten Kaslowski, gelirlerin ciddi oranda düşmesine rağmen hem istihdamı korumaya hem de borçlarını döndürmeye çalıştıklarını söyledi.

Kaslowski, tam anlamıyla bir kriz yönetimi durumunda olduklarını vurgulayarak, “Tüm dünyada hayatın alıştığımız gibi gitmeyeceğini biliyoruz. Dijital teknolojilerin daha da ön plana çıkacağı, zaten hızla dönüşmekte olan dünyada dönüşümün daha da hızlanacağını tahmin etmek zor değil. Şirketler açısından risk yönetimine bakış da fazlasıyla değişecek.” diye konuştu.

Bu krizde de uluslararası kurumların yetersiz kaldığını bir kez daha gördüklerini, ancak bu sefer uluslararası iş birliğinin ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunun hatırlandığını anlatan Kaslowski, kendilerinin de yurt dışındaki muadilleriyle krizle mücadele konusunda sürekli iletişim kurduklarını bildirdi.

Kaslowski, kolay bir ortamda çalışmadıklarına işaret ederek, “Her gün, değişen mevzuatı ve açıklanan düzenlemeleri takip ediyoruz, üyelerimizi bilgilendiriyoruz. Bize en çok mevzuattaki değişikliklerin iş hukuku ve sözleşmeler üzerindeki etkileriyle ilgili sorular geliyor. Uzmanlarla webinarlar düzenleyerek üyeleri sürekli bu konularda bilgilendiriyoruz. Ayrıca kurduğumuz online Covid-19 portalı yoluyla yaşadıkları sorunları ve önerilerini topluyor, ilgili kamu kuruluşlarına, bakanlıklara iletiyoruz. Tabii çalışmaya devam eden yerlerde de sağlık tedbirlerine ilişkin yapılması gerekenler ön planda. Üyeler kendi iyi uygulamalarını birbirleriyle paylaşıyor, resmi kurumlarca yayınlanan rehberlere uyumu sağlamaya çalışıyorlar.” bilgilerini verdi.

G20’nin bu anlamda daha aktif olması, daha bağlayıcı ve net kararlar alabilen bir kurum haline gelmesi gerektiğine vurgu yapan Kaslowski, destekleri tasarlarken mümkün olduğunca geniş bir şekilde çalışan kesimin yararlanmasını sağlamanın önemine işaret etti.

Kaslowski, bu süreç bittiğinde vatandaşların yönetimlerin krizle iyi mücadele edip edemediklerini ciddi bir sorgulamadan geçireceğini belirterek, hem devlet sistemlerinin hem de hükümetlerin ciddi biçimde sorgulanacağı bir dönemin beklediğini, şirketler için de risk yönetiminin odağa oturduğu bir yönetim anlayışının devreye gireceğini dile getirdi.

“Salgının yarattığı ekonomik yükle sadece tek bir kesimin baş etmesi mümkün değil”

Kaslowski, TÜSİAD üyelerinin salgının en başından bu yana bütün imkanlarıyla halkın ve ülkenin süreci en az hasarla atlatması için seferber olduğunu belirterek, istihdamı korumaya öncelik verirken, bir yandan da bu süreçte halk sağlığı açısından çok önemli ihtiyaçları karşılamak için çalıştıklarını ifade etti.

Yapay solunum cihazı, tıbbi destek ekipmanları, test kabinleri ve yoğun bakımda gerekli teçhizatların üretimini üstlendiklerini anlatan Kaslowski, “Bu süreçte temel ihtiyaç malzemelerine halkımızın hiçbir sorun yaşamadan ulaşabilmesi için üyelerimiz olağanüstü bir çaba gösteriyor. İnternet üzerinden sipariş ve eve teslimat sistemleri güçlendirildi. Belli bir yaşın üzerindeki vatandaşlarımıza ücretsiz verilen hizmetler var. Gıda başta olmak üzere temel ürünlerin tedarikinde sıkıntı olmaması için yoğun çaba gösteriliyor.Üyelerimizin açıkladığı tüm bu yardımlar ve kurdukları destek mekanizmaları tüm Türkiye için çok değerli. Üyelerimizle gurur duyuyoruz.” değerlendirmelerini yaptı.

Kaslowski, salgının yarattığı ekonomik yükle hiçbir ülkede sadece tek bir kesimin baş etmesinin mümkün olmadığını vurguladı.

