Bakan Varank, yerli elektrikli faytonu F1 pistinde kullandı

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Bursa ve Denizli’de elektrikli araçlar üreten bir firmanın elektrikli faytonunu, geçmişte Formula 1 yarışlarına da ev sahipliği yapan Tuzla’daki İstanbul Park’ta test etti.

Test sırasında Bakan Varank’a, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, Pendik Belediye Başkanı Ahmet Cin, Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, Elektrikli faytonu üreten Referans Limited Şirketi’nin Genel Müdürü Haluk Şahin ve Intercity Yönetim Kurulu Başkanı Vural Ak da eşlik etti.

Elektrikli faytonla ilgili yetkililerden bilgi alan Varank, hem faytonun hem de firmanın diğer elektrikli araçlarının direksiyonuna geçti.

“Güzel ve kullanışlı bir araç”

Varank, test sürüşü sonrası yaptığı açıklamada, son zamanlarda faytonların gündemde olduğunu belirterek, “Bu firma, yerli golf araçları, elektrikli araçlar üretiyor. Aynı zamanda inovatif bir ürün olan elektrikli fayton da geliştirdi. Biz de belediye başkanlarımızı ve sayın valimizi yanımıza aldık ve bu aracı test ettik. Gerçekten memnun kaldık. Gayet güzel ve kullanışlı bir araç.” dedi.

“Hayvanlara eziyet edilmemeli”

Varank, atlı faytonların elektrikli alternatifinin bulunduğunu, hayvanlara eziyet edilmemesi bakımından elektrikli araçların kullanılması gerektiğini vurguladı.

Yerli üreticilerin desteklenmesi gerektiğine işaret eden Varank, “Her ortamda yerli üretimin öneminden ve kullanımından bahsediyoruz. Ülkemizde üretilen ürünlerin yabancı ürünlere tercih edilmesini istiyoruz. Bu konuda aslında mevzuat da var. Yerli ürünlere fiyat avantajı uygulanması konusunda mevzuat şu anda zaten uygulamada.” diye konuştu.

Varank, yerli ve milli olarak geliştirilen ürünlerle bir başarı hikayesi yazmak istediklerini vurgulayarak, “Burada da bir örneğini görmüş olduk. İnşallah böyle ürünler Türkiye’de kullanılır, hem vatandaşlarımızın hem de turistlerimizin faydasına sunulur.” dedi.

Teknolojik ürünlerde yerli üretime dönük fiyat avantajlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Varank, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Mevzuatta yerli malı ürünlere özellikle kamu ihalelerinde yüzde 15 fiyat avantajı uygulanması orta ve yüksek teknolojili ürünler için mecburi. Diğer ürünler için de bu durum kamu otoritelerinin kararına bırakılmış durumda. Yerli ürünlere fiyat avantajı uygulanması konusunda kamu idarelerimizle, bakanlıklarımızla, yerel yönetimlerimizle sık sık görüşmeler gerçekleştiriyoruz.

Yerli üreticilerin yüzde 15 fiyat avantajıyla desteklenmesi, hem üretemediğimiz ürünlerin millileştirilmesi açısından, hem de Türkiye’de bir ölçek oluşturulması açısından önem taşıyor. 11. Kalkınma Planı çerçevesinde Sanayi İcra Kurulu kurulması mevzu bahis. Burada özellikle kamu alımlarında, büyük ölçekli ihalelerde yerlileşmeyi temin edecek şekilde Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik edeceği bir kurul oluşturmak istiyoruz. Bu kurul vasıtasıyla da Türkiye’de yerlileştirme alanında önemli bir adım atmış olacağız.”

“Düşük enerji tüketimine sahip ve çevre dostu”

Elektrikli faytonu üreten Referans Limited Şirketi’nin Genel Müdürü Haluk Şahin, “Bütün araçlarımızı yerli ve milli olarak üretiyoruz. Elektrikli otobüs, klasik araçlar, fayton, kamyonet gibi trafiğe çıkabilen elektrikli araçlarımız var. Bursa’da ve Denizli’de üretim yapıyoruz. 33 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz.” dedi.

Dünyadaki rakiplerinin yüksek fiyatlarla satış yaptığına dikkati çeken Şahin, şunları kaydetti:

“Biz elektrikli faytonu daha uygun fiyatlara yerli ve milli olarak Denizli’nin Sarayköy ilçesinde üretiyoruz. Düşük enerji tüketimine sahip çevre dostu elektrikli faytonların yurt içi ve yurt dışı pazarlara satışını gerçekleştiriyoruz.

15 yıllık bir Ar-Ge çalışmasının sonucu ortaya çıkan elektrikli fayton, 6-8 saatte şarj oluyor ve tek seferlik şarjla 70-80 km gidebiliyor. 30 km hıza ulaşan aracımız, 4 tekerlek hidrolik fren sistemi ile çalışıyor.

Kaynak: AA

196 yabancı terörist ülkelerine iade edildi

İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, yabancı terörist savaşçıların (YTS) ülkelerine iadelerine devam ediliyor.

Bu kapsamda bugün Belarus uyruklu 2 terörist ile Almanya uyruklu 1 terörist ülkesine sınır dışı edildi.

Bugün ülkesine sınır dışı edilen teröristlerle birlikte 11 Kasım 2019 tarihinden bugüne kadar ülkesine iade edilen terörist sayısı 196 oldu.

Kaynak: TRT Haber

Irak’ın kuzeyinde 2 terörist etkisiz hale getirildi

Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Irak’ın kuzeyi Zap bölgesinde tespit edilen 2 PKK’lı terörist, hava destekli operasyonla etkisiz hale getirildi.

Açıklamada, “Operasyonlarımız kararlılıkla devam edecek.” denildi. 

