Scholz’dan Noel mesajında birlik vurgusu

Almanya Başbakanı Scholz, yayınladığı Noel mesajında toplumdaki birlik duygusunun önemini dile getirdi. Scholz, Ukrayna Savaşı’nın neden olduğu zorlu süreçte, bu birlik sayesinde önemli adımlar attıklarını vurguladı.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, yayınladığı Noel mesajında 2022 yılının önemli gelişmelerine dikkat çekerek toplum içinde birlik çağrısında bulundu.

Başbakan Scholz video mesajında, „Noel’e bir hafta kaldı. Pek çok kişi bayram günlerinin, sevdikleri ile, dostlarıyla, aile ile bir araya gelecek olmanın sevincini yaşıyor. Bunlar aynı zamanda, özellikle böylesi zor bir dönemde birlik olma günleri“ ifadelerini kullandı. 2022’nin çok zorlu bir sene olduğunu dile getiren Başbakan Scholz, özellikle bayram günlerini Rus bombalarından kaçarak ve sevdiklerinin hayatlarından endişe duyarak geçirmek zorunda kalan Ukraynalılar için bu durumun geçerli olduğunu belirtti.

Artan enerji fiyatları

Mesajında, „Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının sonuçlarının, Almanya’da da enflasyon, artan fiyatlar ve enerji tedariğinin artan maliyetleri ile hissedildiğini“ vurgulayan Başbakan Scholz, ülke olarak birlik olduklarını ve bu duruma kendilerini hazırlayabildiklerini dile getirdi.

Tam bu günlerde, Almanya enerji ağına likit gaz (LNG) taşıyan ilk tankerin yanaştığını bildiren Olaf Scholz, bunu „İyi bir işaret ve birlik olmanın nasıl bir fayda sağlayacağının bir göstergesi olduğunu“ belirtti. Federal Meclis ile Eyaletler Meclisi’nin, vatandaşlara yönelik mali yardımların organize edilebilmesi için ilgili gerekli tüm tasarıları onaylamasının da önemine vurgu yapan Scholz, bu sayede „Yüksek elektrik faturası, yüksek doğal gaz faturası, yüksek ısınma faturası ve sıkıntı yaratan tüm enerji faturalarına karşı“destek sağlanabildiğini ve fiyatların aşağıya çekilebildiğini aktardı.

Almanya Başbakanı Scholz, konuşmasının sonunda, „Bugünlerde hissettiğimiz bu birlik olma durumunu bu şekilde devam ettirmeliyiz“ diyerek, „İyi Bayramlar“ diledi.

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/scholzdan-noel-mesajında-birlik-vurgusu/a-64133590

Kaynak: DW Deutsche Welle / DW / ET,EC

Almanya’da darbe yapmak ne kadar mümkün?

Reichsbürger üyelerinin de aralarında bulunduğu silahlı bir grubun darbe planlarken yakalanması, „Almanya’da bu mümkün mü?“ sorusunu gündeme taşıdı.

Almanya’da ülke genelinde düzenlenen operasyonlarla tutuklanan 25 kişi ve destekçilerinin neyle suçlandıklarını Başsavcı Peter Frank geçen Çarşamba günü kamuouyla paylaştı.

Kendilerini „Reichsbürger“ (İmparatorluk Vatandaşları) ve „Querdenker“ olarak adlandıran hareketlerin destekçilerine yönelik operasyon ile ilgili olarak Frank, „Tespitlerimize göre bu yapılanma, şiddet ve askeri yöntemlerle Almanya’daki mevcut devlet idaresini, özgürlükçü demokratik düzeni, ortadan kaldırmayı kendisine hedef olarak belirlemiştir“ açıklamasını yaptı.

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/almanyada-darbe-yapmak-ne-kadar-mümkün/a-64045677

Kaynak: DW Deutsche Welle / Lisa Hänel

Almanya’da önlenen darbe planının şifreleri

Almanya’da darbe yoluyla iktidarı devirmeyi planlayan aşırı sağcı bir gruba düzenlenen operasyon ülkede geniş yankı buldu.

Peki Almanya’da binlerce polisin katıldığı operasyonda yakalananlar kim? Yakalananlar amaçlıyordu? Kendilerini „Reichsbürger“ (İmparatorluk Vatandaşları) olarak tanımlayan aşırı sağcı hareket ile bağlantıları ne? Aşırı sağ uzmanları, karşı karşıya bulunulan tehdit için ne diyor?

DW Türkçe, yaşanan gelişmeler hakkında merak edilenleri derledi:

Dev operasyonun hedefinde kim var?

Çarşamba sabahı erken saatlerde, Federal Başsavcılık ve yaklaşık 3 bin polisin katılımıyla başlayan operasyonun hedefinde, kendilerini „Reichsbürger“ (İmparatorluk Vatandaşları) olarak adlandıran aşırı sağcılarla bağlantılı bir „terör örgütünün“ yer aldığı açıklandı.

Ülkenin 11 eyaletinde ağır silahlı özel timlerin de katıldığı operasyonlar sırasında 130’u akşın binaya baskınlar düzenlenerek arama yapıldı.

Aralarında askerlerin ve sağcı popülist Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) bir eski milletvekilinin de bulunduğu 25 şüpheli gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan birinin Avusturya’da bir diğerinin de İtalya’da gözaltına alındıkları, yakalananlardan birinin de Rus vatandaşı olduğu açıklandı.

Neyle suçlanıyorlar?

Başsavcılık, 50 kişiyi Almanya Federal Cumhuriyeti’ni yıkmak için terör örgütü kurmakla suçluyor.

Darbe girişimi hazırlıklarının Kasım 2021 itibarıyla silah temin etme, atış talimleri yapma ve yapılanma çalışmalarıyla başlatıldığının tespit edildiği açıklandı.