Ulusal boyuttaki afetlerde öncelikle kamu kaynakları ve politikalarının kapsayıcı şekilde harekete geçirilmesinin sağlandığı takdirde, iş dünyası ve toplumun tüm kesimlerinin dayanışması ile ekonominin kalıcı hasara uğramasının engellenebileceğinden bahseden Kaslowski, “İnsanlığın karşılaştığı bu önemli sınavda sorumluluğumuzun bilincinde olarak, küresel gelişmeleri takip etmeyi ve ülkemizin işvereniyle, çalışanıyla ve tüm toplumuyla en az hasarla etkilenmesi için katkımızı sunmayı sürdüreceğiz.” dedi.

Kaslowski, sürecin başından bu yana Bilim Kurulu’nun çeşitli tavsiyeler verdiğine de değinerek, şunları söyledi:

“Salgının seyrine göre, bazı ülke örneklerinde de görüldüğü gibi, zorunlu iş alanları hariç çalışma hayatının ve sokağa çıkmanın kısıtlandığı tedbirlere ihtiyaç elbette duyulabilir. Güney Kore ve Almanya örneğindeki gibi başından itibaren çok test yapıp her vakayı ve o vaka ile temas edenleri izole etme stratejisi salgını kontrol altında tutmak için başarılı bir yöntem. Son dönemde alınan daha sıkı kararlarla ülkemizde bölgesel yayılımın önüne geçilmeye çalışılıyor. Pek çok ülkede daha sıkı tedbirlere mecbur kalındığını da biliyoruz. Bu salgınla mücadele için her türlü senaryoya hazırlıklı olmak zorundayız. Bu durumda ekonomik açıdan da daha büyük destekler gerekebilir. Buna da eş zamanlı olarak hazırlıklı olunması gerekiyor.”



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

Ekonomistler enflasyonda gelecek dönem gıda fiyatlarına dikkati çekiyor

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), martta aylık yüzde 0,57, yıllık yüzde 11,86 artarak AA Finans Anketi’ne katılan ekonomistlerin sırasıyla yüzde 0,53 ve yüzde 11,81 olan beklentilerinin hafif üzerinde gerçekleşti.

Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ve AA Finans Analisti ve ekonomist Haluk Bürümcekçi, “Skype” üzerinden AA muhabirinin enflasyon gelişmeleri ve Merkez Bankasının gelecek dönem kararlarına ilişkin sorularını yanıtladı.

Erhan Aslanoğlu, martta enflasyonun beklentilerinin görece üzerinde gerçekleştiğini, yılın geri kalanda ise gıda fiyatlarının enflasyon üzerinde daha etkili olabileceğini söyledi.

Enflasyon rakamlarının geçen yılın aynı ayına göre düşük ve yıllık bazda da enflasyonda bir miktar gerilemeye işaret ettiğini belirten Aslanoğlu, enflasyonda son üç ayda hem yıllık hem de aylık bazda gıda, sağlık ile çeşitli mal ve hizmetler kaleminin öne çıktığını dile getirdi.

Aslanoğlu, şöyle devam etti:

“Mart ayında sağlık ile çeşitli mal ve hizmet kalemleri daha ön plana çıktı. Gıda da son bir yıllık enflasyon yüzde 10 civarında ama son üç aylık enflasyon yüzde 9 civarına geldi. İçinde bulunduğumuz dönem genel özellikleri itibarıyla da en azından belirli ürünler başta olmak gıdaya görece daha fazla talebin olduğu bir dönem. Bu dönemde fiyatlama davranışlarında belki bazı perakendeciler ve üreticilerde aşırı fiyatlama davranışı gördük. İçinde bulunduğumuz dönemde bu devam edebilir.”

Erhan Aslanoğlu, martta gıdadaki hareketin aslında önceki aylara göre daha düşük kaldığını ifade etti.

Son üç ayda gıdanın geldiği seyir ve gelecek dönem dikkate alındığında gıdaya çok dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Aslanoğlu, “Hava şartları ve genel koşullar da bunda etkili olacak ama gıdanın 2020 enflasyonu açısından yine ön plana çıkacağı kanaatindeyim.” şeklinde konuştu.

“Enflasyonda çift haneli rakamlarda bir süre devam etmemiz olası”

Prof. Aslanoğlu, Üretici Fiyatları Endeksi’ne (ÜFE) bakıldığında ise artışın daha yüksek olduğunu, ÜFE’nin hem geçen yıla hem de son üç aylık trende göre gelecek aylar için yükseliş sinyali ortaya koyduğunu belirtti.

