İran’ın pazar günü saat 18:45 civarında İmam Humeyni Uzay Üssü’nden uzaya gönderdiği Zafer-1 uydusu yörüngeye oturma aşamasında başarısız oldu. İran Savunma Bakanlığı roketin son aşamada yeterli hıza ulaşamadığını ve Hint okyanusuna düştüğünü duyurdu.

Zafer-1 uydusunun yörüngeye oturamaması İran Uzay Ajansı’nın son bir yıldaki dördüncü başarısızlığı oldu. Fakat bu girişim başarısız olmasına rağmen, 113 kilogram ağrılığındaki Zafer-1 uydusunu taşıyan Simurg roketinin 530 kilometrelik bir yüksekliğe ulaşması, İran’ın balistik füze programı dahil, teknolojik askeri kapasitesinde ilerleme kaydettiği anlamına geliyor.

Tahran’ın artan uzay araştırmaları faaliyetlerinin, siber alanda geliştirdiği gücüyle birleştiğinde, ülkenin sert gücünün çok yönlü gelişmesine imkân sunacağı gözden kaçmamalıdır.

Pazar günü gerçekleşen fırlatma girişiminden önce İran, Zafer-1 uydusunun yörüngeye oturamaması durumunda, önceden ürettiği Zafer-2 uydusunu hızlı bir şekilde yeniden test edeceğini duyurmuştu. Bu nedenle, fırlatma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ertesinde, İran’ın gelecek aylarda başka bir Simurg roketi için fırlatma girişimi gerçekleştirmesi bekleniyor. Bunlara ek olarak, İran Uzay Ajansı Nahid-2 ve Pers-1 olmak üzere iki uydunun gelecek yıllarda fırlatılacağını da ilan etmiş bulunuyor.

Zafer uydusunun üretimine 80 İranlı bilim adamının katılımıyla üç yıl önce başlanmıştı. Uydu 18 aydan daha uzun bir süre kullanıma hazır olacak şekilde tasarlandı. İran Uzay Ajansı başkanının açıklamasına göre, Zafer yörüngeye ulaşmayı başarabilseydi, gözlem ve haberleşme olmak üzere iki görevi yerine getirecekti. İlk görevi olan gözlem kapsamında, bu uzay aracı 22,5 metreye kadar yeryüzünün renkli görüntülerini yakalayabilen dört kamera taşıyordu. Bu kameralar İran’ın petrol rezervleri için arazide araştırma yapmasına, tarımsal gelişmeleri ve ayrıca deprem gibi doğal afetleri gözlemlemesine ve incelemesine olanak sağlayacaktı. Uydunun ikinci görevi ise haberleşme alanında gerçekleştirilecekti. Böylelikle bir kullanıcı uyduya bir mesaj yükleyebilecek ve daha sonrasında bu mesaj uzay aracının yörüngeden geçtiği sırada alıcılara aktarılacaktı.

2004 yılının başlarında kurulan İran Uzay Ajansı, yörüngeye roket gönderme ve yerleştirme faaliyetlerini kontrol etme amacı taşıyan önemli bir devlet kurumu haline geldi. Ajans geçtiğimiz 16 yıl içinde birçok başarıya imza atsa da bazı beklentileri karşılayamamış, karnesine birçok başarısızlık da yazılmıştı. Örneğin 2019 yılı ağustos ayının sonlarında fırlatılan roketin havada patlayarak alev alması, aynı zamanda ABD’nin yeni yaptırım dalgasına da neden olmuştu. Kaza, roket uzay araçlarının ana fırlatma platformlarından biri haline gelen ve eski bir askeri bölge olan Simnan Uzay Üssü’nden fırlatıldıktan hemen sonra meydana gelmişti.

ABD ile tırmanan gerginlik bağlamında İran uzay programı

İran uzay vizyonunu ağır ve gelişmiş uyduları yörüngeye taşıyan Uydu Fırlatma Araçları (UFA/SLV) üretiminden, sahadaki coğrafi-askeri gelişmeleri gözleyen ve analiz eden uyduların geliştirilmesine kadar geniş bir yelpazede tanımlamaktadır. Yüksek irtifalarda biyolojik kapsüllerle deney yapan ve Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanlığı döneminde uzaya maymun gönderen İran Uzay Ajansı’nın, yörüngeye insan göndermek gibi iddialı planları da bulunuyor.