Bu ağın üyelerinin „anayasal kurumlara saldırmaya, Federal Meclis’e silahlı baskın düzenlemeye hazırlandıkları, demokratik hukuk devletini devirmeyi hedefledikleri ve bunun yol açması muhtemel ölümleri de göze aldıkları“ belirtiliyor.

Federal Başsavcılığın paylaştığı bilgilere göre, şüpheliler elektrik kesintilerine yol açacak saldırılarla iç savaşı andıran koşulların oluşmasını sağlamayı, Alman hükümetini devirerek de siyasi yönetimi devralmayı planladı.

Hatta yönetimin devralınması halinde, kimlerin hangi bakanlıkları üstleneceğinin de belirlendiği, bir isim listesi olduğu belirtiliyor.

Başsavcılığa göre şüpheliler demokratik kurumları reddediyor, Almanya’nın „derin devlet“ üyeleri, gizli ve gayrimeşru bir devlet yönetimi yapısı tarafından yönetildiğine, Reichsbürger ağının da bunlara karşı mücadele etmesi gerektiğini savunuyor.

Bu gerekçeyle de aşırı sağcı bu hareket bünyesinde, darbe girişimi için bir askeri kanat oluşturulduğu belirtiliyor.

Operasyonun hedefindeki askeri kanat neden „çok tehlikeli“?


„Terör örgütü“ olarak adlandırılan bu oluşumda hem halen Alman ordusu Bundeswehr’de görev yapan askerlerin hem de özel askeri eğitim almış eski askerlerin yer aldığı, yine Doğu Alman ordusunda da görev yapmış eski askerlerin de grubun üyeleri arasında bulunduğu belirtiliyor.

Başsavcılık kaynakları, bu nedenle bu yapının „çok tehlikeli“ olarak sınıflandırıldığına dikkat çekiyor, bu yapıya karşı yürütülen operasyonların da bu nedenle dev bir kadro ağır silahlar ve özel timler eşliğinde yürütüldüğünü aktarıyor.

Başsavcılığın Alman basınıyla paylaştığı bilgilere göre darbe hazırlığı yapan oluşumda liderlik rolünü üstlenen iki kişi var. Biri, 71 yaşındaki Heinrich XIII P. R., diğeri de 69 yaşındaki Ruediger v. P. , hatta grup, yönetimin ele geçirilmesi halinde Almanya’nın yeni devlet başkanının da Heinrich XIII P. R. olmasını öngördü.

Yine sağcı popülist Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) eski milletvekillerinden Birgit Malsack-Winkemann’ın da şüpheliler arasında yer aldığı, grubun eski bir hakim olan Malsack-Winkemann’ın darbe sonrasında adalet bakanlığı görevini üstlenmesini öngördüğü kaydedildi. Malsack-Winkemann, milletvekilli görevinin sona erdiği 2021 yılından itibaren yeniden hakim olarak Berlin’de görev yapıyor.

Rusya’dan destek aldılar mı?

Başsavcılığa göre grubun liderlik rolünü üstlenen isimler Almanya’da inşa edilecek yeni rejim için Rus makamlarıyla irtibata geçmeye çabaladı. Rus vatandaşı Vitalia B. de bu hedefe ulaşılması için destek olmaya çalıştı. Ancak başsavcılık, şüphelilerin bu girişimlerine Rus makamlarından olumlu karşılık aldıklarına dair henüz bir bulguya ulaşmadıklarını duyurdu.

Bu arada bu bilgilerin basına yansıması üzerine Rusya’dan da açıklama geldi. Rusya’nın Berlin Büyükelçiliği yaptığı açıklamada, Almanya’daki Rus diplomatik temsilcilerinin terör grupları temsilcileri ve yasadışı yapılarla hiç bir iletişimi olmadığına vurgu yaparken, Kremlin Sözcüsü Peskov, operasyonlar için „Almanya’nın iç meselesi” açıklamasını yaptı.

Kendilerini „Reichsbürger“ olarak adlandıranlar kim? Ne amaçlıyorlar?


Aşırı sağcı Reichsbürger hareketi, hem radikal hem şiddet eğilimli olduğu gerekçesiyle Alman güvenlik güçleri tarafından son yıllardaki en ciddi iç tehdit olarak görülüyor.

Alman iç istihbarat teşkilatı BfV’nin 2022 yılı raporuna göre bu hareketin Almanya’da yaklaşık 21 bin destekçisi bulunuyor. 

Bu hareket bünyesinde şiddet eğiliminin çok yüksek olması, güvenlik makamları için önemli bir endişe kaynağı oluşturuyor. BfV’ye göre bu hareket içerisinde yer alan en az 500 kişinin silah ruhsatı bulunuyor.

Bu hareketin destekçileri Almanya Federal Cumhuriyeti ve demokratik, anayasal kurumlarını kabul etmiyor. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi rejiminin sonunu getiren müttefik devletlerin halen Almanya’yı gizli gizli yönettiğine iddia ediyorlar. Bazıları yeniden Alman İmparatorluğu’nun inşasını savunuyor.

Kısaca „Reichsbürger“ olarak nitelendirilseler de aslında homojen bir yapılanmadan söz etmek güç. Farklı eyaletlerde farklı yapılanmalar mevcut. Almanya Federal Cumhuriyeti’ni tanımadıkları için vergi ödemeyenler var. Hatta „kendi ulusal topraklarını“ ilan edenler, kendi pasaport ve ehliyetlerini basanlar da var. İnternet sitelerinde, mevcut düzene karşı mücadelelerini sürdürmekle övünüyorlar.