Özellikle, ÜFE’nin döviz kurundaki artışı daha hızlı yansıtan bir endeks olduğuna dikkati çeken Aslanoğlu, gelecek dönemde kurdaki yukarı yönlü hareketlenmenin devam etmesi halinde TÜFE’ye yansımasının olası olduğunu söyledi.

Aslanoğlu, aylık ve yıllık bazda özel kapsamlı endekslerden B ve C endekslerinin de son iki aya göre yukarı yönlü bir hareketlenme gösterdiğini anımsatarak, bu verilere göre enflasyonun gelecek aylarda artış eğilimi içinde olabileceğini dile getirdi.

Talep enflasyonun gıda, temel temizlik ve sağlık ürünleri dışında etkisini hissettirecek gibi görünmediğine işaret eden Aslanoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Buradan çok bir baskı beklemiyorum. Ama Türkiye’de gıdanın ağırlığı yüksek olduğu için önümüzdeki aylarda gıda ve kura bağlı olarak enflasyonda yine çok hızlı bir aşağı iniş olacağını da zannetmiyorum. Çift haneli rakamlarda bir süre devam etmemizin daha olası olduğunu düşünüyorum. Koronavirüsle (Kovid-19) ilgili gelişmeler olumluya dönerse muhtemelen bunu kurda da hissedeceğimiz için enflasyon baskısı azalabilir. Ama bunun cevabını vermek için henüz erken. Merkez Bankası açısından mevcut verilerin ekonomik tabloyu çok fazla değiştirmediği kanaatindeyim. Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) da gıda tarafına daha çok dikkat edeceğini düşünüyorum. Zaten oldukça önemli bir faiz indirimi yaptı. Faiz indirimine bir miktar devam edebilir ama asıl para politikası miktarsal genişleme tarafında olacak, bunu çeşitlendirme tarafında olacaktır diye düşünüyorum.” 

“Akaryakıt fiyatları enflasyonu aşağı yönlü etkiledi”

AA Finans Analisti ve ekonomist Haluk Bürümcekçi de genel anlamda enflasyonda sürpriz bir gelişme olmadığını, geçen seneye göre yarı yarıya ve uzun yıllar ortalamasının altında olması sebebiyle mart enflasyonuna olumlu denilebileceğini belirtti.

“Yıllık enflasyonda gerileme başladı. Şubat ayında gördüğümüz seviyeler yılın zirvesi olabilir gibi duruyor. Fakat bütün bunlar bir kur şoku olmadığı senaryo altında geçerli.” diyen Bürümcekçi, kurlarda son dönemde yukarı yönlü bir hareketlenme olduğunu ifade ederek, kısa vadede bakıldığında ise akaryakıt fiyatlarının enflasyonu aşağı yönlü etkilediğini bildirdi.

Bürümcekçi, özellikle kur geçişkenliği yüksek olan gruplarla hizmetlerde bir hareketlenme gözlemlendiğini söyledi.

İşlenmiş gıda tarafının fiyatların özellikle yüksek seyrettiğini, aslında gıda enflasyonu gerilemiş gibi göründüğünü ancak bunun tamamen meyve-sebze fiyatlarından kaynaklandığını ifade eden Bürümcekçi, çünkü geçen yıl meyve-sebze fiyatlarının çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

Haluk Bürümcekçi, meyve-sebze tarafının problemli olduğunu ve gelecek aylarda bunun ortaya çıkabileceğini belirterek, “Bu durum yıllık enflasyonda dalgalanma meydana getirebilir. Ama bugünden baktığımızda nisan ayında akaryakıt fiyatlarının aşağı yönlü etkisinin olacağını görüyoruz. Buna karşılık kur artışının hızlanması biraz daha olumsuz yansıyabilir. Yine de geçen seneki TÜFE’nin yüksek olması sebebiyle enflasyonda kademeli gerileme devam edebilir.” değerlendirmesinde bulundu.

Ölçülü faiz indirimi gelebilir

Haluk Bürümcekçi, belirgin bir kur şoku olmadığı takdirde yıl sonunda enflasyonun yüzde 10-11 seviyesinde olabileceğini söyledi.

