Her sene küresel silahlanmaya dair oldukça kapsamlı bir yıllık hazırlayan Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsünün (IISS) 2019 yılı raporu, Orta Doğu’da silahlanmanın seyrine dair önemli bilgileri içeriyor. Ancak son senelerde olduğu gibi 2019’da da birçok uluslararası silahlanma kurumu, Katar, Yemen ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) askeri harcama verilerini kamuoyuna sunmadı. Yapılan açık kaynak araştırmaları sonucunda, bu analiz çerçevesinde, bu devletlerin askeri harcamaları da tahmini rakamlarla sunulacak.

Silahlanma verilerinin incelenmesi ve anlamlı bir analiz yapılması sadece okurları değil, zaman zaman araştırmacıları dahi yanıltacak düzeyde zor olabiliyor. Birçok uluslararası stratejik araştırma kurumunun yöneticileri tarafından da vurgulandığı gibi, silahlanma piyasası, okuması ve öngörmesi zor bir piyasa. Bu duruma biraz da olsa açıklık getirmek adına, güvenlik harcamalarının esasen askeri harcamalar (askeri unsurların tedariki ve bakım-onarım, askeri personel giderleri), savunma harcamaları (ülke orduları, paramiliter kuvvetler ve askeri operasyon ve ARGE giderleri) ve savunma-güvenlik harcamaları (askeri ve savunma harcamalarının birleşimi) olmak üzere üç parametre üzerinden ölçüldüğünü hatırlatmak faydalı. Burada yapılacak olan analiz, savunma harcamalarına dair olup askeri harcamalara dair bilgiler de sunmayı hedefliyor.

Körfez güvenlik iklimi dikkate alındığında, İran-Irak ile Suudi Arabistan-BAE arasında bir Tukidides tuzağı olarak adlandırılan “rakibin fazla güçlenmesinden duyulan korkuyla savaşın tercih edilmesi” potansiyeli giderek daha da belirginleşiyor.

Silahlanma verilerinin önemli parametrelerinden biri olan savunma harcamalarının toplam gayrisafi yurtiçi hasıladaki (GSYH) payı göz önüne alındığında, 2017’den bu yana devam eden düşüşün 2019 yılında da devam ettiği görülüyor. Bu durumun başlıca sebebi Orta Doğu’da sıcak çatışma bölgelerinin 2017 yılından itibaren daha istikrarlı bir hale gelmesi ve coğrafi değişiklik hedefleyen büyük ölçekli askeri operasyonların azalması. Ayrıca GSYH’nin nominal değerinin yükselmesinin, özellikle Arap yarımadasındaki savunma harcamalarının toplam harcamadaki payına negatif yönde bir etki yaptığı söylenebilir.

Hürmüz boğazında yaşanan hareketlilik ve Yemen krizinin daha derin bir boyuta ulaşması, bu iki cenah arasında Tukidides tuzağına yakalanma olasılığını her geçen sene daha da artırıyor.

2019 yılı özelinde savunma harcamalarının GSYH’ye oranı bakımından Umman, Suudi Arabistan, Irak, Cezayir, İsrail, Kuveyt, Ürdün, Bahreyn ve İran savunmaya bütçelerindeki en yüksek payı ayıran devletler olarak öne çıkıyor. Bölgeye bu anlamda liderlik eden Umman GSYH’sinin yüzde 11,7’sini savunma harcamalarına ayırırken, Suudi Arabistan yüzde 10,1 ve Irak yüzde 9,1 gibi oldukça yüksek oranlarla ikinci ve üçüncü sırada yer aldılar. Bu veri esasen bir devletin kendini ne kadar tehdit altında hissettiğini kanıtlamak için kullanıldığından, bu üç ülkenin bölgede mevcut statükoya dair en yüksek endişeyi taşıyan devletler olduğu söylenebilir.

Bölgeye bu anlamda liderlik eden Umman GSYH’sinin yüzde 11,7’sini savunma harcamalarına ayırırken, Suudi Arabistan yüzde 10,1 ve Irak yüzde 9,1 gibi oldukça yüksek oranlarla ikinci ve üçüncü sırada yer aldı.

2019 yılında Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın küresel savunma harcamaları, küresel toplamın yüzde 10,3’üne denk geliyor. Bölgesel bazda Orta Doğu, Kuzey Amerika, Asya ve Avrupa’dan sonra dördüncü sırada yer aldı. Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin savunma harcamaları tekil olarak incelendiğinde, 2015-2017 arasındaki düşüşün 2019 yılı itibariyle sona erdiği görülüyor. Bu değişiklikte rol oynayan en önemli faktörlerden birini, bölge ülkelerinden Umman, Katar, Mısır ve Suudi Arabistan’ın hava kuvvetlerinde geniş çaplı modernizasyonlara ve yeni filolar oluşturmaya yönelik alınan kararları oluşturuyor.

