Alman ekonomisi: Hiperenflasyondan yüzde 10 enflasyona

Almanya’da enflasyon yüzde 10’ları gördü ve tarihi zirveye çıktı. Ancak Almanlar 100 yıl önce milyonlarca marka bir paket tereyağı alabildikleri hiperenflasyonu da tanımıştı.

Weimar Cumhuriyeti’nde (1918-1933) kaydedilen hiperenflasyon Almanya tarihindeki en büyük ekonomik krizlerden biri olarak kabul edilir. Ülkeyi hiperenflasyon sürecine götüren süreç ise 1923 yılında I. Dünya Savaşı sonrası imzalanan Versay Barış Antlaşması ile başladı. Almanya, Fransa’nın savaş tazminatı talepleri ile karşı karşıya kalmıştı.

Ancak hiperenflasyonun başlıca nedeni bu değildi. Ekonomist ve „Totentanz – 1923 und seine Folgen“ (Ölüm Dansı – 1923 ve Sonuçları) kitabının yazarı Jutta Hoffritz DW’ye verdiği röportajda sorumluluğun doğrudan Weimar hükümetinde olduğunu belirtiyor.

Savaş sonrası kurulan Weimar Cumhuriyeti hükümetinin tazminat ödemelerinde gecikmesi nedeniyle galip güçlerin Ruhr bölgesinde çıkarılan kömüre el koyduklarını hatırlatan Hoffritz, o dönemde halkın da pasif direniş gösterdiğini ve madencilerin greve gidip kömür üretimini durdurduğunu belirtiyor. İşte tam bu sırada Berlin hükümetinin, „vatansever“ grevcilere ücretlerinin bir kısmını ödeyebilmek için para basmaya başladıklarını aktaran Hoffritz, bu adımın para birimindeki değer kaybını körüklediğini belirtiyor. Hoffritz, „Almanlar sırf Fransızların kömür ve çeliklerini almasını istemedikleri için en önemli üretimlerini kıstılar ve ‚tamam, o zaman hiçbir şey üretmeyeceğiz‘ demeyi tercih ettiler“ diye konuşuyor.

Merkez Bankası grev yapan işçileri desteklemek için para basmaya başlayınca fiyatlar yükseldi.

Jutta Hoffritz, „Enflasyonun olduğu yerde para politikası da çok gevşek işler“ diye ekliyor.

Piyasada paranın çok, emtianın az olması durumunda paranın değeri düşer. Üstelik Alman parasının değeri I. Dünya Savaşı’nda da, savaşı finanse etmek için para basılması nedeniyle keskin bir düşüş kaydetmişti.

Hiperenflasyonun Alman halkı üzerinde yıkıcı etkisi oldu. Fiyatlar hızla yükseldi ve örneğin bir ekmek kısa sürede yüz milyonlarca Reichsmark’a satılmaya başladı.

Hoffritz kitabında, ünlü Alman sanatçı Käthe Kollwitz’in 1923 yılında kiraya verdiği odasında bile patates depolamaya başladığını anlatıyor. Çünkü patatesin fiyatı sürekli artıyordu ve kağıt paradan farklı olarak yenebiliyordu. Kollwitz’in anlattıklarına göre, alt kattaki kiracının kapıdan girip, odasındaki yatağa ulaşması için sadece dar bir koridor kalmıştı.

Para birimi reformu rahatlattı

Merkez bankası Reichsbank bu durumla başa çıkabilmek için giderek daha fazla banknot basmaya başladı. Hoffritz, „Devlet matbaası Reichsdruckerei 1923’te savaş öncesine kıyasla üç kat daha fazla çalışan istihdam ediyordu ve Almanya’daki matbaaların neredeyse tamamı para basmak için Reichsbank’ın hizmetine girmişti“ diyor. Aynı şekilde kağıt işleme endüstrisinin neredeyse tamamen yeni banknotlar basmakla meşgul olduğunu da aktarıyor.

Ancak Reichsbank’ta yönetim değişti ve para birimi reformu yapıldı. Devlet matbaasının para basmaktan vazgeçmesi durumu bir miktar rahatlattı.

Ayrıca Roggen Mark (Çavdar markı) olarak tanımlanan, kısmen tarım arazileriyle desteklenen alternatif para birimi de piyasaya sürüldü. Hoffritz, söz konusu para birimi ile halkın güvenini geri kazanılmasının amaçlandığını söylüyor.

Hoffritz’e göre bu alternatif para biriminin başarılı olması bir yanılsamaya bağlı olarak gerçekleşti. Şöyle ki, kimse çavdar markıyla bankaya gidip toprak karşılığında senet bozduramazdı. Ve kimse bunu da yapmaya çalışmadığı için sihir devam etti; Para birimi sabit kaldı ve bu yeni birim bir ödeme aracı olarak kabul edildi.

Peki ya günümüzdeki enflasyon?