Sadece enflasyon dikkate alındığında TCMB’nin faiz indirimleri için bunun bir engel teşkil etmediğini ancak son dönemde finansal istikrar açısından riskin arttığını belirten Bürümcekçi, özellikle tahvil faizlerinin son dönemdeki gelişmelere tepki verdiğini, off-shore swap faizlerinin çok yükseldiğini bildirdi.

Bürümcekçi, ülke risk priminin (CDS) 600’ün üzerine çıktığını hatırlatarak, “Aslında bunlar TCMB’nin sürekli baktığı şeyler. Üstelik, kurlarda da ciddi baskı görüyoruz. O yüzden Merkez Bankasının biraz daha ihtiyatlı olması gerekiyor. 22 Nisan’daki toplantıya kadar vakit var, Merkez Bankası da izleyecektir.” dedi.

Birçok merkez bankasının faiz indirimine gittiği dönemde TCMB’nin de politika faizini 100 baz puan düşürdüğünü anımsatan Bürümcekçi, “TCMB, indirim yapacaksa daha ölçülü yapmalı. Biraz daha dikkatli gitmesi lazım. Çünkü, Türk lirası üzerindeki baskı çok arttı. Bu da başka sonuçlara yol açıyor. Birazcık frene basmasında fayda var diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

Sanayi kenti Bursa’dan ilk çeyrekte 3,6 milyar dolarlık ihracat

Yılın ilk çeyreğinde 180 ülke ve özerk bölge ile serbest bölgeye 3 milyar 567 milyon 653 bin dolarlık ihracat gerçekleştiren Bursa, İstanbul’un ardından en fazla dış satım yapan ikinci il oldu.

AA muhabirinin, Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerinden derlediği bilgilere göre, Bursa’nın ocak-mart ihracatı özellikle tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 4,28 düştü.

İhracat sıralamasında geçen ay Kocaeli’nin önüne geçen Bursa, ilk çeyrekte İstanbul’un ardından ikinci sıradaki yerini korudu.

Bursa’dan en fazla ihracatı, OYAK Renault, TOFAŞ, Bosch ve Karsan gibi dev firmaların da aralarında bulunduğu otomotiv endüstrisi yaptı. Sektörün 3 aylık dış satımı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,97 azalarak 1 milyar 974 milyon 638 bin dolar oldu.

Otomotivin ardından en fazla ihracata, hazır giyim ve konfeksiyon sektörü imza attı. Bu sektörde faaliyet gösteren ihracatçılar ocak-mart döneminde 371 milyon 647 bin dolarlık dış satıma ulaştı.

Şehrin ihracatında üçüncü sırada yer alan tekstil ve ham maddeleri sektörünün ilk çeyrekteki dış satımı da 260 milyon 231 bin dolar olarak gerçekleşti.

Bursa’dan ilk çeyrekte “çelik”, “demir ve demir dışı metaller”, “makine ve aksamları”, “kimyevi maddeler ve mamulleri” ile “mobilya, kağıt ve orman ürünleri” sektörlerinde 100’er milyon doların üzerinde ihracat yapıldı.

Aynı dönemde Bursa’dan 180 ülke ve özerk bölge ile serbest bölgeye yapılan ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,28 azalarak 3 milyar 567 milyon 653 bin dolar olarak kayıtlara geçti.

ABD’ye ihracatta yüzde 25, İsrail’e yüzde 47 artış

İlk çeyrekte Bursa’dan en fazla ihracat yapılan ülke, büyük çoğunluğu otomotiv endüstrisi olmak üzere 465 milyon 884 bin dolarla Almanya oldu.

Almanya’nın ardından 366 milyon 840 bin dolarla Fransa ikinci, 300 milyon 309 bin dolarla İtalya üçüncü, 263 milyon 729 bin dolarla İspanya dördüncü sırada yer aldı.

Bursalı ihracatçıların önemli pazarlarından ABD’ye yapılan dış satımda yüzde 25,69’luk artış görüldü. Bu ülkeye yapılan ihracat 130 milyon 637 bin dolardan 164 milyon 201 bin dolara yükseldi.

Ocak-martta İsrail’e yapılan ihracat da yüzde 47 artarak 72 milyon 206 bin dolardan 106 milyon 725 bin dolara çıktı.



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

BDDK’dan dolandırıcılara karşı uyarı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan (BDDK) yapılan açıklamada, son günlerde BDDK’nın adının kullanılarak gerek sosyal medya hesaplarıyla, gerekse cep telefonlarına gönderilen kısa mesajlarla, kurum tarafından alınmış bir karar kapsamında ödeme yapılacağı veya maddi bir menfaat sağlanacağı yönünde gerçek olmayan vaatlerle, vatandaşların kişisel verileri ve kart bilgilerinin ele geçirilmeye çalışıldığı yönünde ihbar ve şikayetler alındığı belirtildi.