Kaynak: TRT Haber

195 yabancı terörist ülkelerine iade edildi

İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, yabancı terörist savaşçıların (YTS) ülkelerine iadelerine devam ediliyor.

Bu kapsamda bugün Belarus uyruklu 2 terörist daha ülkesine sınır dışı edildi.

Bugün ülkesine sınır dışı edilen teröristlerle birlikte 11 Kasım 2019 tarihinden bugüne kadar ülkesine iade edilen terörist sayısı 195 oldu.

Kaynak: TRT Haber

Eski MİT görevlisi, devletin gizli bilgilerini CIA’e vermiş

Eski Milli İstihbarat Mensubu Enver Altaylı hakkındaki iddianame tamamlandı. İddianamede, Altaylı’nın CIA bağlantıları, 15 Temmuz darbe girişimindeki rolü ve daha birçok bilgi yer aldı.

Devletin gizli belgeleri CIA bağlantılı kişilere servis etmiş

İddianameye göre eski MİT görevlisi Altaylı, Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı yani CIA ile bağlantılıydı. Ruzi Nazar ve Duane Clariddge ile sıkı ilişkiler kurdu. O isimlerden öğrendiği soğuk savaş metotlarını Türkiye’de uygulayarak ülkede kargaşa çıkarmak için faaliyetlerde bulundu. Altaylı’nın devletin güvenliği açısından hassas olan bilgileri CIA bağlantılı kişilere servis ettiği de belirlendi.

Enver Altaylı’nın CIA bağlantısı bununla sınırlı değil. İddianamede Altaylı’nın CIA’nın eski Orta Amerika şefi Alen Fiers ile olan telefon trafiği de yer aldı. İki isim 53 kez telefonla görüştü ve bu görüşmeler toplam 1 saat 32 dakika sürdü.

İç karışıklık çıkarmak için faaliyetler yürütmüş

İddianameye göre Enver Altaylı darbe girişiminden iki gün önce Ankara’ya gitti. Ancak 15 Temmuz’dan 4 ay önce iç karışıklık çıkarmak için faaliyetler yürüttü. 18 Şubat 2016’da Türkiye’de bir askeri darbe ortamı hazırlanmasına yönelik rapor hazırladı.

Eski MİT görevlisi Altaylı’da ele geçirilen bir diğer rapor ise dikkat çekici. O rapor, FETÖ’nün kurduğu Stockholm Center For Freedom tarafından servis edildi. Söz konusu FETÖ raporu internet ortamında 16 Mayıs 2017’de dolaşıma sokuldu.

Ancak raporu içeren dosya Altaylı’nın bilgisayarında 28 Nisan 2017’de oluşturuldu. İddianameye göre bu raporun hazırlanmasında Enver Altaylı da katkı sağladı.

Kaynak: TRT Haber

Çavuşoğlu: Rusya’nın ateşkes konusunda taahhütlerine uymasını bekliyoruz

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsviçre’nin Davos kasabasında devam eden 50’nci Dünya Ekonomik Forumu (WEF) kapsamında düzenlenen “Ortadoğu ve Afrika’nın Jeopolitik Görünümü” başlıklı açık oturumda konuştu.

Moderatörlüğünü WEF Başkanı Borge Brende’nin yaptığı oturumda Çavuşoğlu, 10 yıl önce Orta Doğu’daki temel sorunun İsrail-Filistin ihtilafı olduğunu anımsattı. Çavuşoğlu, bu sorunun halen daha da derinleşerek sürdüğüne dikkati çekerek, “Çünkü İsrail yasa dışı işgali ve uzlaşmaz politikalarını sürdürüyor.” dedi.

“Kriz yönetimi er ya da geç hepimizi olumsuz etkileyecek”

Çavuşoğlu, aradan geçen sürede Orta Doğu’da Filistin sorununa ek olarak çok sayıda kriz yaşandığına işaret ederek, 9 yıldır devam eden Suriye kriziyle Yemen, Libya ve Irak’taki sorunların tüm dünyayı etkilediğini vurguladı.

“Bütün bu sorunların çözümünde Türkiye olarak aktif çaba gösteriyoruz.” diyen Çavuşoğlu, Türkiye’nin Suriye krizinin insani boyutunda 3,6 milyon kişiye ev sahipliği yaptığını, Suriyelilerin ülkelerine gönüllü ve güvenli şekilde dönmeleri konusunda çalıştığını anlattı.

Çavuşoğlu, sorunları ve krizleri sadece yönetmek değil çözmek için uğraşılması gerektiğini vurgulayarak, “Kriz yönetimi er ya da geç hepimizi olumsuz etkileyecek.” ifadesini kullandı.

“Rejimin İdlib’deki saldırıları kabul edilemez”

Moderatör Brende’nin, Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerine yönelik sorusu üzerine Çavuşoğlu, Türkiye’nin Rusya’yla Kırım’ın yasa dışı ilhakı, Gürcistan ve Ukrayna gibi başka konularda da ihtilafları bulunduğunu ve Rusya’nın Suriye’de rejime verdiği desteği de tasvip etmediklerini söyledi.

Bu sorunlara rağmen Rusya ile Suriye ve Libya gibi önemli krizlerin çözümünde birlikte çalıştıklarını ifade eden Çavuşoğlu, bu sayede İdlib’de insani krizin önüne geçebildiklerini söyledi.

Tüm bunlara rağmen İdlib’de durumun hala kritik olduğuna işaret eden Çavuşoğlu, “Rejimin ayrım gözetmeksizin sivillere yönelik saldırıları kabul edilemez. Rejimin garantörü olarak Rusya’nın ateşkes konusunda taahhütlerine uymasını bekliyoruz. Cumhurbaşkanımız Berlin’de de bunu Putin’e tekrar hatırlattı.” diye konuştu.