Koronavirüs salgını sırasında bu hareketin daha da radikalleştiği belirtiliyor. Korona önlemlerine karşı çıkan ve „Querdenker“ olarak adlandırılanların desteği ile açıklanan önlemlere karşı protesto gösterileri düzenlediler, salgın önlenmelerine uymayı reddettiler. Yerel yöneticilere saldırılarda bulundular, bu saldırılarını da videoya çekip sosyal ağlarda paylaştılar.

İç istihbarat teşkilatının son raporunda bu hareket üyelerinin „ciddi şiddet eylemleri yapmaya istekli“ olduklarının altı çizilmişti.

Son yıllarda bu hareket bünyesinde yer alanlar, cinayete teşebbüs ya da cinayet suçlamasıyla hakim karşısına da çıktı. 

Uzmanlar ne diyor?

DW’nin sorularını yanıtlayan aşırı sağ ile mücadele eden Amadeu-Antonio Vakfı Genel Müdürü Timo Reinfrank, düzenlenen operasyon ve yakalanlara yöneltilen suçlamaların boyutunun kendisini de şoke ettiğini söyledi.

Almanya’da bir darbe gerçekleştirilmesinin neredeyse imkansız olduğunu söyleyen Reinfrank, „Çünkü kamu ve anayasal düzen çok güçlü. Ama bu insanlar, bunu yapabileceklerine inanıyorlar.  Bu aynı zamanda bu insanların kendi hayal dünyalarında ne denli kapana kısıldıklarını da gösteriyor“ diye konuştu.

Bu operasyonla gün ışığına çıkan bilgilerin, ABD’de 6 Ocak 2021’de meydana gelen Kongre baskınına benzer olayların Almanya’da da yaşanabileceğini gözler önüne serdiğini aktaran Reinfrank, „Anayasa ve güvenlik güçlerinin meşruiyetini tanımıyorlar, bu da ideolojilerinin şiddeti meşru görmesine yol açıyor“ dedi.

Aşırı sağ uzmanı bu nedenle ağırlıklı olarak yerel siyasetçileri ve politikacıları hedef aldıklarını çünkü kasıtlı olarak devlet düzenini yıkmak istediklerini söyledi.

DW/ DA,HS

Kaynak: DW Deutsche Welle

Almanya çifte vatandaşlık için düğmeye bastı

Almanya’da hükümet, vatandaşlığa geçişleri kolaylaştıracak ve Türkler için çifte vatandaşlığı mümkün kılacak reform için düğmeye bastı.

Almanya’da hükümet, Alman vatandaşlığına geçişleri kolaylaştıracak ve çifte vatandaşlığı mümkün kılacak yasa tasarısı için düğmeye bastı.

İktidardaki Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti’nin (FDP) koalisyon sözleşmesinde de yer alan vatandaşlık kanunundaki reform için onay sürecinde ilk adım atıldı.

Almanya İçişleri Bakanlığından Cuma günü yapılan açıklamada, ilgili yasa tasarısının „neredeyse hazır“ olduğu ve kısa süre içinde diğer bakanlıklara gönderileceği bildirildi. Bakanlıkların onayının ardından tasarı kabinede de kabul edildikten sonra meclis oylamasına gidilecek. Daha öncesinde „Bild“ ve „Süddeutsche Zeitung“ gazeteleri tasarının koalisyon ortakları arasında „büyük ölçüde mutabık kalınan“ ayrıntılarını haberleştirmişti.

Tasarının sunum bölümünde Almanya’da vatandaşlık kanununun günümüzün çeşitliliğe dayanan göç toplumunun gereklerine göre modernize edilmesi gerekliliğine işaret edilerek Almanya’da vatandaşlığa başvuru oranlarının düşüklüğüne dikkat çekildi.

Başvuru oranı yüzde 1,3’lere kadar indi

Almanya’da 2021 yılı sonu itibarıyla yabancı uyruklu 10 milyon 700 bin kişi yaşıyor. Aralarında 5,7 milyonu, on yılı aşkın süredir Almanya’da ikamet ediyor. Mevcut düzenlemelere göre sekiz yıllık yasal ikamet sonrasında Alman vatandaşlığı alınabilmesine rağmen bu imkandan yararlananların oranı çok düşük. 2019 yılında vatandaşlık başvurusu hakkına sahip kişilerin sadece yüzde 1,3’ü başvuruda bulundu. Bu oran Avrupa Birliği içinde ortalama yüzde 2 civarında.

Onay süreci başlatılan yasa tasarısına göre Alman vatandaşlığına başvuru için ülkede ikamet edilmesi gereken süre, sekiz yıldan beş yıla indiriliyor. Okul ya da meslekî başarı, son derece iyi Almanca bilgisi veya kamu yararına faaliyetler gibi yollarla entegrasyonda „özel başarı“ göstermiş kişiler için bu süre 3 yıla kadar inebilecek.

Yabancı uyruklu ebeveynlerin Almanya’da doğmuş çocukları, anne ya da babanın beş yıldır Almanya’da resmi ikametinin bulunması şartıyla otomatikman Alman vatandaşı olabilecek. Şimdiye kadar bu süre sekiz yıldı.

Eski „misafir işçi“lere jest

Alman hükümeti, „misafir işçi“ olarak çoğu 60’lı yıllarda geçici olarak Almanya’ya gelen ancak burada kalan kişilerin durumunu da reform planlarında göz önünde bulundurdu.

Aralarında Almanca bilmeyen çok sayıda kişinin bulunduğu 67 yaş üstündeki bu grubun Alman vatandaşlığı alabilmesi için aranan dil şartı kaldırılıyor, bunun yerine sözlü iletişimde bulunulabilmesi yeterli sayılıyor. Koalisyon sözleşmesinde de yer alan bu planla, Alman hükümeti „misafir işçi“ kuşağının ülkenin kalkınmasına yaptığı özel katkıya duyulan takdiri göstermeyi hedefliyor.