Bu bağlamda, BDDK tarafından alınan herhangi bir karar kapsamında vatandaşlardan kart bilgisi başta olmak üzere herhangi bir kişisel verinin talep edilmesinin söz konusu olmadığı, sosyal medyada veya cep telefonlarına gelen kısa mesajlarda yer alan bu tür ifadelerin dikkate alınmaması ve yalnızca kurumun resmi internet sitesi olan https://www.bddk.org.tr adresinden yapılan duyurulara itibar edilmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Ayrıca, yaşanabilecek mağduriyetlerin önüne geçilmesini teminen, vatandaşlarımızın benzer bir durumla karşılaşması halinde, kurumumuz resmi internet sitesinde yer alan ‘iletişim’ sekmesi altındaki ‘E-Şikayet’ bölümünden (https://ebulten.bddk.org.tr/esikayet/) ekran görüntüsü ve varsa diğer belgeler ile birlikte kurumumuza ihbarda bulunması önem arz etmektedir. Diğer taraftan, yukarıda açıklanan ve benzeri yöntemlerle dolandırıcılık girişiminde bulunduğu tespit edilen kişiler hakkında bugüne kadar kurumumuzca ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvuruda bulunulmuş olup, bundan sonra da gerekli yasal yollara başvurulacağı tabiidir.”



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

Gram altın 347 lira seviyelerinde

Altının gram fiyatı, tüm zamanların en yüksek seviyesini görmesinin ardından 346,7 liradan alıcı buluyor.

Dün, dolar kurundaki düşüşe karşın altının ons fiyatındaki yükselişin etkisiyle sınırlı değer kazanan gram altın, günü bir önceki kapanışa göre yüzde 0,1 artışla 343,1 liradan tamamladı.

Yeni güne artışla başlayan altının gram fiyatı, 348,9 lira ile rekor seviyeyi görmesinin ardından, saat 11.50 itibarıyla önceki kapanışın yüzde 1 üzerinde 346,7 liradan işlem görüyor. Aynı dakikalarda çeyrek altın 573 lira, Cumhuriyet altını da 2.332 liradan satılıyor.

Altının ons fiyatı şu dakikalarda önceki kapanışa göre yüzde 0,1 artışla 1.611,1 dolar seviyesinde bulunuyor.

Analistler, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ekonomiye etkilerini azaltmak için dünya genelinde atılan adımlara karşın vaka ve ölüm sayılarındaki artışın hızla devam ettiğini belirtti.

Bugün, yurt dışında ABD’nin istihdam raporundaki verilerin takip edileceğini bildiren analistler, teknik açıdan altının onsunda 1.590 doların destek, 1.635 doların direnç konumunda bulunduğunu söyledi.

Analistler, gram altında 350 liranın gündeme gelebileceğini, 330 liranın ise destek konumunda olduğunu kaydetti.



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

Dünya Bankası’ndan gelişmekte olan ülkelere Kovid-19 desteği


KORONAVİRÜS HABERLERİ


Dünya Bankası yönetimi, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelede gelişmekte olan ülkeleri güçlendirmek amacıyla, gelecek 15 ay içinde 160 milyar dolarlık kaynağın sağlanacağı yeni bir destek programını başlattıklarını duyurdu.

Bankadan yapılan açıklamada, Dünya Bankası Yönetim Kurulu’nun, Kovid-19 salgınıyla mücadeleye yönelik, gelişmekte olan ülkeler için bir dizi acil durum desteğini onayladığı bildirildi.

Program kapsamında, ilk olarak 25 ülkeye 1,9 milyar dolarlık destek sağlanacağı ve 40’dan fazla ülke için de yeni operasyonların hızla ilerleyeceği kaydedildi.

Açıklamada, söz konusu desteğin ilk aşama sağlanacağı ülkelerin Afganistan, Arjantin, Cape Verde, Kamboçya, Kongo, Cibuti, Ekvador, Etiyopya, Gana, Haiti, Hindistan, Kenya, Kırgızistan, Maldivler, Moritanya, Moğolistan, Pakistan, Paraguay, Sao Tome ve Principe, Senegal, Sierra Leone, Sri Lanka, Tacikistan, Gambiya ve Yemen olduğu belirtildi.