Hoffritz, DW’ye yaptığı açıklamada bugünkü durumun farklı olduğunu söylüyor. Ancak Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü saldırı savaşına atıfta bulunarak bazı benzer hususların bulunduğunu, „Yüksek enflasyonun ve hatta hiperenflasyonun genellikle savaş zamanlarıyla bir ilgisi vardır“ sözleriyle ifade ediyor. Savaş nedeniyle, bir zamanların başlıca enerji kaynağı olarak kabul edilen kömürün yerini son zamanlarda alan doğal gaz tedarikinde yaşanan sıkıntıya vurgu yapan Hoffritz, „Neyse ki şu anda kendimiz bu savaşın içinde değiliz, ancak doğal gaz tedarikimiz işlemediği için ikincil olarak zarar görüyoruz“ diyor.

Ekonomist Hoffritz, ayrıca Avrupa Merkez Bankası’nın da yıllardır gevşek bir para politikası izlediğini vurgulayarak bunların enflasyonun artmasına olanak sağladığını kaydediyor.

Ancak Hoffritz’e göre o dönemlerle bugünü kıyaslamak çok doğru değil. „Bugün yüksek enflasyondan bahsediyoruz, hayatım boyunca hiç olmadığı kadar yüksek bir enflasyon söz konusu: Yüzde 10. Bu çok fazla, ama 1923’te ise hiperenflasyondan bahsediyorduk. Bunlar çok farklı olgular“ diyor.

1923’te hiperenflasyon vardı – ya bugün?

Şu anda fiyatlar bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10 oranında artmış durumda.

Hiperenflasyonda ise fiyat artışları daha keskindir. Fiyatlar her ay en az yüzde 50 oranında artar. Örneğin Kasım ayında 3 euro olan ekmeğin fiyatı hiperenflasyonda Aralık’ta 4,50 euronun üzerine çıkar.

Hoffritz şu sıralarda çok sayıda okurunun aile büyüklerinden kalan 1 ya da 2 milyonluk eski banknotları kendisine yolladığını belirterek, „Çocukken tavan arasında buldukları bir tomar kağıt para ile beş dakikalığına kendilerini zengin hisseden insanlardan pek çok hikaye dinliyorum. Büyükbabamın gizli hazinesini buldum diye düşünüyorlar“ diyor.

Ancak Hoffritz bunun sadece bir yanılgı olduğunu belirtiyor: „Sonra büyükannem geliyor ve diyor ki, evet, 1923’ten kalan tam olarak bu. Ve o zamanlar bununla sadece bir paket tereyağı bile alamazdık.“

DW Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/alman-ekonomisi-hiperenflasyondan-yüzde-10-enflasyona/a-64270997

Almanya 2023: Enerji, toplumsal barış, Rusya ve Çin

Alman hükümetini 2023’te daha çalkantılı bir yıl bekliyor. Berlin, 2023’te özellikle üç alanda tansiyonu yükseltecek büyük zorluklarla karşı karşıya kalacak.

Almanya’da, iktidarda bir yılı geride bırakan Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) koalisyonu, aralarındaki anlaşmazlık noktalarına rağmen gelecekten umutlu. Hükümeti oluşturan üç partinin genel başkanları Frankfurter Allgemeinen Zeitung‚a yazdıkları ortak bir makalede, „Almanya’yı daha sosyal, daha adil, daha modern, daha dijital, daha rekabetçi ve daha karbonsuz yapmayı hedefliyoruz“ mesajı verdi.

Koalisyon ortakları aslında 2022 yılına da benzer hedeflerle başlamıştı. Ancak geçen bir yıl hem ulusal hem de uluslararası düzeyde krizlerle geçti, 2023 yılının da benzer şekilde zorlu geçeceği şimdiden görülüyor.

Alman hükümetini yeni yılda özellikle üç önemli zorluk bekliyor: Artan fiyatlara rağmen enerji arzının güvenli bir şekilde devam etmesi, kriz zamanlarında toplumsal barışın sağlanması ve dış politikada da daha net bir çerçeve belirlenmesi, özellikle de Çin’e karşı.

Enerji arzını güvence altına almak

Berlin’deki hükümet, Rusya’dan petrol, gaz ve kömür alımının neredeyse tamamen sona ermesinin ardından bu ve önümüzdeki kış Alman halkı ve ekonomisinin enerji ihtiyacını karşılamak için 200 milyar euroluk devasa bir kaynak oluşturdu. Ancak bundan sonra neler olacağı, yaşanabilecek muhtemel gelişmelere ve hükümetin sorunlara nasıl tepki vereceğine bağlı.

DW Deutsche Welle

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/almanya-2023-enerji-toplumsal-barış-rusya-ve-çin/a-64230610

Almanya-Türkiye ilişkilerini 2023’te neler bekliyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile diyaloğundan memnun. Aralık ayındaki Türkmenistan ziyareti dönüşünde Erdoğan gazetecilere, „İkili görüşmelerimizde Scholz’dan ben doğrusu memnunum, yani anlaşılmayacak bir insan değil“ dedi. Genelde Batılı liderler hakkında çok da olumlu açıklamalar yapmayan Erdoğan’ın bu sözlerinin Almanya başbakanlığında ilgiyle not edildiğinden şüphe yok.