Türkler çifte vatandaş olabilecek

Reformun en önemli maddelerinden biri ise milyonlarca Türk’ün Alman vatandaşlığına geçmesini engelleyen, çifte vatandaşlık önündeki engellerin kaldırılması. Tasarıda, „topluma entegrasyon için dil bilgisi, eğitim, meslekî beceri ve özgürlükçü demokratik temel düzene bağlılığın, bir kişinin bir ya da birden çok vatandaşlığa sahip olmasından çok daha önemli olduğu“na işaret ediliyor.

Türk vatandaşlarının şimdiye kadar Türk ya da Alman vatandaşlığı arasında seçim yapması, Alman vatandaşlığına geçebilmek için Türk vatandaşlığından çıkması gerekiyordu.

Wiese: Alman pasaportunun üstündeki tozu alıyoruz

SPD’nin içişleri uzmanı Dirk Wiese, tasarıyı savunarak „Alman pasaportunu kelepirleştirmiyoruz, üzerindeki tozu alıyoruz“ dedi. Wiese, amaçlarının Almanya’ya çalışmak için gelen insanların buraya yerleşmesi ve burada kendini evinde hissetmesi olduğunu söyledi.

Sol Parti Meclis Grubu da yasa tasarısını memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Sol Parti göç politikaları sözcüsü Gökay Akbulut, „Alman vatandaşlığına sahip olmayan yaklaşık 12 milyon kişi, Almanya’daki vatandaşlığa geçiş potansiyelinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda vatandaşlığa başvuru oranları Avrupa’daki diğer ülkelerle kıyaslandığında çok düşük“ dedi.

FDP Meclis Grubu Başkanı Christian Dürr ise konuyla ilgili koalisyon içinde daha istişarelere ihtiyaç olduğunu belirterek „Sadece çalışarak kendi geçimini sağlayabilen ve yasalarımıza uyan kişilerin Alman vatandaşlığına geçebilmesi gerekiyor“ diye konuştu. Dürr, partisi FDP açısından „göçü sosyal güvenlik sistemlerine değil, istihdam piyasalarına yönlendirmenin“ önem taşıdığını vurguladı.

Kaynak: DW Deutsche Welle
dpa,AFP,epd/BK,HS
https://www.dw.com/tr/almanya-çifte-vatandaşlık-için-düğmeye-bastı/a-63892687

Mölln saldırısının 30. yıl dönümü: Irkçılık hâlâ sürüyor

1992 yılında Mölln’de düzenlenen ırkçı saldırıda üç Türk hayatını kaybetmişti. Aradan geçen 30 yılda Almanya’da neler aynı kaldı, neler değişti?

Takvimler 23 Kasım 1992’yi gösterdiği gün, gece yarısından sonra iki Neonazi Mölln’deki iki eve molotof kokteyli attı. O tarihte 19 yaşında olan Lars C. ve 25 yaşındaki Michael P., Schleswig-Holstein eyaletindeki bu sakin küçük şehri seçmişti. Bu kentte Türk aileler yaşıyordu.

Bu iki saldırının ardından, kimliği belirsiz bir kişi polis ve itfaiyeyi arayarak yangınları haber verdi ve telefonu „Çok yaşa Hitler“ sözleri ile kapattı.

Kundaklanan binalardan birinde tüm sakinler kaçmayı başardı, ancak bazıları ağır bir şekilde yaralandı. Diğer binada ise 51 yaşındaki Bahide Arslan, 10 yaşındaki torunu Yeliz Arslan ve 14 yaşındaki yeğeni Ayşe Yılmaz yaşamını yitirdi. Bahide Arslan, 7 yaşındaki torunu İbrahim’i ise ıslak bezlere sararak kurtarmayı başardı.

Irkçı saldırı dalgası
Bu saldırı, Batı ve Doğu Almanya’nın birleşmesinden kısa bir süre sonra Hoyerswerda, Rostock, Mölln ve ardından Solingen’de arka arkaya meydana gelen bir dizi ırkçı şiddet olayından biriydi. Mölln’de ilk can kayıpları yaşanırken, Solingen’de Genç ailesinden beş kişi daha hayatını kaybetti.

Irkçılıkla mücadele eden Amadeu Antonio Vakfı Genel Müdürü Timo Reinfrank, DW’ye o dönemde yaşananları şu sözlerle anlatıyor:

„Aşırı sağcılar gerçek bir sokak terörü estirdi ve özellikle Doğu Almanya başta olmak üzere pek çok bölgede etkin oldular. Aynı zamanda siyasette ve medyada mültecilere karşı nefreti körükleyen ırkçı bir iltica tartışması yürütüldü.“

Mölln saldırısı sonrasında Arslan ailesinin avukatlığını üstlenen Hamburglu avukat Katrin Inga Kerstein, o günleri „Göçmen nüfusun ve beyaz olmayan insanların (…) neredeyse tüm alanlarda ciddi bir şekilde toplumsal dışlanmaya maruz kaldığı bir dönemdi“ sözleriyle anlatıyor. DW’ye konuşan Kerstein, medyanın da „1990’ların başındaki bu pogrom havasını örtbas etmek ve böylece birleşmeden sonra Almanya’nın uluslararası itibarını kurtarmak için“ yaşananları zararmış gibi göstermeye çalıştığını belirtiyor.

Kohl „taziye turizmi“ istemedi
Ancak Mölln’deki saldırılardan sonra öfke ile birlikte acıların paylaşıldığı bir dalga oluştu. Saldırının düzenlendiği günün akşamı, birkaç bin kişi kendiliğinden gelişen sessiz bir yürüyüş için şehirde toplandı. Takip eden günler ve haftalarda Almanya’nın dört bir yanında ırkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı gösteriler düzenlendi, ışık zincirleri oluşturuldu.

Hamburg’da yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı cenaze töreninde iki federal bakan yer aldı. Ancak dönemin Başbakanı Helmut Kohl (CDU) cenaze törenine katılmadı. Kohl, federal hükümetin „taziye turizmi“ yapmak istememesini de törene katılmamasına gerekçe olarak gösterdi.

O dönemde Federal Savcılığın soruşturmayı devralması ise önemli bir yenilik oldu. Bunun nedeni ise, dönemin Federal Başsavcısı Alexander von Stahl’ın kararı gerekçelendirirken belirttiği gibi, saldırının „Federal Almanya Cumhuriyeti’nin iç güvenliğini bozma“ amacını taşımasıydı.

Mölln’deki failler mahkemeye çıkarıldı ve bir yıl sonra yedi kişiyi öldürmeye teşebbüs ve üç kişiyi de öldürmekten suçlu bulunarak, hapis cezasına çarptırıldılar. Ancak ikisi de artık tahliye oldu.

Halle, Hanau ve Mölln camisine saldırı
Bundan 30 yıl önce Başbakan Kohl, Mölln ya da Solingen kurbanlarının cenaze törenine katılmazken, bugün ise siyasetçilerin bu şekilde tepkisiz kalması düşünülemez.

Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier kısa bir süre önce resmi konutu Bellevue Sarayı’nda Mölln saldırısından hayatını kaybedenlerin yakınlarını kabul ederek, Alman kurumları ile yaşadıkları ve halen yaşamakta oldukları zorluklar da dahil olmak üzere sıkıntılarını dinledi.

Cumhurbaşkanı Steinmeier, Ağustos ayında yaptığı bir konuşmada şiddet eylemlerinin ortaya çıkabileceği toplumsal atmosfer konusunda uyarıda bulunmuş ve insanları kitlesel öfke, kışkırtma ve şiddetten korumak için devletin her türlü imkânı kullanması çağrısında bulunmuştu.

Mölln’den bu yana toplumsal atmosfer nasıl değişti? Avukat Katrin Kerstein, ölen Bahide Arslan’ın oğlu ve İbrahim Arslan’ın babası olan müvekkili Faruk Arslan’a da atıfta bulunarak şunları söylüyor: „Ne değiştiğini Faruk Arslan şu şekilde tanımlamıştı: Naziler bugün takım elbise giyip kravat takıyorlar. Artık kolayca tanınmıyorlar. Ama hâlâ oradalar.“

Amadeu Antonio Vakfı yöneticisi Timo Reinfrank da „Irkçı şiddet birçok insan için hâlâ günlük yaşamın bir parçası“ diyor. Reinfrank, Halle’de 2019 yılında sinagoga yapılan saldırıyı ve 2020 yılında Hanau’da göçmen kökenlilere yapılan ve dokuz kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıyı hatırlatıyor. Reinfrank bu olaylar „Almanya’da aşırı sağcıların hâlâ ne kadar ciddi bir tehlike oluşturduğunu bir kez daha ortaya koymuştur“ diyor.

Mölln’de ise Eylül ayı başında, kimliği belirsiz kişiler, bir ailenin de yaşadığı Fatih Sultan Camii’nin girişindeki, üzerinde el ilanları bulunan bir duvar panosunu ateşe verdi. Kimsenin yaralanmadığı olayla ilgili soruşturma halen devam ediyor.

Anma töreni nasıl olacak?
Mölln saldırısının 30’uncu yıl dönümde, Mölln’deki camide ve ardından Aziz Nicolai Kilisesi’nde anma törenleri düzenlenecek. Törenlere, Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Claudia Roth ve Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Ali Kemal Aydın’ın da katılması bekleniyor. Daha sonra saldırının gerçekleştiği yere çelenkler bırakılacak. Faruk ve İbrahim Arslan da birer konuşma yapacak.

Şu anda 37 yaşında olan İbrahim Arslan, kendisi alevler arasında can veren büyükannesi tarafından kurtarılan çocuktu. Arslan, NDR televizyonuna verdiği bir röportajda, Mölln’de her yıl düzenlenen anma törenini kentin sahiplenmeye çalışmasını eleştirerek, resmi anma töreninin nasıl düzenleneceği konusunun saldırının mağdurları ile hiç konuşulmadığını ifade etti.

Devlet „onları korumadı”
Avukat Katrin Kerstein, „Bugün mağdurların anma etkinliklerinde birbirlerini desteklediklerini ve ziyaret ettiklerini, birbirlerine güç verdiklerini ve taleplerini çeşitlendirerek, artırdıklarını belirtiyor. Kerstein, mağdurların „Kendilerini korumayan, örtbas eden ve kısmen harekete geçmeyerek ya da görmezden gelerek, tek taraflı soruşturmalarla cinayetleri mümkün kılan devlete karşı da talepleri olduğunu“ söylüyor.

Amadeu Antonio Vakfı’ndan Timo Reinfrank da, „Bugün siyaset ve toplumun ırkçı ve antisemit saldırıların sadece bireylere değil, tüm gruplara ve dolayısıyla tüm ülkeye yönelik olduğunu anlaması çok önemli“ şeklinde konuşuyor.

