Rıskı veren Allah deyip geçeriz. Her zamanki alışkanlıklarımız  gibi derin düşünmeden, kalp tastik etmeden dilimizi yuvarlayıp söyleyi veririz. Oysa yuvarladığımız bu kelimede neler neler gizli!

Rızık olarak soframıza gelenleri düşünelim. Her gelenin temelinde toprak var, su var, hava var, Güneş var. Susuz, havasiz, Güneşsiz hayat olmaz deriz. Oysa, Yüce Rabbim´in bizi topraktan yaratmasının delilidir, topraksız hayatında olmadığı. Tohum toprağa düştüğünde, Rabbimizin belirlediği, içindeki şifreyle, Tomurcuğun içine kodlanmış özellikler, ardı ardına şartlar oluştukça bitkiyi bitirir. Bu Ilahi şifre sayesinde o çekirdeği veya tohumu bitki yapacaktır. Örneğin elma. Elmayı yedikten sonra çekirdeğini hemen atarız. Tadına baksak tat değil, şekline baksak süs değil. Ama onun içindeki şifredir, Toprağa düştüğünde onu elma ağacı yapacak. Su ve önceden belirlenmiş olan sıcaklığa ulaşınca, tohum yarılacak, filizlenecek, kök salmaya başlayacak. Toprağı yaracak. Her sene önceden belirlendiği kadar büyüyecek. Ağacının rengi şu olacak, kökünün toprağa tutunma şekli, yaprağının şekli, olgunluğa ulaşma zamanı, meyve vermek için çiçek açacağı mevsim, çiçekten elmaya dönüşme süreci, Elmanın olgunlaşması, büyüklüğü, kokusu, rengi, tadi, agacın ömürü, gibi bir çok özelliği o çekirdeğin içine gizlenmiştir. Bu bahsettiğim ağacı belki hayatımız boyunca görmesekte, onda biten bir meyve rızık olarak bize yazılmışsa, mutlaka soframıza gelecektir. O binlerce meyvenin içinde bizim için yetişmiş olanı, Yüce Allah, ambalajlarcasına kabuk giydirmiştir. Kusursuz taze servis için. Tıpkı fabrikada üretilen herhangi bir şeyin paketlendiği gibi. Fabrikalarda o paketlemenin oluşması için emek veren tasarımcılar, sağlıkçılar ve paketleyenleri de sayarsak binlerce kişinin verdiği emeği göz ardı edemeyiz. Oysa Yüce Yaradan bunu yarattığı herşeyde uygulamıştır.

Onu sulamak için yağmuru yağdıran, içinden ne ve ne kadar çıkacağını ve kimlerin; ne kadarını, ne zaman yiyeceğini bilendir, O. Hava durumunu dahi takip etmeye ihtiyaç duymadığımız, bilinmeyen bir diyardan gelmiştir soframiza. 

Şifreleme sistemi, öylesine mükemmel işlemektedir ki, hiçbir zaman hata olmaz. Elma ağacından armut çıkmaz.  Bu sene; bu ağaç aceba hangi meyveyi verecek demeyiz. Ne kadar verecek diyebiliriz. Aslında söz konusu olan,  Ağacın sahibine kazanç olarak yazılan rızıktır. Kimini yer, kimini de satar. Sattıklarıyla ezelde taktir ve tahsis edilen diğer çeşit rızıklarına ulaşmasına da vesile olur.

Yetişen bitkileri yiyen hayvanlardan da besleniriz. Ot oburları yiyen et oburlar da, dolaylı görünse de özünde topraktan beslenir. Yani, bitki de, hayvanın ot yiyeni de, et yiyeni de, yine topraktan gelmektedir. Iste bu nedenle her canlı öldüğünde toprak olur. Yani özüne geri döner.