Aralık 2021’de başbakanlık koltuğuna oturan Scholz’un, kendisinden önceki Başbakan Angela Merkel gibi, Almanya için stratejik öneme sahip Türkiye ile ilişkilere önem atfettiği biliniyor. Bu nedenle Scholz, Batı’da aslında „zor bir muhatap“ olarak görülen Erdoğan liderliğindeki Türk Hükümeti ile yakın diyaloğu sürdürmeye özen gösteriyor.

Mart ayında Türkiye’ye ilk resmî ziyaretini yapan Sosyal Demokrat Parti’li (SPD) Başbakan Scholz, Erdoğan ile pek çok kez telefonda görüştü ve uluslararası zirvelerde ikili görüşmeler gerçekleştirdi.

„Türkiye Almanya için önemli“

Scholz’un partisi SPD’ye yakınlığı ile bilinen Friedrich Ebert Vakfı (FES) Türkiye Temsilcisi Henrik Meyer, Almanya-Türkiye ilişkilerini DW Türkçe’ye değerlendirirken, iki ülke arasındaki güçlü bağlara vurgu yapıyor.

DW Deutsche Welle

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/almanya-türkiye-ilişkilerini-2023te-neler-bekliyor/a-64199577

Türkiye’den Almanya’ya ilticada yüzde 216 artış

Almanya’ya iltica başvurusu yapan Türk vatandaşlarının sayısı yüzde 216 arttı. En çok iltica başvurusu yapılan ülkeler sıralamasında Türkiye üçüncü sırada.

Türkiye’den Almanya’ya gelerek sığınma başvurusu yapanların sayısındaki artış devam ediyor. Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nin (BAMF) verilerine göre, bu yılın Ocak-Kasım döneminde Almanya’ya iltica başvurusu yapan Türk vatandaşlarının sayısı 20 bin 802 ile yeni bir rekora ulaştı. Bu sayıyla Türkiye, menşe ülkeler sıralamasında Irak, Gürcistan, İran, Somali, Eritre, Moldova gibi ülkeleri geride bırakarak, Suriye ve Afganistan’ın ardından üçüncü sıraya yükseldi.

Aşağı Saksonya Mülteciler Konseyi adlı sivil toplum kuruluşunun yönetim kurulunda da yer alan avukat Dündar Kelloğlu, kendilerine başvuranlardan gördükleri kadarıyla gelenlerin çoğunu gençlerin oluşturduğunu söylüyor. Kelloğlu, mülakatlarda en sık duydukları gerekçelerin başında da artan siyasi baskı ve kötüleşen ekonomik durumun geldiğini, insanların Türkiye’de hiçbir gelecek umudu görmediğini söylediğini belirtiyor. „1997 yılından beri bu alanda çalışıyoruz, çok davaya baktık, çok sığınmacıyla görüştük ama Türkiye’deki ortam hiçbir zaman bu kadar karamsar olmamıştı“ yorumunda bulunuyor. 

DW Deutsche Welle / Elmas Topcu

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/türkiyeden-almanyaya-ilticada-yüzde-216-artış/a-64190006

Almanya’da ilaç krizi çocukları vurdu

Almanya’da yaz aylarında başlayan ilaç sıkıntısının boyutu giderek büyüyor. Solunum yolu hastalıkları nedeniyle hastaneler dolarken özellikle çocuklar için gerekli ateş düşürücü şuruplarda sıkıntı yaşanıyor.

Almanya’nın başkenti Berlin’de bir eczanedeyiz. Eczacı Fatih Kaynak, bilgisayar ekranında merkezi ilaç sipariş sistemini gösteriyor ve siparişi yapılamayan ilaçlar listesinin giderek uzadığını anlatıyor. „Antibiyotik, ağrı kesici, tansiyon ilacı, mide ve kalp ilaçları. Hepsinde sıkıntı yaşıyoruz“ diyen Kaynak, şu an sipariş verilemeyen ilaç sayısının 274’ü bulduğunu belirtiyor.

Özellikle de çocuk ilaçlarında durum kritik. Bebekler ve küçük çocuklar hap yutamadıkları için ilaçları sıvı halinde almaları gerekiyor. Örneğin ateş ve ağrı durumlarında Parasetamol ya da Ibuprofen içeren tatlı şuruplar. Almanya’da bu ilaçlardan yılda 10 milyon paketten fazla satılıyor. Şimdi ise eczane rafları neredeyse bomboş. Penisilin ve antibiyotik içerikli şuruplarda da benzer bir durum söz konusu.