Leipzig Üniversitesi tarafından kısa süre önce yayınlanan bir araştırma da ırkçılık konusunun Almanya’da hâlâ ne kadar güncel olduğunu gösteriyor. Araştırma Almanlar arasında aşırı sağcı dünya görüşlerinde bir düşüş olduğunu ortaya koysa da, yabancı düşmanı görüşlerin hâlâ yaygın olduğu tespitinde bulunuyor. Ankete katılanların neredeyse üçte biri „yabancılar“ buraya sadece „refah devletimizi sömürmek için geldi“ ifadesini kullanıyor. Neredeyse bir o kadarı da Federal Almanya Cumhuriyeti’ni „çok sayıda yabancı tarafından tehlikeli bir şekilde yabancılaştırılmış“ olduğunu düşünüyor.

Kaynak: DW Deutsche Welle

Christoph Hasselbach

https://www.dw.com/tr/m%C3%B6lln-sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n-30-y%C4%B1l-d%C3%B6n%C3%BCm%C3%BC-irk%C3%A7%C4%B1l%C4%B1k-h%C3%A2l%C3%A2-s%C3%BCr%C3%BCyor/a-63852349

Baerbock’tan idam cezalarını kaldırma çağrısı

8. İdam Cezası’na Karşı Dünya Kongresi Berlin’de başladı. Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock tüm dünyaya idam cezasını kaldırma çağrısı yaptı.

İdam Cezası’na Karşı Dünya Kongresi’nin sekizincisi, Almanya’nın başkenti Berlin’de 125 ülkenin temsilcilerin katılımıyla başladı. Ensemble Contre la Peine de Mort (İdam Cezasına Karşı Hep Beraber) adlı sivil toplum kuruluşu tarafından düzenlenen dört günlük kongre ilk kez Almanya’da yapılıyor.

„İran’daki durumu endişeyle takip ediyoruz“

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock kongrede tüm dünyaya idam cezasını kaldırma çağrısı yaptı. Almanya’nın idam cezasını her koşulda reddettiğini söyleyen Baerbock bu cezanın İran gibi otoriter ülkelerde muhalifleri sindirmek için kullanılmasını „endişeyle“ takip ettiklerini söyledi.

Baerbock otoriter ülkelerin güncel durumda „idam cezasını en kötü suçların cezalandırılması için değil, kendi açılarından yanlışa sempati duyan ya da sadece kendi fikrini ifade eden kişileri cezalandırmak için“ kullandığını belirtti.

İran’da birkaç gün önce ilk kez protestolara katılan bir kişiye idam cezası verilmişti. Baerbock İran’da başka göstericilerin de idam cezası tehdidi altında olduğunu söyledi.

Hukuk hatalarının düzeltilememesi tehlikesi

Almanya Adalet Bakanı Marco Buschmann da konuşmasında idam cezasının infazının „hukuk hatalarının düzeltilememesi tehlikesini içinde taşıdığını“ belirtti. Buschmann cezanın sonuç bakımından da „hapis cezasına kıyasla daha caydırıcı olduğu iddiasının da kanıtlanamadığını“ belirtti.

Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın verilerine göre dünyada 80 ülkede yasalar idam cezası vermeyi mümkün kılıyor. Halen 55 ülkede cezanın infaz edilebildiği ancak bu ülkelerin sayısının gittikçe azaldığı belirtiliyor.

Zambiya ve Liberya’dan idam cezasını kaldırma sözü

Kongreye katılan ülkelerden Zambiya ve Liberya yakın zamanda idam cezasını kaldırma sözü verdi. Dünyada en son Batı Afrika ülkelerinden Sierra Leone idam cezasını kaldırdı. Sierra Leone Adalet Bakanı Mohamed Lamin Tarawalley kongrede yaptığı konuşmada idam cezası ile siyasi iktidarların karşıtlarını sindirdiğini ve bunu istemediklerini belirtti.

AFP, dpa / EC, TY

Kaynak: DW Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/baerbocktan-t%C3%BCm-d%C3%BCnya-%C3%BClkelerine-idam-cezas%C4%B1n%C4%B1-kald%C4%B1rma-%C3%A7a%C4%9Fr%C4%B1s%C4%B1/a-63765151

Almanya’da enflasyon zirve yaptı: Hissedilen oran çok daha fazla

Pahalı enerji ve gıda, Almanya’da enflasyonu yeniden yaklaşık 50 yılın en yüksek seviyesine ulaştırdı. Enflasyon 7,8 olarak açıklandı. Ürünlerde fiyat artışı günden güne artıyor. TRT Deutsch Berlin’de hissedilen enflasyon oranını vatandaşa sordu.
Euro Bölgesi’nde enflasyon rekor kırdı. Enerji fiyatlarındaki yükselişin etkisiyle ağustosta yıllık enflasyon yüzde 9,1’e ulaştı.

Avrupa İstatistik Ofisi EUROSTAT, Avrupa Birliği ve Euro Bölgesi’nin ağustos ayına ilişkin yıllık enflasyon verilerini paylaştı.

Enflasyon artışına en fazla yüzde 3,95 ile enerji ürünleri neden oldu.

Avrupa Birliği’nde temmuzda yüzde 9,8 olan yıllık enflasyon ise, ağustosta yüzde 10,1 oldu.

Enflasyon oranı 15 AB ülkesinde çift haneye çıktı.

Almanların yüzde 40’ı faturaları ödemekte zorlanacak

Almanya’da yükselen enerji fiyatları ve hayat pahalılığı gündemde…

Ülkenin kamu yayıncısı tarafından yapılan ankete göre, Almanların yüzde 40’ı kışın enerji faturalarını ödemekte güçlük çekeceğini düşünüyor.

Anket sonuçları, gaz ve elektrik maliyetlerindeki yüksek artışların, Almanların geleceğe olumsuz ekonomik beklentilerle bakmasına neden olduğunu ortaya koydu.