Peki akan sudan aldığımız bir bardak su, bardağın dibinde kalan su. Belki milyonlarca Elma´nın suyunun çıkarıldığı bir fabrikada üretilen elma suyu, veya bir başka meyve suyu, bir kasaptan aldığımız kıyma, belki birkaç farklı hayvanın eti kullanılarak hazırlanmıştır. Bardağa doldurduğumuz ayranı içerken, bir kaç yudumdan sonra, devirdiğimizde ne oluyor. Farklı başaklardan toplanmış buğdaylar, fabrika veya değirmenlerde öğütülünce, toz halini alan unda karışan tanecikler. Bu karışımlar farklı tanelerden oluşmasina rağmen nasıl ayrı ayrı rızık olarak önceden belirleniyor.

Rıskımızı belirleyen Yüce Allah, Rıskımızı moleküller boyutunda belirliyor. Canlı, hiç yaşamamıs birşeyi yiyerek beslenemez. Yediklerimiz mutlaka yaşamıştır. Ve her birimize ayrı ayrı bu canlıyı oluşturan hücreler rızık olarak yazılmıştır. Rıskımız bütünün içindeki parçacıklarda gizlenmiştir. Tıpkı bizim içimizdeki yaşayan hücrelerin rıskı, yediğimiz bütünlerin parçalanıp hücre şekline dönüsmesinden sonra onlarla buluştuğu gibi.

Yani „Her canlının rıskına kefilim.“ diyen Yüce Yaradan, her canlının içindeki canli hücreleride belirtmektedir. Bardağin dibinde kalan su molekülleri, rıskımız olmadığı için dipte kalmıştır.

Dişimizin arasinda kalan birşey bile, sokakta yürürken, çıkarıp attığımızda veya yediğimiz birşeyi düşürdüğümüzde, oradaki başka bir canlının rıskını servis etmiş olma olasılığımız oldukça yüksektir. Kimi zaman yemek için aldıklarımızın, bir kısmını yiyemeyiz, çürüyüp gitti deriz. Aslında onlarda baktarilerin nasibi olarak taktir edilmiştir. 

Vücudumuzu emen Sivrisineğin rıskı, emdiği kan hücreleridir. Ne kadar dikkat etsek te, rıskıysa o sinek bizi ısıracaktır. Önceden belirlenmiş olan hücrelerimiz ona besin olacaktır.

Rıskı veren Yüce Yaradan, vücudun ve nefsin rıskını ayrı vermiştir. Nefs yiyeceğe, mala, paraya, güce doymaz. Vücut bir veya birkaç tabak yiyeceğe doyar. Vücut doyar, Nefs doymaz; daha fazla ye der. Başkasına kalmasın der. Sakla der. Paylaşma der. Hep ben der. Her ne kadar hep ben dese de; Vicdan devreye girdiğinde, lokma fakirle veya dostla paylaşılır. Yüce Allah, lokmamızı paylaştıklarımızın rıskına bizleri vesile kılar.

Yaradan katında, nefsini ezen, vicdanının sesiyle hareket edenler kazanır. Aldığımız her nefestedir, oksiyendeki rıskımız. O ise son nefesle biter. Her anımızda, verdiği her zerre rıskına muhtaç olduğumuz Rabbimize ne kadar şükür etsek azdır. Şükür teşekkürdür. Kendimizden örnek verelim. Birine birşey verdiğimiz de, beklediğimiz teşekkürü karşı taraf ediyorsa, ona verdiklerimiz hoşumuza gider, daha çok veririz. Nankörlük yapana bir daha kolay kolay birşey vermeyiz. Biz bile bu yaparken….

Yaradanımıza hakkıyla kalbimizin derinliklerinden samimi bir şekilde ettigimiz, her şükür, rıskımızı mutlaka artıracaktır. Şükür herşeyi onun verdiğini hatırlamaktır. Onun Rahmetinin ve hazinesinin bir sınırı yoktur, Çünkü O, mülkün asıl ve tek sahibidir.

Levent Kurt

Tavsiye Edilen Yazılar