Eczacı Fatih Kaynak, yaz aylarında da tedarik sıkıntısı yaşadıklarını, ancak sipariş verilen bir ilacın iki hafta kadar sonra temin edilebildiğini, şimdi ise durumun gerçekten ciddi bir hal aldığını belirtiyor. Daha önce sipariş verilecek ilaçları alışveriş listesinde biriktirdiklerini anlatan Kaynak, şimdi ise bir ilacı buldukları anda sipariş verdiklerini, teslimatın yine de garanti olmadığını belirtiyor. Kaynak, „Sıkıntısı çekilen bir ilaçtan 50 paket sipariş ediyorsam belki 5 tanesi geliyor“ diyor.

Hastanelerde yer kalmadı

Bu nedenle semtteki eczacılar dayanışma yoluna gitmiş. Sistemde bir ilaç gördüklerinde birbirini haberdar ediyor ya da birbirine ilaç yardımı yapıyorlar. Ebeveynler de sosyal medya gruplarında benzer bir dayanışma içinde. Hangi ilaç hangi eczanede var, alternatif ne ilaçlar kullanılabilir, bu forumlarda bilgi alışverişinde bulunuluyor. Ancak evdeki küçüklerin ateşini düşürmek mümkün olmadığında genelde tek yol kalıyor, o da hastaneye gitmek.

Ağırlıklı olarak küçük yaştaki çocukları etkileyen solunum yolu virüsü RSV (Respiratuar Sinsityal Virüs), durumun ciddiyetini daha da artırıyor. Hastanelerin çocuk bakım üniteleri dolup taşarken hayati tehlike taşıyan çocuk hastalar bile saatlerce sıra beklemek zorunda kalıyor, klinikler dolu olduğu için eve gönderilenler oluyor.

Eczacılar ilaçları kendileri hazırlamaya başladı

Bir değer sorun, hastanelerde de ilaç sıkıntısının baş göstermesi. Pek çok hastane eczanesi, acil durumlar için ateş düşürücü şurupları kendileri hazırlamaya başladı. Normalde eczaneler yılda yazılan 12 milyon ila 14 milyon ilacı kendileri hazırlıyor. 2021 yılında 1,3 milyar paket ilaç satıldığı düşünüldüğünde eczanelerin kapasitesi oldukça düşük kalıyor. Eczacının ilacı kendisinin hazırlaması yüksek ek maliyet anlamına geliyor.

Çocuklar için ateş düşürücü şurupları kendileri hazırlayan eczanelere soruyoruz. Hammadde, personel maliyeti ve harcanan zaman hesaba yansıtılsa bir şişe şurubun fiyatının 20 euroya yükseleceğini anlatıyorlar. Eczacı Kaynak, kendisinin de şurupları bizzat hazırlamayı düşündüğünü belirtiyor ve „Bir çocuk yüksek ateşle kıvranıyorsa fiyatın ne önemi var?“ sorusunu yöneltiyor.

İlaç şirketleri: Üretim maliyeti karşılamıyor

Halbuki Almanya’da şu an yaşanan ilaç sıkıntısının temelinde de fiyat faktörü yatıyor. Alman ilaç sanayisi açısından bazı ilaçların üretimi, maliyeti karşılamıyor. Örneğin parasetamol içeren bir şişe ateş düşürücü şurup için resmi sağlık sigortalarının ilaç şirketine ödediği miktar sadece 1,36 euro. Bu miktar on yıldır yükseltilmedi. Halbuki parasetamol hammaddesinin fiyatı sadece bu yıl yüzde 70 arttı.

İlaç şirketi Teva, parasetamol içerikli ateş düşürücü şuruplarda „ratiopharm“ markasıyla Almanya’nın en büyük tedarikçisi konumunda. Teva’nın Genel Müdürü Andreas Burkhardt, hızla yükselen etken madde ve üretim fiyatlarına işaret ederek resmi sigortaların ödediği miktarın sabit kalmasının ilaç üretiminden zarar edilmesini beraberinde getirdiğini belirtiyor ve „Hiçbir şirket uzun vadede buna dayanamaz“ diyor.

İhtiyacın yüzde 90’ını tek bir şirket karşılıyor

Bundan 12 yıl önce piyasada ateş düşürücü şurup üreten 11 şirket varken bu yıl Mayıs ayında bir üretici daha piyasadan çekildi. Ratiopharm, piyasadaki ihtiyacın yüzde 90’ını karşılar hale geldi. Bu durumun sürdürülmesinin imkansız olduğunu belirten şirket, yaz aylarında eczanelerin kış için verdiği ön siparişleri iptal etti. Bu da eczanelerin buldukları ilaçları stoklamalarına yol açtı. Federal İlaç ve Tıbbi Ürünler Enstitüsü, bu nedenle ilaçları piyasada bulmanın daha da zorlaştığını, ayrıca ilaçların dağılımında bölgeler arasında dengesizlikler oluştuğunu belirtiyor.