Buna göre, katılımcıların yüzde 83’ü işlerini kaybetme endişesi taşıyor.

Hissedilen enflasyon daha fazla

Almanlar hissedilen oranın daha yüksek olduğu görüşündeler.

TRT Deutsch Berlin’de hissedilen enflasyon oranını vatandaşa sordu. Enflasyonun yüzde 40 ila 60 olarak hissedildiğini söyleyen vatandaşlar her şeyin pahalılaştığını ve arık anlam veremediklerini dile getirdi.

Önceden 10 euroya mal olan şeyin şimdi bir şekilde 20 euroya mal olduğunu aktaran vatandaşlar zammı her gün fark ettiklerinden şikayet ediyorlar.

Her şeyin kaçıyor gibi geldiğini söyleyen vatandaş, „Buna hiç alışamadık, diğer ülkeler buna çok alıştı. Bizim konfor alanımıza girilmiş gibi oldu“ dedi.

Kaynak: TRT Haber

https://www.trthaber.com/haber/dunya/almanyada-enflasyon-zirve-yapti-hissedilen-oran-cok-daha-fazla-709272.html

Almanlar pahalılığı protesto ediyor

Almanya’da sol ve sağ akımlar hükümetin kriz yönetimini protesto ediyor. Hükümet, toplumsal kargaşa çıkmasından endişe duyuyor. Marcel Fürstenau, vatandaşın hoşnutsuzluğunu anlayabildiğini belirtiyor.

Ekonomi Bakanı Robert Habeck, Ukrayna savaşının sürdüğü ve enflasyonun yükseldiği bir dönemde Almanya’nın yeni Angela Merkel’i konumunda. Sağ popülist parti Almanya için Alternatif (AfD) içinse ideal öcü rolünde. 2021’de görev süresi sona erdiğinde aşırı sağ cenah, önce mülteci politikası, ardından da koronavirüs politikası nedeniyle dönemin başbakanına cephe almıştı. Düzenledikleri tüm gösterilerde ortalığı „Merkel gitmeli!“ sloganıyla inletiyorlardı.

Eylül 2022’de, Rusya’nın komşu Ukrayna’yı işgalinden beş ay sonra, AfD lideri Timo Chrupalla öfkenin dozunu giderek artırıyor ve sürekli olarak „Habeck’in ekonomik savaşından“ bahsediyor. Böylece Yeşiller partili politikacıyı, tüm federal hükümet adına hayatın her alanında artan fiyatlar ve muhtemel bir ekonomik durgunluk için günah keçisi ilan ediyor.

Haberin devamı için: https://www.dw.com/tr/almanyada-sosyal-soğuğa-karşı-sıcak-sonbahar/a-63076904

Marcel Fürstenau
Yorum

Deutsche Welle Almanya

Bundesliga’da enerji tasarrufu dönemi

Ukrayna savaşı nedeniyle Almanya’da artan enerji fiyatları, Alman futbol kulüplerini de etkiliyor. Bundesliga yöneticileri, enerji tasarrufu için harekete geçti.

Almanya’nın birinci futbol ligi Bundesliga’nın mütevazı kulüplerinden SC Freiburg, pek çok alanda örnek bir yapılanmaya sahip. Bu alanlardan biri de yenilenebilir ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına öncelik verilmesi. Kulüp, bu sayedeenerji fiyatlarındaki aşırı dalgalanmalardan pek fazla etkilenmiyor.

Bir yıl önce açılışı yapılan Freiburg’daki yeni stadyum, devasa güneş enerjisi çatısıyla uluslararası standartlar alanında da öncü tesisler arasında yer alıyor. Çatıya yerleştirilen 6 bin 200 güneş paneli, yaklaşık 2,4 megavatlık elektrik enerjisi üretme kapasitesine sahip. Dünya çapında sadece Galatasaray’ın arenası çok daha büyük (10 bin 400 panel) ve daha güçlü (4,2 megavat) bir güneş çatısına sahip.

Yılda 1700 saatten fazla güneş ışığı alan Freiburg, Almanya’nın en güneşli şehri olarak kabul ediliyor. Stadyumun elektrik ihtiyacının tamamı fotovoltaik sistem tarafından karşılanıyor. Ayrıca çim ısıtma sistemi de dahil olmak üzere stadyumun tüm ısıtması, yakınlardaki bir kimya tesisinin ürettiği atık ısı ile sağlanıyor.

Işıklandırma ve çim ısıtma sistemleri
Alternatif enerji kaynaklarına yönelen bir başka Bundesliga kulübü olan Bayer Leverkusen de arenası için doğal gaz veya petrol yerine yenilebilir enerjileri tercih ediyor. Kulüpten yapılan açıklamada, „Genellikle ‚yeşil elektriği‘ çok önceden satın aldığımız için uzun vadede sabit fiyat garantisine sahibiz“ deniyor. Buna ek olarak kulüp, uzun süredir enerji kullanımını optimize etmeye çalışıyor. Örneğin, stadyumun çim ısıtma sistemi, bir meteoroloji istasyonuna bağlı. Bu da ısıtmanın sadece gerçekten ihtiyaç duyulduğunda devreye girmesini sağlıyor.

Almanya’nın rekortmen şampiyonu Bayern Münih ise çim ısıtma sistemini, büyük ölçüde güneş enerjisiyle çalışan bir hava-ısı pompasıyla donattı. Arenanın dış mekân LED aydınlatmasının hava karardıktan sonraki çalışma süresi yarıya indirilerek altı saatten üç saate düşürüldü. Kulüp ayrıca gece maçlarındaki stadyum içi ışıklandırma sistemini de optimize etmeye çalıyor.