Bölge bazında Suudi Arabistan’ın Orta Doğu silahlanma yarışındaki liderliği 2019 yılında da devam ederken, savunma harcaması sıralamasında ikinci sırada BAE geliyor. Irak, İsrail, Türkiye ve İran da bu iki ülkenin ardından bölge ortalamasının üzerinde savunma harcaması yapan devletler. Körfez güvenlik iklimi dikkate alındığında, İran-Irak ile Suudi Arabistan-BAE arasında bir Tukidides tuzağı olarak adlandırılan “rakibin fazla güçlenmesinden duyulan korkuyla savaşın tercih edilmesi” potansiyeli giderek daha da belirginleşiyor. Bu bağlamda, bölge ordularının son senelerdeki durumu incelendiğinde, İran-Irak tarafındaki 800 bin kişilik muvazzaf askeri personel karşısında, Suudi Arabistan-BAE cephesinde bu rakam 300 bine yakın. Suudi Arabistan-BAE cephesinin insan gücü anlamındaki eksikliğini Mısır ordusuyla gidermeyi planladığı göz önüne alınırsa, Suudi-BAE-Mısır üçlüsünün muvazzaf askeri kuvvetinin 750 bine ulaştığı görülüyor. Hürmüz boğazında yaşanan hareketlilik ve Yemen krizinin daha derin bir boyuta ulaşması, bu iki cenah arasında Tukidides tuzağına yakalanma olasılığını her geçen sene daha da artırıyor. Bu durum da devletleri güvenlik duruşlarını yükseltmeye, dolayısıyla orduyu genişletmeye ve daha yüksek savunma harcaması yapmaya itiyor. Körfez askeri ikliminde önemli konumda olan Katar ve Umman arasında ise bir “kirpi ikilemi” oluştuğu gözlemlenebilir. Her ne kadar Katar ve Umman Körfez güvenlik atmosferindeki rollerini arttırmak istese de bu iki devlet İran, Suudi Arabistan, Irak ve BAE gibi güçlerle yakınlaştığı takdirde onların tahakkümüne girme riskiyle karşı karşıya.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika devletlerinin içinde bulunduğu bu ikilem ve tuzaklar, onları saldırı-savunma dengesinde mutlak avantaj kazanma arayışına itiyor. Bu bağlamda, Orta Doğu ülkeleri bölgedeki taarruz kapasitesi en yüksek muharip uçaklar, balistik füzeler ve İHA’ları tedarik etmeye çalışırken, bir yandan da en etkili hava savunma sistemlerini satın alıyorlar. 2019 yılı bu tarz stratejik silah sistemlerinin tedarikleri bağlamında düşünüldüğünde, İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Türkiye ve Mısır’ın öne çıktığı gözlemlenebilir. Bu bağlamda Suudi Arabistan, THAAD yüksek irtifa hava savunma sisteminin son adımı olan füze tedarik sözleşmesini 2019 Temmuz ayında imzaladı. Toplamda 5,3 milyar dolar tutarındaki bu sistem tedariki, Suudi Arabistan’ı bölgedeki en modern hava savunma sistemine sahip ülke konumuna getirecek. BAE’nin ise RQ-21A Blackjack taktik insansız hava aracından 20 adet ve CH-47F Chinook kargo helikopterinden ise 10 adet daha sipariş etmesi, denizlerdeki taktik keşif, istihbarat ve sınır ötesi operasyonların artacağına işaret edebilir. BAE’nin bu tedariklerinin Yemen’de ve Libya’da yürüttüğü askeri operasyonlarla doğrudan alakalı olduğu anlaşılıyor. Katar’ın 24 adet Apache AH-64E taarruz helikopteri ve AMRAAM hava-hava füzesini uzatılmış menzil versiyonundan tedarik etmeye çalışması, Körfez krizlerine karşı saldırı-savunma dengesini korumak adına yapılmış bir hamle olarak yorumlanabilir. Türkiye’nin elektromanyetik top, Akıncı SİHA, TF-2000 gibi projelere ciddi anlamda yatırım yapması ve Rusya ile Su-35 ve Su-57 uçaklarının tedariki üzerine görüşmeler yapması, bölgede modernleşen hava muharebe araçlarına karşı savunma kapasitesini arttırma amaçlı adımlar olarak görülebilir.

Devletlerin savunma harcamalarına dair yapılan tekil analizler, her ülkenin saldırı-savunma dengesinde hangi açıdan daha zayıf hissettiğini ortaya çıkarsa da, bölgesel düzeyde devletlerarası tehdit algısının 2019 yılında da yükseldiği verilerden anlaşılabilir. Arap Baharının başlangıcından bu yana devam eden süreçte, Orta Doğu ülkeleri sıcak çatışma alanlarında henüz tam olarak bir projeksiyona varamadığından, güçlenmeyi ve sert gücü tercih ediyorlar. Ancak bu noktada, büyük resme bakıldığında, 2019 yılı içinde ABD ve Rusya’nın ilk 100 savunma şirketleri içinde yer alan firmalarının toplamda 300 milyar dolar sipariş aldığının altını çizmek gerek. Bölge ülkeleri arasında giderek hızlanan silahlanma yarışının, en nihayetinde bölgenin kaynaklarının büyük güçlere aktarımı manasına geldiği sıkça gözden kaçırılan bir gerçek. Bölge devletleri hem silahlanma yarışı sebebiyle kaynaklarını olması gerekenden çok daha hızlı bir şekilde büyük güçlere aktarmakta hem de artan saldırı kapasiteleri sebebiyle devletlerarası ilişkilerde savaşı tercih etmeleri kolaylaşabilmekte.

Bu bağlamda bakıldığında, 2019 yılı da bölge devletleri adına, çözümün “kaybetmenin” farklı bir derecesi olan savaşta arandığı ve çok daha anlamlı yatırımlarda değerlendirilebilecek önemli kaynakların yapısal statükoyu beslemek için kullanıldığı gözlemlenmiştir. Orta Doğu ülkeleri adına rasyonel olan davranış, bir silahlanma yarışı yapılacaksa bile bunu yerli savunma sanayileri vasıtasıyla gerçekleştirmektir. Zira bu hızda ve derinlikte 10 sene daha devam edecek bir silahlanma yarışı, hem bölgesel saldırı-savunma dengesini sarsacak hem de bölgenin önemli askeri güçlerini tamamen dışarıya bağımlı hale getirecektir.

[Orta Doğu’da silahlanma ve güvenlik konularında çalışan Furkan Halit Yolcu Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü’nde (ORMER) araştırmacı olarak görev yapmaktadır]



Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi (HAS) üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.

AA

Tavsiye Edilen Yazılar