Çocuk Doktorları Birliği Başkanı Thomas Fischbach da, „Ateş düşürücü şurup gibi basit ilaçların bulunamaması acizlik göstergesidir. Bu tür ilaçları üreten çok az şirket var. Bunun nedeni de Almanya’daki sabit fiyat uygulaması nedeniyle üretimin ucuz maliyetli Çin ve Hindistan gibi ülkelere kaydırılmış olması“ diyor. Fischbach, bu ülkelerden sevkiyat zincirinde yaşanan mevcut sorunların da ayrı bir darboğazı beraberinde getirdiğini söylüyor.

Piyasada daralmanın sonuçları

Önemli ilaçların bulunmasında yaşanan sıkıntının nelere yol açabileceği 2022 yılı başında meme kanseri ilacı Tamoksifen örneğinde görüldü. Ağır hasta insanların acilen kullanması gereken bu ilacın muadili bulunmuyor. Üretici firmanın maliyet baskısı nedeniyle üretimi durdurması darboğaza yol açtı. Bunun üzerine Federal İlaç ve Tıbbi Ürünler Enstitüsü devreye girerek acil durum nedeniyle tamoksifen içerikli ilaçların Almanya’da ruhsat izni bulunmasa bile yurt dışından ithal edilip kullanılabileceğini açıkladı. Bu izin darboğazı gideremedi. Tamoksifen hala sıkıntı yaşanan ilaçlar arasında yer alıyor.

„Devlet üretsin“ talebi

Doktorlar ve muhalefetten politikacılar Alman hükümetine acilen harekete geçme çağrısı yapıyor. Federal hükümet ve eyalet hükümetlerinin bir ilaç tedarik zirvesi düzenlemesi, sağlık bakanlarının üreticiler ve toptancılarla görüşmesi ve komşu ülkelerden sevkiyat için çaba gösterilmesi talep ediliyor.

Uzmanların vurgu yaptığı bir talep de hayati önemdeki ilaçların üretiminin devlet kontrolüne alınması. İlaç sanayisi ise resmi sağlık sigortalarının ilaçlara ödediği miktarın artırılmasını talep ediyor. İlaç şirketleri, sigortaların sabit fiyat ödemesine dayanan anlaşmaların, piyasadaki tedarikçi sayısı yeterli düzeye gelinceye kadar askıya alınmasını teklif ediyor. Sağlık Bakanlığının ise bu teklife yanaşması, mevcut planlar ışığında pek olası görünmüyor.

DW Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/almanyada-ilaç-krizi-çocukları-vurdu/a-64127348

Scholz’dan Noel mesajında birlik vurgusu

Almanya Başbakanı Scholz, yayınladığı Noel mesajında toplumdaki birlik duygusunun önemini dile getirdi. Scholz, Ukrayna Savaşı’nın neden olduğu zorlu süreçte, bu birlik sayesinde önemli adımlar attıklarını vurguladı.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, yayınladığı Noel mesajında 2022 yılının önemli gelişmelerine dikkat çekerek toplum içinde birlik çağrısında bulundu.

Başbakan Scholz video mesajında, „Noel’e bir hafta kaldı. Pek çok kişi bayram günlerinin, sevdikleri ile, dostlarıyla, aile ile bir araya gelecek olmanın sevincini yaşıyor. Bunlar aynı zamanda, özellikle böylesi zor bir dönemde birlik olma günleri“ ifadelerini kullandı. 2022’nin çok zorlu bir sene olduğunu dile getiren Başbakan Scholz, özellikle bayram günlerini Rus bombalarından kaçarak ve sevdiklerinin hayatlarından endişe duyarak geçirmek zorunda kalan Ukraynalılar için bu durumun geçerli olduğunu belirtti.

Artan enerji fiyatları

Mesajında, „Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının sonuçlarının, Almanya’da da enflasyon, artan fiyatlar ve enerji tedariğinin artan maliyetleri ile hissedildiğini“ vurgulayan Başbakan Scholz, ülke olarak birlik olduklarını ve bu duruma kendilerini hazırlayabildiklerini dile getirdi.

Tam bu günlerde, Almanya enerji ağına likit gaz (LNG) taşıyan ilk tankerin yanaştığını bildiren Olaf Scholz, bunu „İyi bir işaret ve birlik olmanın nasıl bir fayda sağlayacağının bir göstergesi olduğunu“ belirtti. Federal Meclis ile Eyaletler Meclisi’nin, vatandaşlara yönelik mali yardımların organize edilebilmesi için ilgili gerekli tüm tasarıları onaylamasının da önemine vurgu yapan Scholz, bu sayede „Yüksek elektrik faturası, yüksek doğal gaz faturası, yüksek ısınma faturası ve sıkıntı yaratan tüm enerji faturalarına karşı“destek sağlanabildiğini ve fiyatların aşağıya çekilebildiğini aktardı.

Almanya Başbakanı Scholz, konuşmasının sonunda, „Bugünlerde hissettiğimiz bu birlik olma durumunu bu şekilde devam ettirmeliyiz“ diyerek, „İyi Bayramlar“ diledi.