İran, uzay programına 2015 yılından itibaren verdiği 4 yıllık arayı, ABD’nin “maksimum baskı” politikasının ardından, 2019 yılında yeniden aktif hale getirdi. Bu 4 yıllık kesinti sürecinde Devrim Muhafızları Ordusu Hava ve Uzay Komutanlığı’nın uzay roketlerini denemekte ısrarlı olduğu, ancak Batı ile nükleer müzakereleri yürüten hükümetin söz konusu denemeleri askıya aldığı biliniyor. 2019 Ocak ayında ABD Temsilciler Meclisi’nin Rusya, İran ve Kuzey Kore’ye karşı onayladığı yaptırım yasalarının ardından, İran 3 roket fırlatma girişiminde bulundu. Ancak Tahran’ın Ocak, Şubat ve Ağustos aylarında gerçekleştirdiği bu üç uydu fırlatma girişimi de başarısızlıkla sonuçlandı. İran’ın 29 Ağustos 2019’ta gerçekleştirdiği en son denemenin ardından, ABD Hazine Bakanlığı İran Uzay Ajansı ve Hava-Uzay Araştırma Enstitüsü’nü yaptırım listesine aldı.

Bahsi geçen başarısız fırlatma dizisi İran’ın uzay programının teknolojik yetersizliği şeklinde yorumlansa da, ABD’nin yaptırımlarının ve sızma/sabotaj operasyonlarının etkisi gözden kaçırılmamalıdır. Nitekim ABD Başkanı Donald Trump 30 Ağustos 2019’da paylaştığı yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleriyle, ABD’nin İran uzay programını yakından izlediğini ifade etmişti. Ayrıca New York Times’ın iddiasına göre Trump yönetimi, George W. Bush döneminde İran’ın füze-roket programına yönelik geliştirilen ve Obama döneminde durdurulan sabotaj operasyonlarını da yeniden başlatmıştı.

İran’ın Uzay Programının Askeri Boyutu

Uzay araştırmaları alanında faaliyet gösteren ülkeleri, kaydettikleri ilerlemelere göre üç kategoriye ayırabiliriz. İlk sırada ay yüzeyine iniş yapan ABD, Rusya ve Çin yer almaktadır. Bu üç süper gücü, aya iniş yapmaya yakın olan Japonya ve Hindistan takip ediyor. Bu ülkelerin ardından sadece AB ve Güney Kore’nin uzaya çıkacak teknolojiye sahip olduğu düşünülmekte. Güçlü bir endüstriyel altyapıya sahip olan bu ülkeleri hangi ülkelerin takip edeceği belirsizken, yıllardır havacılık sektörü ambargo altında olan İran’ın uzay kulübüne dahil olma amacı iddialı bir girişim. Buna ilaveten, pozitif bilime yönelik ideolojik yaklaşım güden bir devletin uzayı keşfetmek istemesi de soru işaretleri doğurmaktadır.

ABD, İsrail ve bazı Batılı devletler ise İran’ın uzay araştırmaları faaliyetlerini bir “güvenlik tehdidi” olarak algılamaktadırlar. ABD, Fransa, Almanya ve İngiltere İran’ın uzay programını yakından takip etmekle birlikte, bu programın balistik füze programıyla bağlantılı olduğunu ve bu faaliyetlerin 20 Temmuz 2015 tarihli 2231 sayılı BMGK kararını ihlal ettiğini ifade etmişlerdir. ABD’de dönemin Ulusal Güvenlik Müsteşarı James Clapper ise Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu’na yaptığı açıklamada, İran’ın uydu fırlatma teknolojisini geliştirmesinin “Kıtalararası Balistik Füze sistemleri dahil uzun menzilli füzelerin geliştirilmesi için Tahran’a gereken imkân ve motivasyonu sunduğunu” ifade etmiştir.