Türkiye’nin Rusya ile farklı konularda ayrı düşünmesinin önemli konularda çözüm için iş birliği yapılmasına engel olmadığına değinen Çavuşoğlu, aynı şekilde İran’la da Suriye konusunda diyalog halinde bulunduklarını kaydetti.

“Ateşkese uyulmasını bekliyoruz”

Öte yandan Bakan Çavuşoğlu, Libya’daki temel sorunun Hafter olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne Moskova’daki ortak açıklamayı imzaladı ne Berlin’de açık bir destek taahhüdünde bulundu. Meşru Serrac hükümeti ise iki konuda da yapıcı davranıp desteğini açıkladı. Türkiye’nin şu anda sadece askeri danışmanı ve eğitmeni var. Ateşkese uyulmasını bekliyoruz.”

Kaynak: AA

Meral Akşener’den ‘tiyatro’ tartışmaları hakkında açıklama

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, basın kuruluşlarının Ankara temsilcileriyle bir araya geldi. Burada basın mensuplarının sorularını cevapladı.

Akşener, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Devran” isimli kitabından sahneye uyarlanan tiyatro oyununa Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’nun eşlerinin gitmesini değerlendirdi.

Akşener, “Buna siyasi bir sonuç olarak bakabilir miyiz onu bilmiyorum. CHP’nin kurumsal yapısının oradaki fotoğrafta kurumsal sistem içinde bir karşılığı var mıdır? Onu da bilmiyorum. Benim bildiğim HDP’nin PKK ile arasına mesafe koymaması halinde CHP’nin teması olmayacağı şeklindeydi. Beyanatı var. Bu da bir değişiklik göstermediğine göre, aileler üzerinde konuşmayı doğru bulmuyorum. Ben siyasi partinin genel başkanıyım ben gitmezdim eşim davet edilse gider miydi? O da gitmezdi” dedi.

Kaynak: TRT Haber

Bakan Çavuşoğlu: AB mülteciler konusunda verdiği sözleri yerine getirmedi

Mevlüt Çavuşoğlu Alman Bild gazetesine yaptığı açıklamada, AB Türkiye ilişkileri, Suriye ve Libya konusunda değerlendirmelerde bulundu.

Çavuşoğlu AB ile Türkiye arasında imzalanan göç mutabakatında verilen sözlerin tam olarak yerine getirilmediğini belirterek, ”AB ne yaptı? AB 2016’nın sonunda ilk 3 milyar euro, 2018’in sonunda bir diğer 3 milyarı ödeyecekti. 2020’ye geldik ve tam olarak ilk 3 milyarı almadık. Kim şimdi sözünde durmadı?” dedi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye ile AB arasında imzalanan anlaşma konusunda önemli rol oynadığının altını çizen Çavuşoğlu, bunun da bazı AB üyeleri arasında kıskançlığa yol açtığına dikkati çekti.

Almanya’nın başından beri mutabakatı en fazla destekleyen ve en fazla cesaret gösteren ülke olduğunu vurgulayan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, şu ifadeleri kullandı:

”Bu mutabakatı başından sonuna kadar okuyun. Bazı gazeteler Türkiye hakkında olumsuz haber yaymasına rağmen objektif olun ve hangi tarafın sözünü yerine getirdiğini ve hangisinin getirmediğine bakın. Yunan adalarında düzensiz göçün geçişi günde 57’ye indirildi. Yaz aylarında kısa bir süre için günde 120 kişiye yükseldiğinde panik yapılarak mülteci sayısının 100 arttığı söylendi. Doğru ama bu sadece 57’nin iki katıydı. Mutabakat yapılmadan önce günde 7 bine kadar mülteci Türkiye’den Yunanistan’a gitmişti. Bu sayılardan dolayı Yunanistan’ı suçlamak istemiyorum, ancak geri gönderilmedikleri için kaçakçılar cesaretlendi. Biz bu mutabakata bağlıyız ve geri gönderilen tüm mültecileri alıyoruz.”

Anlaşmayla ilgili AB’nin vadettiklerini tam olarak yerine getirmediği için eleştiren Çavuşoğlu, ”Birçok Orta ve Doğu Avrupa’daki ülkelerin mültecileri almak istemedikleri için Almanya’nın zor durumda olduğunu biliyorum. Ancak başka sözler de tutulmadı. Gümrük Birliği’nin genişletilmesi olmadı ve AB katılım müzakeresinde yeni bir başlık açılmadı. Vize serbestisine ilişkin de burada 6 madde daha açık, size hak veriyorum, burada görevlerimizi yerine getirmemiz lazım. Her şeye rağmen, Türkiye ile AB arasındaki iyi iş birliğinin bir örneği olduğu için anlaşmayı sürdürmekten yanayız. Ancak bahsettiğim nedenlerden ötürü sınırlarımızı açabilirdik. Bunu yapma hakkımız vardı, ama yapmadık.” dedi.

Suriye’nin kuzeyine yapılan operasyon sonrasında Türkiye karşıtı propaganda yapıldığına işaret eden Mevlüt Çavuşoğlu, ”Suriyeli sığınmacıları ülkelerine gönderdiğimizde, biz demografik yapıyı değiştiriyormuşuz. Siz bizim yerimizde olsanız ne yaparsınız? Destek almıyoruz ve bütçemizden 40 milyar avro mülteciler için veriyoruz. Bu her ekonomi için ciddi bir meblağdır. Mülteci sorunu sadece güvenlik sorunu değildir, özellikle insani sorundur. Bunun siyasi malzeme yapılmaması lazım. Bu insanlar çok acı çekti, şimdi onlara birlikte yardım etmemiz lazım.” değerlendirmesinde bulundu.