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/scholzdan-noel-mesajında-birlik-vurgusu/a-64133590

Kaynak: DW Deutsche Welle / DW / ET,EC

Almanya’da ilaç krizi çocukları vurdu

Almanya’da yaz aylarında başlayan ilaç sıkıntısının boyutu giderek büyüyor. Solunum yolu hastalıkları nedeniyle hastaneler dolarken özellikle çocuklar için gerekli ateş düşürücü şuruplarda sıkıntı yaşanıyor.

Almanya’nın başkenti Berlin’de bir eczanedeyiz. Eczacı Fatih Kaynak, bilgisayar ekranında merkezi ilaç sipariş sistemini gösteriyor ve siparişi yapılamayan ilaçlar listesinin giderek uzadığını anlatıyor. „Antibiyotik, ağrı kesici, tansiyon ilacı, mide ve kalp ilaçları. Hepsinde sıkıntı yaşıyoruz“ diyen Kaynak, şu an sipariş verilemeyen ilaç sayısının 274’ü bulduğunu belirtiyor.

Özellikle de çocuk ilaçlarında durum kritik. Bebekler ve küçük çocuklar hap yutamadıkları için ilaçları sıvı halinde almaları gerekiyor. Örneğin ateş ve ağrı durumlarında Parasetamol ya da Ibuprofen içeren tatlı şuruplar. Almanya’da bu ilaçlardan yılda 10 milyon paketten fazla satılıyor. Şimdi ise eczane rafları neredeyse bomboş. Penisilin ve antibiyotik içerikli şuruplarda da benzer bir durum söz konusu.

Eczacı Fatih Kaynak, yaz aylarında da tedarik sıkıntısı yaşadıklarını, ancak sipariş verilen bir ilacın iki hafta kadar sonra temin edilebildiğini, şimdi ise durumun gerçekten ciddi bir hal aldığını belirtiyor. Daha önce sipariş verilecek ilaçları alışveriş listesinde biriktirdiklerini anlatan Kaynak, şimdi ise bir ilacı buldukları anda sipariş verdiklerini, teslimatın yine de garanti olmadığını belirtiyor. Kaynak, „Sıkıntısı çekilen bir ilaçtan 50 paket sipariş ediyorsam belki 5 tanesi geliyor“ diyor.

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/almanyada-ilaç-krizi-çocukları-vurdu/a-64127348

Kaynak: DW Deutsche Welle / Sabine Kinkartz

Berlin’de devasa akvaryum patladı

Berlin’de bir otelde bulunan devasa akvaryumun patlaması sonucu bir milyon litre su çevreye dağıldı. İki kişinin yaralandığı olayda büyük çaplı maddi hasar oluştu.

Berlin’de bir otelde bulunan devasa boyutlardaki akvaryumun camı patladı. Akvaryumdan dökülen bir milyon litre civarında su taşkına neden oldu. İki kişi cam kırıkları nedeniyle yaralandı.

Olay Cuma sabahı Berlin’in merkezinde Alexanderplatz yakınlarındaki bir otelin fuayesinde meydana geldi. Fuayede bulunan 16 metreye 11,5 metre boyutlarındaki akvaryumun camı saat 05.40 civarında henüz belirlenemeyen bir nedenle bir anda kırıldı. Akvaryumdan boşalan bir milyon litre civarında su otelin zemin katında ve binanın bulunduğu caddede kısa süreliğine taşkına neden oldu. Otelin bulunduğu binanın zemin katı tamamen sular altında kaldı.

Haberin Devamı İçin: https://www.dw.com/tr/berlinde-devasa-akvaryum-patladı-bir-milyon-litre-su-taştı/a-64122421

Kaynak: Deutsche Welle / dpa/AFP,TY,HT

Almanya’da darbe yapmak ne kadar mümkün?

Reichsbürger üyelerinin de aralarında bulunduğu silahlı bir grubun darbe planlarken yakalanması, „Almanya’da bu mümkün mü?“ sorusunu gündeme taşıdı.

Almanya’da ülke genelinde düzenlenen operasyonlarla tutuklanan 25 kişi ve destekçilerinin neyle suçlandıklarını Başsavcı Peter Frank geçen Çarşamba günü kamuouyla paylaştı.

Kendilerini „Reichsbürger“ (İmparatorluk Vatandaşları) ve „Querdenker“ olarak adlandıran hareketlerin destekçilerine yönelik operasyon ile ilgili olarak Frank, „Tespitlerimize göre bu yapılanma, şiddet ve askeri yöntemlerle Almanya’daki mevcut devlet idaresini, özgürlükçü demokratik düzeni, ortadan kaldırmayı kendisine hedef olarak belirlemiştir“ açıklamasını yaptı.

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/almanyada-darbe-yapmak-ne-kadar-mümkün/a-64045677

Kaynak: DW Deutsche Welle / Lisa Hänel

Almanya’da önlenen darbe planının şifreleri

Almanya’da darbe yoluyla iktidarı devirmeyi planlayan aşırı sağcı bir gruba düzenlenen operasyon ülkede geniş yankı buldu.

Peki Almanya’da binlerce polisin katıldığı operasyonda yakalananlar kim? Yakalananlar amaçlıyordu? Kendilerini „Reichsbürger“ (İmparatorluk Vatandaşları) olarak tanımlayan aşırı sağcı hareket ile bağlantıları ne? Aşırı sağ uzmanları, karşı karşıya bulunulan tehdit için ne diyor?

DW Türkçe, yaşanan gelişmeler hakkında merak edilenleri derledi:

Dev operasyonun hedefinde kim var?

Çarşamba sabahı erken saatlerde, Federal Başsavcılık ve yaklaşık 3 bin polisin katılımıyla başlayan operasyonun hedefinde, kendilerini „Reichsbürger“ (İmparatorluk Vatandaşları) olarak adlandıran aşırı sağcılarla bağlantılı bir „terör örgütünün“ yer aldığı açıklandı.

Ülkenin 11 eyaletinde ağır silahlı özel timlerin de katıldığı operasyonlar sırasında 130’u akşın binaya baskınlar düzenlenerek arama yapıldı.

Aralarında askerlerin ve sağcı popülist Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) bir eski milletvekilinin de bulunduğu 25 şüpheli gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan birinin Avusturya’da bir diğerinin de İtalya’da gözaltına alındıkları, yakalananlardan birinin de Rus vatandaşı olduğu açıklandı.

Neyle suçlanıyorlar?

Başsavcılık, 50 kişiyi Almanya Federal Cumhuriyeti’ni yıkmak için terör örgütü kurmakla suçluyor.

Darbe girişimi hazırlıklarının Kasım 2021 itibarıyla silah temin etme, atış talimleri yapma ve yapılanma çalışmalarıyla başlatıldığının tespit edildiği açıklandı.

Bu ağın üyelerinin „anayasal kurumlara saldırmaya, Federal Meclis’e silahlı baskın düzenlemeye hazırlandıkları, demokratik hukuk devletini devirmeyi hedefledikleri ve bunun yol açması muhtemel ölümleri de göze aldıkları“ belirtiliyor.

Federal Başsavcılığın paylaştığı bilgilere göre, şüpheliler elektrik kesintilerine yol açacak saldırılarla iç savaşı andıran koşulların oluşmasını sağlamayı, Alman hükümetini devirerek de siyasi yönetimi devralmayı planladı.

Hatta yönetimin devralınması halinde, kimlerin hangi bakanlıkları üstleneceğinin de belirlendiği, bir isim listesi olduğu belirtiliyor.

Başsavcılığa göre şüpheliler demokratik kurumları reddediyor, Almanya’nın „derin devlet“ üyeleri, gizli ve gayrimeşru bir devlet yönetimi yapısı tarafından yönetildiğine, Reichsbürger ağının da bunlara karşı mücadele etmesi gerektiğini savunuyor.

Bu gerekçeyle de aşırı sağcı bu hareket bünyesinde, darbe girişimi için bir askeri kanat oluşturulduğu belirtiliyor.

Operasyonun hedefindeki askeri kanat neden „çok tehlikeli“?


„Terör örgütü“ olarak adlandırılan bu oluşumda hem halen Alman ordusu Bundeswehr’de görev yapan askerlerin hem de özel askeri eğitim almış eski askerlerin yer aldığı, yine Doğu Alman ordusunda da görev yapmış eski askerlerin de grubun üyeleri arasında bulunduğu belirtiliyor.

Başsavcılık kaynakları, bu nedenle bu yapının „çok tehlikeli“ olarak sınıflandırıldığına dikkat çekiyor, bu yapıya karşı yürütülen operasyonların da bu nedenle dev bir kadro ağır silahlar ve özel timler eşliğinde yürütüldüğünü aktarıyor.

Başsavcılığın Alman basınıyla paylaştığı bilgilere göre darbe hazırlığı yapan oluşumda liderlik rolünü üstlenen iki kişi var. Biri, 71 yaşındaki Heinrich XIII P. R., diğeri de 69 yaşındaki Ruediger v. P. , hatta grup, yönetimin ele geçirilmesi halinde Almanya’nın yeni devlet başkanının da Heinrich XIII P. R. olmasını öngördü.

Yine sağcı popülist Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) eski milletvekillerinden Birgit Malsack-Winkemann’ın da şüpheliler arasında yer aldığı, grubun eski bir hakim olan Malsack-Winkemann’ın darbe sonrasında adalet bakanlığı görevini üstlenmesini öngördüğü kaydedildi. Malsack-Winkemann, milletvekilli görevinin sona erdiği 2021 yılından itibaren yeniden hakim olarak Berlin’de görev yapıyor.