Dünya Bankası’nın Kovid-19 önlemlerini desteklemek amacıyla gelecek 15 ay içinde yaklaşık 160 milyar dolarlık kaynak sağlamaya hazırlandığının ifade edildiği açıklamada, ekonomik programla toparlanma süresinin kısaltılması, büyüme koşullarının yaratılması, küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi ile yoksulların korunmasına yardımcı olunmasının amaçlandığı aktarıldı.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Dünya Bankası Başkanı David Malpass, Kovid-19 salgının yayılmasını azaltmak için geniş ve hızlı adımlar atıldığını, bankanın 65’ten fazla ülkede operasyonları olduğunu vurguladı.

Malpass, gelişmekte olan ülkelerin Kovid-19 salgınına müdahale yeteneklerini geliştirmek, bu ülkelerin ekonomik ve sosyal toparlanma sürelerini kısaltmak için çalıştıklarını belirtti.

Yoksul ve savunmasız ülkelerin en ağır darbeyi almasının muhtemel olduğuna işaret eden Malpass, dünya genelindeki ekiplerinin devam eden krize karşı ülkesel ve bölgesel düzeydeki çözümler üzerinde çalışmaya devam edeceğini bildirdi.

Öte yandan açıklamada, Uluslararası Finans Kurumunun da salgından etkilenen özel şirketlere yardımcı olmak için 8 milyar dolarlık finansman sağladığı kaydedildi.



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

S&P, ABD’nin kredi notunu teyit etti

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), ABD’nin “AA+” olan uzun vadeli kredi notunu teyit etti ve görünümünü “durağan” olarak belirledi.

S&P’den yapılan açıklamada, ABD’ye yönelik yapılan derecelendirmenin ülkenin çeşitlendirilmiş ve dayanıklı ekonomisi ile kapsamlı para politikası esnekliğini yansıttığı ifade edildi.

Açıklamada, derecelendirmenin yüksek genel hükumet borcu ve mali açıklarla kısıtlandığı belirtilerek, bunların yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle ortaya çıkan ekonomik şokla bu yıl daha da kötüleşmesinin beklendiği aktarıldı.

“Teşvikler ekonomik gerilemeyi sınırlandıracak”

Kredi derecelendirme kuruluşunun açıklamasında, ABD’nin uzun vadeli “AA+” ve kısa vadeli “A-1+” olan talep edilmemiş (unsolicited) kredi notlarının teyit edildiği ve uzun vadeli görünümünün “durağan” olduğu kaydedildi.

Açıklamada, Kovid-19 salgınıyla mücadele kapsamında hazırlanan, benzeri görülmemiş mali ve parasal teşviklerin ekonomik gerilemeyi sınırlamasının ve 2021’de toparlanma için zemin hazırlamasının beklendiğine vurgu yapıldı.

Ekonomik ve diğer politikaların uygulanmasına ilişkin siyasi tartışmaların kasımda yapılacak seçimlere kadar devam edeceğine işaret edilen açıklamada, seçim sonuçlarına bakılmaksızın Kovid-19 salgınının etkilerinin hafifletilmesini amaçlayan ekonomik önlemlerin sürekliliğinin beklendiğine dikkat çekildi.

Ekonomide bu yıl daralma beklentisi

Açıklamada, 2021’de bu yılki üretim kaybını kısmen telafi edecek ve gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) büyümesini sürdürecek bir ekonomik toparlanmanın beklendiği vurgulanarak, bunun gelecek yıl ılımlı bir mali iyileşme sağlayacağına işaret edildi.

ABD’nin ekonomik büyümesine ilişkin tahminlerin de yer aldığı açıklamada, ülkede GSYH’nin bu yıl yüzde 1,3 daralmasının, 2021’de ise yüzde 3,2 büyümesinin beklendiği bilgisine yer verildi.

Ülkedeki işsizlik oranının da bu yılın ikinci yarısında yüzde 10’u aşabileceğinin belirtildiği açıklamada, söz konusu oranın yıl sonunda yüzde 7’ye gerileyeceği, 2021’de ise yüzde 6’nın altına düşebileceği ileri sürüldü.

Açıklamada, enflasyon oranının bu yıl yüzde 0,1 olmasının, 2021’de ise yüzde 2,5 seviyesinde gerçekleşmesinin öngörüldüğü de ifade edildi.



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA