Dünya çapında gerek ekonomik gerekse siyasi anlamda biri bitmeden diğeri başlayan sıkıntılar karşısında merkez bankalarından destek beklentileri artarken, her ne kadar ortaya çıkan riskler “yeni” olsa da çözüm yöntemi eski… Yeni bir genişleme döngüsü, belki de QE4….

1929’daki “Büyük Buhran”dan bu yana ABD Merkez Bankası‘nın (Fed) başvurduğu en agresif politikaları uygulayarak dünya finans piyasaları tarihine geçen Ben Bernanke’nin parasal genişleme politikası, son günlerde koronavirüs salgınının ardından yeniden dillendirilmeye başladı.

Müdahaleler aracılığıyla, ekonomide istikrarı sağlamayı, finansal sistemdeki bozulmayı önlemeyi ve faiz oranlarını düşürerek tüketici ve işletmelerin daha ucuz borçlanma yoluyla kredi kullanmalarını amaçlandığı 2008 yılının eylül ayında başlayan süreçte, finansal piyasalardaki karışıklık birkaç ay devam etti. 

Tahvil alımları yoluyla piyasanın desteklenmesi olarak da bilinen parasal genişlemenin ortaya çıktığı döneme baktığımızda, mortgage krizinin Wall Street’te fısıldandığı güne dayandığı görülüyor. ABD piyasalarından yayılarak “mortgage krizi” adıyla anılan likidite krizi, 2006 sonlarında başladı ve 2007’deki finansal dalgalanmayla gelişip ve 2008’de küresel piyasalarda gündeme oturdu.

ABD mortgage piyasasına bağlı likidite krizi sürecine ilk müdahale Eylül 2008’de ABD Hazinesi’nden gelirken, bu dönemde hazine, mortgage devleri Fannie Mae ve Freddie Mac’i kamulaştırarak, şirketlerin zararlarını karşılayabilmeleri için 200 milyar dolar verdi.

Bundan yaklaşık bir hafta sonra Amerikan hükümeti, American International Group’u (AIG) 85 milyar dolar mali destek vererek kurtardı. Bazı büyük finansal kuruluşların çöküşün eşiğine gelmesiyle devam eden süreçte, Fed’in 158 yıllık Amerikan Yatırım Bankası Lehman Brothers’ı korumayı reddetmesiyle, 15 Eylül 2008’de şirket iflas etti. Bu gelişmenin hemen ardından da Merrill Lynch, 50 milyar dolara Bank of America’ya satıldı.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Fed ve ABD Hazinesi 700 milyar dolarlık bütçe planına başladı. 8 Ekim’de faiz oranını yarım puan indirerek yüzde 1,5’e çeken Fed, 29 Ekim’deki olağan toplantısında da gösterge faiz oranını yüzde 1,5’ten yüzde 1’e çekti. Fed politika faizini 17 Aralık 2008’de yüzde 1’den yüzde 0,25’e çekti.

Müdahaleler aracılığıyla, ekonomide istikrarı sağlamayı, finansal sistemdeki bozulmayı önlemeyi ve faiz oranlarını düşürerek tüketici ve işletmelerin daha ucuz borçlanma yoluyla kredi kullanmalarını amaçlandığı 2008 yılının eylül ayında başlayan süreçte, finansal piyasalardaki karışıklık birkaç ay devam etti.

Piyasalar bu dönemde parasal genişlemeyi (Quantitative Easing-QE) duydu.

Bankanın parasal genişlemeyi sonlandırma hamlesi, geleneksel olmayan politikalardan normalleşmeye dönüşün ilk adımı olarak nitelendirildi. Bu noktadan sonra piyasalarda gözler, normalleşme yönünde diğer bir büyük adım olan faiz oranlarının artırılmasına çevrildi. Bu yöndeki ilk adım ise Aralık 2016’da atıldı. Bu dönemde Fed faiz oranını 25 baz puan artırarak yüzde 0,50’ye yükseltirken, böylece 2006’dan bu yana ilk kez faiz artırmış oldu.

Parasal genişlemede birinci faz: QE1

25 Kasım 2008’de başlayan parasal genişlemenin ilk ayağında (QE1), Fed 500 milyar dolarlık mortgage piyasasına dayalı tahvil satın alımına başladı.

Bu dönemde Fannie Mae, Freddie Mac, Ginnie Mae ve Federal Konut Kredisi Bankası gibi mortgage devlerinin borç yükümlülüklerinin 100 milyar dolarlık kısmı Fed tarafından satın alındı.

Gösterge faiz oranlarını sıfıra yakın seviyelere indiren Fed, bununla yetinmeyerek daha önce 500 milyar dolar olarak açıkladığı mortgage dayalı tahvil satın alımlarını, 18 Mart 2009’da 750 milyar dolar daha genişletti ve toplamda 1,25 trilyon dolarlık tahvil alımı yaptı.

Fed aynı zamanda, Fannie Mae ve Freddie Mac borçlarına 100 milyar dolar yatırım yapabileceğini ve altı aylık süreçte 300 milyar dolar uzun dönem hazine tahvili satın alacağını duyurdu.

1,25 trilyon dolarlık mortgage dayalı tahvil alımı, 175 milyar dolarlık kamu borçlanması ve 300 milyar dolar hazine tahvili alımıyla tamamlanan QE1 döneminde, Fed mortgage faiz oranlarını düşürmeyi, konut kredilerini artırmayı ve finansal piyasa koşullarını iyileştirmeyi amaçladı. Parasal genişlemenin ilk fazı, 31 Mart 2010’da sona erdi.

İkinci faz: 600 milyar dolarlık genişleme

Fed, 3 Kasım 2010’da başlayan ve 30 Haziran 2011’de biten parasal genişlemenin ikinci fazında (QE2), ekonomik toparlanmanın daha güçlü bir şekilde geliştirilmesine destek olacağını belirtirken, bu süreçte aylık 75 milyar dolarlık uzun vadeli hazine tahvili satın alacağını açıkladı. 

600 milyar dolarlık parasal genişlemeyle sonuçlanan fazın sonuna gelindiğinde, mortgage faiz oranları düşüşe geçti.

Fed’in faiz oranları, 2017 ve 2018’de de kademeli artırımlarla devam ederek küresel kriz sonrası bulunduğu tarihi düşük seviyelerden uzaklaştı. Öte yandan banka 2017 içinde bilanço küçültmeye başlayarak para politikalarında normalleşme yolundaki adımlarını hızlandırdı.

Üçüncü faz: Her ay 85 milyar dolarlık alım

13 Eylül 2012’de başlayan süreçte Fed, ekonomi düzelene kadar, her ay 40 milyar dolar mortgage destekli tahvil ve 45 milyar dolar da hazine tahvili olmak üzere 85 milyar dolarlık varlık alımı yapacağını duyurdu.

Tahvil alım programının son ayağında mortgage faiz oranlarının düşük seviyelerde kalması ve parasal genişlemeyle bankaların kullandırdığı kredilerin artması bekleniyordu. O dönemde 30 yıllık mortgage tahvilleri Eylül 2012’de yüzde 3,47 seviyesinde bulunuyordu.

Fed’in tahvil alımlarının azaltılması (tapering) sürecinin başlangıcına dair ilk sinyali Mayıs 2013’te verirken, Ocak 2014’te ilk kez parasal genişlemeden çıkışın somut adımı atıldı ve tahvil alımında 10 milyar dolarlık azaltıma gidildi. Fed’in tahvil alımları ise Ekim 2014’te tamamen sonlandırıldı ve parasal genişlemeden çıkış süreci sona erdi.

Bankanın parasal genişlemeyi sonlandırma hamlesi, geleneksel olmayan politikalardan normalleşmeye dönüşün ilk adımı olarak nitelendirildi. Bu noktadan sonra piyasalarda gözler, normalleşme yönünde diğer bir büyük adım olan faiz oranlarının artırılmasına çevrildi. Bu yöndeki ilk adım ise Aralık 2016’da atıldı. Bu dönemde Fed faiz oranını 25 baz puan artırarak yüzde 0,50’ye yükseltirken, böylece 2006’dan bu yana ilk kez faiz artırmış oldu.

Fed’in faiz oranları, 2017 ve 2018’de de kademeli artırımlarla devam ederek küresel kriz sonrası bulunduğu tarihi düşük seviyelerden uzaklaştı. Öte yandan banka 2017 içinde bilanço küçültmeye başlayarak para politikalarında normalleşme yolundaki adımlarını hızlandırdı.

Fed’de başkanlık görevini 2018’in şubat ayında Janet Yellen’dan devralan Jerome Powell bankanın normalleşme adımlarına devam etti ve sonuç olarak faiz oranını yüzde 2,25-2,50 aralığına çıkardı. Buna karşın, geçen yılın temmuz ayına gelindiğinde gelişmeler Powell liderliğindeki Fed’i normalleşme yolundan alıkoydu.

Fed’in normalleşmesi önündeki engeller

Fed’in “3 çıpa” olarak nitelendirdiği büyüme, istihdam ve enflasyon göstergelerindeki iyileşmeler, her ne kadar normalleşme kapsamında atılan adımları desteklese de jeopolitik gelişmeler, doların uluslararası piyasalarda güçlenmesi ve ABD’de başkanlık koltuğunda oturan Donald Trump’ın “sıradışı” olarak nitelendirilen politikaları normalleşme önündeki en büyük engeller oldu.

Ekonomistler, ekonominin “sıfıra yakın” faizlerle desteklenmesinin ardından yeni bir parasal genişleme sürecinin başlayıp başlamayacağına dair görüşlerin dile getirilmeye başlandığını belirtirken, Fed’in son hamlesinin, artan oynaklık ve algı bozulmasının etkilerinin tahminlerden daha fazla olabileceğini düşündürdüğünü söyledi.

Geçen yıl boyunca ticarette korumacı politikaların küresel ekonomiyi baskılaması ile dünya büyümesindeki yavaşlamanın belirginleşmesi, Fed’i kıskaca aldı.

Diğer taraftan Fed Başkanı Powell her fırsatta “siyasi gerekçelerden bağımsız karar” verdiklerine dair vurgu yapmasına karşın, Trump’ın faiz indirimi yönündeki baskıları sonucu banka yeniden faiz indirim yoluna girdi ve geçen yılın temmuz ayında 11 yılın ardından ilk kez faiz indirdi.

Böylece para politikalarında makas değişiminin ilk adımı atıldı.

Faiz indirimini hangi adım izleyecek?

Gelinen noktada, Çin’de ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan koronavirüs (Kovid-19) salgını sonrası merkez bankalarından destek beklentilerinin arttığı görüldü.

Bu kapsamda, geçen yıl küresel çapta yaşanan zorluklar karşısında büyüme, istihdam ve yatırımları desteklemek ve ekonomik aktörlerin paraya daha az maliyetli ulaşmasını temin etmek isteyen 51 merkez bankası faizlerde indirime gitti.

Bu yıl da ocak ayında 9 ve şubatta 14 merkez bankası faiz indirirken, Fed’in takvim dışı toplanarak faizlerde 50 baz puanlık azaltım gerçekleştirmesi piyasalarda bu döngünün sonunda nereye varılacağına dair tartışmaları beraberinde getirdi.

Ekonomistler, ekonominin “sıfıra yakın” faizlerle desteklenmesinin ardından yeni bir parasal genişleme sürecinin başlayıp başlamayacağına dair görüşlerin dile getirilmeye başlandığını belirtirken, Fed’in son hamlesinin, artan oynaklık ve algı bozulmasının etkilerinin tahminlerden daha fazla olabileceğini düşündürdüğünü söyledi.

Yeni bir parasal genişlemenin, ortaya çıkan yeni riskleri yatıştırmak için gerekli olabileceğini aktaran analistler, küresel çapta bir yavaşlamadan kaçmak için bol miktarda likidite içeren bir ortama ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

Tavsiye Edilen Yazılar