İran ise bugüne kadar uzay programının, nükleer tesislerdeki nükleer enerjinin bilimsel olarak araştırılması ve geliştirilmesi için gerekli olduğunu söylemekte ve bunu da tamamen barışçıl bir girişim olarak tanımlamaktadır. Hatta İranlı yetkililer uzay roketleri programının askeri boyuta sahip olmadığını sık sık vurgulayarak bu roketlerin isimlerini askeri füzelerin isimlerinden farklı olarak seçmeye özen göstermişlerdir. Füzelerin Siccil, Zelzal ve Zülfikar gibi (deyim yerindeyse ofansif anlamlar içeren) dini terimlerle isimlendirmelerinden farklı olarak, uzay roketlerine Kâşif, Rasat, Elçi ve Simurg gibi bilimsel terminoloji ve Pers mitolojisiyle ilgili isimler verilmektedir. Ancak bu iddialarının gerçekliğini sorgulamak için, İran’ın İran-Irak Savaşı (1980-1988) sonrasında başlattığı geniş füze geliştirme programını irdelemek gerekir. Çünkü bu programa başlanmasının stratejik nedeni, ülkenin hava kuvvetlerinin zayıf olması ve uçak parçalarının ABD yaptırımları nedeniyle temin edilememesiydi.

İranlı makamların iddialarının aksine, uzay ve füze programları arasındaki ortak özellikler, uzay roketlerinin tasarım ve test sürecindeki üç teknik benzerlikle ilişkilendirilebilir. Bu benzerlikleri yüksek irtifaya ulaşmak, ağır başlık taşımak ve başlıkları atmosfere geri döndürme şeklinde tanımlayabiliriz. Ayrıca İran’ın uzay programı, ülkenin füze programıyla bağlantısının ötesinde, İran’ın siber alandaki faaliyetlerine de entegre edilme kapasitesine sahiptir. Yörüngenin iletişim teknolojileri açısından ne derece kritik bir öneme sahip olduğu dikkate alınırsa, Tahran’ın artan uzay araştırmaları faaliyetlerinin, siber alanda geliştirdiği gücüyle birleştiğinde, ülkenin sert gücünün çok yönlü gelişmesine imkân sunacağı gözden kaçmamalıdır.

Diğer yandan, Tahran’ın ulusal güvenlik stratejisi ve “yüksek tehdit algısı” dikkate alındığında, bu programın çoklu amaçlarından birinin de uydu teknolojilerinin İran’a hasım devletler tarafından kullanımına karşı savunmaya yönelik bir konsepte sahip olduğu düşünülebilir. İran istihbarat, keşif ve erken uyarı sistemleriyle bağlantılı kapasitesini yavaş ama istikrarlı bir şekilde geliştirmektedir. İran’ın uzay araştırmaları alanında edindiği teknik bilgiler sayesinde ele geçirdiği RQ-170 Sentinel tipi Amerikan İHA’sının GPS sistemini kopyaladığı, doğrudan enerji projeksiyonu kullanarak bir ABD istihbarat uydusunu engellediği ve Batılı ticari uydulara karşı ileri Jamming teknolojilerini kullandığı ifade edilmektedir. Daha iddialı tahminlere göre, orta ve uzun vadede gelişmiş izleme ve konumlandırma teknolojileri, Tahran’a ASAT sistemini kullanarak uyduları (C4ISR) olarak bilinen komuta, kontrol, iletişim, bilgisayar, istihbarat, gözetleme ve keşif platformlarını hedef alma kapasitesini sunabilecektir. Özetle, İran’ın uydu karşıtı silahları geliştirme kapasitesi şu şekilde sıralanabilir: Kinetik enerjili uydu karşıtı silahlar, lazer tabanlı uydu karşıtı silahlar, uydu karşıtı elektronik silahlar, uydu karşıtı siber silahlar.

Komuta, kontrol, iletişim, bilgisayar, istihbarat, gözetleme ve keşif platformlarının Pentagon ve CIA tarafından giderek yaygın bir şekilde askeri-istihbari operasyonlara entegre edildiği dikkate alınırsa İran’ın tehdit algısının gerekçeleri ve uzay programının defansif yönünün bu alandaki önemi anlaşılacaktır.

[Hadi Khodabandeh Loui İran Araştırmaları Merkezi’nde (İRAM) Güvenlik Çalışmaları Koordinatörü olarak görev yapmaktadır]



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

Tavsiye Edilen Yazılar