Türk-Alman ilişkileri

Çavuşoğlu, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerde son yıllarda iniş ve çıkışlar olduğunu ancak durumu iyileştirmek için çaba harcadıklarını belirterek, ”Özellikle Sigmar Gabriel ile samimi bir şekilde birlikte çalıştık. Sadece resmi buluşmalarda değil, onun dışında da. Bunun sonucu da iyi ilişkilerimiz ‘çaydanlık diplomasisi’ olarak nitelendirildi. Sigmar Gabriel şansölye tarafından desteklendi, ben de Cumhurbaşkanımız tarafından. Böylelikle durumu sakinleştirdik ve iyileştirdik. Bugün de tüm konularda hemfikir değiliz, ancak görüş ayrılıkları başka dost ülkelerle de bulunuyor.” dedi.

Çavuşoğlu Türkiye’de sebepsiz bir şekilde Alman ve Türk vatandaşlığına sahip çifte vatandaşların tutuklanmadığını bunun siyasetle değil aksine yargıyla ilgili bir konu olduğunu vurguladı.

Almanya’da 3,5 milyon Türk yaşadığına dikkati çeken Çavuşoğlu, ”Buradaki vatandaşlarımızı Türkiye’ye bir köprü olarak görüyoruz. Onların entegrasyonuna destek veriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Almanya’da yaşayan Türklerin ülke dilini öğrenmelerinin önemli olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, Türklerin Almanya’da ekonomiye, kültüre, spora çok önemli katkı sunduğunu, bundan dolayı Almanya’nın çifte vatandaşlık hakkını biraz daha özgür hale getireceğine inandığını belirtti.

Türkiye’nin vatandaşları arasında farklı etnikten ve inançtan gelen insanlar olduğunu ve onlar arasında fark gözetilmediğine işaret eden Çavuşoğlu, şunları kaydetti:

”Türkiye’de olduğu gibi burada da hepsi vatandaşımızdır. Ancak çok sayıda PKK destekçisi var. Alman güvenlik birimlerine sorun Almanya’da PKK ne kadar para topluyor. Bu terörün finansmanıdır. Teröre desteği tespit edersek, yargımız Almanya’da olduğu gibi harekete geçer. Almanya’da PKK üyelerine yönelik bir dizi soruşturma var, bu bir sorun değil, ancak Türkiye’de böyle bir işlem olursa neden sorun oluyor? Türkiye Dışişleri Bakanı olsaydınız buna ne derdiniz? Diplomatik bir ifade kullanmak istiyorum, bu çifte standarttır. Sadece PKK değil, Almanya’da sığınma başvurusunda bulunan üst düzey FETÖ kadroları da var. Almanya’da darbe yapmak isteyen insanlara ev sahipliği yaparsak Almanya nasıl tepki verirdi?”

Bakan Çavuşoğlu, Almanya’da AK Parti’ye oy verenler özellikle de Erdoğan’ı destekleyen insanların baskı altında olduğunu ifade ederek, herkesin ırkçılık ve “İslamofobia”dan etkilendiğini, medyanın da bu konuda olumsuz bir rolü bulunduğuna dikkati çekti.

Berlin’deki Libya Konferansı

Almanya’nın başkentinde gerçekleştirilen Libya Konferansı’nın sonuçlarını da değerlendiren Çavuşoğlu, konferans için Almanya’nın inisiyatifini değerli bulduklarını hatta Dışişleri Bakanı olarak göreve geldikten sonra, Almanya’nın ilk kez böyle bir uluslararası zirve düzenlediğini gördüğünü bildirdi.

Çavuşoğlu, Libya Konferansı’nın 55 maddelik sonuç bildirgesinin, “tüm katılımcıların bu bildirgeyi desteklemeleri iyi bir başlangıç olduğunu ancak sonuçta yerinde ihtilafta olanların ateşkesi sürdürmesi gerektiğini” kaydetti.

UMH Başkanı Fayiz es-Serrac’ın özellikle ortak bildirgeyi ve daha sonra ateşkes devam ettiği sürece Libya’ya asker gönderilmeyeceğine ilişkin herkesin kabul ettiği ek anlaşmayı desteklediğini aktaran Çavuşoğlu, konferansın bitimine kadar ülkenin doğusundaki gayri meşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter’den ise ne olumlu ne de olumsuz bir açıklama gelmediğine dikkati çekti.

Türkiye ile Rusya inisiyatifiyle varılan ateşkesin çok önemli olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, “Türklerin Libya’daki çıkarı nedir?” sorusuna ise şu karşılığı verdi:

”Bizim en büyük çıkarımız Libya’da istikrar ve barışın olması. Çünkü orada savaş devam ederse bölgedeki istikrar tehlikeye girer. Serrac’ı desteklemek ve diğer taraflarla ilişkileri koparmaya ilişkin BM Güvenlik Konseyi’nin 2259 sayılı kararını takip ettik. Ayrıca Libya ile güvenlik iş birliği anlaşması imzaladık. Askeri danışmanları Trablus’a gönderdik. Sizin söylediğiniz gibi yüzlerce birliği değil, sadece sınırlı sayıda.”

İdlib sorunu

Suriye’nin İdlib kentindeki durumdan herkesin büyük endişe duyduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, 400 bin kişinin yerinden olduğunu bazılarının Türkiye sınırına geldiğini bildirdi.

Çavuşoğlu, bu insanlarla Suriye’de ilgilenmeye hazırlandıklarını ifade ederek, kışın ortasında geceyi çadırlarda geçirmelerinin insani olarak doğru olmadığını bu nedenle sağlam kamplar kurduklarını belirtti.

İdlib’deki gözlem noktalarının ateşkes ihlallerini izlemek için Soçi anlaşmasından sonra kurulduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

”Bu izleme yerlerinden biri şu anda rejimin aldığı bir alanda bulunuyor. Şu anda askeri konumumuz için bir tehdit görmüyoruz, ancak bir tehdit olursa kendimizi korumak için gerekeni yapacağız. Asıl endişemiz rejimin sivilleri bombardıman altında tutan saldırısı. Esed rejimi siyasi bir çözüme inanmıyor, askeri bir çözüm istiyor. Ateşkese geri dönmenin ve siyasi müzakerede bulunmanın önemli olduğuna inanıyoruz. Bu, örneğin Suriye Anayasa Komisyonunun bir araya geldiği Cenevre’de olabilir. Uluslararası toplum İdlib’deki sivil halkla yeniden kapıya dayandığında değil, şimdi ilgilenmesi lazım. Somut olarak, Esed rejimine ve destekçilerine daha fazla baskı yapılması lazım.”

Suriye’de güvenli bölge

Çavuşoğlu, Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı ve Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in Suriye’de uluslararası güvenli bölge teklifine de değinerek, Türkiye’nin bu teklifi reddetmediğini sadece uygulanmasının zorluğunu vurguladıklarını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önceki yıllarda sıkça uluslararası topluma yönelik bir güvenli bölgeye ilişkin çağrıda bulunduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, ”Bunun için BM Güvenlik Konseyi’nde bir karar alınması gerekir. Ancak Rusya buna onay verir mi? Diğer daimi üyeler, daimi üye olmayanlar? Almanya Savunma Bakanı’nın önerisinden sonra Almanya’da bile uzlaşma yoktu. İdlib’de uluslararası güvenli bölge konusunda da anlaşmazlık büyük olurdu.” değerlendirmesinde bulundu.

Tel Abyad ve Rasulayn arasındaki bölgeye Suriye içinde yerlerinden olan 200 bin kişinin geri döndüğünü ifade eden Çavuşoğlu, Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin de bu bölgeye geri dönmeye başladığını belirtti.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarının yapıldığı bölgelere 372 bin insanın geri döndüğünü belirten Çavuşoğlu, “Barış Pınarı Harekatı bölgesine de 20 bin olmak üzere toplamda yaklaşık 400 bin Suriyeli Türkiye’den ülkelerine döndü.” bilgisini verdi.

Türkiye’de 3,6 milyon Suriyeli bulunduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

”350 bin Suriyeli Kürt Türkiye’ye kaçtı. Bu Kürtlerin neden terör örgütü YPG’nin kontrol ettiği bölgeye geri dönmek istemediğini kendinize sordunuz mu? Batı burada çifte standartta bakıyor. Operasyon yaptığımız bölgenin yüzde 80’inde Arap ve diğer etkin gruplar yaşıyordu. Demografik değişim tarafımızdan değil, YPG/PKK tarafından yapıldı. Biz sadece bizim için tehdit olan ve Suriye’yi de bölmeye çalışan terör örgütüne karşı mücadele ediyoruz. Orada yaşayan halkları fark gözetmeksizin kardeşimiz olarak görüyoruz. Hristiyan azınlıklar operasyonumuzdan dolayı mutlular. DEAŞ püskürtüldükten sonra YPG baskı yaptı, çocukları zorla götürdü, okullarını kapattı ve varlığına el koydu. Bunu ben söylemiyorum, onlar kendileri söylüyor.”

Rusya ile ilişkiler

Çavuşoğlu, NATO ile ilişkileri değerlendirirken S-400 tartışmalarına dikkati çekerek, ”Gerilimler doğrudan NATO ile ilgili değil. NATO müttefiklerimizden alamadığımız için hava savunma sistemini Rusya’dan aldık. Bu bir seçenek değil, aksine zaruretti.” dedi.

Türkiye’nin NATO’yu zayıflatacak herhangi bir şey yapmayacağını da vurgulayan Çavuşoğlu, ”Biz NATO’yu güçlü kılacağız. Rusya ile ilişkilerimiz Batı için ne bir alternatif ne de Batı ile ilişkilerimiz için bir tehdittir.” ifadelerini kullandı.

Bakan Çavuşoğlu, NATO’nun Rusya politikasına destek verdiklerini ifade ederek, “Birçok NATO ülkesinin Kırım’ı unuttuğu” eleştirisini yineledi.

Kırım konusunda Rusya ile hemfikir olmadıklarını Kırım’ın Ukrayna’ya ait olduğunu belirten Çavuşoğlu, ”Almanya ve Fransa, Rusya’yı üzmemek için Gürcistan’ı NATO’ya kabul etmekten çekiniyor. Ancak biz her zaman Gürcistan’ın NATO üyeliğini gündeme getiriyoruz.” hatırlatmasında bulundu.

Kaynak: AA 

Bakan Soylu: Terör ve uyuşturucu bu ülkenin hiçbir evladının kaderi olamaz

Uyuşturucuyla mücadele kapsamında 922 ilçede eş zamanlı olarak kaymakamlar başkanlığında düzenlenen ”Uyuşturucu ile Mücadele Toplantısı”na Mardin’in Kızıltepe Kaymakamlığında katılan İçişleri bakanı Süleyman Soylu, bazı güvenlik meseleleriyle bugün tabiri caizse büyük bir bilek güreşi halinde olduklarını, yıkılmadıklarını, ayakta olduklarını ve mücadele ettiklerini söyledi.

“Hatta galip geliyoruz ama mücadelemiz bitmiş veya tamamlanmış değil. Söz gelimi içeride PKK terörüyle 40 yıldır uğraşıyoruz ve bugün bu mücadelede en başarılı ve güçlü olduğumuz konumdayız, inşallah işin sonuna yakınız. Hem devlet gücümüzün, üretimimizin artmasıyla mücadele kapasitemizi arttırıyoruz hem de daha stratejik, terörün yanında terörizmi de kapsayan daha modern bir bakış açısıyla mücadele veriyoruz.” diyen Soylu, bu sayede sonuç aldıklarını belirtti.