Rusya’dan destek aldılar mı?

Başsavcılığa göre grubun liderlik rolünü üstlenen isimler Almanya’da inşa edilecek yeni rejim için Rus makamlarıyla irtibata geçmeye çabaladı. Rus vatandaşı Vitalia B. de bu hedefe ulaşılması için destek olmaya çalıştı. Ancak başsavcılık, şüphelilerin bu girişimlerine Rus makamlarından olumlu karşılık aldıklarına dair henüz bir bulguya ulaşmadıklarını duyurdu.

Bu arada bu bilgilerin basına yansıması üzerine Rusya’dan da açıklama geldi. Rusya’nın Berlin Büyükelçiliği yaptığı açıklamada, Almanya’daki Rus diplomatik temsilcilerinin terör grupları temsilcileri ve yasadışı yapılarla hiç bir iletişimi olmadığına vurgu yaparken, Kremlin Sözcüsü Peskov, operasyonlar için „Almanya’nın iç meselesi” açıklamasını yaptı.

Kendilerini „Reichsbürger“ olarak adlandıranlar kim? Ne amaçlıyorlar?


Aşırı sağcı Reichsbürger hareketi, hem radikal hem şiddet eğilimli olduğu gerekçesiyle Alman güvenlik güçleri tarafından son yıllardaki en ciddi iç tehdit olarak görülüyor.

Alman iç istihbarat teşkilatı BfV’nin 2022 yılı raporuna göre bu hareketin Almanya’da yaklaşık 21 bin destekçisi bulunuyor. 

Bu hareket bünyesinde şiddet eğiliminin çok yüksek olması, güvenlik makamları için önemli bir endişe kaynağı oluşturuyor. BfV’ye göre bu hareket içerisinde yer alan en az 500 kişinin silah ruhsatı bulunuyor.

Bu hareketin destekçileri Almanya Federal Cumhuriyeti ve demokratik, anayasal kurumlarını kabul etmiyor. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi rejiminin sonunu getiren müttefik devletlerin halen Almanya’yı gizli gizli yönettiğine iddia ediyorlar. Bazıları yeniden Alman İmparatorluğu’nun inşasını savunuyor.

Kısaca „Reichsbürger“ olarak nitelendirilseler de aslında homojen bir yapılanmadan söz etmek güç. Farklı eyaletlerde farklı yapılanmalar mevcut. Almanya Federal Cumhuriyeti’ni tanımadıkları için vergi ödemeyenler var. Hatta „kendi ulusal topraklarını“ ilan edenler, kendi pasaport ve ehliyetlerini basanlar da var. İnternet sitelerinde, mevcut düzene karşı mücadelelerini sürdürmekle övünüyorlar.

Koronavirüs salgını sırasında bu hareketin daha da radikalleştiği belirtiliyor. Korona önlemlerine karşı çıkan ve „Querdenker“ olarak adlandırılanların desteği ile açıklanan önlemlere karşı protesto gösterileri düzenlediler, salgın önlenmelerine uymayı reddettiler. Yerel yöneticilere saldırılarda bulundular, bu saldırılarını da videoya çekip sosyal ağlarda paylaştılar.

İç istihbarat teşkilatının son raporunda bu hareket üyelerinin „ciddi şiddet eylemleri yapmaya istekli“ olduklarının altı çizilmişti.

Son yıllarda bu hareket bünyesinde yer alanlar, cinayete teşebbüs ya da cinayet suçlamasıyla hakim karşısına da çıktı. 

Uzmanlar ne diyor?

DW’nin sorularını yanıtlayan aşırı sağ ile mücadele eden Amadeu-Antonio Vakfı Genel Müdürü Timo Reinfrank, düzenlenen operasyon ve yakalanlara yöneltilen suçlamaların boyutunun kendisini de şoke ettiğini söyledi.

Almanya’da bir darbe gerçekleştirilmesinin neredeyse imkansız olduğunu söyleyen Reinfrank, „Çünkü kamu ve anayasal düzen çok güçlü. Ama bu insanlar, bunu yapabileceklerine inanıyorlar.  Bu aynı zamanda bu insanların kendi hayal dünyalarında ne denli kapana kısıldıklarını da gösteriyor“ diye konuştu.

Bu operasyonla gün ışığına çıkan bilgilerin, ABD’de 6 Ocak 2021’de meydana gelen Kongre baskınına benzer olayların Almanya’da da yaşanabileceğini gözler önüne serdiğini aktaran Reinfrank, „Anayasa ve güvenlik güçlerinin meşruiyetini tanımıyorlar, bu da ideolojilerinin şiddeti meşru görmesine yol açıyor“ dedi.

Aşırı sağ uzmanı bu nedenle ağırlıklı olarak yerel siyasetçileri ve politikacıları hedef aldıklarını çünkü kasıtlı olarak devlet düzenini yıkmak istediklerini söyledi.

DW/ DA,HS

Kaynak: DW Deutsche Welle