Bu noktada akla hemen şu soru geliyor: Peki, maçların başlama saatleri neden daha erkene alınmıyor ve böylece elektrik sarfiyatından tasarruf edilmiyor?

Alman Futbol Ligi (Kulüpler Birliği) DFL, bu konuda mevcut sözleşmelere atıfta bulunuyor. Özellikle karşılaşmaların yayıncı kuruluşlarıyla yapılan sözleşmeler, maç saati değişikliklerinin önündeki en önemli engeli teşkil ediyor. Ancak bu konuda da bir hareketlenme görünüyor. Werder Bremen kulübü tarafından DW’ye yapılan açıklamada, „Naklen yayın gelirlerimizin bir bölümünden feragat ederek, enerji tasarrufuna katkıda bulunmak, toplumsal bir görev. Konuyla ilgili DFL ve yayıncı kuruluşlarla yakın temas halindeyiz. Alternatiflerden biri olarak, öğleden sonraki maçlarda ışıklandırmayı azaltmayı tartışıyoruz“ denildi.

Fakat ışıklandırma konusunda da sözleşmelerde bazı bağlayıcılıklar bulunuyor. Örneğin DFL, yüksek kaliteli TV yayınları için stadyumlarda belirli bir ışık yoğunluğunun olmasını öngörüyor. Ayrıca kale çizgisi teknolojisi ve VAR (Video Yardımcı Hakem) gibi sistemler de yalnızca yeterli aydınlatma olduğunda sağlıklı sonuç verebiliyor.

Bazı kulüpler sadece kiracı
Bundesliga stadyumlarındaki projektörlerin yaklaşık yarısı halihazırda LED ışıklara dönüştürülmüş durumda. Bunlar geleneksel halojen projektörlerden daha pahalı olsa da enerji sarfiyatı oldukça düşük ve ömrü çok daha uzun.

Ancak böyle bir yatırım her zaman sadece futbol kulüplerinin takdirine kalmıyor. Zira stadyumların bazıları, maçlarını orada oynayan Bundesliga kulüplerine ait değil. Örneğin, Eintracht Frankfurt, Mainz, Köln ve Hertha Berlin gibi kulüplerin maç yaptığı arenalar, ilgili belediyelerin mülkiyetinde. Dolayısıyla söz konusu kulüpler kiracı konumunda. Werder Bremen (yüzde 50 kulüp / yüzde 50 belediye) ya da Stuttgart (yüzde 40 kulüp / yüzde 60 belediye) ise stadyumlarda kısmî mülkiyet hakkına sahip.

Bu nedenle Bundesliga kulüplerinin enerji tasarrufu konusunda, korona salgını sırasındaki hijyen konseptine benzer tek tip bir uygulamaya gitmeleri olanaksız. Kulüplerin mevcut koşul ve maddi imkânları da birbirinden çok farklı. Bayern Münih, Leipzig ve Dortmund gibi zirveye oynayan kulüplerle Bochum, Augsburg veya Union Berlin gibi mütevazı ekipler arasında her anlamda derin bir uçurum söz konusu. Ancak yine de tüm kulüpler, enerji ve dolayısıyla maliyet tasarrufu çabalarında birleşmiş durumda. Elbette Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan savaş, bu tasarruf çabalarının tek nedeni değil. Ancak savaş, kulüpler üzerindeki maliyetleri düşürme baskısını daha da artırdı.

Buzdolabından yorgunluk havuzuna
Borussia Mönchengladbach’ın stadyumu artık her gün değil, sadece maç günleri yeşil renkte aydınlatılıyor. Pek çok kulüp, çalışanlarına mümkün olan her yerde enerji tasarrufu yapmaları talimatını verdi. Tıpkı Freiburg gibi güneş enerjisi teknolojisinde Bundesliga’nın öncülerinden olan Werder Bremen, mart ayında bir „enerji kurulu“ oluşturdu. Kurul üyelerinin görevi, ne kadar küçük görünürse görünsün, potansiyel tasarruf imkânlarını araştırıp uygulamaya koymak. Bu kapsamda stadyumdaki klima üniteleri ve kafeteryadaki buzdolapları, maç günleri dışında kapalı kalıyor. Ayrıca kulüp, ısıtma sisteminin sıcaklık ayarını da düşürdü.

Münih Arena’da da ısıtma tasarrufuna gidildi. Stadyumdaki odalar yazın iki derece daha az soğutuluyor. Kışın da aynı şekilde sıcaklık normalden iki derece daha düşük olacak. Hoffenheim ve Gladbach gibi kulüpler de hem iç hem de dış mekânlarda (örneğin otopark alanlarında) aydınlatmada tasarrufa gitti. Mönchengladbach’ta profesyonel takım oyuncuları, yorgunluk havuzlarını U23 takımı ve diğer genç takımlarla paylaşıyor. DW’nin konuyla ilgili sorusuna yanıt veren kulüplerin çoğu, sadece stadyumlarda değil, antrenman tesislerinde de enerji tasarrufuna yönelik kapsamlı önlemlerin alındığını açıkladı.

Katar’daki Dünya Kupası da kulüplerin enerji tasarrufu çabalarına büyük ölçüde katkıda bulunacak. Bu yıl ilk kez sonbahar/kış döneminde düzenlenecek dev turnuva nedeniyle Bundesliga maçlarına 13 Kasım 2022 ile 21 Ocak 2023 tarihleri arasında ara verilecek. Soğuk ve karanlık günlerdeki bu uzun mola, futbol kulüpleri için muhtemelen en etkili enerji tasarrufu yöntemi olacak.

Kaynak: DW Deutsche Welle

https://www.dw.com/tr/bundesligada-enerji-tasarrufu-d%C3%B6nemi/a-62824200