“Toplumun tüm kesimlerini bu işin içine katmak durumundayız”

Mücadele ettikleri başka bir saha bulunduğunu, orada dengelerin biraz daha farklı olduğunu ifade eden Soylu, şöyle konuştu:

“Evet, başarılıyız, ciddi bir kapasite kullanıyoruz, bileğimiz bükülmedi ancak bizim dışımızda üretilip ülkemize bir şekilde gelen bu zehir sektörü öyle hızlı büyüyor ki burada bitti, kazandık demek ne yazık ki mümkün değil. Bilakis her gün yeni başlıyormuş gibi kendimizi yenilemek ve mücadeleyi tabana yaymak, toplumun tüm kesimlerini bu işin içine katmak durumundayız. Günümüzde kimya geliştikçe, özellikle sentetik uyuşturucu alanında yeni ve daha güçlü zehirler imal ediyorlar.”

Uyuşturucunun, terörün, hatta kaçak göçün en önemli finans kaynağı olduğuna dikkati çeken Soylu, bu meselede sınırların dışında ama doğrudan yönelen bir arz baskısıyla karşı karşıya olduklarını bildirdi.

Bir yandan Afganistan’da afyon üretimi öte taraftan Avrupa’da sentetik uyuşturucu imalatının arttığını aktaran Soylu, terör örgütlerinin, özellikle PKK ve DEAŞ’ın uyuşturucunun ticaretini ve lojistiğini yaptığını vurguladı.

“2019 yılı, yakın dönemin en başarılı yılı olmuştur”

Özellikle terör örgütü PKK’nın ana gelir kaynağının uyuşturucu ticareti olduğunu anlatan Soylu, konuşmasını şunları kaydetti:

“Herkes zaten biliyor. Avrupa uyuşturucu pazarının tamamı PKK’nın elinde ve bunu geçen yıl ilk kez kendi raporlarında açıkça ifade ettiler. ABD daha 2009 ve 2011 yıllarında iki ayrı kararla PKK yöneticileri Cemil Bayık, Duran Kalkan ve Murat Karayılan’ı uluslararası uyuşturucu kaçakçısı olarak ilan etmiştir. Dolayısıyla karşımızda küresel bir tehdit olarak sürekli büyüyen, terör örgütlerinin ana geçim kaynağı olan ve tıpkı terör gibi doğrudan evlatlarımızı, çocuklarımızı, geleceğimizi hedef alan bir meseleyle karşı karşıyayız.

Bu mücadelede 2019 yılı, yakın dönemin en başarılı yılı olmuştur. Uyuşturucu bağlantılı ölümler, 2013’te 232 seviyesinden hızlı bir yükselişle 2016’da 924, 2017’de 941 olmuştu. Sayın Cumhurbaşkanımızın doğrudan talimatlarıyla konuya hassasiyetle eğildik ve bu rakamı 2018’de 657’ye çektik. Bu yıl sonu verilerimiz, adli tıp verileri birkaç ay geriden geldiği için henüz oluşmadı ama halihazırda 255 civarındayız ve görünen o ki 2019 rakamı 500’ün altında gerçekleşecektir.”

Bakan Soylu, dünyada milyon kişi başına madde bağlantılı ölümlerin 35, Avrupa’da 23, ABD’de 329, Türkiye’de ise 2018’de 11,4, 2019’da 4,6 kişi olduğuna işaret ederek, bu sonucu hem üretilen uyuşturucunun ülkeye girişinin engellenmesiyle, büyük operasyonlarla ve yüksek miktarlı uyuşturucu yakalamalarıyla hem de sokak satıcılarına uyguladıkları baskıyla elde ettiklerini vurguladı.

“2019’da 42,2 milyon kök kenevir ele geçirildi”

Geçen yıl 148 bin 527 operasyon düzenlendiğini anımsatan Soylu, operasyonlarda 219 bin kişinin gözaltına alındığını, bunlardan 23 bin 619’un tutuklandığını dile getirdi. Soylu, şöyle devam etti:

“64 ton esrar, 7 milyon ectasy, 11 milyon captagon, 42 milyon kök kenevir ele geçirdik. Pek çok madde başlığında yakalamalar gerçekleştiriyoruz ama üç başlıkta ciddi artış var. Birincisi skunk maddesi, 2018’de 10 bin 862 kilogramdı. 2019’da 24 bin 242 kilogram yakalandı. Aynı şekilde metamfetamin, önceki yıl 478 kilogramdı, 2019’da 1006 kilogram oldu ki bu madde için çok büyük bir rakamdır, çünkü bu bir hammaddedir.

Kök kenevirde ciddi bir artış görülmüştür. 2018’de 10 milyon, 2019’da 42,2 milyon kök kenevir ele geçirildi. Bu üç madde, bu yıl da takibimizde olacaktır çünkü hem ciddi bir artış var hem de etkileri açısından önemli maddelerdir. Uyuşturucuyla mücadelemizde 2019’un bir önemli özelliği de hem uluslararası hem de büyük operasyonların çokça gerçekleştirildiği bir yıl olmasıdır.

2019’un hemen başında, ocak ayında Yunanistan’ın Pire Limanında Yunan polisiyle yapılan ortak operasyonda 4,5 milyon captagon, emniyet, jandarma, sahil güvenlik teşkilatlarımızın Libya açıklarında gerçekleştirdiği ortak operasyonda, 4 ton 182 kilogram, İtalya ve İspanya güvenlik birimleriyle paylaştığımız bir istihbarat sayesinde Akdeniz’de 12.4 ton esrar ele geçirildi.”

