Araplarda atalarının hırsı olsaydı, Türkiye’nin gelirlerinin iki katı olan gelirleriyle bir güç oluştururlar ve Türkiye’den korkmak yerine, onu Endonezya’dan Mağrib’e kadar tüm ümmetin korkularını gideren bir sığınak olarak görürlerdi.

Yunanistan Türkiye’nin ilerlemesinden, tekrar kendini toparlaması, rolüne geri dönmesinden ve şanlı günlerinin geri gelmesinden korkuyor olabilir; bunu anlayabilirim. Çünkü halifeliğin otoritesi altında olduğunu unutmadığını, fakat Ortodoks hoşgörüsüzlüğünün aksine İslam inancı gereği dini özgürlüklere saygı duyulduğunu unuttuğunu görüyorum. Fransa da aynı sebepten dolayı Türkiye’den korkabilir ki bunu da anlayabilirim. Çünkü Osmanlı hanedanlığının gelişiyle atalarının yaptığı çapulculuğun durduğunu unutmasa da atalarının Osmanlı halifeliğine sığındığını unuttu. Portekizlilerin de Türkiye’den korkmasını anlarım; çünkü Osmanlı onları Arap denizi, Kızıldeniz ve Akdeniz’den kovdu. Almanya’nın da Türkiye korkusunu anlarım; çünkü Osmanlı modern Avrupa’nın kurucusu 5. Şarlken’i Akdeniz’den çıkardı ve Mağrib’deki İstirdad Savaşı (Müslümanların Endülüs’te fethettiği toprakları tekrar ele geçirmek için İspanya’nın başlattığı savaş) bölgedeki Hristiyan kayzerliği projesini sona erdirdi. Türkiye’ye karşı Farsların korkusunu da anlayabilirim; çünkü günümüzde olduğu gibi geçmişte de Sünni İslam’a karşı savaşıyorlardı ve onları Selçuklular ve Osmanlı hilafetinden başka kimse engelleyemedi.

İsrail’in Türkiye korkusuna gelince, burada nankörlük ve ırkçı saldırıdan başka bir şey göremiyorum. Çünkü Avrupa’daki din ve ırk temelli savaşlarda, Yahudileri sadece İslam halifeliği korumuştu.

Arapların Türkiye’nin kalkınmasına karşı düşmanlıklarının gizemi

Bazı Arap yöneticilerin Türkiye’den ve gelişmesinden duyduğu korku ise beni gerçekten şaşırtan bir gizem. Biraz mertliği olan bir Arap, büyük ve küçük Emevi hilafetlerinin yıkılmasından sonra Osmanlı olmasaydı, tek bir Arabın kalmayacağı gerçeğini inkâr edemez. Selçuklular olmasaydı, Sünniler ve Araplar darmadağın olurlardı. Osmanlı olmasaydı bölgede Müslüman kalmazdı; çünkü İstirdad Savaşı Haçlı Seferleri’nden bile daha çetindi. İstirdad Savaşı Müslümanların daha ilerlemiş ve güçlü olduğu dönemde yaşanırken, Haçlı Seferleri Müslümanların maddi-manevi çöküşe başladığı dönemde gerçekleşmişti. 

Osmanlı ve Akdeniz’in korunması

Osmanlı olmasaydı 5. Şarlken’in almak istediği ve o dönemde “Mare Nostrum” (bizim deniz) diye adlandırılan Akdeniz Roma’ya bağlı kalırdı. Aynı şey Arap denizi, Kızıldeniz ve Körfez için de geçerli olurdu. (Osmanlı olmasaydı) İran ve Portekiz ittifakı, İran’ın İslamiyet öncesi dönemde sömürgesi olduğu için iftihar ettiği Lahmiler devletini (el-Menazire) ve Gassanîler devletini geri alabilirdi.

İsrail Bizans’a alternatif olabilir ve belki Rusya da şu an Bizans’a alternatif olma hayalini kuruyor olabilir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Bizans’ın rolünü devam ettirmeyi planlıyor olabilir. Bunların yanında, İngiliz sömürgeciliği tarafından halifeliğe ihanet etmeleri ve Batı ile ittifak yapmaları için başa getirilen [Arap] yöneticilerin tutumunun böyle olmasını anlıyorum. Bunların hepsinin Türkiye’nin eski günlerine, özellikle atalarının şanlı günlerine geri dönmesinden korkmasını anlıyorum.

Bu, modernlik ve aydınlık bahanesiyle medeniyet kılıfına sokulmuş, barların ve cinselliğin ötesine geçemeyen ilkel yaşam hayallerinin sonu anlamına gelecektir. Hayatımda bu ülkelerde bunlar kadar ahmak ve anlayışı kıt bir grup görmedim. Bunlar modernliği onur, özgürlük ve bağımsızlık koşullarının gerçekleştirilmesinde değil, tüketim ve dilencilikte zannediyor.

Arapların elinde Türkiye’den korkmalarını gerektirecek bir şey yok

Gerçekten anlamadığım şey, Arapların elinde Türkiye’den korkmalarını gerektiren hiçbir şeyin olmaması. Azıcık düşünseler ve akıllı olsalar, Körfez’deki “devletçiklerinden” sadece dört tanesinin Türkiye’den iki kat daha güçlü ekonomik ve hatta askeri güç oluşturabileceğini görürlerdi. Bu dört ülkenin milli gelirlerinin toplamı 2 trilyon doları aşıyor. 

Araplarda çocukların elinde oyuncak olmaktan kurtulmak için atalarının hırsı olsaydı, Türkiye’nin gelirlerinin iki katı gelirleriyle bir güç oluştururlar ve Türkiye’den korkmak yerine, onu Endonezya’dan Mağrib’e kadar bölgesel sorunlara takılmadan tüm ümmetin korkularını gideren bir sığınak olarak görürlerdi. Eğer Araplar birleşerek bir İslam devleti kursa, o devleti ve hedeflerini koruyacak olan Türkiye’dir.

Fakat halklarından uzak bulunan, gerçekleşmesi mümkün olan bu rüyanın gerçekleşmesi hırsına sahip olmayan Arap yöneticileri “köleler” ve “korunanlar” olarak iki kısma bölünmeyi tercih ediyorlar. Birleşmek yerine, Safevilerin ve Siyonistlerin köleleri olarak ayrışıyorlar. Eski kabilelerin kendi aralarındaki savaşlarına dönme “keyfini” yaşamak için ABD’ye, Rusya’ya ve onların kolları mesabesindeki İsrail ve İran’a iki katı haraç ödüyorlar.

[Ebu Ya’rab el-Marzuki devrim sonrası Hammadi el-Cibali hükümetinde Devlet Bakanlığı da yapmış Tunuslu bir düşünürdür]

“Görüş” başlığıyla yayımlanan makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansı’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Ebu Ya’rab el-Marzuki 

Tercüme: Said İbicioğlu,Ali Semerci

Tavsiye Edilen Yazılar