2019 yılı rekorlar yılı oldu

Ülke içerisinde ele geçirilen uyuşturucu miktarı bakımından 2019 yılının rekorlar yılı olduğunu vurgulayan Soylu, Erzincan’da bir tırda yapılan aramada, 1271 kilogram eroin, Erzurum’da bir araçta 1535 kilogram, İstanbul’da bir evde 850 kilogram eroin, Edirne’de 1301 kilogram skunk, Balıkesir’de 1982 kilogram skunk, Lice’de 5,4 milyon kök kenevir ve Muğla Milas’ta 1,5 ton skunk ele geçirildiğini hatırlattı.

Bu başarının tesadüf olmadığını bildiren Soylu, son üç yıldır bu konuda önemli bir kapasite kullandıklarını, bu meseleyi stratejik bir mesele olarak gördüklerini anlattı.

“Narkotimler 2019’da 45 bin operasyon gerçekleştirdi”

Uyuşturucu ile mücadelenin 15 Temmuz’dan sonra ortaya koydukları yeni güvenlik konseptinin bir parçası olduğunu aktaran Soylu, kesinlikle gelişigüzel değil, stratejik adımlar ve hedefler belirleyerek, saha araştırmaları yaparak, geçmişin tecrübelerini devletin gücüyle ve modern mücadele yöntemleriyle birleştirerek bir başarı hikayesi gerçekleştirdiklerine işaret etti.

Narkotik birimlerinde görev yapan personel sayısını jandarmada yüzde 27, emniyet teşkilatında yüzde 9 arttırdıklarını, eğitimleri de yükselttiklerini bildiren Soylu, özellikle narkotimlerin teşkilatlanmasını tamamladıklarını, 81 ilde görev yapan narkotimlerin 2019’da 45 bin operasyon, 80 bin gözaltı ve 16 bin 904 tutuklama gerçekleştirdiğini kaydetti.

“Sahil Gözetleme Radar Sistemi’nin çok büyük katkısı olmuştur”

Dedektör köpeklerin sayısını arttırdıklarını, bunun çok önemli bir kazanım olduğunu bildiren Soylu, şöyle konuştu:

“Çünkü uyuşturucu yakalamada dünya üzerinde halihazırda eğitimli köpeklerden üstün bir teknoloji mevcut değildir ve bunların sayısı arttıkça operasyonel başarımız, yakalama miktarlarımız da doğru orantılı artmaktadır. Ayrıca, denizlerimizden gelen uyuşturucuyu önleme noktasında kısa adı SGRS olan Sahil Gözetleme Radar Sistemi’nin çok büyük katkısı olmuştur.

İnsanlı, insansız hava araçları, uzaktan algılama sistemleri gibi sistemlerle özellikle uyuşturucu ekim alanlarının tespiti konusunda da ciddi kazanımlarımız oldu. Modern analiz yöntemleriyle sahayı tanımaya ve toplumun bu konuda bilinç düzeyini arttırma çalışmalarımıza ağırlık verdik. Narko Rehber, Narko Tır, Narkolog gibi projelerle ve saha araştırmalarıyla hem risk haritalarımızı çıkardık hem de yeni bulgularımızı, tehditleri kamuoyu ile daha etkin şekilde paylaşma imkanı bulduk.

Uyuşturucu ihbarlarını kolaylaştıran ve ihbar eden kişinin kimlik bilgilerinin gizliliğini sağlayan mobil uygulamamız Uyuma aplikasyonundan da ihbarlar gelmeye devam etmektedir. Bugüne kadar buradan 8 bin ihbar alınmıştır. Hem indirme sayısının hem bildirim sayısının artmasına gayret edilmektedir.”

2020 hedefi aileleri, anne babaları bu konuda bilinçlendirmek

Yaptıkları çalışmaların takibine ağırlık verdiklerini, vali ve kaymakamların başkanlığında gerçekleştirilen güvenlik toplantılarında uyuşturucu konusunun ayrı bir başlık olarak her toplantıda ele alınmasının karara bağlandığını anımsatan Soylu, yereldeki idari birimlerin sürekli olarak sahayı gözetlediğini, çalışmaları takip ettiğini, buna göre tedbirlerini planladığını söyledi.

“Bu mesele durabileceğimiz veya bitti diyebileceğimiz bir mesele değil. Bu bir bilek güreşidir. Gevşediğimiz anda bileğimizi masanın üzerine yapıştırırlar. Dolayısıyla burada sadece kolluk birimlerimizin değil, tüm toplumun birlikteliği lazımdır. Bu mücadeleyi 82 milyonla birlikte vermek durumundayız. İzleyerek, bildirim yaparak, bilinçlenerek, çocuklarımızı uyuşturucuya el uzatmayacak hale getirerek, uyuşturucunun sadece arzını değil talebini de sıfırlayarak bu mücadeleyi vermek durumundayız.” diyen Soylu, 2020 hedefinin aileleri, anne babaları bu konuda bilinçlendirmek olduğunu aktararak, topyekün bir seferberlik başlattıklarını söyledi.

“Gençlerimizin reddettiği her bir hap, PKK’ya vurulmuş bir darbedir”

Soylu, özellikle parkların ışıklandırılması ve metruk binaların yıkılmasının uyuşturucu ile mücadeleye katkı sunacağının altını çizdi.

Anne ve babalara da büyük görev düştüğünü aktaran İçişleri Bakanı Soylu, şöyle devam etti:

“Çocuklarımıza nasıl yaklaşmalıyız, bu meseleyi nasıl anlatmalıyız, gençlerimizle nasıl konuşmalıyız, onları nasıl takip etmeliyiz, nelere dikkat etmeliyiz, ‘benim çocuğum yapmaz’ tuzağına nasıl düşmeyiz, bunları çok daha etkin bir şekilde gündeme getirmeyi hedefliyoruz. Ailelere çağrı yapmak istiyorum. Özellikle Mardin’den bu çağrıyı yapmak istiyorum. Çocuklarımızı, kuzularımızı, Dicle’nin, Fırat’ın Kızılırmak’ın kuzularını, uyuşturucu çakalına kaptırmayalım.

Bunu hem kendi evladımızı  koruma hem de ülkeyi terörden koruma meselesi olarak görmemiz lazım. Ülkemizin geleceği için onlar için çalışıyoruz. Uyuşturucu aile bağlarının tamamını köreltmektedir. Huzuru ortadan kaldırmaktadır. Bu sene özellikle Doğu ve Güneydoğu’da uyuşturucu ile büyük bir mücadeleyi hep birlikte ortaya koyacağız. Mücadeleye sıkı bir şekilde asılacağız. ”

“Variller içinde Avrupa’dan gelmiş tonlarca uyuşturucunun sahibi PKK”

Çocukların yerinin ailelerinin yanı, okulları, spor sahaları olduğunu vurgulayan Soylu, “PKK’nın büyük bir uyuşturucu örgütü olduğunu unutmamak lazım. Ne terör ne uyuşturucu bu ülkenin hiçbir evladının kaderi olamaz. Biz bunu reddediyoruz. Bilhassa Doğu ve Güneydoğu’da çocukları uyuşturucuya kimin yönlendirdiği, onları uyuşturucuyla kimin zehirlediği, kimin mağaralarda sefillik içinde yaşamaya mahkum ettiği bellidir. Hiçbir tezvirata, yalana, laf kalabalığına kanacak halimiz yoktur. Variller içinde Avrupa’dan gelmiş tonlarca uyuşturucuyu kamu binalarında ele geçirmiyoruz, PKK’nın mağaralarında ele geçiriyoruz. O malın sahibi bellidir. O malın sahibi Cemil Bayık’tır, Karayılan’dır, Duran Kalkan’dır, PKK’ya 40 yıldır yatırım yapanlardır. Ezcümle, uyuşturucuyla mücadele, bizim PKK ile mücadelemizin mütemmim cüzüdür. Uyuşturucudan kurtardığımız her bir genç yaptığımız her bir uyuşturucu ihbarı, gençlerimizin reddettiği her bir hap, PKK’ya vurulmuş bir darbedir.” değerlendirmesinde bulundu.

“Bu iş sadece çocuklara bir iki nasihatle olacak iş değil”

Bu mücadelenin, polisin jandarmanın sahil güvenliğin, kaymakamların, valilerin olduğu kadar, artık annelerin, babaların ve herkesin mücadelesi olduğunu bildiren Soylu, “Bu iş sadece çocuklara bir iki nasihatle olacak iş değil, lütfen bu konudaki yayınları takip edelim. Bu zehri satanların, şeytanın aklına gelmeyecek taktikleri var. Anne ve babalara, özellikle annelere sesleniyorum. Böyle bir meseleye düştüğünüz andan itibaren aile bireyiniz olarak kaymakamınız emrinizdedir. İşini gücünü bırakacak sadece bu işle uğraşacak. 922 kaymakamımız var. Mesai arkadaşlarıyla bu meselenin altından çıkmaya gücü yeter. Bazen toplantılarda arkadaşlarımız öyle şeyler, öyle aldatma yöntemleri anlatıyorlar ki, bizler dahi şaşırıp kalıyoruz. Dolayısıyla mutlaka devletin ilgili birimlerinin bu konudaki yayınlarını dikkatle takip edelim. Hepimiz cep telefonlarımızla, sosyal medyada saatler geçiriyoruz. Ne olur bir yarım saat de bu işle ilgili bilgi sahibi olmaya ayıralım.” ifadelerini kullandı.

“Verdiği mücadele küresel bir başarı hikayesidir”

Bakan Soylu, 24 Aralık 2019’da Resmi Gazete’de yayımlanan kanunla Türk Medeni Kanunu’nun 436. maddesinin değiştirildiğini ifade ederek, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Bu değişiklikle madde bağımlılarının tedavileri zorunlu hale getirilmiştir. Burada daha önce özgürlüklerin kısıtlanması noktasında hukuki bir engel vardı, yapılan bu değişiklikle bu engel de ortadan kalkmış oldu. Yani bir yandan arzı engelliyoruz bir yandan talebi engellemeye çalışıyoruz diğer yandan da bu illete bulaşmış evlatlarımızı tedaviye ağırlık veriyoruz.

Şunun bilinmesini isterim ki Türkiye bu konuda coğrafi olarak riskli bir yerdedir ancak verdiği mücadele küresel bir başarı hikayesidir. Bunu zamanında söyledim, Avrupa’nın gençlerini biz koruyoruz dedim, dudak büktüler. Ama biz koruyoruz. Yoksa hakikaten hepsi uyuşturucu bataklığı içinde olacak, nefes alamayacaklar. Bu başarının arkasında ise aziz milletimizin feraseti, inancı ve devletimizin gücü yatmaktadır. Uyuşturucu ile mücadeledeki başarılarımızın 2020 yılında artarak devamını diliyorum.”

Toplantıya, Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Erhan Gülveren, Mardin Valisi Mustafa Yaman, AK Parti Mardin Milletvekilleri Şeyhmus Dinçel ve Cengiz Demirkaya, kaymakamlar, belediye başkanları, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Mustafa Başoğlu, 70. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Burhan Aktaş, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Halil Şen, İl Emniyet Müdürü Hakan Çetinkaya da katıldı.

Kaynak: AA